18 Nisan 2014 Cuma - 09:39:06

41.Sayı

Medeniye ...

http://www.furkandergisi.com/components/com_gk2_photoslide/images/thumbm/796533sufi.jpg
http://www.furkandergisi.com/components/com_gk2_photoslide/images/thumbm/410099Seyh.jpg
http://www.furkandergisi.com/components/com_gk2_photoslide/images/thumbm/684821B_7.jpg
http://www.furkandergisi.com/components/com_gk2_photoslide/images/thumbm/65688441.Say__.jpg
http://www.furkandergisi.com/components/com_gk2_photoslide/images/thumbm/507070hakim.png
News Image

Furkan Meclisi Sohbetleri

....

News Image

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri:

Onlar Aslandır..!...

News Image

Ölüm Odası!

Telegram!...

News Image

41.Sayı

Medeniye Doğru......

News Image

Yalnış yapmış olabilirim!

Guk!...

Furkan'ın 47.Sayısında Paralel İhanet Print E-mail
KÜLTÜR-SANAT
Friday, 07 March 2014 12:54

 

 

 

"Paralel İhânet" kapağı ile Furkan Dergisi'nin son sayısı olan 47. sayısı yayınlandı. Kapak dosyası olarak belirlenen meselenin çetrefilli ve anlaşılamaz vaziyetini basında, kanallarda yapılan kalburüstü yorumlarda ve yine paralelcilerce s [ … ]

 
Zora Tâlib Olmak Print E-mail
Yazarlar
Tuesday, 24 December 2013 21:38

 

 

 

Saadeddin Ustaosmanoğlu


 

Nefs dâima kolaya tâlibtir. Ve; haklılığını isbat sadedinde binlerce mâzeret bulmakta zorlanmaz. Yeter ki, bir yanlışa kilitlenmiş olsun; ilginç ve sûret-i hak vehminde ne mâzeretler üretir… Ürettiği maz [ … ]

 
"Dostlara Rağmen" Mücadele! Print E-mail
YENİ FURKAN YORUM
Sunday, 22 December 2013 20:57

 

 

 

-elindeki yetkiyi kullan-

 

Dr. Latif Denizci

 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AYM'nin Balbay hakkında verdiği karar sonrasında kendi mahkemelerine başvuran ama tahliye talebleri reddedilen BDP'li milletvekilleri için, "onlar da çıkacaklar ama biraz zaman alacak" demiş.

 

Formulü ise şu:

 

"AYM'ne bireysel başvuru yapacaklar, Balbay ile aynı şartları taşıdıkları için aynı kararı çıkartacaklar ve tahliye olacaklar!"

 

Memlekette herşey hukuki(!) ya!

 

Kıran kırana bir savaş, sadece şimdi değil evvelden beridir bu böyle, kim haklı kim haksız, bu ise "flu!"

 

()

 

Çünkü herşey hukuki!!!

 

AYM'nin verdiği karar da, bu kararla onu tahliye eden mahkemenin kararı da, BDP'li milletvekillerini tahliye etmeyen Diyarbakır ACM'sinin kararı da!

 

Nihayetinde bu kararları, kasap Sabih, ayakkabı boyacısı Doğu, meyhaneci Vural, bakkal Kemal, fırıncı Haşim oturup da pişpirik masasında papaz'ın arkasına yazıp da imzalamadılar, çünkü hiçbir kıymeti yoktur, malum hukukçu değillerdir ve hukuki bir yetkileri de yoktur!

 

Bu kararları AYM'nin "seçkin yargıçları", "seçkin raportörleri", İstanbul ve Diyarbakır ACM'lerinin "üstün ve bağımsız yargıçları" yazdılar, ilam ettiler!

 

Kahvehanedeki vatandaşın bir mesele hakkında ne düşündüğü hiçbir şekilde önemli değildir; önemli olan "SEÇKİN, YÜCE BAĞIMSIZ YARGIÇ VE RAPORTÖRLERİN" ne düşündüğüdür!

 

Bütün bu bahsettiğimiz Kararlar, hukuk kararları mıdır, evet öyledir, o halde yazdığımız doğrudur:

 

Flu'dur herşey!

 

()

 

Bülent Arınç'ın formulü bellidir, o halde de komplo teorileri kurmaya gerek yoktur:

 

Sorular sormaya gerek vardır:

 

1) AYM'nin verdiği Kararlar'ın bağlayıcı olma hususiyeti olduğu doğru değil midir?

 

2) Bağlayıcılığı bir yana "emsal karar" olmaları doğru değil midir?

 

3) Bir kararın bireysel başvuru ile ortaya çıkması elbette bireysel başvuru yapan birey'i ilgilendirir ve karar onu hemen bağlar; fakat ORTAYA KARAR ÇIKTIĞI ANda ise aynı şartları haiz olan için, HUKUKİ BİR İÇTİHAD olduğundan, diğerlerini bağlamaz mı?

 

()

 

Hukuk, elbette belli usullere bağlıdır ama öncelikle İNSANİDİR ve MANTIKİDİR!

 

Bir milletvekili için geçerli olan karar, aynı şartları haiz başka milletvekili için, ki burada önemli olan sadece milletvekili kimliğine sahip olmakdır unutmamalı, geçerlidir; kaldı ki, karar, bireysel başvuru neticesi ortaya çıksa bile, ilk anda birey'i bağlıyor olsa da, ilamı ile birlikte HUKUKİ İCTİHAD niteliğini haiz olacağından şartları taşıyan herkesi bağlar!

 

Bunun tersi, görülmemiş bir şeydir!

 

Bir Esas'ın, bir nevzuhur Usül ile yokedilmesi, dünya hukuk literatürüne geçecek bir "efsansedir!"

 

()

 

Durum, böyleyken Bülent Arınç'ın, bu nevzuhur-zamane yorumla gelen karar karşılığında aklına gelen tek formülün, "AYM'ne başvuru" olması, kendisi de bir hukukçu olması bakımından ACIDIR!

 

Adalet Bakanlığı’nın CMK'dan gelen 309. madde yetkisi ne günlere yarıyor?

 

"KAMU ADINA BOZMA" kararı almak için illa MAHKUMLARIN, SANIKLARIN LEYHİNE VERİLMİŞ BİR KARAR mı olması lâzım da, BAKANLIĞIN ÇOK BİLMİŞ HUKUKÇULARI koştura koştura Yargıtay'a gitsinler!?

 

Bakanlık, hiç mi mahkûm lehine bir durum için aynı yetkiyi kullanmaz?

 

Misâl, Denetimli Serbestlik Kanunu'nun 105/A maddesi için Uygulamacı denilen pişpirikçilerin ayak sürçmelerindeki son kozları olan "Açık İnfaz Kurumu Yönetmeliği"ndeki o maddenin kaldırılması için dahi yerlerinden kıpırdamadılar da Mehmet Ağar'ın malum durumu olunca avukatı başvuru yaptı!

 

()

 

Bu memlekette bazıları "Demokratik mücadele, demokrasiyi inşaa etme" gibi bir şey yapıyoruz zannediyorlar hâlâ!

 

Fena yanılıyorlar, hâlâ "wake up-uyan"madılar lâkin!

 

17 Aralık gecesi bakanların çocukları toplandı da, bunlar yine de "hukuk!" deyip duruyorlar!

 

Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki bir "hukuk müşaviri", üstünden, Bakan'dan habersiz kendi kafasına göre bir "itiraz dilekçesi" yazıp AK Parti hükümetini "başörtüsünü engelleyen" olarak tescil ettirecekti, davalı olan durumu Akit'e bildirince ancak işin farkına vardılar ve dilekçeyi geri çektiler!

 

17 Aralık, bunun daha beteri!

 

Ve bunlar hâlâ, "AL ELİNE DİLEKÇEYİ HUKUKİ HAKKIN İÇİN BAŞVUR!" diyorlar!

 

()

 

Evet, bu ülkede bir mücadele gerçekleşiyor ve kimse darılmasın ama, bu mücadele hem karşıtlara karşı hem de böyle (kendi lafıdır "saflığımıza verin!" lafı!) UYANAMAYANLARA karşı, halkın teri ve kanıyla verilen bir mücadeledir!

 

Bu mücadele elbette HUKUK MÜDAFASI-MÜDAFA-İ HUKUK MÜCADELESİDİR!

 

Bir halkın, kendi HUKUKU için DOSTLARINA RAĞMEN verdiği bir mücadeledir!

 

Eğer, bu mücadelede "dostlar" da bir "katkı" yapmak istiyorlarsa, ellerindeki CMK'dan gelen yetkiyi en azından kullansınlar!

 

Kendi elindeki yetkiyi kullanmakdan aciz bir görüntü vermekden uzak dursunlar yeter!

 

22.12.2013

 

Okuma ve Dinleme Parçaları:

 

http://www.youtube.com/watch?v=rxiFHlVAQ8A&list=PL0D2E8A5E57B41081

 

http://www.youtube.com/watch?v=R4Aw_F8uajA

 

1) "Arınç: Başörtülü öğretmene itiraz ettiğimiz maalesef doğru"

 

http://www.radikal.com.tr/politika/arinc_basortulu_ogretmene_itiraz_ettigimiz_maalesef_dogru-1142946

 

2) "En fazla 6 ay yatacaklar"

 

http://www.haberturk.com/gundem/haber/905707-en-fazla-6-ay-yatacaklar

 

3) "Ağar’ın cezaevi infazını durduran mahkeme ilgili yasa hükmü Anayasa’ya aykırı dedi"

 

http://www.gencbaro.org/guncel/agarin-cezaevi-infazini-durduran-mahkeme-ilgili-yasa-hukmu-anayasaya-aykiri-dedi.html

 

4) "“FISTIK GİBİ YARGILAMA” İMİŞ! -angara’da vijdanlı olan var mı? ses ver!- Sinami Orhan"

 

www.furkanhaber.com/fistik-gibi-yargilama-imis/

 

5) "Ana Arterlerin Açık olması ve Başörtüsü Alakası! Dr. Latif Denizci"

 

http://www.furkanhaber.com/ana-arterlerin-acik-olmasi-ve-basortusu-alakasi/

 

6) "DÜSTUR: MÜDAFAA-İ HUKUK -“5 Aralık Metris Direnişi” ve Mısır-"

 

http://www.furkanhaber.com/dustur-mudafaa-hukuk-5-aralik-metris-direnisi-ve-misir/

 

 
Hukuka Bally Bay Print E-mail
YENİ FURKAN YORUM
Sunday, 22 December 2013 14:09

Av. Abdullah Özbek

 

Anayasa Mahkemesinin son günlerde vermiş olduğu BALBAY kararı üzerine birçok şey yazılıp çizildi. O kadar kelamdan sonra görünen manzara aynı… Akademisyeninden tutun da uygulayıcısına kadar hemen her perdeden özü itibari ile aynı kısık sesin gelmesinden başka bir şey yok ortada…


 

Meselenin en başından sonuna kadar tekrar eden cümlelerde uyutulan hakikat; “ahlâkın” bütünüyle görünmediği yerde hukuka bakan anlayış ve dolayısıyla “hukuk” ta ancak bu olabiliyor.

 

Olabileni ise şu tesbit ile idraklere bir kez daha teklif etmenin zarureti ile karşı karşıya kalıyoruz en azından anlamaya talibli olanlarına. Bakınız ne fısıldıyor, en başta bütünüyle biz hukukçulara:

 

 

“Bugün hukukla vakıâ, metinle ruh, mevzuatla tatbikât arasındaki fark gittikçe genişlemektedir; dünyada mevcut birçok anayasa tamamen göstermeliktir ve tarif ettikleri rejimin memlekette olanla hiçbir alâkası yoktur... Anayasa adeta mevcut rejimi gizleyen bir paravana vazifesi görür.”

 

Hukukla vakıa arasındaki mesafe neden açılıyor?

 

Normların, “ruh”tan uzaklaşarak metinler üzerinde donması ne demek?

Mevzuattaki bu donma hâli, tatbikatta istismar zemini olarak hukukun hayata temas eden bölgesini nasıl kuşatabiliyor?

 

Nasılına gelirsek, burası son derece çetrefilli ve zor bir alan…

Ancak bu alana talib olmaya dair başın başı kabilinden de olsa şu vakıa olan Balbay kararı üzerinden mevcut hukuka bakmak gerek…

Malum yukarıda zikrettiğimiz ve hükmen tutuklu bulunan vekil hakkında Anayasa Mahkemesi özü itibari ile Anayasanın 19. maddesindeki “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahibtir.” hakkı ile 67. Maddesinde düzenlenen “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları”nın uzun tutukluluk süresiyle kısıtlanmış olduğundan bahisle bu vekilin “tutuksuz” olarak yargılanmasına devam edilmesi yönünde karar verdi. Hâliyle buna benzer kararlar seçilmiş başkaca vekilleri hakkında da verilmiş ve Diyarbakır’daki yerel mahkemece reddedilmiş olmasına rağmen, İstanbul mahkemesince bu karara uyulmuştu.

 

Anayasa Mahkemesince verilen kararların mahiyetinin hukuki olup olmadığı bir yana, kararlar karşısında “fark”lı uygulama kararlarının varlığı bile -geçtik seçenleri de- seçilmişler arasındaki “eşitlik” ilkesinin ve dolayısıyla adaletin nerelerde olduğunu gözler önüne sermektedir.

 

Hemen herkesin bu alanda kilitlendiğini ve bu alan üzerinden görüş beyan ettiklerini gözlemlemek mümkün… Mesele de buradan kaynaklanmakta… Her zamanki gibi netice ile sebebi birbirine yakınlaştırıp, hatta birbirinin aynı olarak görmekle “sebebi” perdeliyoruz. Ve sonuçta, yanlış olanın netice de görünebilmesi, onun neticede doğmuş olduğu zannını veriyor bizlere…      Bu zannın etkisiyle, “neden adalet herkese eşit davranmıyor”, “üstünlerin hukuku” gibi söylenmesi kolay olan alanda kalıveriyoruz. Bu alandan çıkılamadığı sürece en başında söylediğimiz “kısık sesten” öte bir mana ifade etmiyor söylenenler.

 

O vakit sebebe bakmak gerekir… Yani kararın gerekçesine…

 

Kararda tutukluluğun kaldırılmasına gerekçe olarak şunlar zikredilmiş.

 

“Seçilme hakkı, mutlak olmayıp meşru amaçlarla sınırlanabilir. Nitekim, Anayasa'nın 67. maddesinde siyasi haklara "kanunda gösterilen şartlara uygun" olarak sahip olunacağı belirtilmiş, maddede bazı özel sınırlamalara yer verilmiş ve Anayasa'nın diğer maddelerinde de bu hakların kullanılmasına yönelik bazı sınırlamalar öngörülmüştür. Anayasa'da belirtilen sebeplere dayanılarak kanunla getirilen sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olması gerekmektedir. Benzer şekilde, AİHM de bu hakların sınırlandırılabileceğini kabul etmekte, ancak bu sınırlamaların "yasama organının seçiminde halkın görüşlerinin serbestçe açıklanmasını ve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ve etkisini ortadan kaldıracak ölçüde olmaması ve öngörülen amaçla orantılı olması gerektiğini belirtmektedir, (bkz. Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika, B.No. 9267/81, 2/3/1987, § 52; Tanase/ Moldova (BD), B.No: 7/08, 27/4/2010, § 157, 158, 161)

 

Başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlarda başvurucunun seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin gözetilmediği, dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir (§ 94-119). Başvurucunun makul olmayan bir şekilde tutuklu kalması, yasama faaliyetlerine katılmasını engellemiştir. Başvurucunun milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

 

Gerekçeden de anlaşılacağı üzere Mahkeme demek istiyor ki, vekil olan bu zatın milletvekili sıfatıyla sahib olduğu seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını uzun “tutukluluk” süresiyle kısıtlayamazsın.  Çünkü bunlar hem anayasal teminatı olan hem de AİHM kararlarının güvemce altına aldığı haklardır.

 

Ancak aynı mahkeme “vakıa” üzerine hukuku bu libasla örterken, asıl norm karşısında duran “vakıa”nın bu olup olmadığının tartışmasını kararında uzun uzadıya yapmış olmasına rağmen ilk perdelemeyi bu alanda yapıyor.

 

Vakıa bu değil çünkü. Karara konu vekilin yargılandığı ve hüküm giydiği suçun vasfı “vakıanın” bu olmadığının bizzat delilidir.

 

Bu vekil: Silâhlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı silahlı isyana tahrik etme; Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme; Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme" suçlarını işlediği iddiasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan bir dava kapsamında tutuklu olarak yargılanmaktadır.

 

Yani Milletvekillerinin tutuklanamayacağını düzenleyen asıl normun (Anayasanın 83. Maddesi) istisnası olarak getirilen Anayasanın 14. Maddesi kapsamındaki bir suç izafesi sözkonusu.

 

Aynı 14. Madde derki “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. “

 

İdeal bir yana cari hukuk açısından “tutukluluk” hukukidir. Ki aynı mahkeme kararında yapılan bir nitelemedir bu. Hatta hükmen tutukluluk daha da hukukidir. Uzunluğuna gelince, uzunluğu dahi hukuki olmasa da kanunidir.

 

Bu temel hak ve hürriyetleri yukarıda anılan madde hükmü doğrultusunda kullanmış olmasından dolayı yargılanmış ve yargılanmakta olan ve bu sebeple hakları kısıtlanmış birinin sonradan seçilmiş olmasından doğan haklarının yarışır gibi göründüğü bu “vakıa” da, yarışan kısıtlama ve haklar arasında tercihte hata yapılmış olduğu açıktır.

 

Süresi kanun karşısında “uzun” nitelendirilemeyecek tutukluluk halinin, Anayasal bir hüküm karşısında “hukuki” vasfını kazanmış olmasına rağmen, bir alt norm hüviyetine sahip dahi olmayan “seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez.” kanaati üzerinden kaldırılmış olması hiçbir hukuk ilkesi ile izah edilemez.

 

Mevcut görüntüsüyle bu izah edilemezliği içinde mahkemenin gerekçesi hukuki zeminden mahrum olduğu gibi adaletin tecelli ettiği kamu vicdanında dahi geçersizdir.

 

Bu durum bir gönüldaşımın “hukuka parende attırmak” diye tâbir ettiğinin hukuk penceresinden “hukuka Bally bay” olarak temayüz eden halidir.

 

 
Enformatik Körlük Print E-mail
Yazarlar
Sunday, 22 December 2013 13:19

 

 

 

-Çekirge 1 sıçrar, 2 sıçrar....-

 

Sinami Orhan

 

17 Aralık 2013 tarihi de ülkenin siyasi tarihine kazınamaz bir şekilde geçti.

 

Hâdiseyi anlatmaya hiç gerek yok; herkesin gözü önünde gerçekleşen bir vak'a... Burada so [ … ]

 
"MİRZABEYOĞLU VE YAKUP KÖSE ARAŞTIRMA .............." Print E-mail
Yazarlar
Tuesday, 26 November 2013 11:09


Sinami ORHAN



Sosyalistlerin bir önemli hususiyeti var. Propagandayı oldukça iyi beceriyorlar; haksız davalarını bile propaganda dili ile kitlenin zihnine, "Tamam ama bu da yapılmazmış!" diyerek sokmayı becerebiliyorlar!

 

9 Mart'ta dar [ … ]

 
Batı ve Batıcılar Batışlarını Hızlandırıyorlar Print E-mail
YENİ FURKAN YORUM
Tuesday, 20 August 2013 16:26

 

 

 

TAYFA SOHBETLERİ

 

Batı ve Batıcılar Batışlarını Hızlandırıyorlar

 

 

-Neler oluyor? Arab baharı açmadan solan gül misȃli geri dönüş mü yaşıyor? Hȃdiseler hızlı ve karışık gibi, nasıl değerlendirmeliyiz? Mısır’ın hȃli ortada.

 

- Bu saatten sonra ümitsizliğe düşenin iman zȃfiyeti mevzuunda problemi var demektir. Hȃdiseler sadece dış yüzüyle değerlendirmek, mevcut görüntüler itibariyle elbette insanda bir menfȋlik hissine sebeb oluyor. Asıl mesele, bütün bu görüntülerin sebeblerini unutmadan yola devam edebilmekte…

 

- Meselȃ?

 

- Zaman zaman zikrettiğimiz şeydir; YARALI HAYVAN HER ZAMAN TEHLİKELİDİR. Sakınmanız da ona göre olmalı. Batı ve onun yavrusu sayılan ABD çöküş krizi yaşıyor. Kuvvetli nöbetler sık sık Batı’nın bünyesini sarsıyor. Bu durum elbetteki hem devlet, hem de millet olarak paniklemelerine sebeb oluyor. Refleksleri de tabiȋ olarak bu psikolojiye göre…

 

- Mısır’da ordunun müdahalesine ihtilȃl diyememelerinin sebebi bu mu?

 

- Elbette. Şaşkınlar, çȃresizler. Aslında dikkatli bakanlar görür; bunlar dünde aynı şeyleri yapıyorlardı ama, kamuflajları sağlamdı, her şeyi yutturabiliyorlardı. Şimdi durum değişti. Onlar için deniz öylesine bitti ki, sistemlerini açıktan inkâr etmenin dışında bir yolları kalmadı.

 

- Helvadan yaptıkları putları açlıktan yiyorlar!

 

- Evet. Rȗhen açtılar, fakat makyaj yerinde olduğu için aldatıcılıkları kuvvetli idi. Makyaj akınca, rȗhen çöküşlerine bir de fizȋken çöküşleri eklendi ve bugünlere geldiler.

 

- Yȃni en umutlu dönemimizdeyiz öyle mi?

 

- Elbette. Mısır’da ordunun dünyanın gözü önünde katliama girişmesi dün için belki onlar açısından kısmen mantıklı görülebilirdi, fakat bugün tamamen çȃresizlik alȃmeti. Zȋra, dün akmamış makyajlarıyla cinayetlerini gizlemekte zorluk çekmiyorlardı, bir de topyekûn insanlığın gözü bu kadar açık değildi. Bugün öyle mi?

 

- Katliamı yapan Mısır ordusu!

 

- Ne münasebet! Batılılar’ın ve Batılılaşmışlar’ın desteği olmadan Mısır ordusu yerinden kıpırdayamaz. Batılılar makyajlı dönemlerinde kendileri adına gerçekten büyük iş başardılar, İslȃm ülkelerinin tümünde bir Truva atı kurmayı becerdiler. Şimdiye kadar bu Truva atlarını hep endirek kullandılar ki, muhatabları, yani sömürdükleri insanlar uyanmasın. Fakat şimdi öyle çȃresizler ki, can havliyle ellerindeki Truva atlarının içlerini boşaltıyorlar. Dolayısıyla Ümmet Truva atlarının içindeki hȃinleri net olarak görmeye başladı.

 

- Suriye’de Hafız Esad Hama ve Humus’ta elli bin Müslüman öldürmüştü, yoluna devam etti. Şimdi oğlu yüz bin Müslüman öldürdü, yoluna devam ediyor. Bu, yaptıkları yanlarına kȃr kalıyor düşüncesi doğurmuyor mu?

 

- Hayır. Doğurmamalı. Hafız Esad zamanı, diktatörlüklerin Batı lehine kullanıldığı müsait zamanlara denk geliyor ve de Müslümanların en zayıf zamanlarına. Bu sebeble o zaman Müslümanlar Hafız Esed’le baş edemediler. Şimdi öyle değil.

 

- Nasıl?

 

- Suriyeli mücahidlerin lideri bir konuşmasında şöyle diyor, “Biz Esad’le savaşmıyoruz, İran’la, Rusya’yla, Çin’le savaşıyoruz.”… Siz bunun yanına rahatlıkla,  İsrail’i,  Amerika’yı ve Avrupa’yı da katabilirsiniz. Zira bu lider zaman ve mekȃn şartları itibariyle pragmatist (faydacı) davranmak zorunda olduğundan bu ülkeleri zikretmez. Zikretmemesi elbette dost olduklarını göstermez. Anlıyoruz ki, dün bir Hafız Esad’i yenemeyenler, bugün bütün dünyaya kafa tutuyorlar. Evet, güçleri ȋtibariyle emperyalistler her tarafı karıştırmaya başladılar ama, her yerden kıçlarına tekmeyi yiyerek defolup gidiyorlar. Irak’tan gittiler, Afganistan’dan gidiyorlar. Hiç şübhemiz olmasın ki, Mısır’dan da, Pakistan’dan da, Suudi Arabistan’dan da gidecekler. Zaman öylesine aleyhlerine döndü ki, gitmemeleri eşyanın tabiatına aykırı olur.

 

- Bu kadar ümitlisiniz?

 

- Evet, bu kadar ümitliyim. Daha önce de söyledim herhȃlde, Fransızlar’ın yaşayan bir filozofları var, hocaların hocası diye takdim edilir. Ona soruyorlar, “Batı bu krizi atlatabilir mi?”,  “Hayır” diyor.

 

Adam içinde büyüdüğü sistemi biliyor. Ve bu ahlâksızlıkla hangi sistem olursa olsun ayakta kalmaz; görüyor… Mısır’da ve İslȃm ülkelerinin tümünde dönen dolaplara bu gözle bakılmalı, yȃni yaralı hayvanın debelenmesinden kaynaklanan tȃli yaralanmalar. Asıl yaralı olan, gebermekte olan bu tȃli zararlara sebeb olan yaralı mahlûktur.

 

- Necati Aydoğdu’nun 1 Mart 2006’da dergimizde yayımlanan “Hamas’ın Hatırlattıkları” isimli makalesine değineceğinizi söylemiştiniz sohbet öncesi.

 

- Ha evet. Hamas’ın Filistin’de seçimleri kazanmasından sonra gelişen olaylardan bahsediliyor orda. Milliyet’ten Yasemin Çongar’ın şu sözünü nakletmiş. Diyor ki Çongar: “Uluslararası topluluk, devlete giden yolda ilerlemenin, Hamas’ın demokrasiyi seçmesinden geçtiğini Filistin halkına göstermeli.” Seçim yapılmış, Hamas kazanmış, kadının söylediğine bak! Halk seçmiş mi, seçmiş. Nasıl idare edileceğini sana mı soracak?

 

Bunu şunun için anlatıyorum. Batı bugüne kadar demokrasiyi makyajlı ve kamuflajlı olarak içimize nüfuz ettirmeye çalıştı, ettirdi. Fakat bugün bunu başaramıyor. Demokrasiyse demokrasi, seçimse seçim, Mısır’da hepsi oldu ve İhvan iktidar oldu. Yȃni Batı’nın tercih ettiği yoldan. Peki ne oldu?

 

Batı aslında demokrasiyi, insanlığı sömürmek için en iyi sistem olarak gördü ve uyguladı ve de başardı. İçimizdeki Truva atları bu başarının alȃmetidir. Fakat şimdi bir şey oldu. Bu gözden kaçmamalı, çok enteresan gelişmelerin işaretidir bu, daha dün demokrasi ȋman edilmesi gereken bir inanç olarak insanlığa yutturulmuştu, muhalif olanı da kafasına vurarak susturmak mümkündü. Hâlbuki bugün, Mısır katliamı vesȋlesiyle Başbakan Erdoğan çıkıp Batılılar’ın gözünün içine baka baka: “DEMOKRASİYİ TARTIŞMAYA AÇACAĞIZ” diyor… Bu söz üç gün önce söylenseydi, söyleyeni üç gün içinde paketleyip postalarlardı. Ama bugün güçleri buna yetmiyor. Mısır’da ve Suriye’de yaptıkları can havliyle yapılan şeylerdir ve yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarından batışlarını hızlandırmaktan başka bir şeye yaramıyor.

 

- Anlaşılıyor ki, ümitsiz olanlarımız görüntünün aldatıcılığına kanıyorlar. Perde arkasını, satır aralarını dikkate alanlar aslında bu savaşı kazandığımızı rahatlıkla görebilir!

 

- Aynen öyle. Mesele şuna dönmemeli; dünya yansa, benim yüzümdeki sivilcenin acısı beni her şeyden daha fazla ilgilendirir… Bunun gibi; ben gördüğüme inanırım, İslȃm ȃlemi kan revan içinde, neyin umudunu taşıyayım dememeli. Perdenin arkasını görmeyi, satır aralarını okumayı denemeliyiz. O zaman her şeyin nasıl değiştiğini, açık bir zaferin eşiğine geldiğimizi görebiliriz. Ve ne yapacağımızın idrȃkına ulaşırız. Ört ki ölem noktasına gelmek vebȃldir.

 

- Necati Aydoğdu’nun yazısından bir not daha okuyacaksınız herhȃlde!

 

- Evet. Bu notta Batılılar’ın ne kadar geç kaldıklarının delili var. 2006 Filistin seçimlerinden, 2011 Mısır seçimlerine kadarki süreçte öyle şeyler oldu ki, emperyalistler sadece putlarını yemekle kalmıyorlar, üstelik yedikleri putlar gırtlaklarına tıkanıyor ve ecel terleri döküyorlar. Mevzuyu aktarmadan Devlet Bakanı Ali Babacan’ın bir zamanlar söylediği sözü de hatırlatayım, diyordu ki (meȃlen); “Batıı parlamenterlerle konuşurken gözlerindeki korkuyu görebiliyorsunuz”… Bu durumdalar yȃni!

 

Aydoğdu Çongar’dan naklediyor:

 

«Son günlerde konuştuğum birçok ABD’li, Türk ve İsrailli gözlemciden aynı tepkiyi dinledim:

 

“ Sonuç, Bush’un budalalığının kanıtı. Arab dünyasında her yerde sandık kurmaya, her isteyeni seçime sokmaya kalkarsan olacağı bu.”

 

İsrail’in Haaretz gazetesinde hem bu tepkiyi iyi yansıtan ama hem de demokrasinin geri dönülmezliğini vurgulayan, Aluf Benn imzalı bir analiz vardı:

 

“Bush’un tetiklediği demokratikleşme süreci ve Arab uydu televizyonlarının ilerlettiği açık tartışma ortamı, eski çatıyı un ufak ediyor… İsrail Bush’un demokratikleşme girişiminde, bölgenin gerçekleri hakkında hiçbir fikri olmayan naif Amerikalılar’ın kibrini gördü… İsrailliler Amerikalıları, başıboş bir Arab demokrasisinin iktidara Batılı libarelleri değil, Müslüman Kardeşleri getireceği konusunda uyardılar. Ama Washington dinlemedi, seçimlerin yapılmasına ısrar etti… Hamas etkisi Amman ve Kahire’yi de vuramadan, hem Washington’ın hem Kudüs’ün durumu yeniden gözden geçirmesi gerek. Ne olursa olsun, demokratik değişimi geriye döndürmek ve eski diktatörlüklerle yeniden rahat bir ilişki başlatmak kolay değil.”

 

Görüyorsunuz değil mi? Bu analizdeki ahlâksızlık bir yana, asıl görünmesi gerekeni işaretleyelim ki, başından beri söylediklerimizin sağlaması olsun. Ne diyor Benn; “tartışma ortamı, eski çatıyı un ufak ediyor…”»

 

İsrailliler Amerikalıları ne diye uyarıyor; “Başıboş bir demokrasinin iktidara Batılı libarelleri değil, Müslüman Kardeşleri getireceği…”  Ve; Washington laf dinlemiyor mu, yoksa çaresizlikten mi böyle davranıyor; elbette çaresizlik. Asıl bomba şu: “Ne olursa olsun, demokratik değişimi geriye döndürmek ve ESKİ DİKTATÖRLÜKLERLE YENİDEN RAHAT BİR İLİŞKİ BAŞLATMAK KOLAY DEĞİL.”

 

- Sisi ile bunu şimdi Mısır’da deniyorlar!

 

- Evet, ama kolay olmadığını da kendileri yıllar önce görmüşler. Katliam yapmayı başarabilirler fakat asla sonuç alamazlar; bu iş bitmiştir.

 

- Türkiye’ye gelirsek!

 

- Türkiye için asıl söylenmesi gereken herhȃlde mȃnȃ ȃleminde yoğunlaşmakla mümkün. Fakat bu dil bize şimdilik yabancı olduğu için fizik kȃideler üzerinden ilerliyoruz. Mȃnȃ dilinden anlasaydık herhȃlde Allah dostları bizlere ilginç şeyler söylerlerdi; anlamıyoruz. O hȃlde mantık hesablarına devam ki, “Kelȃm yalama olsa da” yapacak bir şey yok.

 

- “Kelȃm fuhşu” meselesinden bahsediyorsunuz!

 

- Evet. Acı duymadan, hissettiklerini gerçekten inanmadan ne yapabilirsin ki. Söylediklerin ne mȃnȃ ifȃde eder ki. Nasıl olsa söylediklerimin hesabını soran yok; salla gitsin.

 

- Bu durum biraz da ben merkezci olmayı getiriyor herhȃlde. Ve hesablarda ümmetin menfaatine oluşmuyor. Uzun uzadıya değil de hemen bir fırça darbesiyle resmi göstermek istesek ne diyebiliriz?

 

- Bugün Türkiye’de görünmeyen bir tehlike var. Yaralı hayvanın hamle yapma tehlikesi… Mısır’da da daha düne kadar böylesine büyük bir katliama ihtimâl verilmiyordu ama oldu. Belki Türkiye’de şimdilik böyle bir tehlike görülmüyor. Fakat, Başbakan Erdoğan’ın birkaç hafta önce söylediği sözü unutmayalım (Mealen): “Böyle bir kalkışmayı güvenlik güçlerimiz önler.” Gezi Parkı olaylarında yapılan prova yabana atılmamalı. Bir kesim gerçekten kararlı ve “bize yȃr olmayanı size de yȃr etmeyiz” kararlığı gösteriyorlar. Gezi olaylarındaki uluslararası parmağı hesaba katarsanız işin ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Ve bu ciddiyete göre hareket etmenin gerekliliğine inanırsınız.

 

-  Ne yapılmalı? Devletin kolluk kuvvetleri var vs. Biz ne yapabiliriz ki?

 

- Önce şu unutulmamalı. Oyunu kuranlar kurallarını da koyuyorlar. Mısır’da Mursi halkın oylarıyla geldi, bir buçuk sene sonra ordunun müdahalesiyle gitti. Ama Mısır ordusuyla bizimkiler falȃn demenin ȃlemi yok. Bu işler ille de orduyla olur diye düşünmemek lȃzım. Her çeşit hamlenin düşünüldüğü Gezi olaylarından sonra anlaşıldı. Hangi çeşit olduğu önemli değil, önemli olan karşı tarafın niyeti. Bu niyetin iyi olmadığı ȃşikȃr. Bu niyet iyi olsaydı Başbakan uluslararası kuruluşlara ve devletlere bu kadar yüklenir miydi? Düşmanlıkları ve hainlikleri apaçık, öyleyse topyekûn bir tedbire başvurulmalı.

 

- Nasıl?

 

- Bir fırça darbesi ile resmi göstermek dedin ya, o fırça darbesinin şu olduğunu düşünüyorum: İRİLİ UFAKLI BÜTÜN STK’LAR BU DURUMLA İLGİLİ BİR KONSENSÜS BELİRLEMELİ VE LEGȂL YOLLARDAN GERÇEK BİR MUKAVEMETİN ALTYAPISINI OLUŞTURMALI… Bu durum Başbakan’ın da elini kuvvetlendirir… Elbette kazanacağız, fakat az zayiatla olması arzumuzdur. Aydoğdu’nun yazısından son bir notla bitireyim:

 

«ABD’in eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Rikhard Murphy’den: “Filistin İslȃmî Direniş Hareketi Hamas’ı halkın iktidara taşımasının Amerika’yı çaresiz bıraktığını söyledi. Murphy, “Seçim sonuçları ABD’yi Hamas Filistin meselesinde nasıl karar vereceği konusunda çaresiz bıraktı. Amerika şimdi ne yapacağını bilmiyor” dedi.»

 

Evet, Amerika şimdi Mısır konusunda da ne yapacağını bilmiyor. Her debelenmeden sonra kan kaybı fazlalaşıyor. Gözlerinin feri söndüğünde bir iş bitmiş olacak Allah’ın izniyle.

 

- Şunu da değerlendirmek lâzım; emperyalistlerin gidişatından anlıyoruz ki, çok fazla hata yapıyorlar. Sanki ferasetleri kapanmış. Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu durum, Amerika’nın Irak ve Afganistan yenilgisi, Pakistan’da can çekişiyor olması vs… Sanki…

 

- Sanki şu; ALLAH NURUNU TAMAMLIYOR…

 

 
Furkan Dergisi 4. Türkiye Dergi Fuarı'nda Print E-mail
Furkan Dergisi
Thursday, 24 October 2013 08:08

 

Dördüncüsü düzenlenen Türkiye Dergi Fuarı, İstanbul Sirkeci Garı'nda başladı. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın açılışını yaptığı fuara yüzün üzerinde dergi katılıyor.

 

23-27 tarihli arasında sürecek fuarda yerini alan Furkan Dergisi misafirl [ … ]

 
Salih Mirzabeyoğlu Milli Gazete'ye Konuştu -Tam Metin- Print E-mail
İKTİBAS
Monday, 24 June 2013 08:33

 

Bugün Millî Gazete'de (24.06.2013) gazeteci Şükrü Sak'ın Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'yla gerçekleştirdiği mülakat yayımlandı. Gazetenin imkânları dahilinde kısaltılarak yayımlanan mülakatın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.

 

 

“ZALİM OLMAKTANSA MAZLÛM OLMAYI TERCİH EDERİM…”

SOHBET-İNTİBA [ … ]

 
<< Start < Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Next > End >>

Page 1 of 49


Çare: Yeni Kadrolar!

ÇARE: YENİ KADROLAR! Sinami Orhan Aslında başlangıcı 2007 seçimlerine, milletvekillerinin tesbitine kadar geriletebiliriz. Başbakan Erdoğan, "öz adaylarımızla seçimlere gireceğiz; liste hazırlayın" direktifini vermesine...

Devamı...

Furkan'ın 47.Sayısında Paralel İhanet

Furkan'ın 47.Sayısında Paralel İhanet

      "Paralel İhânet" kapağı ile Furkan Dergisi'nin son sayısı olan 47. sayısı yayınlandı. Kapak dosyası olarak belirlenen meselenin çetrefilli ve anlaşılamaz vaziyetini basında, kanallarda yapılan kalburüstü yorumlarda...

Devamı...

Bütün Fikrin Gerekliliği

Bütün Fikrin Gerekliliği

  Enes Mollaoğlu   “Parça bütünün habercisidir.” Bütünden haber vermeyen parça ise, büsbütün dağınıklık sebebi; çağımızın da hastalığı. Bütün Fikir’in elde edilebilmesi, MUTLAK FİKİR’in idraki ile mümkün....

Devamı...

Zora Tâlib Olmak

Zora Tâlib Olmak

      Saadeddin Ustaosmanoğlu   Nefs dâima kolaya tâlibtir. Ve; haklılığını isbat sadedinde binlerce mâzeret bulmakta zorlanmaz. Yeter ki, bir yanlışa kilitlenmiş olsun; ilginç ve sûret-i hak vehminde ne mâzeretler...

Devamı...

"Dostlara Rağmen" Mücadele!

      -elindeki yetkiyi kullan-   Dr. Latif Denizci   Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AYM'nin Balbay hakkında verdiği karar sonrasında kendi mahkemelerine başvuran ama tahliye talebleri reddedilen BDP'li...

Devamı...

Hukuka Bally Bay

Hukuka Bally Bay

Av. Abdullah Özbek   Anayasa Mahkemesinin son günlerde vermiş olduğu BALBAY kararı üzerine birçok şey yazılıp çizildi. O kadar kelamdan sonra görünen manzara aynı… Akademisyeninden tutun da uygulayıcısına kadar hemen her perdeden...

Devamı...

Enformatik Körlük

Enformatik Körlük

      -Çekirge 1 sıçrar, 2 sıçrar....-   Sinami Orhan   17 Aralık 2013 tarihi de ülkenin siyasi tarihine kazınamaz bir şekilde geçti.   Hâdiseyi anlatmaya hiç gerek yok; herkesin gözü önünde...

Devamı...

Furkan'dan Şah İsmail ve Safevîler Dosyası

Furkan'dan Şah İsmail ve Safevîler Dosyası

    Yavuz Sultan Selim Han dolayısıyla "hem suçlu hem güçlü" şer taifelerin Ehl-i Sünnet Ve-l Cemaat'e yani İslâm'a kin kusuşlarını seyrediyoruz. Öte yandan “kültür, mânâ” derken Türk'ün mânâsı manipüle edilmek üzere...

Devamı...

"MİRZABEYOĞLU VE YAKUP KÖSE ARAŞTIRMA .............."

Sinami ORHAN Sosyalistlerin bir önemli hususiyeti var. Propagandayı oldukça iyi beceriyorlar; haksız davalarını bile propaganda dili ile kitlenin zihnine, "Tamam ama bu da yapılmazmış!" diyerek sokmayı becerebiliyorlar! ...

Devamı...

Furkan Dergisi 4. Türkiye Dergi Fuarı'nda

Furkan Dergisi 4. Türkiye Dergi Fuarı'nda

  Dördüncüsü düzenlenen Türkiye Dergi Fuarı, İstanbul Sirkeci Garı'nda başladı. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın açılışını yaptığı fuara yüzün üzerinde dergi katılıyor.   23-27 tarihli arasında sürecek fuarda...

Devamı...


24'de Mirzabeyoğlu

Sirri Sureyya Onder;Salih Mirzabeyogluna iskence Son Bulmalidir . - 24'de Mirzabeyoğlu "Kanal24"de 17 Eylül 2010 cuma günü yayınlanan...
THE ISSUE OF TORTURE AND PALESTINE

 INTRODUCTION We would like to present some selected passages form a conference talk titled "The Issue of Tortue and Palestine" that was given by...
Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleriyle Yaptığımız Sohbetin Tam Metni

           Takdim     Furkan Dergisi'nden iki arkadaş El Hakkânî Hazretlerini ziyarete gittik. Ziyaretimizin sebebi, dergi...
Garib-Der Başkanı Abdurrahman Koç, “HAPİSHANEDEKİ KARDEŞLERİMİZ UNUTULUYOR!”

    Röportaj: Enes Mollaoğlu   “Allah kurtarsın”; hapishanede olan kişiler hakkında, ağzımıza pelesenk olmuş bir dua! “Allah...
Furkan'ın 47.Sayısında Paralel İhanet

      "Paralel İhânet" kapağı ile Furkan Dergisi'nin son sayısı olan 47. sayısı yayınlandı. Kapak dosyası olarak belirlenen meselenin...
Furkan'dan Şah İsmail ve Safevîler Dosyası

    Yavuz Sultan Selim Han dolayısıyla "hem suçlu hem güçlü" şer taifelerin Ehl-i Sünnet Ve-l Cemaat'e yani İslâm'a kin kusuşlarını...
28 ŞUBAT VE KAPIYI ÇALAN YAHUDİ

            Yahudi'ye laf söylemeyin, ilkönce sol cenahtan îtirazlar yükselir; milliyetçi söylem, kafatasçılık, insanlık dışı...
Erdoğan Dikta Kuruyor!

        Sosyolojik tesbitlerin toplumlarda yaşananlardan çok sonra devreye girmesi, bir bakıma sosyoloji ilminin avantajıdır......
Salih Mirzabeyoğlu Milli Gazete'ye Konuştu -Tam Metin-

  Bugün Millî Gazete'de (24.06.2013) gazeteci Şükrü Sak'ın Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'yla gerçekleştirdiği mülakat yayımlandı....
Suçlu Olan Affedilir Ben Af İstemiyorum

  Brifingli yargının ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkum ettiği ve 10 yıldır hücrede tutulan mütefekkir Salih...
Bütün Fikrin Gerekliliği

  Enes Mollaoğlu   “Parça bütünün habercisidir.” Bütünden haber vermeyen parça ise, büsbütün dağınıklık sebebi; çağımızın...
"Dostlara Rağmen" Mücadele!

      -elindeki yetkiyi kullan-   Dr. Latif Denizci   Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AYM'nin Balbay hakkında verdiği karar...
Askerî Silah Telegram -Zihin Kontrolü-

   Reha Suvari  rehasuvari1999@yahoo.co.jp   BU YAZI NİÇİN? Okuduğunuz çalışma, -Batıda- hakkında belli bir şuur ve...
Zihin Kontrolü ve İnsan

      Ömer Emre Akcebe   I.   BÖLÜM Uluslararası Sosyal Kontrolün Altyapısı PSİKOLOJİNİN LABORATUVAR ORTAMINA TAŞINMASI Almanya,...
İbadetten Firar Eden Allah'tan Firar Eder!

   Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu Kuddise Sırruhu  “Kim Rahman’ın zikrinden boş kalırsa, biz ona şeytanı musallat ederiz. Şeytan onun...
Her Hâlimiz Bir Olsun

   Şehid Bayram Ali Öztürk    Elhamdülillah benim imanım kuvvetli, ben yaşadığım müddetçe anama sövdüremem. Osmanlı’nın...

SAVUNMALAR

Salih Mirzabeyoğlu Savunması -II-

  17.Nisan. 2000, İst. Beşiktaş DGM Geçen celsede, “teferruatı kendine bağlayan asıl” hâlinde, söylenmesi gerekenleri söyledim... Bu celsede, teferruat kabilinden söyleyeceklerim ve yer yer hatırlatıcı zaruri ...

Salih Mirzabeyoğlu Savunması -I-

 26.01.2000, İst. Beşiktaş DGMTAKDİM:28 ARALIK 1998’de Salih Mirzabeyoğlu’nun gayri hukukî bir şekilde tutuklanması ile başlayan süreç, 25 Ocakta 10 İBDA mensubunun yaralanıp bir gönüldaşımızın şehid olduğu Metris baskını ile yeni bir safhaya girdi. Metris ...

SALİH MİRZABEYOĞLU KİMDİR?

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Create an account
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    We have 107 guests online

    Site İçi Arama

    Furkan Dergisi -Arşiv-