Wednesday
Feb 08th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Bir Mektub Bir İkâz

إرسال إلى صديق طباعة

Kürt meselesine değindiğimiz 35. sayımızı cezaevlerinde bulunan 400'e yakın mahkûma gönderdik...

Kürtçülük meselesinden mahkûm bu vatandaşlarımızdan gelen cevabları tümüyle yayınlamamız mümkün olmadığından bir tanesini seçtik.

Seçtiğimiz bu mektubda dikkatinizi çekmek istediğimiz bir mevzu var ve zaten bu mevzu için bu mektubu yayınlıyoruz.

Mektub kurşun kalemle yazılmış... Ve; senelerce cezaevi serüveni yaşamış kişiler olarak mektub mevzuunun cezaevi yönetimlerince nasıl değerlendirmeye tâbi tutulduğunu iyi biliriz.

Keyfe keder mektub karalama vak'ayı âdiyedendir cezaevlerinde. Bu mektubda da aynı şeyler olmuş. Fakat bize ilginç gelen bir husus var bu karalamada. Silinmiş kelimeleri izlerinden okuyabildik. Bu kelimelerin altını çizdik; anlaşılsın diye. Orada en çok dikkatimizi çeken, AKP isminin silinmiş olmasıydı. Rejimden demokrasi ve hürriyet isteyenler, mahkûmların mektublarına musallat oluyorlarsa veya buna engel olmuyorlarsa, varlık sebeblerini inkâr ediyorlar demektir ki, zâten mektubda yazılanlar da bu zihniyetin düşüncelerini mâhiyet olarak çok iyi belirtiyor...

AKP kendine gelmeli!

 

Allahın ismiyle.

Allahın selamı üzerinize olsun değerli Furkan çalışanları.

Şahsıma gönderdiğiniz kıymetli derginizi aldım ve okudum bu nedenle sizlere teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim. Okuduklarım sayesinde özellike "Kürt sorunu" üzerine düşünce açımın genişlediği ve sorunun farklı boyutlarını görmemi de sağladığınızı belirtmem gerekir. Tabi toplumsal sorunlara, olaylara duyarlı her insan gibi asıl sorunun "Kemalise" kaynaklı olduğunun farkındayım. Fakat gerçek dindarların AKP zihniyeti ve Kemalizmle bu kadar sorunlu olduğunu doğrusu tahmin etmiyordum. Sorunla ilgili görüşlerimi de belirtmek isterim.

Türkiye'de Kemalist kesimlerin (Egemen Sınıfın) kendi dışında herkesle sorun yaşadıkları bir gerçektir. Kemalist zihniyetin babası olan İttihatçıların Cumhuriyet öncesi Kürtler, Ermeniler, Dindarlar'la büyük sorunlar ve çatışmalar yaşamış olması tüm bu unsurların Kemalistler tarafından da düşman olarak algılanmasına neden olmuştur. Nitekim Cumhuriyet dönemi başlarında başta dindarlar olmak üzere Kürtler ve daha sonrasında da Rum ve Ermeni yurttaşların (6-7 Eylül olaylarıyla) imhası gerçekleşmiştir.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasında özellikle dindar kesimleri ve Kürtleri asli unsur olarak algılayan zinhiyet, Cumhuriyetin kurulmasından sonra yerini tüm bu unsurların -İttihatçı genlerden kaynaklı- düşman saflarında görmesine ve asli unsurun yalnızca "Beyaz Türklerden" oluştuğu bir ideolojiye dayandırmış ve ideolojilerinde oluşturdukları yasal -anayasal- zemine oturtmuşlardır. Devletin "demokratik" olan üç erkide ideolojik olan diğer erki de -Hükümet olarak ordu- aynı faaliyetleri yürütmüş, kendileri dışında hiçbir unsura tahammül edememiştir. Cumhuriyet döneminde olagelen darbe ve benzeri askerî dayatmaları, dört erkin aynı konsensüs içerisinde mevcut statükoyu perçinlemek amacıyla yaptığı böylelikle farklı unsurların tasfiyesine odaklı darbeden ziyade, darbe süsü verilen imha politikalarıdır.

Bugün iktardaki AKP zihniyeti de aslında "Ilımlı İslâm" olmaktan uzak "Ilımlı Kemalist" bir zihniyettir. Darbeler ve baskılarla halk kitlelerini asimile edemeyen zihniyet AKP'nin ılımlı ve kaypak siyasetiyle dindarları ılımlı Kemalist, Kürtleri de önce AKP'leştirmek ve daha sonra Kemalist rejime kaydırmayı amaçlamak yani asimile etmektir. Özellikle son bir yıldır önce "Kürt açılımı olarak başlatılan süreç halkların karşı karşıya gelmesini ve ardından gelebilecek diktatöryal baskılarla bir "orta yol"da yani ılımlı Kemalizm'de buluşturma çabasıdır. Nitekim "açılımın" son aşamasında ismi "Millî Birlik Projesi" olarak halka ilan edilmiştir. Türkiye'de her "Millî" terimin de Kemalizmî çağrıştıran bir kavram olduğu da unutulmamalıdır; -Milli Güvenlik Konseyi- gibi.

Kürt sorununun çözümü isteniyorsa, ilk etabda yapılması gereken şübhesiz sorunun doğru tesbitidir. Türkiye'de asıl sorunun, halkın benimsemediği Kemalist ideoloji ve bu ideolojiyi bir rant kapısı hâline getiren egemenlerdir. Çözüm de egemen sınıfın tasfiyesi ve tasfiyenin yasal ve anayasal zemine oturtulmasıdır. Sorunun çetrefilleşmesindeki en büyük unsur da zaten hukuk normlarının egemen sınıfın çıkarlarına hizmet etmesi diğer sınıflar, grublar ve kitleler üzerine baskıcı, orantısız güç ve yaptırım uygulamasıdır. Batman'da taş atan 13 yaşındaki kız çocuğuna 15 yıl ceza veren .... (Silinmiş, okunmuyor. Furkan) İzmir'de taş atan insanları görmezden geldikçe hukukun temel ilkesi olan eşitlik ve orantılık ilkesinden, dolayısıyla hukukdan bahsedilemez. Nitekim Türkiye'de hukuk, egemen sınıfın zihniyetini dayatan baskıcı yasalardır. Sorunların çözümünde özellikle adalet ilkesi kaçınılmazdır. Her ne kadar "adalet" kavramının toplum üzerinde fazla etkisi olmasada "adaletsizlik" toplumda şiddet hatta infial uyandıracak bir güce sahibdir. Türkiye gibi heterojen bir toplumda hangi çözümün adil olduğunu öngörmek zor olsada hangi çözüm ya da önerilerin adil olmadığını tesbit etmek zor değildir.

Türkiye'de aslî sorun, Kemalizm'i rant hâline getiren egemen anlayış sorunudur. Çözülmesi gereken de bizzat egemen anlayış ve bu minvalde oluşturulan yasal ve anayasal düzenlemeler ve kurumlardır. Aslî sorunların çözümü ancak demokratik, eşitlikçi, insanı ve insanî değerleri esas alan egemen sınıf ve dayandığı yasal zemini tasfiyeye dayanan köklü yasal ve anayasal değişimdir. Tabi bu değişim içinde dürüst ve cesur lider ile kadrolar şarttır.

Kusura bakmayın kurşun kalem alışkanlığım var. Kendimi geliştirmek için yazımla ilgili görüş ve eleştirinizi almak isterdim. Şayet yazım yayınlanacak olursa, yayımlandığı sayıyı bana gönderirseniz minnettar olurum.

Sn. Salih Mirzabeyoğlu'nun İBDA Diyalektiği adlı kitabını gönderirseniz sizleri tanıma fırsatım olur.

Şimdiden teşekkürler. Allah yardımcınız olsun.

Not: Ben Allahın (Mutlak bir yaratıcının) varlığına ve birliğine iman etmiş lâkin hiçbir dine bağlı olmayan biriyim. İncelediğim dinler bana hep aynı şeyi söylüyor; doğruluk, eşitlik ve güzel ahlâk. Yüce yaratıcı bizleri eşit ve özgür kullar olarak yarattı ve Hıristiyan, İslâm, Alevî, Budist hepsi de bu yaratılışı kabul ediyor. Yanlış yoldaysam Allah beni hidayete erdirir inşaallah.

Sol görüşlü biri olarak, İslâmın özünde özellikle eşitlik ilkesini benimsediğini biliyor, bu nedenlede inaçlarınıza ve inançlarınız doğrultusunda vermiş olduğunuz mücadeleye saygı ve selâmlarımı sunuyorum.

Aydın Sülün

 

Furkan Dergisi, Nisan 2010

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • تسجيل دخول
  • سجل الآن
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 153 زائر متصل

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam