الأربعاء, 23 يونيو 2010 07:53
Ali Tavşanlı
هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته
Gazzeye yardım götüren İHH yardım kuruluşuna ait gemilerin, İsrail askerleri tarafından kanlı bir baskınla durdurulması, dünyayı şok ederken, Gülen de çatlak bir ses çıkararak Türkiye’yi şok etti.
Mevzu hâlâ tartışma konusu ve şok geçmiş değil… Gülen’in bugüne kadar yaptığı birçok şey yanına kâr kalmıştı, ama bu sefer durum farklı görünüyor.
Farklı görünüyor, zîra mesele Türkiye İsrail ilişkilerinde derin bir yara açtığı gibi, İslâm âleminin de gözünü Türkiye’ye çevirdi… AB’nin Türkiye’ye attığı kazık anlaşılmaya başlandı ve birileri telâşla “Türkiye’ye haksızlık yaptık, bunu telâfi etmenin yollarını bulmalıyız” demeye başladı.
Başbakan’ın Gazze çıkışları hangi sebebe mebnî kılınırsa kılınsın, meselenin temelinde olan asıl şey KÖKLER’in hatırlanmaya başlamasıdır. Bir zamanlar Bağlantısızlar Hareketi olarak ortaya çıkan emperyalizme kafa tutuş hamlesini Batı rahatlıkla engelleyebilmişti, zîra o dönemde Batı her yönüyle kuvvetini muhafaza eder durumdaydı.
Şimdi ise, çok net şekilde görülüyor ki, batının şaftı kaymış durumda. Şımarık çocuğu Yunanistan haddi aşınca bütün ârazlar görünmeye başladı… Portekiz’in, İspanya’nın, İtalya’nın, hatta İngiltere’nin sırada beklediğini öğrenen Batı insanı, hükümetlerine karşı gardlarını almaya başladılar… Yıkımın şiddeti daha net hissedildiğinde ise, kitleler tabiî olarak doğrudan devletlerine yönelecekler.
Anlaşılan o ki, haramzâde Batı’da şenlik başlıyor… Ama; unutmamak lâzım ki, yaralı hayvan daima tehlike arzeder… Bu sebeble küçümsemeden, hafife almadan meselelerin dikkatle takibi gerekiyor… İçimizdeki hain ve ahmakların şu veya bu şekilde Siyonizm tarafından nasıl kullanıldığı âşikar… Bu propaganda güçlerini tahrib etmenin mutlaka yolu bulunmalı… Yüzde yüz haksız oldukları bir davada bile bu kadar etkileyebiliyorlarsa kitleleri, yüzde birlik haklılık paylarını kim bilir nasıl kullanıyorlar… Siyonist şeytanlar maalesef bu işin dehasına ermişler.
Gelelim Gülen’in İsrail’in otoritesine itaat etme meselesine… “Bu mesele Türkiye’nin aleyhine olur” diyor… Gerçekten Türkiye’yi mi düşünüyor, yoksa kendi tezgahını mı?.. Bu meselede kaybeden Türkiye mi olmuştur, İsrail mi? Şimdi bu meseleyi otoriter bir kişiden dinleyelim, bakalım Gülen, bu tür manevralarda ne kadar yorum kabiliyetine sahibmiş görelim.
Stephen Larrabee… ABD dışişlerinin kilit adamı… Aydınlık dergisi 1191. sayısında kendisiyle röportaj yapmış… Kimliğine dair yazdıklarından birkaçını nakledelim: ABD Hava Kuvvetleri için analizler yapan araştırma ve geliştirme şirketi RAND Corporation’ın Avrupa Güvenliği Masası Şefi… ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ve CIA’nın en önemli strateji uzmanlarından biri… CRF (Dış İlişkiler Konseyi) üst düzey yetkilisi…
ABD’deki Türkiye uzmanlarının başında gelen Larrabee sık sık da Ortadoğu üzerine raporlar hazırlıyormuş… Yâni adam işinin ehli… ABD’de esir muamelesi gören Gülen gibi kem küm etmek durumunda değil ve kitabın ortasından konuşmuş.
Diyor ki: “Kesin olarak söylenebilecek bir şey var, o da İsrail Hükümetinin çok büyük bir risk aldığı. Şiddetin tırmanacağı ve eylemlerinin sonuçlarını göz önüne almak durumundaydı. Eylemin kanlı bir trajedi ile sonuçlandığı gerçeği var ortada. Büyük risklerin olduğu açıktı, bu risklerin gerçekleşmesi uluslararası bir infiale yol açabilecekti ve sonuç bu şekilde gerçekleşti. Bence, İsrail, Hükümeti’nin muhakeme eksikliğinden dolayı sorumluluk alması gerekiyor.
Gülen konuştu: Otoriteye itaat etmek lâzım…
Larrabee devamla diyor ki: “Öte yandan, IHH’nın amacı ile ilgili şübheler var. Bir tertib olabilir. Ancak bu tabiî ki, gece yarısı uluslararası sularda İsrail’in operasyon yapmasını ve bu derece güç kullanmasını meşru kılmaz. Tüm bu gelişmeler sonucunda, İsrail daha da tecrit olacaktır.”
Gülen “Otoriteye itaatsizlik belâ getirir” derken, Larrabee “İsrail daha da köşeye sıkışacaktır” diyor… Kaytan bıyıklılara duyurulur!
İsrail’in bu kuduzca saldırışı ümmette infial meydana getirirken, Gülen ince bir atraksiyonla dalgakıranlığa soyundu… “Zarar ederiz” diyerek kandırdığı kaytan bıyıklılar Larrabee’nin şu sözlerine kulak kabartsınlar:
“Aydınlık ―İsrail’in saldırısı, devlet olarak egemenliğini güçlendirdi mi yoksa bölgedeki varlığında zayıflatıcı bir etkisi mi oldu?
Larrabee – Zayıflatıcı bir etkisi oldu. Olay, İsrail Kabinesinin bir kısmının büyük ölçekli yetersizliği ve muhakeme eksikliğiydi. İsrail’in, hem bölgede hem de uluslararası anlamda yalnızlaşmasını pekiştirecek diplomatik yenilgisi ile sonuçlandı.”
Gülen, “Kaybederiz derken” demek ki Türkiye’nin menfaatlerini değil, kendi menfaatlerini düşünerek konuşmuş… Dünyanın dört bir yanına ‘gönüllülerince yapılan akınlar’ Türkiye menfaati için değil mi yoksa?.. İşin içinde bir bityeniği mi var?.. Kendilerinden biri bu taifeden ayrılanların bir ordu olabileceğini söylerken neyi îma ediyordu dersiniz?.. Bir gün gelirde Karamanın koyununun çıkarsa oyunu, neler olur dersiniz?.. İsrail severlerle, İsrail savarlar bu gidişle net çizgilerle ayrılacak ve ciddi hesablaşmalar başlayacak gibi görünüyor.
Dikkat… Dikkat… Dikkat…
Bir yazar dedi ki; yeni MİT başkanı Hakan Fidan’a haber yolladım, dedim ki; Fettullah Gülen’in elinde büyük bir Anadolu sermayesi mevcut, ölürse bu para dış ülkelerin elinde kalabilir, müdahale edip sermayenin Türkiye’ye kalmasını sağlayın…
Bundan sonrası kirli ilişkiler ağına girer; uzatmıyoruz.