Thursday
Feb 09th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

KESTİRİP ATMIŞLAR!

إرسال إلى صديق طباعة

 
Shilpi Gupta, Fatih Tümtürk, Aydogan Vatandaş

 

Muhsin Er Tuğrul

  هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته

Napolyon: "Women are nothing but machines for producing children.”

Bir başkası bahsetmeseydi haberim olmayacaktı kod ismi “Aydoğan” olan  Aydemir Vatandaş’ın “Yu Es Ey-USA” yani ABD’de kimbilir ne ille meşgul olarak geçirdiği şu günlerde kaleme aldığı, hükümeti ve IHH’yı itham ettiği yazısından…

Kim bu vatandaş?

Fetulahın “younger”larından birisi; parlak bir arkadaş, 28 Şubat’ın ardından yazdığı “komplo teorileri” ile dolu kitaplar sahibi biri; bunlardan dikkatimizi çekeni “HAARP” isimli olanıydı ve bu kitap, 17 Ağustos 1999 Depremi’nin  28 Şubatçılara indirdiği BALYOZU kırıcı, aslında o depremin ADB-İsrail tarafından Kaliforniyada bulunan faydaki “gerilimi” “sismik bomba” ile azaltma “deneyi” olduğunu fakat “kontrol dışına” çıkarak böyle bir netice verdiğini, yani “28 Şubatçılara Allah’ın tokadı OLMADIĞINI” anlatıp durmuştu, hiçbirisi tamamlanmamış, hepsi “deney” aşamasında olan hadiseleri anlatan “internet bilgileri” ile. Bu ve Nuh Gönültaş, Gülen’in “türk basınına hediye” ettiklerindendir, “kıymetlerini” de bundan anlayınız artık.

Bu vatandaş Gazze filosuna karşı İsrailin milletlerarası sularda giriştiği katliam saldırısını değerlendirmiş bahsekonu olacak yazısında; bunun üzerine ilk gün yazdığı bir yazı da var, ardından bir yazı daha var ve bunların hepsi, birisinin “eksenini doğrultma” çabası olarak görülmeli topyekün, bunu da göstereceğiz.

Bakın ilk günkü yazısında ne demiş:

“-İsrail’in bu davranışı öyle sanıldığı kolay unutulacak cinsten değil bu kez. 

Sabah’ın erken saatlerinden itibaren çalan telefonlarım Amerikalı gazeteci dostlarımın üzüntü telefonlarıydı. 

New York Times’ın İsrail büro şefi Ethan Bronner bile- ki oğlu İsrail ordusunda askerdir-, dünkü yazısında, İsrail’in bu saldırısının ABD yönetimiyle bir süredir bazı problemler yaşayan İsrail’i uluslararası arenada çok zor durumda bırakacağını yazdı. 

İsrail silahsız insanlara karşı giriştiği bu saldırının bedelini çok ağır ödeyecek. 

Dünya, İsrail askerlerinin kustuğu bu öfkenin ardından İsrail’i büyük olasılıkla daha da yalnızlaştıracak. 

İsrail’in bu aşırı davranışının elbette en önemli nedeni Türkiye’nin son zamanlarda İsrail aleyhine yürüttüğü uluslararası siyasete karşı duyduğu büyük öfke var. 

İSRAİL BU DAVRANIŞIYLA TÜRKİYE’YE ‘HODRİ MEYDAN’ DEMİŞTİR. 

Türk Hükümeti, acaba İsrail askerlerinin bu tür bir saldırısını ön görebildi mi? Gemide bulunan vatandaşlarını bu yönde uyarabildi mi? 

Bundan böyle Türk Hükümeti de çok büyük bir sınav verecek. 

Türkiye Türk insanının kanının yerde kalıp kalmayacağını da kendi insanına kanıtlamak zorunda kalacak. 

O KAN YERDE KALMAMALI. 

Umarız Obama yönetimi de sadece sözde değil özde de tepki verecek noktaya gelebilir. Aksi takdirde Obama yönetiminin İsrail lobisi tarafından teslim alındığına yönelik eleştiriler zamanla haklılık kazanacaktır. 

Yeni Safak Gazetesinin, her daim delikanlı yazarı, gönül dostu Hakan Albayrak (umarım sağlığı yerindedir) bakın en son yazısını nasıl bitirmiş. 

‘’Yarın ve sonraki günlerde başımıza nelerin geleceğini bilmiyorum. Ama yeni bir dünyanın şekillenmekte olduğunu ve "Gazze'ye Özgürlük Filosu"nun bu sürece önemli bir katkı teşkil ettiğini, CENÂB-I HAKK'IN BİZİ BÜYÜK BİR DEVRİMDE ENSTRÜMAN OLARAK KULLANDIĞINI İLİKLERİME KADAR HİSSEDİYORUM. Filistin'in meşru başbakanı İsmail Heniye'nin dediği gibi: "Gemiler Gazze limanına ulaşsa da ulaşmasa da kazandık." (A. Vatandaş.  “İsrail için sonun başlangıcı!” 01 Haziran 2010 19:21.)“(1)

Biz cahiller için “Eskataloji” ile alakalı “derin bilgilerini” ortaya koyduğu ve “İslam eskataloji”sinden örnek olsun diye İsra suresinin 3’den 7’ye ayet-i kerimelerinin “meallerini” vererek (-mealen-“…Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescide (Kudüs) girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'”) Hakan Albayrak’ın yukarıdaki sözleriyle de noktalamış yazısını.

“Kıyamet… mesih.. mehdi…” vs. konularının müşterisi bol olduğu için “piyasada” ve elbette bu vatandaş da “Dan Brown’ın türk versiyonu” olma şehveti de taşıdığından (“eskataloji” kavramını boşuna kullanmıyor yani, bir de ”apokaliptik” var elbette, biz cahil ve köylülere “entelektüel diskur” sallıyor öğrendiği “hristiyanik ‘ilahiyat’ termilojisi” ile) en basit meseleyi bile “müşterisi bol alana” çekmeyi büyük bir “maharetle” beceriyor, bu elbette  “takdir edilesi” bir “şey” olsa gerek “yazarlık” açısından ama “yarın” o “ayet-i kerimeler”, “bizi niye öyle kendi yazının “dekoru” diye kullandın, karılarla kızlarla “gezmemeye” dair olanlarımızı hiç umursamadan hem de!” diyerek “davacı” olurlarsa “ay.. ay.. ayy!” diye hiç şikayet etmesin!

Mamafih, bu vatandaş ilk günkü yazısıyla İsraili tel’in etmiş, bu geminin “Cenâb-ı Hakk'ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak kullandığını iliklerime kadar hissediyorum” cümlesine dolaylı olarak katılmış ve başlıkta da hadisenin özünü iitiraf etmiş: “İsrail için sonun başlangıcı!”

Fakat sonradan –herdaim- “otorite-sever Gülen” ortaya çıkıyor (“3 Haziran Çarşamba öğlen yemeği saati”) bir röportaj veriyor, başta Zaman, Stv, KüreTv ve “cemiyet üyeleri” olmak bizim vatandaşı da ters köşeye yatıran röportajı “neo-con”ların yayın organı olan WSJ’a veriyor!

Ne demişti orada POLİTİKACI FETULAH GÜLEN?

“- Organizatörlerin Gazze’ye yardım götürmeden önce İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak… “

Evet, artık ona –herdaim- “otorite-sever Gülen”e, “hocaefendi” yani “dini bir  lakapla”la hitapdan vazgeçmek ve bir politikacı olarak hitap etmek gerekiyor; “yeryüzünde sulh adacıkları tesisi”nden bahseden –herdaim- “otorite-sever Gülen”i laik veya seküler bir “ayrım”a tabi tutmuyoruz, sadece artık “hocaefendi” lakabının ona “dar” geldiğini, her “viraj”da bir fırsatını bulup “politik mesaj” verdiğini herkes gördüğü için “politikacı” olarak nitelendirmek gbertektiğinden bahsediyoruz.

Varsın o, “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” desin, hatta eğer “tıbbi bir rahatsızlık” sebebiyle söylememişse “tecdid-i iman”ı (tecdid-i nikah diyemiyoruz Gülen için malum)  gerekli kılan “Cebrail gelse parti kursa yine de ona oy vermezdim.” sözünü de söylesin, “insan hakları ve demokratik alandaki kazanımlarımızı kaybettirecek düşünce ve hareketlere prim vermemek”ten (2) bahsettiği an –muhal farz- Hazret-i Cebrail’e uymayacağını baştan deklare ettiğine göre, demekki “Buffomet” e bile göz kırpan bir “politik mesaj” vererek bal gibi politika yapmıştır, o halde buna rağmen hala “siyaset üstü” olarak bir “kanaat önderi… hocaefendi” olarak görülmesi hakikatin ırzına geçmekle eşdeğerdir.

Vatandaşa gelirsek…

Haziran’ın 1’inde öyle yazıp, –herdaim- “otorite-sever Gülen”in Haziran’ın 4’ünde yayınlanan röportajından sonra –hak vermek lazım bir iki günlük “şok oldum abi!” sürecinden sonra kendine gelerek, “ben ne halt yedim!” dercesine yazdığı- Haziran’ın 7’sindeki karalamasında da şunları söylüyor.

“-Ancak hiç bir ilişkisinin olmamasına rağmen Amerika’da İHH’nın Gülen cemaatinin bir uzantısı olarak algılanması en başta doğruluk ilkesiyle çelişir ve Hocaefendinin bu konuya açıklık getirmesi kadar doğal bir şey olamaz.

Söz konusu röpörtajın metnine bakıldığında HOCAEFENDİ, İHH’YI TANIMADIĞINI adını yeni duyduğunu vurgulamaktadır. Hocaefendi burada İHH’yı rencide etmeyi düşünmüyor.

Metnin ingilizcesine bakıldığında Hocaefendi aslında Kimse Yok mu derneğini kastederek onlara bu işleri nasıl yapmaları gerektiğine yönelik tavsiyelerinin ne olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Gemide Türk vatandaşlarına yapılanları ‘çok çirkin’ olduğunu vurguyluyor VE  BU TÜR YARDIM FAALİYETLERİNİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİNE VE ‘USLUP’ SORUNUNA dikkat çekiyor.

Michael Rubin ismini bilirsiniz.  Çok sıkı bir Gülen bir düşmanıdır. WSJ’de yayımlanan röpörtajdan sonra WSJ aleyhine zehir zemberek bir yazı yazdı sitesinde.

Gülen bence çok ciddi bir oyunu bozmuştur.

Mavi Marmara olayını takip eden çeşitli odaklar bence haftalar öncesinden bunu hem Türkiye’nin aleyhine nasıl çevireceklerinin yolunu aramış olmalılar.

Bilindiği gibi İHH içinde bazı AK Parti milletvekilleri bulunuyor. AK Parti İHH ilişkisi sorgulanmaya başlanacak ve AK Parti’nin uluslararası meşruiyeti sorgulanmak istenecek, Türkiye’nin radikalizme sürüklenmek istendiğine ilişkin algı pekiştirilmek istenecektir.

AK Parti kurmayları artık bu oyunu görmelidir.

Geçmişte Türkiye’de  bir radikal islamcı tehlike olduğuna yönelik ne türlü olaylar tertiplendiği biliniyor. Alın Danıştay saldırısına bakın...” (3)

“Eskatoloji” ve “Apokalipsi” ile müşterisi bol alanlarda dolaşan ve Gazze filosu ile “bir müşteri daha kazanma” telaşı içinde olduğu –kesinlikle öyle- belli vatandaşımıza göre, -“ilk yazdığım bütün herşeyi unutun!”, dercesine- Gülen, “bu tür yardım faaliyetlerinin nasıl olması gerektiğine ve ‘uslup’ sorununa dikkat çekiyor”muş! Noktayı Hakan Albayrak’ın “büyük bir devrim” sözüyle bitirdiği yazısında “kayan” eksenini veya “balans”ını “toparlama” çabasını takdir etmemek ne mümkün!!!

Hele, –herdaim- “otorite-sever Gülen”in “İsrail, otoritedir, bizim dernek de götürecekdi, sordular bana, “otorite”ye-İsraile verin, onlar kafasına göre dağıtsın!”  dedim - mealli- cümlesi ise “uslüp sorunu”ymuş sadece!!!  Demekki bu “Kod Aydoğan” vatandaşa göre “İsrail için sonun başlangıcı!” olan hadise, Gülen’e göre DEĞİLMİŞ!!!

Hadi memleketteki “cemiyet üyeleri”nin Gülen tarafından ters köşeye yatırılması neyse de, zaten onun gibi “Yu Es Ey”de bulunan  bu vatandaşın “terso” olması, “cemiyet”in nasıl bir “kafa karışıklığı”na düştüğünün, hatta “Eskatoljik” olmasa bile tıbbın  “Nisaiye” şubesine müracaat edecek bir “hal ve tavır” içine sokulmaya çalışıldığının inkar-i gayr-i kabil bir hücceti olsa gerektir!

Öyle ya, tamam “yenilebilir bir lokmadır” midesi olanlar (-aklı fikri tevil’de olanlar)  için, ilk körfez harbi esnasında Bağdat acımasızsa bombalanır, ıraklılar “sinek gibi” vurulur, katledilirken, arada bir Telaviv’e düşen “Sıkad füzeleri” için – hem de Allah Resulünü şahit göstererek- “Tel aviv'e füzeler atıldıkça gözümün önünde çocuklar tülleniyor."  diyebilirsin onca “hümanistliğinle” (aynı hümanistliği Bağdat’taki “bebeler” için de söylemek kaydıyla), bir nevi “saldıran taraf” olduğu için Irak (savunma da bir saldırıdır ama nüans kimin umurundaki!), iyi de, MİLLETLERARASI SULARDA SEYREDEN BİR GEMİYE KARŞI –DEVLET YAPTIĞI İÇİN- KORSANLIKTAN DA BETER BİR KATLİAM SALDIRISINDAN sonra “cemiyet üyeleri”nin “yıllardır bekledikleri an” olan “doya doya İsraili telin” fırsatını da onlara vermeyecek, içindekileri boşaltma, meydanlarda ERKEKÇE YÜRÜMELERİNİ bile çok göreceksen bu “hadımlaştırma”  faaliyeti, “üyelerinin” Nisaiye koridorlarında dolaşmalarını istemek değil midir?!

Allah “çift” yaratmış “herşeyi”; kulun icad ettiği aletler bile, elektrik fişleri bile “erkek-dişi”yken, yani biri aktif bir pasifken, “erkek” devamlı “girişken”ken, -amiyane tabirle- “İsrail suçüstü basılmışken” hala “girişken” olmayın, “girilen” olarak “ASIL GİRİŞKENE-OTORİTEYE/İSRAİLE İTAAT EDİN!” demek eşyanın tabiatına aykırı ve sözden tüten anlamca da -erkek ve kadın’lık “ruhi bir hamle” olduğuna göre- “RUHEN NİSALAŞIN!” demek değil midir?

Zaman’dan “fetvacı başı” olan Ahmet Selim’in, “durum” üzerine “bir büyükden anlayamadığım, kabul edemediğim bir cümle varid olursa, “şimdi idrak edemediğim bir hakikati barındırıyordur” derim, karşı çıkmam” demesi bile (o söz “tasavvufi-batıni kelamlar sarfeden batın kahramanları için söylenmiştir, politik olaylar üzerine yapılan politik analizler de kullanılamaz desek kimin umurunda) “NİSAİYE’YE GİTMEME DİRENCİ”dir, (fakat “kafasına da yatmaya” başlamıştır elbette “kestirmek”) ama “Aydoğan Kod” vatandaşın dedikleri fiziki demesek de ruhi suretindeki –olması gereken-  “çıkıntılığı” anında “girinti” haline dönüştürmek değil de nedir?

Hep birlikte okuyalım:

“-Hatırlanacağı gibi AK Parti’ye açılan kapatma davası sonrasında ABD ve AB’den sert tepkiler gelmişti. Ancak mevcut konjönktürde, benzeri bir dava açılması durumunda AK Parti maalesef benzeri bir dış destek bulamayacaktır. AK Parti Hükümeti meşru ama geçmişte bir dizi hataları olmuş olan HAMAS’la aynı eksende gözükerek yanlış bir fotoğraf vermiştir. 

Dursun Çiçek imzalı ‘AK Parti’yi ve Gülen’i bitirme planı’  hatırlanırsa, söz konusu planın Gülen cemaati ve AK Partinin HAMAS ve Hizbullah gibi örgütlerle işbirliği içinde gösterilmek istendiği görülecektir. Mavi Marmara olayı zoraki yöntemlerle AK Parti’yi bu çizgide göstermek isteyen planın başarıyla hayata geçirmesini sağlamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın şu anda Batı dünyasındaki imajı modern Türkiye’nin ve muhafazakar ve demokrat Başbakanı’ndan çok heyecanlı bir MGV Başkanı imajına benzemektedir.

Başbakan ve kurmayları, süratle Mavi Marmara olayını dikkatli bir şekilde masaya yatırmalıdır. 

Örneğin, 9 Türk’ün ölümünün sorumluluğu sadece barbar İsrail askerlerine bırakılmamalı.

Vatandaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye atanların sorumluluğu üzerinde de durabilmelidir. Örneğin, 19 yaşındaki Furkan’ın neden en üst iskeleye çıkması engellenememiştir? Furkan Amerikan vatandaşıydı. Türk vatandaşlığı yoktu. Acaba Furkan’ın ABD Vatandaşlığı biliniyor muydu ve özellikle de İsrail ve ABD’nin karşı karşıya gelmesi için mi Furkan’ın İsrail askerlerinin havadan çıkarma yaptığı üst iskeleye çıkması engellenmedi?

Gemi içindeki 400’ü aşkın yolcudan Devletin ilgili birimlerine sürekli bilgi akışı sağlayan yolcuların olduğu söyleniyor. Gemide bulunan bir karate hocası tarafından alt katta karate dersi verildiği, demir çubukların hazırlandığı, sürekli şehitlik üzerine söylemlerde bulunulduğu ve hazırlıkların sorunsuz gidebilme üzerine değil, İsrail’le çarpışma üzerine yapıldığı Türkiye’ye rapor edildiği doğru mudur?

Bu bilgileri değerlendiren Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in, İHH yönetimine gemilerin geri döndürülmesi yönünde baskıya başladığı ancak sonuç alınamadığı ve İsrail savaş gemilerinin yakın menzile girdiği gün ise  özellikle MİT’in, gemilerdeki yöneticilerle temasa geçerek rotanın çevrilmesi için yoğun baskı uyguladığı ancak sonuç alamadığı doğru mudur?
 
İsrail askerlerinin gemiye tırmanma çabalarında demir çubuk darbeleri nedeniyle başarısız olduğu biliniyor. Havadan inen ilk komandoların gemidekiler tarafından denize atıldığı ve bazılarının da demir çubuklarla dövüldüğü ve bazı İsrailli askerlerin silahlarıyla birlikte gemi yolcularının kontrolüne geçtiği hesaba katılırsa, asla yenilmeme imajına her şeyden çok değer veren İsrail ordusuna, Türk vatandaşlarını öldürme konusunda fırsat verildiği ortaya çıkmıyor mu?

Gerçek şu ki, ABD Dışişleri Bakanlığı ölen vatandaşları için en ufak bir girişimde bulunmamıştır. Dahası, ABD Başkan yardımcısı Joe Biden, katıldığı bir TV programında, konuyla ilgili ‘what is the big deal’, ‘ne olmuş yani’ ifadesini’ kullandı.

Türk basının ve Türk makamlarının bilmediği en önemli ayrıntı ise, ABD Başkanı Obama’nın sağ kolu olan R. Emmanuel’in Mavi Marmara olayının yaşandığı sırada  İsrail’de bulunuyor olmasıdır. Emmanuel’in babası İsrail’in kurulmasınde epey etkisi olan terrorist örgüt İrgun’un kurucuları arasındadır. Bilmem bu ayrıntı sizin için bir şey ifade ediyor mu?”(4)

Görüldüğü üzere, “Cenâb-ı Hakk'ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak kullandığını iliklerime kadar hissediyorum” durumundan, -herdaim- “otorite-sever Gülen”in “balans ayarı” veya “nisaiyeleştirme müdahalesi” akabinde “Başbakan Erdoğan’ın şu anda Batı dünyasındaki imajı modern Türkiye’nin ve muhafazakar ve demokrat Başbakanı’ndan çok heyecanlı bir MGV Başkanı imajına benzemektedir” durumuna gelmek, hakkını vermek lazım “ruhi bir çaba” gerektirir, onu da üç günlük bir “ızdırap” olarak görüyoruz, çünkü bu vatandaşımız Gülen’in “terso’cu” politik analizinden üç gün sonra yazdığı yazıyla “NİSAİYE ŞUBESİNE MÜRACAAT” ettiğini “açık ve seçik” olarak ortaya koymuştur!

Mesela, “her daim delikanlı yazarı, gönül dostu” olan Hakan Albayrak’ı, “milletlerarası sularda gemilerine çıkıp korsanlık yapmaya” kalkanlara karşı kahramanca, olması gereken bir şekilde –ruhen- “erkekçe” bir şekilde direnerek “HUKUK DİRENİŞÇİSİ” olarak ilan etmek yerine, “hazırlıkların sorunsuz gidebilme üzerine değil, İsrail’le çarpışma üzerine” kurma ile itham etmek de “nisa’laşma”nın (veya halk dilinde “k” harfiyle başlayan üçüncü harfi “n”, son harfi “k” olan altı harfli kelime ile de karşılanabilir bu “durum”) alameti hem de “durum”u fena halde “içselleştirip” herdaim –ruhen- “nisa” olduğunu gösterme çabasının verdiği bir “cazgırlık” değil midir?

Şimdi bu bir haftalık süre içerisindeki “yazı-sal kıvırmalar”ından sonra kendisinin Deniz lisesinden “atılma” sebebi hakkında web’de bulunan “iddialara” da “acaba?” diye bakmak gerekmez mi?

 “ABD Başkan yardımcısı Joe Biden, katıldığı bir TV programında, konuyla ilgili ‘what is the big deal’, ‘ne olmuş yani’ ifadesi” gibi şeyler DEMEDİĞİ için hem hükümetin başını –görüldüğü üzere, hakaret ve aşağılama olarak kullanıyor “komploların efendisi vatandaş”- “MGV Başkanı” olarak tıpkı Ulusalcıların “tezleri” gibi niterken, Ulusalcıların –ne kadar gariptir ki!- hem “böyle demediği” hem de “böyle dediği” için Erdoğan’ı “eksen kaydırmak”la ithamına “malzeme” de oluyor!

Bunlar, “apokaliptik şeylerden” olsa gerek, diyelim onun kavramlarıyla; okuyanların dediğine göre, “iman bir serçe kuşu gibi olacaktır avucunuzda” buyurmuş Alemlerin Fahri “eskatolojik” bilgilerde, “parmaklarınızı sıkarsanız ölecek, gevşetirseniz de kaçacak!..”

-Herdaim- otorite/sever Gülen” ve “yesman”lerı “serçe sorunu”nu çözmüşler görüldüğü gibi; “nisa, erkeğine tabii”dir ya, “OTORİTEYE İTAAT” demişler, kısa yoldan çözüm bulmuşlar:

“KESTİRİP” ATMIŞLAR!

23 Haziran 10.  

Not:

 Başlığın altındaki Napolyon’a ait; "Women are nothing but machines for producing children." cümlesi “kadınlar, çocuk doğuran bir kuluçka makinesinden başka birşey değillerdir” anlamındadır. Önüne gelene “itaat eden” “otorite-sever Gülen”in “nikah” gibi “fiziken erkeklik nişanını gösterme” kurumunu –kendince yaptığı evlenmemesine dair açıklamayı kabul etmekle beraber- gerçekleştirmemesi, aksine hep “itaat et!”  vurgusunu yayması, “ruhi” olarak “edilgen”lik anlamına gelir ve biz buna “nisa’laşma” dedik; işte bu noktada da “cemiyet üyeleri”nin “aydoğan kod” vatandaş örneğinde olduğu gibi “şaşkın ördek” olarak dolanmaktansa “yes-man/evet efendim’ci”lere “dönüştürülmesi”-“dönüşmesi”ne, “kadın”ın Batı kültüründe nasıl görüldüğünü anlatmak ve “ruhi çaba” olmaksızın ne “erkek” ne “kadın” olunabileceğini, sadece “kuluçka makinesi” ve “aygır” olunabileceğini göstermek istedik. “Horoz”un nasıl olduğu ise, şöyle: “ABD’de resmi temaslarda bulunan İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, BM Gnl. Skrt. Ban Kimoon’dan, Mavi Marmara olayını soruşturmamasını istedi. Ban’la yaptığı görüşmeden sonra soruları cevaplandıran Barak, Gazze’de hiçbir zaman insani kriz olmadığını, 1,5 milyonluk Gazze’de sadece İsrailli asker Gilad Şalit’in insan haklarından mahrum olduğunu iddia etti.” (23 Haziran tarihli Zaman) O zaman bu “arsız horoz” tavrından sonra “nisa’laşan”lara derizki, “işiniz zor, bu horoz sizi hiç boş bırakmaz!!!” Bizden söylemesi!

 

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • تسجيل دخول
  • سجل الآن
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 151 زائر متصل

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam