|
Bir mevzuu vardır, onunla alâkalı güzel şeyler geçer aklınızdan; yani derleyip toparlayıp yazmaya dair… Mesele belki basittir ama, bir türlü hangi kelimelerin bir araya gelmesiyle kurulacak cümle meramınızı anlatır bilemezsiniz. En iyi ve en sâde şekilde anlatmak istediğiniz mesele bir de bakarsınız birinin kaleminden neşet etmiş. Tam da bunu söylemek istiyordum, diye atılırsınız. Aslında söylenenlere yakın şeyler, hatta daha çarpıcı olanını yazmak kabiliyetiniz dışında değildir. Kaldı ki, mevzu öylesine felsefî / hikemî değildir ki, derinlemesine işin içine girememe sıkıntınız olsun. Ama, yine de hah budur, diyeceğiniz şekilde yazmış biriyle karşılaştığınız da memnun olursunuz. Yeni Harman Dergisi’nin 144. sayısında Oktay Taftalı “Okur ve Yazar Pedagojisi” başlıklı bir yazı yazmış, (okunması gerekir) yazısının altında da “Beyin Çivisi” başlığı ile iki çıkıntı. İkincisi şöyle: «Bazı ulusalcı yazarları okuyorum, seyrediyorum. Adamlar komedyen midir nedir, hâlâ orduya karşı psikolojik savaş yürütülüyor, çok ayıp oluyor, yazık oluyor falan diyorlar. İyi güzel de kardeşim, bir Allah’ın kulu da demiyor ki, ordu dediğin sadece ateşli silahla mı savaşır? Birileri onlara psikolojik savaş yapıyorsa, savaşsınlar onlar da, öyle psiko-tarzında. Yok savaşmıyorlarsa, istifaya çağırın adamları o zaman, yok yenildilerse yine istifa etsinler, yerlerine bu tür savaşı bilen; Amerikanca’dan tercüme ST psiko-savaş talimatnamesini hatmetmiş olan gelsin, savaşsın, yensin, “ayıp”la, “yazık”la, “vah vah”la, savaş mı olurmuş yani…» Bu çıkıntı, komedyen ulusalcılarla, savaş bilmeyen askerlere çok şey söylüyor… Hatta diyorum ki, bu yazıyı okuyan bir ulusalcı bir daha askeri savunmak için ağzını açmamalı, hiçbir asker de kendini savunan meddahlara müsaade etmemeli. Bu ne rezalettir ya!
|