|

YALÇIN KÜÇÜK NE İŞ YAPAR? Prof. Yalçın Küçük. Cazgırlara mahsus edebiyatın öncüsü diyebiliriz. Bugüne kadar, kendisiyle alâkalı tahlilin ne ve nasıl olacağını hiç düşünmedik ama, Oray Eğin’in “Bir deli kuyuya taş atmış” başlıklı yazısını görünce, oradan nakille, kıyısından köşesinden temasta bir mahsur olmayacağını düşündük. Köpürerek konuşmaları, olmayan şeyleri varmış gibi yazması meşhurdur Küçük’ün. PALAVRACI… Eğin şöyle yazmış: “Yalçın Küçük’ün etrafına ördüğü haberlere bakıyorum. İki tepki veriyorum: Önce gülüyorum, sonra dehşete düşüyorum. İlk tepkimin nedeni Yalçın Küçük’ü tanıyor olmam. Zehir gibi bir zekâsı vardır, çok ilginç şeyler görür, farklı bakar. Ama çok da abartır. Söylediklerinin yüzde 90’ını elekten geçirmek şarttır, çünkü çoğu palavradır. Kitapları gibi: Bin sayfa yazar ama hızlıca okunur, çünkü elersiniz. Ama ona 20 sayfada söylenecek şeyleri bin sayfa yazdıran da ego’sudur. Aynı ego ona Türkiye’yi yönettiği hissini verir (…) İşin ilginci, içi boş haberlerin üzerine büyük teori inşa etmek bir Yalçın Küçük yöntemidir.” Doğu Perinçek ve Aydınlık Gazetesi de aynı çizgidedir. Bıkmadan usanmadan aynı şeyleri tekrar eder dururlar. Tabiî şu kadar bir etkisi olmuyor değil; “Bir adama kırk gün deli dersen, deli olur”… Bunları da kırk gün okuyan dinleyen biraz olsun etkilerinde kalır. Ama, Eğin’in de dediği gibi söylediklerinin çoğu asılsız olduğundan, bir müddet sonra gevşeme başlar. Aslında etraflarında kimse yoktur, fakat sesleri çok çıktığından onlara aldananlar da olur. Vs. vs. kâbilinde bilin istedik! İSRAİL’İN DURUMU İsrail yenilmez armada olarak kendini tanıtmayı becermiş bir ülkedir. Bunun için az işte yapmadı. Habire Arablarla savaşıyor, işgaller gerçekleştiriyor vs… Psikolojik olarak İsrail’in bu durumu uzun süredir benimsenmişti. İsrail’in her manevrasında bir hikmet aranır; vardır Yahudi’nin bir düşündüğü denilir… Bu psikoloji üzerinden bir hayli kazanımda elde etmiştir İsrail. Fakat iki hadise işin rengini değiştirmeye başladı. Birincisi “Bir dakika – Mavi Marmara” hattı. İkincisi İsrail halkının sokaklara dökülmesi… Altmış senedir İsrail’de böyle bir şey olmamış deniliyor… Aynı şekilde bu güne kadar hiçbir ülkeden de fırça yenmemişti. Türkiye sayesinde bunu da tatmış oldu. Hülasa. İşler bu noktaya gelince İsrail halkı ve sistemi daha çok merak edilir olmaya başlandı. Ve, yavaş yavaş anlaşılmaya başladı ki, İsrail öylesine bilindiği kadar güçlü değil. Star’da Taha Kıvanç yazmış: “Biz ‘Mavi Marmara’ olayına fena hâlde takıldık, haklıyız da; ancak İsrail konusunda daha büyük fotoğrafı kaçırıyoruz galiba. O büyük fotoğraf şu: İsrail pek çok bakımdan gerileyen; güçsüzleşen bir ülke… Şu duyuruyu birlikte okuyalım, kimden geldiğini sonra söyleyeceğim: “Her 4 İSRAİLLİ’DEN 1’İ MÜTHİŞ FUKARA HAYATI YAŞIYOR – Yeni araştırmalara göre İsrail halkının birinci derdi fakirlik. 850 bini çocuk olmak üzere 1.7 milyon insan fakirlik çizgisinin altında yaşıyor, günde bir öğün yiyecekle idare ediyor. Anne-babaları başları üzerindeki çatıyı koruma mücadelesi verirken binlerce çocuk aç bi-ilaç yatağa giriyor. Fukaralıkla mücadele için çaba gösteren bir örgüt bu duyuruyu yapmış; hem de bizde de şöhretli ‘Debka’ adlı internet sitesi aracılığıyla… Debka’ nın ünü İsrail’in istihbarat çevreleriyle içli-dışlı bir ekibin yayın organı oluşundan… Kısacası, duyuru İsrail karşıtı birilerinin uydurduğu bilgiler içermiyor; resmi sayılabilecek bir tablo bu…” Kıvanç’ın dediği gibi; büyük fotoğrafı kaybediyoruz… Hem büyük fotoğraf net olarak görüntüde olmalı, hem de detaylar gözden kaçmamalı. Bu başarılınca karşımızdakilerin leş oldukları da anlaşılır. FARKLI AÇIDAN İSRAİL VE TÜRKİYE İsrail’in durumuna, birde Fransız parlamentosuna yeni seçilen İstanbul doğumlu Yahudi Prof. Dr. Esther Benbassa’nın gözüyle bakalım. 28 Eylül 2011 tarihli Akşam Gazetesi’ne verdiği röportajdan iki nakil: “-Arap Baharı sizce İsrail’deki dengeleri nasıl etkileyecek? -Bence etkilemeye başladı zaten. İsrail de 50-60 senedir hiç sosyal hareket olmamıştır. İlk defa 300-400 bin kişi sokaklarda. Birçok entelektüel bu sosyal hareket başlamadan önce “Bizde de Arap ilkbaharının gelmesi lâzım, biz de bir Filistin devletinin kurulmasını istiyoruz” diye imza kampanyası başladı. Birkaç hafta sonra da sosyal hareket başladı. Şimdi tamamen sosyal bir hareket. Ama bence yoğurt, süt, kira parası yüzünden 300-400 bin kişi sokağa inmez! Bence bir süre sonra bu bir politik hareket olacak. Bu yeni politik oluşumda Filistin devletine bir hassasiyet de doğacak. Zaten İsrail basınından okuduğum kadarıyla, halkın büyük çoğunluğu bir Filistin devletinin kurulmasından yana.” Yoğurt, süt, kira parası işin vesilesi. Mesele çürümüş siyonist sistemin artık insanları tedirgin ediyor olması, tatmin etmemesi… Aynı Kemalizm gibi. Anlaşılıyor ki, dünya sistemi her köşe, her bucakta yer ile yeksan oluncaya kadar bu hareketlilik durmayacak. İkinci nakil: "-Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz? -(…) en büyük sorunlardan biri İslâm’ın yeri. Her geldiğimde dinin, İslam’ın etkisinin daha fazla arttığını hissediyorum. Ben çocukken Taksim’de iftar çadırı hiç görmemiştim. Dinin etkisi giderek artıyor. Benim tek korkum Türkiye’nin Avrupa birliğine girmemesinin sonu, yüzünü Müslüman Doğu’ya dönmesi ve giderek daha da İslâm’ın etkisi altına girmesi.” Korku hep aynı; İSLÂM’IN YERİ… Korkunun ecele faydası yok! BAŞBAKAN’IN EN KRİTİK MEVZUYA EL ATMASI Başbakan Erdoğan bu sefer gerçekten en hayati mevzuuya parmak bastı. Ciddi olarak el atmasını can-ı gönülden arzu ediyoruz… Mademki, mevzu gündeme getirilebildi, o halde üstüne gidip halletmekte mümkün. Kaldı ki, bu mevzu halledilebilirse, çok ama çok şey değişir. Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle: “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DOMUZLAR DİKDATORYASI…” Bu dikdatorya’nın daima beş daimi üyesi vardır ve bunca ülkenin meşruiyetini bir kalemde silip atabilirler. Bu beş ülke (ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa) istemedikleri bir kararı katiyen uygulatmazlar. Diğer ülkeler onların yanında daima “UFAKLIKLAR” olarak nal toplamaya mecburdurlar. Bu ülkelerin korumaya aldığı ülkeler de daima durumdan müstefid olurlar. Bu korumadan azami istifade eden tek ülke İsrail’dir. Başbakan Time dergisine konuşmuş: 28 Eylül 2011 tarihli Taraf Gazetesi haberi şöyle vermiş: “DÜNYA BEŞLİLERİN KÖLESİ-Time dergisine konuşan Başbakan Erdoğan’ın hedefinde BM Güvenlik konseyinde veto hakkı olan beş daimi ülke vardı: dünya bu beş daimi üyenin kararlarının kölesi.” Haber şöyle devam ediyor: “Derginin “BM Genel Kurulunda ABD’nin Filistin barış sürecine yaklaşımının başarısız olduğuna işaret ettiniz. Barış sürecinin işe yaraması için farklı olarak ne yapardınız? Sorusuna cevap veren Başbakan’ın hedefinde güvenlik konseyinde beş ülkenin veto hakkı vardı. Erdoğan şöyle dedi: Kendinize şu soruyu sorun, bu meseleyi gerçekten çözmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Söz konusu İran olduğunda yaptırım uygulanıyor. Sûdan için de aynı şey geçerli. O halde İsrail’in ne farkı var? Eğer bu yaptırımlar uygulanmış olsaydı, İsrail-Filistin ihtilafı çok uzun zaman önce çözülürdü. Ve BM’de reform ihtiyacı olan nokta da bu. Güvenlik konseyinde daimi sandalyeye sahip üyelerin özelliği nedir? Bu uygulama kaldırılmalıdır. Tüm dünya bu beş daimi üyenin kararlarının kölesi.” Evet. Bu hadiseye yüklenmeli Başbakan. Sömürgecilerin bu muazzam kalesi devrilince müthiş gelişmeler olur; müthiş. BAŞBAKAN İÇİN ENDİŞELENENLER Gidişat çok değişti. Dünyada gidişatın âni değişikliklere uğradığını herkes görebiliyor artık. Bu değişikliklerin âni olmasının sebebi tabiî olarak geçmişte yaşanan hâdiselerdir. Hiçbir şey kendiliğinden ve birden değişmez… Bu değişimin mazisinde kan var, gözyaşı var, büyük felâketler var. Bu hızlı değişim, endişeleri de beraberinde getiriyor. Hem değişime katkıda bulunanlar, hem de değişimi istemeyenler için endişeler söz konusu. Global sistemin sömürgeci sahibleri bu gidişattan çok muzdaribler. Alnından kurşunu yemiş olmanın acısıyla her türlü çılgınlığa yeltenmeleri mümkün. Bu sebeble, çok dikkatli olmak gerektiğini devamlı hatırlatıyoruz... BM Domuzlar Dikdatoryasına laf atan Başbakan için bu endişeleri duyanlardan biri yazmış: “Kapitalist dünya sisteminde merkez ülkeler, çevre ülkelerden kendi hegemonyalarına yönelik bir başkaldırı gelmesini katiyen hoş karşılamazlar ve bu tür düzen yıkıcı başkaldırılar bir süre içinde mutlaka cezalandırılır ki ne düzen tamamen bozulsun, ne de başka ülkeler aynı başkaldırıya girişmesinler. Fidel Castro bu düzenin işleyişine öyle bir çomak soktu ki, Amerika suikast ve askeri işgal dahil her yöntemi denedi onu devirmek için. Bu günlerde aynı kapitalist dünya sistemi ilk defa kendi hegomanyasına karşı başlatılan bu denli büyük saldırıyla karşı karşıya. Biraz da şaşırmış durumdalar. Tüm merkez ülkelerde bu şaşkınlık görülüyor; çünkü hiçbiri çevre diye tanımlanabilen bir ülkeden böylesine güçlü bir saldırı beklemiyordu. Türkiye’nin Merkez Olma Atağı Tarihte daha önce hiçbir ülke, Türkiye’nin bugün yaptığı gibi çevre konumundan bu kadar hızlı çıkarak merkez ülke olmaya başlayıp diğer merkez ülkelerin almış oldukları hegamonik düzeni yıkmaya çalışmamıştı. Çevre konumundaki ülke kabul edilen Türkiye, kendisine amaç olarak ilk önce bölgesinin sonra da dünyanın merkez ülkesi olma hedefini koydu. Bir süreç başlatıldı ve merkez konumdaki ülkelerin şaşkın bakışları altında sürüyor. Sistemin alışılmış bütün kuralları yıkılıyor, işleyiş mekanizmaları yeniden tanımlanıyor. Bir anlamda kapitalist dünya sisteminin kuralları yeniden tanımlanıyor. Türkiye kuralları yeniden yazmaya soyundu. Merkez ülkeler bu kural yazma işinin sadece kendilerinin olduğunu düşünüyorlardı; şimdi baktılar ki kendilerinin çevre ülke olarak görmeye alıştıkları bir ülke hem kendini merkez olarak tanımlıyor hem de sistemin kurallarını yeniden yazmaya başlamış. Obama’nın Türkiye ile İsrail konularında iniş çıkışları, kararsızlıkları ve Fransız lider Sarkozy’nin diplomatik panik atakları gösteriyor ki eski merkez de hakikaten bir panik var.” Turgut yazısına, “Bu çok tehlikeli”… “Operasyon olabilir”… “Tehlikeyi seven güçler” diyerek kaygılarını izhâr ederek devam etmiş. Turgut’un şu cümlelerine dikkat çekmek istiyoruz; “Kapitalist dünya sisteminin kuralları yeniden tanımlanıyor. Türkiye kuralları yeniden yazmaya başladı”… Tabiî Turgut kapitalist sistemin dışında bir sistem hayâl edemediği için ‘kapitalist sistemin kuralları yeniden tanımlanıyor’ demiş… Çöküşün muazzamlığı karşısında böyle bir sistemin tozunun bile kalmayacağını düşünemiyor… Şu konuda haklı; Başbakan’a suikast düzenlenebilir, Türkiye bir savaşla karşı karşıya kalabilir. Zira domuz alnından vurulmuş, yaralıdır; her şeye tevessül edebilir. Fakat bilinmesi gereken başka bir şey var; bu suikast zannının hakîkatine uygun olduğundan, şu veya bu atakla durdurulması mümkün değil. Böyle olduğunun mânâ delillerinden de Turgut habersiz olduğundan mâzur sayılabilir… Seneler önce İbda Mimarı, Fikir Sultânı Salih Mirzabeyoğlu “DİK DURUN KARŞINIZDA LEŞLER VAR” derken bir çok kişi alık alık bakıyorlardı… Bu sözün hakîkati bugün daha net hissediliyor, dolayısıyla bu akın durmaz, durdurulamaz. Başbakan ne diyordu? “DİK DURUN DİKLEŞMEYİN”… Amenna… Ama bunun da bir zaman dilimine uygulanması gerektiği pek anlaşılamamıştı. Şimdi aynı başbakan, bu zaman diliminin geçtiğini fark ettiğinden hem dik duruyor, hem de dikleşiyor. Yani; dik durun karşınızda leşler var, diyor. YOBAZLAR ‘SİZ HİÇ SENFONİ ORKESTRASI DİNLEDİNİZ Mİ? Şayet dinlemediyseniz söylediklerimizi anlamayacaksınız, çünkü yobazsınız!.. Hayret bir şey; nasıl olur da insan senfoni dinlemez. 21. asırda hem de… Yazık, çok yazık! Bu geri kalmışlıkla bu ülke nereye gider. Çağdaş uygarlık seviyesi falan; hani ne oldu?.. 30 Eylül 2011 tarihli Star’daki haber şöyle: “CHP’li belediye başkanına senfoni orkestrası baskını.” Belediye başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin dahil 10 kişi gözaltına alınarak adliyeye sevkedilmiş. Çıkışta gazeteciler başkana, “Neden gözaltındasınız?” diye soruyorlar. Cevab müthiş(!), “Siz hiç senfoni orkestrası dinlediniz mi? Dinlemediyseniz beni anlayamazsınız, çağdaşlığı bilemezsiniz, çağdaşlığın düşmanlarını da bilemezsiniz”… Mesele şu; 2009 yılının Haziran ayında Maltepe Belediyesi, “Senfoni Orkestrası Hizmet Alımı” adı altında bir, ihale açıyor, orada yolsuzluk yapıldığı iddiası var vs… Yani mesele, üç kağıtçılık nisbeti üzerinden yürüyor. Başkan suçludur suçsuzdur onu bilemeyiz. Ama, tam bir ters köşe hamlesine kalkıp gazetecileri senfoni dinlemedikleri için küçümsemesi densizliğin daniskası. Adam, çağdaşlığın düşmanı savcılarla boğuşuyor. Az iş mi? Sanatkâr ruhlu başkan’a sormak lâzım, bu milletin bir zamanlar itibar ettiği Türk Sanat Musikisi’ni kim yasaklatmıştı? Kendi partisinin bu işi yaptığını iyi bilir başkan… Halkçı parti, halkın ve elitlerin itibar ettiği müzik türünü iplemeyip senfoni peşinde koşuyor. Tabiî onun zevk tercihine kimsenin diyeceği bir şey yok ama, o tercih insanları küçümsemeyi gerektiriyorsa, “Tüküreyim öyle zevkin içine” demek yanlış olmaz. CHP zihniyeti bu. Adam olmaz. Üstad Necib Fazıl’ın ifadesiyle; “Kökü DDT (Fare ilacı) ile kurutulması gereken zihniyet”… Demek bizim savcılar da senfoni orkestrası dinlemiyor ki, başkanı ifadeye çağırmışlar. Bizim savcılar da pek yobazmış; canım senfoni dinleyen adam yolsuzluk yapar mı? Siz gidin, arabeskçileri, türkücüleri, sanat müziği müdavimlerini takib edin. Onlarda bu işi yapan çok olur; hem de ifadeye çağırıldıklarında hökelenmezler, boyunları bükük suçlarını (!) kabul ederler. Savcılar ayıp ediyor. BU ADIM ÇOK ÖNEMLİ Haber şöyle: “Bürokratik Oligarşiye karşı sözleşmeli bürokrat dönemi… Başbakanın sık sık gündeme getirdiği ‘bürokratik oligarşi’ yi yıkmak için devrim niteliğinde bir çalışma başlatıldı. Yeni düzenlemeyle bakanlıklardaki üst düzey bürokratlar sözleşmeli olacak.” (30 Eylül 2011, Star) Bu adımın önemli olduğunu, hatta çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Zira, öylesine menfi işler yapılıyor ve bunlara dur demek istediğinizde, elinizde yetki olmasına rağmen güç yettiremiyorsunuz. Bilakis yaşanan bir hadiseden bahsedelim. HSYK’nın kilit adamlarından olan (bir zamanlar) Ali Suat Ertosun, bu görevinden önce ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürüydü. Ulusalcı, ırkçı yapısı itibariyle mahkûmlara elinden gelen her türlü eziyeti yapıyordu. Ergenekon çetesine yakınlığı ile bilinen bu şahsı, zamanın hükümet mensublarından (Refah Yol dönemi olsa gerek ) Mehmed Elkatmış’a şikayet ediyorlar. Bolu F Tipine ziyarete geldiğinde bu şikâyeti duyan Elkatmış şöyle cevab veriyor; “Bu adamı yerinden oynatamıyoruz, bundan kurtulmak için daha yüksek bir makama getireceğiz”… Sonra HSYK’ya atıyorlar, orada da başlarına belâ oluyor. Sonrası mâlum; HSYK’nın yapısında değişiklik oluyor vs… Aynı sıkıntılar değişik bürokratik kadrolarda devam ettiğinden Başbakan’ın bu hamlesi çok yerinde ve önemli. Millete rağmen milletin tepesine tüneyenlerin izâle edilmesi zarurettir. Bekliyoruz. HADİ BAKALIM Saflar gittikçe netleşecek ve güçlenecek. ABD ve AB öncülüğündeki sömürgeci sistem gittikçe kan kaybediyor, hatta hızla bile diyebiliriz. Pakistanla ABD’nin Taliban ve El Kaide’ye karşı işbirliği içinde oldukları mâlum. Fakat, gittikçe çatırdayan bu birlik neredeyse karşılıklı restleşmelere vardı.. Haber: “ABD’nin ‘terörle savaş müttefiği’ Pakistan’ı son dönemde Hakkani örgütüne destekle suçlaması ilişkileri gerdi. Siyasi yelpazenin dört bir yanından partiler ‘Tüm Partiler’ adlı acil bir konferansta buluşup ABD’nin teröre destek suçlamalarını ve ülkeye saldırma olasılığını ele aldı. Başbakan Yusuf Rıza Gilani, ABD’nin bölgedeki istikrarsızlık için Pakistan’ı suçlamayı bırakması gerektiğini söyleyip “Ulusal çıkarlarımıza saygı gösterilmeli” eleştirisi yaptı. İslamcı partiler, toplantıdan somut kararlar çıkması ve ABD ile askeri işbirliğini bitirmek için ilk adımların atılmasını istiyor.” (30 Eylül 2011, Star) ABD’liler de örgüte operasyon yapılmasını istiyorlar ve mevzu üzerinden Pakistan’ı ilk defa olmak üzere açıktan ve direkt olarak suçluyorlar. İşler öyle noktaya gelmiş ki, Pakistan riskli bir adım atıp Ladin’in koruması El Kâide üyesi Amin El Hak’ı serbest bırakıyor. Anlaşılan karşılıklı tavırlar artarak devam edecek. ABD’nin çuvallamak üzere olduğunu Pakistanlılar da anlamış görünüyor… Hadi bakalım. KİM DAHA KÖTÜ DURUMDA Jim Rogers bir Avrupalı. Şöyle diyor: “Avrupa’nın birkaç kötü, iflas etmiş ülkesi var. Amerika’nın elinde ise Yunanistan’dan büyük İllinois, Kalifornia ve New York var. Bunlar ciddi ekonomik problemleri olan oldukça büyük eyaletler. ABD’de ciddi seviyede açıkları olan emeklilik planları var. Rogers, ABD’nin Avrupa’dan daha derin yapısal problemleri de olduğunu savundu.” (28 Eylül 2011, Akşam) Buna karşılık ABD başkanı şöyle konuşmuş: “Euro bölgesinin borç krizinin dünyayı korkuttuğunu ve bölge liderlerinin konuyla yeteri kadar hızlı ilgilenmediğini söyledi.” Düşenin dostu olmaz demişler. Sendeleyene bir tekme de sen vur zihniyeti Batı’nın genlerinde var… Bir şeyleri kurtarıyoruz pozlarında ama hâlâ haz peşindeler… Bakalım önce hangisi batacak?
|