19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:00:09
Basından Notlar -X- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
السبت, 15 أكتوبر 2011 11:25
    

NİÇİN PATİNAJ YAPIYORLAR?

        

Global sistemin sahibleri şaşkın. Eski alışkanlıklarından da vazgeçemiyorlar. Ne olacak?

        

Patinaj yaptıklarını hissettirmek istemedikleri de belli. Zaman kazanmaya çalışıyorlar...

        

Beril Dedeoğlu “Konferanslardaki Arab Baharı”nı yazmış. Kimler ne diyor, ne düşünüyor irdelemiş. Uyanıkların farkında, yapmak istedikleri cinlikleri anlatmaya çalışıyor. Mevzuya âşina olmayanlarında hadiseye maydanoz olduğu imâsında bulunan Dedeoğlu şu tesbitlerde bulunmuş:

        

“Arap ülkelerinde demokratik rejimler kurulamaz ise, İslami rejimlerin geleceği vurgulanıyor ve bu bir risk olarak tarif ediliyor. Tabiî riskin kim için olacağı tanımlanmıyor ve bizler buradan Arap halklarının kastedilmediğini anlayabiliyoruz.” (7 Ekim 2011, Star)

        

Öyle ya, Arab âlemi için İslâmî düzen neden risk olsun ki?... Asırlarca İslâm Hukukuna tâbi olmuş bu insanlar, Osmanlı’dan sonra şunun bunun ağına düştüyse ebediyen öyle mi kalacaklar? Kalmayacakları anlaşılmaya başladı işte. Bu, sömürgecilerin işine gelmiyor haliyle.

        

Dedeoğlu şöyle devam etmiş:

        

“Ancak, Arab dünyasında İslâm'ın etkinliğinin büyüklüğünü de kabul ediyorlar ve o zamanda durum sarpa sarıyor.”

        

Evet. En büyük sıkıntı bu. Bu insanlar KÖKLER'ini hatırlamaya başladılar. Önlerine ne koyarsanız koyun artık razı olmazlar. Bu duruma çare açısından Türkiye Modeline sarılmış durumdalar ki, Türkiye bile bu modele geçici olarak itibar etmekten öte bir şey yapamaz. Bu sel, önüne kattığı her şeyi sürükleyip denize dökecek. Bunu onlar da çok iyi biliyorlar ama 'çaresizlik' i bile çare olarak yaşamak istiyorlar. Bittiler !

       

Devam edelim…

        

“İslâm bu toplumlarda etkin, ama yönetimde olmasın anlayışı ile demokrasi arayışı biraz kulaklara acayib geliyor.”

        

Biraz değil, çok acayib geliyor ama, ne yapsınlar, başka çareleri mi var?

        

“Bununla birlikte, Avrupalı düşünce önderleri ya da bilim adamları Arab ülkelerinde demokrasi, İslâm ve istikrar konusunda ellerinde bir formül olduğunu düşünüyorlar ve buna da Türkiye Modeli diyorlar.”

        

Bu modelin ne mânâya geldiği de yakında anlaşılacak!

        

“Türkiye Modelinden söz ediliyor. AB içine giremeyecek kadar Müslüman'ı olan Türkiye'nin Arab toplumlarına yol gösterici olmasına razı olunuyor.

        

Türkiye modeli lafının geçtiği her yerde, tüyleri diken diken olanlardan biri olmak mümkün, zira Arablar'ın nasıl olsa Fransız modelinden uzak olduğu imâ ediliyor...”

        

Bundan sonraki cümlenin altını çizelim: “AYRICA HER ÜLKENİN KENDİNE UYGUN MODELİ ZAMAN İÇİNDE SEÇMESİNİ BEKLEMEK İSTENMEDİĞİ ANLAŞILIYOR...”

        

Aa, demokrasi halkın istediğini seçme özgürlüğü değil miydi? İslâm'ın etkin olduğu bu toplumlarda, yönetimde İslâm olmasın anlayışı ile demokrasi arayışına girmek PATİNAJ yapmaktır... Patinaj yol aldırmaz, yorgunluk kazandırır... Kazancınız bol olsun!

        

Kazançlarının profili:

        

“Amerika'nın liderleri bir zamanlar demokrasiyi Arab dünyasına ''ihraç'' edebileceklerine inanıyorlardı, fakat çocuklarının başka fikirleri var gibi görünüyor : 80'lerin pop şarkısı “Walk like  an Egyption “ (Mısırlı gibi yürü). Wall Street 'te ve bir düzine başka Amerikan şehrinde filizlenen protesto hareketinin en yaygın sloganlarından biri haline geldi. Genç Amerikalılar, sosyal adalet için sokaklara dökülme konusunda Mısırlı emsallerinden ilhâm aldılar.” (Tony Karon, 7Ekim 2011, Star)

        

Olmaz zannedilenler oluyor. Bugün, sosyal adalet için sokaklara dökülme konusunda Müslümanlardan ilhâm alanlar, yarın onların sosyal adaleti sağlayan sistemlerini de kabul etmekte zorlanmazlar.

        

Hayâl değil; BÜYÜK DOĞU-BAŞYÜCELİK DEVLETİ ufukta görünmüştür.

 

 

ŞİRKETLER Mİ BATIYOR DEVLETLER Mİ ?

        

Devletleri idare eden şirketlerin batması, hattı zatında devletlerin batması mânâsına geliyor. Ama, bugüne kadar Yunanistan hariç batmak üzere olan birkaç devletten bahsedildi.

        

Hâlbuki herkes çok iyi biliyor ki kapitalist sistem mensubu bütün devletler tepe takla olmuş vaziyetteler. Nihai nokta görünmeden bazı şeyler anlaşılmıyor hâliyle.

Küresel ekonominin kâhini olarak bilinen ABD’li ekonomist Nouriel Robini bile işin aslını görmemekte ısrar ediyor. O da “şirketler batıyor” diyor... Ama son açıklamasında, şirketle devleti ayırmasına rağmen, şirketten sonra sıranın devlete geldiğini ifâde etmeye başladı. Şöyle diyor:

“... Özellikle gelişmiş ülkelerin yeniden resesyona gireceği yönünde uyarıda bulundu. Roubini olası bir kriz sürecinin bu sefer yalnız özel sektörün değil ülkelerinde iflasını gündeme getireceği uyarısında bulundu.” (4 Ekim 2011, Habertürk)

Roubini 'iflas' kelimesini tabiî olarak kendi kapitalist sisteminin donelerine göre değerlendiriyor. Yani kâğıt üzerinde yapılan işlem. Hâlbuki, batışın artık şirketlerin, devletlerin işleyişiyle değil, ahlâklı insan unsurunun aradan çekilmesiyle ilgili olduğunu anlamalılar... Bu insan tipi ortalıkta görünmediğine göre, şirketmiş, devletmiş, tartışmasının ne önemi var; çöken insanlıktır.

Yeni çağın başlangıcı olarak bu çöküş zaruridir. Anlaşılan insanlık zaruri bir felâket döneminden geçiyor... “Vur baltayı dağ' a Ferhat, çoğu gitti az' ı kaldı “

        

YAPILACAK BİR ŞEY KALDI MI ?


Hayır! Bundan böyle ne ABD ne AB için yapılacak bir şey kalmadı. İnsanların çoğu inanamıyor aslında. Daha dün dev bir blok olarak karşımızda duran Batı bu hallere nasıl düşer? Bu bir yanılgı mı? Rüya mı görüyoruz?.. Kan ve gözyaşını propaganda silâhıyla öylesine tâhkim etti ki Batı, insanlar onun bir gün gelip yere düşeceğini düşünemez oldular. Şimdi gözlerinin önünde devinip duran bu dev' e (!) bakıp şaşırıyorlar; bu sahici bir görüntü mü acaba deyip şübheye düşüyorlar.

Batı'nın temellerini büsbütün sarsan açıklamalar kendi içlerinden de gelmeye başladı. “Bir ekonomik tetikçinin itirafları” kitabını yazan ABD’li Perkins 3 Ekim 2011 tarihinde Habertürk'ten Yiğit Bulut'a öyle şeyler söyledi ki, hani atalarımızın “köpek yalasa doyar “ dediği cinstendi. Şimdilik Perkins'i bir kenara bırakıp New York'tan bildiren Selim Atalay'ın şu satırlarına bakalım:

“Bundan sonra yapılacak fazla bir şey de kalmadı. Yapılmayan: ABD'nin en sıkısından kemer sıkıp tutumlu ve ayağını yorganına göre uzatan ülke olması. Ama onu yapan siyasetçiyi de ilk seçimde götürürler. Çünkü ekonominin temelinde sorun var, yeniden temel atıp bina kurmak lâzım. Ayrıca sanal refahı neden kaybettiği, halka anlatılmadı. Anlatılsa bile -son 40 yılımız yandı- diye başlamak gerekiyor, onu da ne anlatmaya ne de dinlemeye mecal var.”

Şu cümleye dikkat: “ONU YAPAN SİYASETÇİYİ DE İLK SEÇİMDE GÖTÜRÜRLER”... Peki o zaman?

Kurtuluşun, ayağını yorganına göre uzatmakta olacak ve sen bu işi yapacak bir adam bir iktidar bulamayacaksın. Hasbelkader biri yapmaya kalkarsa onu da götüreceksin.

O zaman? YAPILACAK BİR ŞEY KALMADI. KOPACAK GÜMBÜRTÜYÜ BEKLEYİN !

SERDAR TURGUT LOS ANGELES'TEN BİLDİRİYOR

Arab baharından sonra Amerika baharı başladı, diyor Turgut.

Bu dünya uzak değil, yakın zamanda çok şeyler göreceğe benziyor... Bu hız, bu sürat insanlığı hiç tahmin etmediği, edemeyeceği bir yere doğru sürüklüyor...

Kimin ne istediği çok belli değil. Buhran'ın bunaltıcı ikliminden kurtulabilmek için herkes insiyâki hareketler içinde. Ne istiyorsunuz, denildiğinde, sadece bu buhranın sorumlusu addettikleri insanları ve sistemlerini ayaklar altına almak arzusunda olduklarını söylüyorlar.

Tabiî bütün bunlar tarihin akışı içinde nereye varılacağının da işareti; her ne kadar insanlık şuursuz şekilde buhranın bunaltıcı ikliminden kurtulmaktan başka bir şey düşünmese de. Peygamberler dönemine fikren âşina olanlar bilir; neler yaşandı, nasıl sonuçlandı. Son Peygamberin ümmeti de (ümmeti dâvet ve ümmeti icâbet) aynı bâdirelerden geliyor. Sonuç itibariyle O'nun önceden bildirdikleriyle karşı karşıya. Sonuç, her zaman Onlar’ın dediği gibi zaferle taçlanır. Bu mâcera da O'nun ümmetine bildirdiği gibi MÜJDECİ'nin zuhuruyla nihâyet bulacak.

Gelelim mevzuya.

Bu hız, bu sürat hakîkaten başdöndürücü... Dün dünyaya hükümferma olanlar, bugün dizleri titreyerek çıkabiliyorlar insanlığın önüne. Dün kendilerini küllî irade noktasına kilitleyenler, bugün cüz' i irâdenin karşısında acziyetlerini itiraf edebiliyorlar... Bu istikâmet insanlığın lehine olarak devam edecek.

Turgut diyor ki:

'ŞEHİRLERİ İŞGAL EDELİM' SLOGANI

Bu satırları yazmakta olduğum Los Angeles'ta her gün gösteriler düzenliyorlar, diğer büyük şehirlerde de durum aynı. Burada kullanılan “Los Angeles'ı istila edelim” sloganı, “Wall Street'i istila edelim” sloganından türetilmiş. Bu arada New York'takiler günlük bir gazete çıkarıyorlar, adını da “Wall Street”i istila edelim “ koymuşlar.

ZENGİN İLK DEFA ÇOK KORKTU

Tarihi ve siyasi kültürünü iyi bildiğim bu ülkede, sermaye çevrelerinin ve yönetici sınıfların ilk kez bu kadar korktuklarını gördüm. Sermaye çevrelerinden isnalar, “Acaba bu hareket barışçı olmaktan çıkıp şiddete başvurur mu ? ; kişisel güvenliğimiz ne olacak ? “ sorusunu her gün televizyon ekranlarında ve basında sorup duruyorlar.

Aslında hareket düne kadar hep barışçı gösteriler yapıyordu, ancak dün durum değişti. Los Angeles' ta bir grup, bir büyük banka yöneticisinin (galiba şirketin adı Wells Forgo' ydu. Henüz sabah olmadığı için teyid edemedim) evini basıp işgal etmek istedi. “Bankaların, borçlarını ödeyemeyen insanları evden atıp evsiz hale getirdiğini “ bağırıyorlardı eylem boyunca. Bankacıların borçlulara yaptığını onlar da bankacılara yapmaya başlamışlardı.” (Ekim 2011, Haber Türk)

KİŞİSEL GÜVENLİKLERİ... Demek ki, halktan izole yaşamanın da bir sınırı varmış! Halkla beraberliğin ideolojisini kurmuş, Marksizm beceremedi yıkıldı. Halktan izole yaşamanın ideolojisi Kapitalizm' in hâl-i pür melâli de ortada. Geriye ne kalıyor?

Üstad Necib Fazıl'ın ifâdesiyle, meâlen; “Kim ne arıyorsa, Mutlak Hakikate teslimiyet içinde aradığını gelsin İSLÂM da bulsun.”

“Pratiğin sonsuz tekrarıyla hâkikat bulunamayacağına göre”, önce hâkikate îman, sonra o îman çerçevesinde aramak şartı insanlığın önüne aşılmaz bir kale olarak konmuştur. İnanmayanlar ve anlamayanlar bu hâkikat karşısında patinaj yapmaya devam ederek insanlığı kan ve göz yaşına boğmaya devam ederler. Milyonlarca insanı mağdur eden Faşizm, milyonlarca insanı mağdur eden Marksizm, milyonlarca insanı mağdur eden Kapitalizm... Yolun sonuna gelinmiştir.

 

HAYVANDAN AŞAĞI OLANLAR

Herkes hayretler içinde ABD'nin, AB'nin batışını seyrediyor... Sebebler konuşulurken de her kafadan bir ses çıkıyor... “Şu hatayı yaptılar, bu hatayı yaptılar” vs...

Meselenin özüne temas eden yok. Bunlar Sodom Gomore gibi AHLÂKSIZLIK'larından batıyorlar diyen yok! İlâhi Kelâm'da sıfatları “Belhum Adal”; yani hayvandan aşağı olarak nitelenen bu ahlâksızlar, din adına hareket ettikleri kiliselerinde bile nelere bulaştıklarını kendileri anlatıyorlar...

Tarihlerinde ilk defa bir Papa yüksek mahkemeye (Lahey) şikâyet ediliyor. Sebeb; cinsel taciz hâdiselerine Papa'nın göz yumması... Vatikan’da bunlar olurken ABD’de neler olmaz?

Adamların hayata bakışlarının tipik bir alâmeti olan şu habere bakarak, mazilerini, şimdiki hâllerini ve geleceklerini görmek zor olmasa gerek.

“Gizli porno sığınağı.

Dünyanın sonunun 2012’de geleceğine dair kehanetten yola çıkan porno sektörü de konuya el attı. ABD'li porno film üreticisi Pink Visual kıyameti 'büyük bir zevkle' atlatmak için porno sığınağı inşa edeceklerini açıkladı. Şirketin sözcüsü Quentin Boyer, “Amacımız kıyameti konfor ve lüks içerisinde atlatmak” dedi.

Sığınakta barlar, direk dansı gösterileri ve film çekmek için bir stüdyo olacak. Sığınağa davetli olanların listesinde ise şirketin filmlerinde oynayanlar, Twitter'daki takibçileri ve özel izleyicileri olacak. Eylül 2012’de tamamlanacak 1500 kişilik sığınağın yeri de güvenlik gerekçesiyle açıklanmayacak” (4 Ekim 2011, Habertürk)

Maya Takvimi’ne inanan bu salaklar kıyameti “büyük bir zevkle” atlatmak için hazırlıklarını yapsınlar. Bakalım onlar için hazırlanan ASIL olana kavuştuklarında ne yapacaklar. Olan bitene tarihin şahidliği yeter; tabiî İNSAN olmak şartıyla... Bunlar insan mı?

 

BAŞBAKAN İSRAİL'İ TOKATLAMAYA DEVAM EDİYOR 

Başbakan Erdoğan Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki konuşmasında, BM’de olduğu gibi İsrail' e yüklendi... Gittikçe köşeye sıkışan bir İsrail söz konusu. Bu sıkışma, bir çılgınlık yapmasına  vesile olur mu bilinmez. Ama, bu saatten sonra ne yaparsa yapsın, aleyhine olacağı muhakkak.

Arkasında sağlam duramaz hâlde bir batı var. Amerika da bir hayli yorulmuş görünüyor. Ve zaten Amerika'da da“Tahrir Meydanları” oluşmaya başladı. Yüzde 99'u temsil edenler, yüzde bircilere hücuma geçtiler ki, bu işin nerede duracağını kimse kestiremez. Şaftı kaymış kapitalist sistemin son darbeyi almasına pek bir zaman kalmadı gibi. Şiddetli toslama yakındır.

Mevzumuz İsrail.

Güney Afrika ziyaretinde, İsrail'in büyük elçi yardımcısı Başkâtip Ya'akov Finkelstein Başbakana hince ve cince bir soru yöneltiyor... Yahudi cami avlusunda Müslümanı döverken bağırırmış; İmdat kurtarın adam öldürüyorlar. Aynen bu istikâmette sormuş. Şöyle diyor:

“Siz Gazze'deki tünellerden gıdaların geçtiğini söylediniz. Ancak oradan sadece gıda değil, silahlar, füzeler geçiyor. Bu füzelerle şehirlerimiz, çocuklarımız vuruluyor. Ayrıca Palmer raporunda kuşatma uygun görülüyor. Biz doğrudan diyalogdan yanayız. Ama siz İsrail Büyükelçinizi geri çektiniz. Doğrudan diyalog nasıl olacak.”

Başbakan adama öyle bir cevab vermiş ki, bugüne kadar olması gereken hep bu tür cevablardı. Zirâ, Yahudiler şımarıklığın son raddesinde kan içmenin zevkini yaşamaktan mest olmuşlar ve bu zevki ilelebet sürdüreceklerini zannediyorlardı. Nasıl olsa herkese her türlü zokayı yedirmeye alışmışlardı. Fakat şimdi işlerin sarpa sardığını farketmeye başladılar. Son numaralarını deniyorlar Akdeniz’de. Bu numaraları da ayaklarına dolanırsa vay başlarına geleceklere. Zira yol bitti.

Başbakan'ın cevabı:

“Bir defa şunu bilmenizi istiyoruz, bu tünellerden atom bombası geçmez. Fosfor bombaları geçmez, nükleer silah geçmez. İsrail fosfor bombalarıyla Gazze'yi bombalamıştır. Bu bir kitle imha silahıdır. Kitle imha silahı kullanmak suçtur. Buna herhalde evet diyemezsiniz. O tünellerden geçse geçse kütük saplı silahlar geçebilir, tüfek geçer, bunlar geçer ama, oradan tank, top bunlar geçmez değil mi? Ama Gazze toplarla tanklarla kuşatılmıştır. Ve bir taraftan da fosfor bombaları atılmıştır. BM binalarını bile bombaladınız. İsrail bunu da yaptı. Ve hiçbir zaman bende atom bombası var diyemiyor. Sessiz kalıyor. Ama, İran da atom bombası var diye herkes İran'a saldırıyor. Bu nasıl adalet? Ben, şu anda İsrail'i de çevresi için, bölge için tehdit unsuru olarak görüyorum çünkü kendisinde atom bombası var.

Bütün bunların yanında İsrail şu anda işgalci durumunda ve İsrail devlet terörü uygulamaktadır, bölgede... Bu devlet terörü uygulaması yeni değildir ve ben soruyorum; madem Gazze’den, Filistin’den roketler atılmış bunu ben sayın Olmert'e de sordum, diğer İsraillilere de görüştüğümde sordum, dedim 'kaçtane İsrailli öldü söyler misiniz ? 'bize cevab vermediler. Ama biz 7’den 70’e onbinlerce Filistinli'nin, Gazzeli'nin o bölgede İsrail'in bu bombaları karşısında öldürüldüğünü çok iyi biliyoruz. Ve bunun acımasızca yapıldığını biliyoruz. Ve işte bölgede en önemli dostu Türkiyeydi. Niye kaybetti; bu yaklaşımları sebebiyle. Ve böylece zaten bölgede kendini yalnızlığa itmiş durumda. O toprakların, o arazilerin sahibi Filistinlilerdir. Siz şu anda Güney Afrika’da hür yaşıyorsunuz, rahat yaşıyorsunuz, huzurlu yaşıyorsunuz ama Filistinli kendi topraklarında bu huzuru bulamıyor.” (Anadolu Ajansı, 6 Ekim 2011)

Evet.

Herkes bu üslûbu hamasete kaçmaksızın kullanmalıdır. Bu üslüba hamaset yakıştıranlar varsa, onlara da İsrail'in yolunu göstermek de bir mahsur yok. Kralın çıplak olduğu çok önceden belliydi, ama birileri bu toprakların insanlarını efsunlamış gibiydi. Herkes üzerindeki ölü toprağını silkeleyip daha canlı, daha kanlı bir pozisyon almalı. Yani, sıhhat alâmeti davranışlar sergilemeli.

Diplomatik dil kullanıyorum numaralarına yatıp; aman yinede İsrail'i incitmemeye bakalım, yarın dost oluruz, lâzım olur vs. numaralarına tevessül etmesin kimse! Oyun bozuldu. Büyünün tesiri izale edildi. Şimdi daha sıkı, daha sıhhatli daha sağlam durmanın zamanıdır. Her türlü küçük hesab bir kenara bırakılarak madde ve mânâda huruç gerçekleşmelidir.

Çöken Batı’nın hâlini temâşa ederek haykırın; “DİK DURUN KARŞINIZDA LEŞLER VAR !”

YUNANLILAR BİLE 'KÖKLER'E NİSBET KURMAYA BAŞLADI

Çok ilginç. Kökler'e dair hatırlatmalarımıza Yunanistan’ı da eklemek zorunda kalacağız anlaşılan! Bu kadar mı hızlı akar zaman?

Prof. Dimitri Kitsikis. Bir dönem Cumhurbaşkanı Özal'la da çalışmış. Özal da fikirlerini beğeniyormuş ama o  dönemin şartları fikirlerinin olgunlaşmasına müsait değilmiş, bu sebeble fikirleri pek duyulmamış.

Kitsikis şimdi fikirlerinin neşvünemâ bulacağı ortamın doğduğuna inanıyor. Bu sebeble de konuşmuş. Batmanın eşiğinde olan ülkesinin yakında Avrupa'dan kopacağını söylüyor.

Kitsikis şöyle diyor:

“Benim 50 yıllık hayalim, Osmanlı döneminde 400 yıl boyunca kardeşçe yaşamış iki toplumun tekrar biraraya gelmesiydi. Çamlıca Hayali kitabımda bunun üzerinde durdum. İstanbul'un Türkiye'yle Yunanistan'ın Brüksel'i olabileceğini anlatmaya çalıştım. Konfederasyon tarzında iki devletli, çevredeki diğer ülkelerinde şemsiyesi altına girebileceği yeni bir oluşum hayalinin gerçekleşeceğine olan inancım şimdi çok daha güçlü. Avrupa'dan kopacak Yunanistan'ı ancak Türkiye kurtarabilir. Yunanistan'da bu konuşuluyor, en koyu Yunan milliyetçiler bile birliktelikten bahsediyor, şartlar müthiş değişimi hazırladı. Osmanlı'dan bağımsızlığın ilan edildiği 25 Mart 1821 tarihi artık özgürlük gününden çok, çöküşün başlangıcı olarak değerlendiriliyor” (6 Ekim 20011, Haber Türk)

Kitsikis kafayı yememişse-ki yemediği belli, hâli hazırda konuk öğretim üyesi olarak Gediz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde siyaset bilimi dersi veriyor-şu cümleleri büyük harfle yazılmaya ve zamanın ne kadar hızla değişerek hedefe yöneldiğine delil olarak gösterilebilir; AVRUPA'DAN KOPACAK YUNANİSTAN'I ANCAK TÜRKİYE KURTARABİLİR. YUNANİSTAN'DA BU KONUŞULUYOR, EN KOYU YUNAN MİLLİYETÇİLER BİLE BİRLİKTELİKTEN BAHSEDİYOR...

Ve şu cümle; ŞARTLAR MÜTHİŞ DEĞİŞİMİ HAZIRLADI...

Peki, şartları hazırlayan ne? İşte bu pek bilinmiyor, idrak edilemiyor! Dünyanın dört bir yanında insanlık ayağa kalkmış, fakat ortada doğru düzgün bir lider yok. Türkiye'de bile başbakan lider olarak önde gösterilmesine rağmen bir gazeteciden şöyle garib bir yorum gelebiliyor. Yiğit Bulut bir programda olayları kritik ederken şöyle diyor meâlen; “Bunları hükümet mi yapıyor, devlet mi yapıyor, derin devlet mi yapıyor bilemiyorum.”

Bir kez daha hatırlatalım; ZAMANIN SONU'ndayız. Devir MÜJDECİ'nin devri. Dolayısıyla hâdiseler DEST-İ HAFÎ (gizli el) tarafından güdülüyor... Bu dil'i anlayıncaya kadar çözüme dair söyleneler havada kalmaya devam edecektir.

Şu an dünyada olup bitene yorum getirenlerden bir tanesi bile gidişatın hangi şekle bürüneceğine dair tutarlı bir şey söyleyememiştir. Herkes bekleyip göreceğiz noktasında.

Bunlardan en mâhir olanlardan biri sayılan Mahir Kaynak bir zamanlar ABD'nin küllî irade olduğunu söylüyordu, şimdi ise şöyle diyor; “ABD çökerse Türkiye biter...” Ne demezsin! Bu kadar uzaklar hâdiselerden. Ama aynı zamanda sosyal hâdiseleri kritik eden duayenler olarak dolaşıyorlar ortalıkta.

Biz önümüze bakalım. 2012'nin sonu veya birkaç sene sonrası için bambaşka bir dünya, şimdiden kimsenin hayâl bile edemeyeceği bir dünya olabilir. ZAMAN TAMAMDIR.

 

FAZIL SAY DENEN MÜTHİŞ (!) SANATKÂR

Klâsik müzikçi Say önüne gelene saydırıyor bu ara. Asıl derdinin ne olduğunu bilmek zor değil aslında; halkını sevemeyen adam krizi geçirirken sağa sola b.k atmakla meşgul. Ne zamandan beri bu adam la ilgili birşeyler yazalım istedik, sonra 'değmez' bulup vazgeçtik. Tâ ki Fatih Altaylı bu konuya değininceye kadar. Altaylı hâdisenin bamtelini bam'lamış. Ondan naklederek teğet geçelim.

Altaylı Fazıl Say' ı tanımadığını, Klâsik müzik dinlediğini, ama bunu birileri gibi statü mevzuu yapmadığını, klâsik müzik sevdalısı görünen yazarların 40 yaşlarına kadar saz dinlediklerini, sonra da sosyal statü değişikliği gösterisi yaptıklarını, klâsikçi olduklarını göstermeye çalıştıklarını söyledikten sonra şöyle devam etmiş:

“Fazıl Say işin bokunu çıkardı.

Yine herkese dalmış. Saydırmış.

Ne Orhan Gencebay kalmış, ne Müslüm Gürses, ne de başkası.

Ben Uluslar arası kabul görmüş, herhangi bir yabancı klâsik müzik üstadının o ülkedeki diğer tarz müzik yapanlara böyle saldırdığını görmedim.

Hiçbirinin ne bileyim Madonna' yı, Michael Jackson' ı ya da Elvis Presley' i veya Elton John' u yerin dibine batırdığını, çamura buladığını duymadım, görmedim.

Fazıl Say ise sürekli bunu yapıyor.

Anladığım kadarıyla müthiş bir medya maymunu olmaya doğru ilerliyor.

Kendini gazetelerde göremeyince haber olmak için, gazetelerde yer almak için ağzına geleni “ Bu bana yakışır mı? “ diye sormadan sayıp sallıyor.

Farkında değil ki, bunu yaptıkça kendisine zarar veriyor. Benim korkum şu: Bir süre sonra basın bu açıklamalara alışıp, haber yapmaz hale gelince iyice zivanadan çıkacak.

Bir gün Nişantaşı sokaklarında bir tarafını açmış gezerken göreceğiz diye korkuyorum.” (6 Ekim 2011, Haber Türk)


Büyük sanatkârı (!) bu hâlde görmemiz yakındır herhâlde! Şunu da ifade etmek gerekir; bu tip insanlar her kesimde mevcud. Bu tipin İslâmcı (!) versiyonuna dâhil birisi için bir Başbakanın                      Özel Kalem Müdürü şöyle demişti bir zamanlar bize; “Ben bu adamı iyi tanırım, (zannediyorum aynı memleketliydiler) televizyona çıkmak için anasını bile satar”...

Doğrudur, bu tipin laik' i, İslâmcısı, liberâli olmaz. Ortak noktaları kudurmuş nefsleri ve kompleksli olmalarıdır.

 

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 110 زائر متصل