|
 EMEKLİ ABD GENERALİ DİYOR Kİ General, bir tek 'gerizekâlıyız' dememiş. Bunun dışında, Afganistan’ı işgal meselesiyle alâkalı söylenecek en güzel şeyleri söylemiş. Süper ABD aslında gerizekâlıların bile yapmadığı işleri yapıyor. Bunu anladığında da iş işten geçmiş oluyor. Afganistan’ı işgal etmeleri de bu türden bir iş; yani salakça. Orada batışları tescillendi. Ellerinde kalan tek ‘kâr’ Müslüman kanı dökmüş olmaları! Hani bu da onlar için az bir kazanç sayılmaz. Haber şu: «ABD'li general Stanley Mc Chrystal, Afganistan’ı tanımadan savaşa gittiklerini ve bugün bile ülkeyi pek iyi tanımadıklarını söyledi. General Stanley Mc Chrystal, 2009 -10 döneminde Afganistan'daki koalisyon güçlerine komutanlık yapmıştı (...) Mc Chrystal, Ekim 2001'de Afgan kültürü ile ilgili çok az bilgi ile ülkeyi işgal ettiklerini söyledi, “Bilmiyorduk, şimdi de bilemiyoruz. Ben dâhil hepimiz yüzeysel anlayışla hareket ettik. Durum ve son elli yılın tarihiyle ilgili düşüncelerimiz korku verecek derecede basit” dedi.» Bu basit düşünceleri sebebiyle, şimdi yaşadıkları 'ABD'nin Tahrir'i ' çalkalanmasından da zararlı çıkacaklar. Belki de batışın son darbelerini yiyor olacaklar. Öyle ya, kuş hafızasıyla buraya kadar. BU UYARIYI NOT EDELİM Hani insan kızdığı biri hakkında hep kötü şeyleri görür ve söyler. Psikolojisi o kişinin zararına kilitlenmiştir çünkü. Bu sebeble kızdıklarımıza, düşman olduklarımıza yönelttiğimiz tenkitler çoğu zaman nefsanidir. Fakat, kızdıklarımız hakkında o kızdıklarımızı sevenler bir şeyler söylüyorsa, dikkatli bakmalıyız. Orada en doğru olanlar gizlidir çünkü... Aynen bunun gibi, biz Batıyı kan ve gözyaşı medeniyeti olması sebebiyle sevmiyor, bir an önce tarihin çöplüğüne havale edilmesini arzu ediyoruz. Bu sebeble de, yazdıklarımız, söylediklerimiz hep bu doğrultuda oluyor. Bu da inandırıcılığımıza hâliyle halel getiriyor olabilir! (Buna rağmen şunun bilinmesinde fayda var; yazdıklarımızın, konuştuklarımızın, ortada olmayan bir hâdisenin boş kritikleri olduğuna dair bir delil yok, yani her şey olan biten müşahhas (somut) hâdiselerin bam teline bakmakla alâkalı. Yoksa, psikolojik arzularımızı tatmin etmekten öte bir şey yapmamış oluruz. Meselâ bir gazetenin 15. sayfasının en alt köşesine sıkıştırılmış bu haberin haber değerini ön plana çıkarmak gibi bir ameliyeyi kim küçümseyebilir? Ve biz o haberin altını çizdiğimiz için niçin hâdiseyi abartmış olalım. Bu kadar kritik bir haber hangi saikle psikolojik arzularımızın tatmini olarak görülebilir?: IMF DANIŞMANI UYARDI Uluslararası para fonu (IMF) danışmanı Robert Shapiro, borç krizinde doğru adımlar atılmazsa 2-3 hafta içinde Avrupa bankacılık sisteminde çöküş getirecek gelişmeler olabileceğini savundu. Shapiro, “Burada dünyanın en büyük bankalarında bahsediyoruz. Bu İngiltere dâhil her yere yayılacak çünkü küresel finansal sistem derin bağlara sahib” uyarısında bulundu.” Flaş... Flaş... Flaş... Bu türden (önemli addedilmek için “Flaş” denilmesi) verilen haberlere aşinayız. Oysa haberin içeriğini öğrendiğinizde ne kadar dandik olduğunu da görüyorsunuz. “Flaş, flaş” denmesindeki gaye habere dikkati (dandikte olsa) çekmekle alâkalı. Şimdi. 8 Ekim 2011 tarihli Sabah Gazetesi’nin 15. sayfasının dip tarafına hapsedilmiş bu haber, büyükçe “Flaş... Flaş... Flaş'ı” hak etmiyor mu? Adam açıkça “2-3 hafta içinde Avrupa batabilir” diyor. Batı demek bankacılık sistemi demek değil mi? Öyle ise! Batı batıyor! Fakaat... Hâlâ eski alışkanlıklar, hâlâ eski yenilgi psikolojisi, hâlâ menfî kompleksler devam ediyor. Bu sebeble, adamlar kendi sistemlerinin cenazesini kaldırmaya hazırlanırken, bizimkiler şifa bulmaz hastalıkların pençesinde kıvranmaya devam ediyor. “Yok canım o kadar da değil” budalalığından vazgeçemeyenler, anlayın artık, Batı MORT! BATARKEN BİLE KOMİK İŞLER PEŞİNDELER Battıklarını görüyorlar... Buna rağmen komedi kabilinden işlere imza atmaktan vazgeçemiyorlar. Hani şu Nobel hikâyesi var ya! Hesablı kitablı seçimler ve bu hesablara denk getirilen sonuçlar... Bunu hep yaptılar, yapmaya devam ediyorlar. İyi de, bugüne kadar bir şekilde hileyi kamufle mümkün oluyordu veya en azından çok sırıtmayacak şekilde mesele halledilebiliyordu. Şimdi ise işler değişti... Biraz insan kendine çeki düzen verir... Ama nerede, kafa aynı kafa. İstismar, sömürü, kan ve gözyaşı medeniyeti nasıl vazgeçsin bu kemikleşmiş huylarından; geçemiyor. Cemil Ertem: “Dün Başbakan Erdoğan, grup konuşmasında, Sarkozy'ye 'sen önce kendine çeki düzen ver' derken Sarkozy gibilerinde somutlanan hakim ulus-devlet belirleyiciliğinin ve bunun liderliğinin bittiğini anlatıyordu belki ama biten, bundan da öte, bir 'uygarlığın' yüzyıllardır inşa ettiği temel dayanaklar idi. Bunu şu günlerde en çok Nobelde anlamak mümkün. Kapitalizim tarihinin en büyük krizini (dönüşümünü) yaşıyor. Çözüm ufukta henüz yok. Nobel gibi kendi alanında öncü olmuş, dönüşümün kuramsal alt yapısını oluşturmuş çabalara verilen ödül, krizin tam ortasında, sahici olmayan kısır döngüleri modelleyen çalışmalara veriliyor. Nobel alan Sargent ve Sims'in geliştirdikleri, bildiğimiz 'Rasyonel Beklentiler Teorisini' makro iktisadi değişkenlerle sınamaktan başka bir şey değil.” (12 Ekim 2011, Star) Her şeyi yalan üzerine bina etmişlerdi. O yalan şimdi çöküyor. Fakat çökerken bile çöküşü yalanla durdurabileceklerini zannediyorlar. Bu kadar salakça bir tavır. Allah şifa versin! “Bir Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı John Perkins'in ÇAKALLAR dediği tiplerdir bunlar. Nobel kazanan (!) bu iki çakaldan biri (Thomas Sargent) bakın ne demiş: “DÜNYAYI MAHFETMEDEN ÖNCE MODELLERİMİZDEKİ DENEYİMLERİMİZİ UYGULAMALIYIZ” Bunlar hakikaten ÇAKAL! BATMAYAN GÜNEŞ ABD'nin hâl-i pür melâli belli... ABD debelenip duruyor... Geriye ne kaldı; Çin! Mehmet Altan'dan: “Ama esas bomba haber Çin'den... Esas bomba haber diyorum çünkü Çin 'Ekonomik büyüme' konusunda dünya şampiyonu... 2010'da yüzde 10. 4 büyüdü. IMF tahminlerine göre 2011'de yüzde 9,5, 2012'de de yüzde 9 büyümeye devam edecek... Ancak orada da kamunun borçları, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 68'ine ulaşmış bulunuyor... Bu oran bir trilyon 300 milyar euro'ya denk. Bunların yarısından fazlası yerel yönetimlere ait... (...) Batı basını ikinci bir 'Yunanistan sendromundan söz etmeye başladı... Yıllık 5.5 trilyon dolarlık üretimiyle ABD'den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisinden söz ettiğimiz unutmayın... (...) Yaşananı teknik bir aksaklık olarak algılayıp, çağ değişim depremini ıskalamak çok sarsıcı süprizlere neden olabilir... Örneğin, karşılıksız para ve freni kopan iç borç ile büyüme rekorları kıran Çin ekonomisi de aniden batabilir...” (11 Ekim 2011, Star) İmdi... Yaşanan teknik bir aksaklık değil... Doğru. Bu doğru üzerinden giderek şunu söylememiz mümkün; yaşanan ahlâkî bir aksaklık. Kapitalist sistemde karşılığı olmadığından, tabiî olarak müdahaleler teknik olmak zorunda bunun da çare olmadığı anlaşıldı. Bu kavilden olmak üzere diyebiliriz; cari açığı yüksek olan Türkiye dâhil bütün ülkelerin batması sürpriz değil. Ancak şunu karıştırmamak lâzım, Türkiye gibi sisteme entegre olmasına rağmen global sistemi ahlâksızlıkla suçlayarak yoluna devam edenler, ellerinde patlayacak sisteme zaten güvenmediklerinden işleri daha kolay; zaten kötü olanın batması (faizcilik) mânâsına gelecek bu batış. Ayriyeten anlaşılıyor ki, hem jeopolitik yapısı, hem tarihi misyonu bakımından Türkiye oyunun en şanslı elemanı olarak meydan yerindedir ve sistem (hem Türkiye'de hem dünyada) ne şekilde çökerse çöksün altından BATMAYAN GÜNEŞ’İN olduğu aşikardır. Hani diyoruz ya; VAKTİ GELMİŞ BİR FİKRİ ENGELLEMENİN ÇARESİ YOKTUR... Mesele; doğan güneşe hazırlıklı olabilmek. Gerisi itiş kakıştan ibaret... Hadi canım sende'cilerin varsa alternatiflerini görelim...Herkes şaşkın. “ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR” hikmetinin yaşandığını görmeyenlere ne diyebiliriz? Salıverin gitsinler! LİDERİ OLMAYAN HAREKETİN MANASI İnsanlık topyekûn ayağa kalkıyor... Ve her şey o kadar hızlı gelişiyor ki,kimse yarınından emin değil. Hareketler lider ister... Hele de böylesine büyük çapta hareketler, ciddi manada bir yöneticiye ihtiyaç duyar. Fakat tam tersi oluyor; ne mânâ?.. Bir gazeteci bu hâdiseyi şöyle yorumlamış: «“Değişim” denilen kavramın ete-kemiğe büründüğü bir dönemden geçiyoruz. “Sosyal medya”nın harekete geçirdiği kitleler... “Lideri olmayan” hareketlerin siyasete ağırlık koyduğu gösteriler... İnsanların özgür iradeleriyle gerçekleştirdikleri de gösteriler karşısında çaresiz kalan “geleneksel güçler...”» (Ardan Zentürk, 13 Ekim 2011, Star) İnsanlık böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyor; en azından bu kadar yaygın şekilde... Bu ne demek? Zamanın sonuna inanmayanları bir kenara bırakalım. İnanç ve itikadımızın bizi yönlendirmesi çerçevesinde biliyoruz ki bizler (Ümmet-i davet -Ümmet-i icabet) Peygamber buyruğunca 'ikindiden sonra' gelen ümmetiz. Akşama az kala gelen ümmet... Ve akşam çok yaklaştı. Yaklaşan akşamın neyi getireceğini de Peygamber buyruğundan biliyoruz... İnanıyoruz ki, vesilesi şu veya bu olabilecek hadiseler aydınlık akşamın rengini değiştirecek, her şey aslına rücu edecek... Sonrasında, yine eski hal ve zamanın tükenişi... Hâdiselere bu gözle bakamayanların görebilecekleri pek bir şey yok. Bu sebeble onlara şunu söylememiz bir şey ifade etmiyor; bir DEST-İ HAFİ (gizli el) hadiseleri köpürterek menziline doğru sürüklüyor... Bu mânâyı kavrayamayanların bu kaostan karlı çıkmaları düşünülemez!.. Hâdisenin hakikatine vakıf olmaları da düşünülemez!..Onlar sebep-sonuç dengelerini(!)gözetmeye devam etsinler!.. Ama biz inananlar, hâdiselerin üzerinde tasarruf hakkımızı kuvvetlendirebilmemiz için, meselenin hem madde, hem de mana yönünü gözetmeliyiz. Tek kanatlı Batı'nın uçamaması bundandır. MÜJDECİ'nin kokusunu duyanlara müjdeler olsun. DALLAS'TAKİ DOMUZ Fıkra gibi bir hadise Bize Laik Kemalistleri hatırlattı... Hani millete, pantolon olmazsa ceket vereceğiz, komünizmde gelecekse biz getireceğiz, diyen Kemalistleri... Müslümanlara bu tavrı seksen senedir yapıyorlar. Bu yapıp ettiklerini bir kalemde anlatan bir olay nakledeceğiz ki, hallerine cuk oturuyor. Star'dan Aziz Üstel anlatmış!.. Avustralya'nın Nelbourne kentinde, Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir semt varmış, ismi Dallas Mahallesi. İşte orada vuku bulan bir hadiseden bahsediyor: “Geçen yıl Dallas'a bir Çinli taşındı ve büyük bir market açtı. Çinceden başka da dil bilmiyor ne kendi ne de ailesi. Semtteki diğer marketlerde 'Helal' yazdığını görünce, bunun Türkçede market anlamına geldiğini sanmış olacak ki, o da vitrine kocaman bir 'Helal' yazısı yapıştırdı. Ama yanına da 'Pig' yazdı. Yani 'Helal Domuz'. Bunu görenler adama güç bela da olsa domuzun helal olmadığını anlattı uzun uğraşlardan sonra. Çinli yazıyı indirdi ama üç gün sonra yeni bir yazı yapıştırdı: Helal Fransız şarapları geldi!” Çinliyi dil bilmemesi bakımından mazur görmekte bir mahsur yok. Ya Kemalistlere ne demeli? Hâlâ aynı kafa devam ediyor. Sistem çöktü ama onlar devam ediyor. Türkçe bilmiyor olabilirler mi? YÜZDEKİ SİVİLCE KARACİĞERDEKİ LEKE Hani bazen yüzdeki bir sivilce karaciğerdeki bir hastalığın alametidir. Aynen bunun gibi, bir haber sivilce nispetinde olsa bile, bazen çok büyük felaketlerin habercisi olabilir! Haber şu: “AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE PENSİLVANYA EYALETİNİN BAŞKENTİ HARRİSBURG İFLAS ETTİ.” (Akşam, 15.10.2011)
|