19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:06:16
Basından Notlar -XIII- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
الثلاثاء, 25 أكتوبر 2011 18:05

HAMAM DA ŞART HAMAMI UNUTMAYIN!

 

Global kriz, kapitalistleri yeni arayışlara sürüklüyor… Bir şeyler yapıp yeni bir hâl çaresiyle yollarına devam etmeliler…

 

ABD ‘de, düşünen birileri yeni teklifler sunuyorlar… Fakat bu sefer kendilerine özgü olmayan şeylere göz diktikleri belli… Belli ki, kendi öz’lerinden çıkaracakları bir şeyleri kalmamış. Kendi sistematiklerinin dışına çıkamadıkları müddetçe ahlâkî erozyonları devam edecek, çünkü sistemlerinin temeli ahlâkî olamayan donelerle donatılmış… Yani, yürümez.

 

Gidişatın bu yönde olduğunu fark edenler şöyle diyorlar:

 

“WSJ gazetesinde konuya değinen bir yazı gördük, şaşırdık: New York’taki Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşundan Charles Landow ve Courtney Lobel yazmışlar: Amerikalı zenginler ellerindeki parayla kamuya faydalı iş yapacaklarsa, köprü, yol, hatta kanalizasyon sistemi yaptırsınlar, altyapı projelerini halka armağan etsinler. Bunun modeli Osmanlı İmparatorluğu’nda var. Osmanlı’da zenginler vakıflar üzerinden topluma eser bırakır, hayır işlerdi.  Ve de günümüzde Sabancı Vakfı aynı modelle okul, hastane, kütüphane, yuva yapılıyor, diye örnekler vermişler.

 

Yani vakıf 21. yüzyılda ABD için model olarak gündeme geldi. Üstelik ekonomik kriz ortamında… Ortadoğu için de Osmanlı benzer modeli uygulamış ve çarşıyı ticareti desteklemişti. Ortadoğu için çare, yine çarşı… ABD için ise altyapı eskidi, çoğu yer dökülüyor büyük yatırıma ihtiyaç var ve kamuda para yok. Öte yandan zenginlerde para var ve düşünenler, zenginin Osmanlı modeli vakıflar altyapı, hatta kanalizasyon yapmasını öneriyorlar…” (Selim Atalay, 18 Ekim 2011 (New York) Star)

 

Demek ki, faizle, sanal borsa çakallıklarıyla olmuyormuş…  ‘Piyasayı desteklemek’ dedikleri şeyin karşılığında borsa değil, piyasayı insanî duygularla destekleyen vakıfların olması gerekiyormuş… Vakıflar insanî öz’ün keşfettiği değerli müesseseler.

 

Ahlâkî olmayan gidişat, mal’ı zenginin elinden devlet haline getirmiş. O zenginin ahlâkî altyapısı sistem gereği zayıf veya neredeyse yok. Adam kazandığı parayı niye bedavadan halka versin ki?.. Karşılığı olmayan bir şey vermeyi öğrenememişler, kendi halkları bile olsa… Ama, diğer taraftan da, iktisaden yapıp ettiklerini öylesine makyajlamışlar ki, herkesi cezb etmişler.

 

Tabiî makyaj akmaya başlayınca cazibe kaybolur… Şimdi yaşanan bu ve bu sıkıntıyı iliklerine kadar duyanlar bizim vakıflara muhtaç hâle gelmeye başladılar.

 

Bu işler böyle başlar. Bozulma da böyledir, düzelme de… Hadi hayırlısı…

 

Atalay’ın, yazısının sonunda yaptığı espriyi de yazmadan geçmeyelim:

 

“Hatırlatalım, Osmanlı vakıf modelinde hamam da önemli bir hayrattı: Misalen, ABD ‘de zengin hamam yaptırıyor: Joe Jackson Vakıf Hamamı… Model şu: Evvelemirde büyük göbek taşı olacak… Kurnalarda mermer şart… Külhan sürekli yanacak… Sonra dökün dökün dur ve yapana, atana dua et.”

 

Hadi bakalım!

   

 

ORTAK KANAAT OLUŞTU

 

ABD’nin hızla gerilediği konusunda ortak kanaat oluşmuş durumda… Hâdiselerin gidişatını yönlendiremeyen ABD, kendi çöküşünü durduramaz durumda olduğunu da gizleyemez hâle geldi. Bu gerileme, dünya basınında ön plana çıkan haber ve makalelerde sık sık görünmeye başladı.

 

Bizden bir yorum. Sedat Laçiner 18 Ekim 2011 tarihli Star’da yazmış; “Arap Baharı korkutuyor”… Makalesinin birinci bölümünde, Arab Baharı’nın aslında ABD’nin istediği gibi olduğunu, zaman zaman yönlendirdiğini anlattıktan sonra, aslında hâdisenin gerçek yüzünün nasıl olduğunu anlatıyor. Şöyle:

 

“Yine de Arap Baharı Batı’yı korkutuyor. Planlamasından uygulamasına, her aşamasında kendisi olmasına ve hala da değişim sürecini desteklemesine rağmen Batı bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında. İşler sokağa, kitlelere inince evdeki hesap çarşıya uymuyor. Nitekim bugünlerde başta Washington olmak üzere Batı dünyası dünya liderliğini Ortadoğu’daki değişime paralel olarak tartışıyor. Bu köşenin müdavimleri bilirler, Amerikan Çağı’nın sonunun gelmekte olduğunu birkaç kez yazdık. Aslında bu tez Uluslar arası İlişkiler disiplini  için yeni  bir tartışma konusu değil. Amerika nisbi olarak geriliyor, liderlik Amerikalıların elinden adeta kayıyor. Bu durumu geçenlerde Obama’da itiraf etti aslında.

 

ABD artık tüm oyunu belirleyen, zirvedeki yalnız adam değil. Ekonomik kriz bunun açık göstergesi. ABD bir türlü toparlanamıyor. İlginç olan Avrupa’da ABD‘nin peşinden ekonomik krizlere sürükleniyor. Ancak ekonomik kriz kadar önemli bir gösterge de Ortadoğu. Çünkü dünya liderliğinin bu bölgeye hakim olmakla ilgili olduğunu yıllarca bizzat Amerikalılar yazdı çizdiler. Eğer Ortadoğu’daki yerel dinamikler  Batı’yı bölgede etkisizleştirebilirse Batı’nın siyasi düşüşü kalıcı hâle gelebilir.

 

İşte ABD’yi ve genel olarak Batı’yı endişelendiren de bu. Bir yandan Arap Baharı’na destek veriyorlar, diğer taraftan tüm planları mükemmel bir şekilde işlerken başlarına gelmekte olanı sezip, korkuya kapılıyorlar. Tüm varlığı Batı desteğine bağlı olan İsrail’in korkusu ise bir kat daha fazla.

 

Bu korkular altında en çok endişe edilmesi gereken ise kontrolü kaybettiği noktalarda Batı’nın bölgedeki dengeleri elinde tutabilmek için yapay dış müdahalelerde bulunması ve bölgesel kutuplaşmalardan medet ummasıdır.”

 

Şu cümlenin altını çizelim: “İLGİNÇ OLAN AVRUPA DA ABD’NİN PEŞİNDEN EKONOMİK KRİZE SÜRÜKLENİYOR…”

 

Bu neden ilginç olsun ki? Laçiner sarsılan şeyin topyekûn Batı medeniyeti(!) olduğunu anlamamış herhâlde… Veya, istatistik bilgilerle hareket etmenin dışında bir bakış açısı yok. Veya; hâlâ olan bitenin ekonomik olduğunu zannediyor… Meselenin ahlâkî boyutuna hiç yanaşmıyor… Gerçi bu yönüyle hadiseyi idrak etmiş kaç kişi bulabilirsiniz yazar çizer taifesinde, o da başka.

 

Şu cümleye dikkat: “BİR YANDAN ARAP BAHARINA DESTEK VERİYORLAR, DİĞER TARAFTAN TÜM PLANLARI MÜKEMMEL BİR ŞEKİLDE İŞLER-İKEN BAŞLARINA GELMEKTE OLANI SEZİP, KORKUYA KAPILIYORLAR…”

 

Meselenin merkezinde  bu hâdise var. Neden böyle oluyor? Bunu anlayabilen birçok şeyin farkına varabilir. Bunun anlaşılması zor değil. Basit bir tüyo verelim; biraz dikkatlice Peygamberler Tarihi okuyan olan bitene mânâ vermekte zorlanmaz. Neden mi? Aletler değişse de insan hep aynı insan, yaratılışındaki mânâ her dönem (müsbet veya menfi) aynı istikamettedir.

 

Bir hikmet: İmam-ı Gazâli Hazretleri buyuruyor ki; “Bir Hadis-i Şerif’i zamanüstü mânâsıyla bilen bütün hadisleri bilmiş gibidir.” Aynen bunun gibi, bir hâdiseyi zamanüstü mânâsıyla kavrayan bütün hâdiselerin temel esprisini kavrayabilir… Tarihçilerin bu hikmetten alması gereken çok şey var. Vakünüvistlerin değil, tarihçilerin; yani, gerçek tarihçilerin.

 

Son söz: “TÜM VARLIĞI BATI DESTEĞİNE BAĞLI OLAN İSRAİL’İN KORKUSU İSE BİR KAT DAHA FAZLA…”

 

Aynen öyle… Bu korku ne onlar için ne de “düşmanları” için düne kadar tahmin edilebilecek bir korku değildi. Ama bugün?

 

Tahmin edebilen nâdir FİKİR SULTANLARI’nı da dinleyen olmadı… “DİK DURUN KARŞINIZDA LEŞLER VAR” haykırışlarına kulak asılmadı. Ve hatta onlara sehpalar, müebbedler lâyık görüldü… Tabii devran döndü, zaman hızla tersine akmaya başladı yerli ve yabancı HAİNLER için. Bu hız başlarını döndürecek, korkularını artıracak VE…

      

 

BU ÜLKENİN UĞRADIĞI İHANETİN ÇAPI

 

Yeryüzünde böylesine büyük ihânete uğramış ikinci bir ülke var mıdır?.. Bir ülkenin insanlarına zulmedebilirsiniz, öldürebilirsiniz. Buna bir bahâne bulmanız da kendinizce mümkündür; konjonktürel yapı bunu gerektiriyordu vs…

 

Peki bu zulmü kendi milletinize yapıyorsanız ve bu zulüm de bedenlerle birlikte ruhlara ve ruhun bütün fakültelerine uygulanmışsa?.. Mesele o zaman gerçek mânâda dramatik oluyor.

 

Hani şu VAKIF’lar meselesi. Yukarıda değindik… Kültür emperyalizmini kendi halkına tüm şiddetiyle uygulayanların ne yaptıklarına dair küçük bir misâle bakalım:

 

“Kalın kafalıyım ya, hiç anlamadığım olayların başında, dünyanın dikkatini çeken ‘vakıf’ kurumunun Cumhuriyet’ten sonra uğratıldığı muamele geliyor… ‘Vakıf’ ismi ile beğenilmemiş yeni çıkarılan kanunda, onun yerine ‘tesis’ sözcüğü kullanılmış… Ters bakışı meşru göstermek için de şu gerekçe ileri sürülmüş: “Sözcük  ‘alıkoymak, durdurmak’ anlamına geliyor; bu kurumun varlığı sebebiyle İslâm toplumlarında ekonomik potansiyel âtıl duruma girmiş, toplumlar bu yüzden geri kalmıştır.” (Tâha Kıvanç, 19 Ekim 2011 Star)

 

Hâinler!

 

Şimdi de şöyle oluyor demek; ABD batmak için Vakıfları taklit etmeyi düşünüyor!.. Bu Kemalistler var yaa… demeye gerek yok artık, çünkü fosilleşmiş olarak tarihin müzesine kaldırılıyorlar.

    

 

 

KEMALİSTLERİN BİR BAŞKA HARİKA BULUŞU

 

Şu Kürt meselesi neden bitmez?..

 

Çünkü Türk meselesi bitmemiş, yerliyerine oturmamıştır da ondan!

 

Kürt’ün de, Türk’ünde ve ilânihaye her ırkın da bu ülkedeki tek meselesi ÜST MÂNÂ’dan (İslâm) koparılmış olmasıdır.

 

Bu mânâyı ayaklar altına almak isteyen sömürgeciler, başarılı olduktan sonra iç hâinleri ve ahmakları vazifelendirdiler… Nicedir bu tâifeyle boğuşuyoruz… Dedelerinden torunlarına intikâl etmiş anlayışın kalitesini seyredin:

 

“Kürt yurttaşlarımızla ilgili:

 

“Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardır. Güneş açınca üzerleri buzlaşan, camsı parlak bir tabakayla örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu.  Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker. ‘Kırt-Kurt’ diye ses çıkar. Doğulu Türkmenler’e, ‘Kürt’ denmesinin nedeni budur. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkan sesin adıydı kürt aslında”

 

Cümle düşüklüklerini falan bir kenara bırakın siz hayatınızda böyle ipe sapa gelmez bir şey duydunuz mu? Genelkurmay Başkanlığı’nın 12 Eylül  sonrasında bastırdığı ‘Beyaz Kitap’tan aldım bu satırları. İnsan söyleyecek laf bulamıyor. Değil mi; bu deli saçmasından sonra! Bugün Kürt sorunu, Türkiye’nin gündeminden düşmüyorsa, bu kafa yapısı, bu cehalettir sorumlusu  biraz da!”  (Aziz Üstel, 19 Ekim 2011 Star)

 

12 Eylül’ün haşmetlî Nü generali Kenan Evren kafası… Şükür ki, Ordu bu tiplerden temizlenmeye başladı… Hülasa; Türk’te ve Kürt’te kafa değişiyor, değişecek; Kürt sorunu da, Türk sorunu da bitecek. İnşaallah.

        

 

 

YENİ ANAYASAYI  İSTEMEYENLER

 

İlahi Adâlete dayanmayan hukuk’u kabul etmemiz mümkün değil elbet… Bu ilk ve son düşüncemiz olarak kalacak İMAN mevzumuz…

 

‘Realite başka’ diyenlere sözümüz bu olduktan sonra, meselenin tahlîlini yapmaya dair söyleyeceklerimize gelince.

 

Bu ülke zihniyet işgaline uğramış.  Servislerin güdümüne girmiş çeteler eliyle idare ediliyordu… Arab Baharı nasıl diktatörlere direnişin misâliyse, Türkiye’de de on yıldır kansız bir direniş sözkonusu… Zaman zaman önü tıkanan, zaman zaman yol bulup yürüyen bir direniş… Bu direnişin muarızları, bu ülkenin ve milletin kılcal damarlarına kadar girdiklerinden öyle bir hamlede sökülüp atılamıyorlar hâliyle. Köşebaşlarındakiler kovalanmış olsa bile,  alt katmanlardaki yoğunluk kolay tasfiye edilemiyor… Hem kemikleşmiş yapıdalar, hem şartların yavaş değişiminden istifâdeyi sürdürüyorlar, hem de dış bağlantılarının onları ölümüne desteklemesi söz konusu.

 

Meselenin en ehemmiyetli kısmı da bu dış bağlantılardır… Yüzyılların  hesabı olarak kurulmuş bağlantıların derin kökleri haliyle öyle kolay koparılıp atılamıyor. Fakat, buna rağmen gidişat her yönüyle milletin menfaatine görünüyor, zîra karşı taraf bir çok alanda yenilgiyi kabul ettiği gibi, gittikçe umudunu yitiriyor.

 

Gelelim anayasaya. Kim neden istemez, istemiyor?

 

Son seçimlerden önce çok şey denenecek diye düşünüyorduk, denendi… Başbakan birkaç kez suikast atlattı. Birçok asker öldürüldü vs… Seçimden önce başarılamayanlar,  seçimden sonra denenecek demiştik, denendi, deneniyor. Çukurca’da 300 kişilik PKK’lının 24 askeri öldürmesi, polis ve sivil vatandaşlara karşı katliamlar… Ve, karşı taarruz olarak Türk Ordusu’nun  10 bin askerle sınır ötesi harekata girişmesi. Detayları haberlerde verilmeye devam ediliyor.

 

Bütün bu olup bitenler anayasanın değişmemesi için… İçten ve dıştan sarılmış ülke insanı bir avuç oligarşinin elinde oyuncak olmaya devam etmesi lâzım ki, servislerin eli, karıştırıcı rolüyle menfaatlenmeye devam etsin. Şayet ülke rahatlayacak bir anayasaya kavuşuyorsa biraz olsun vesâyetten kurtulmuş olacak.

 

Neden ‘biraz olsun’ diyoruz?

 

Zîra, hürriyet ruh’la alâkalı bir mevzudur, siz ‘ileri demokrasi’ deseniz ve bunu başarsanız bile, ruh’un hürriyetini temin etmeniz mümkün olmaz… Olsaydı, demokrasinin mucidi olan Batı’da olurdu. Oldu mu?

 

Tabiî işin şu yönünü unutmamak lâzım; teorik demokrasinin yüzde altmışı pratiğe aksetsin gerisi kolay. Üstad Necib Fazıl’ın ifadesiyle “Yarım ihtilâl yeter”… Yani, bu; içinde bulunulan korkunç vesayetten kurtulmanın ön adımları atılıyor demektir, bütün çaba da bu adımları engellemek.

 

Bu minvalde olmak üzere bir anektod:

 

“Toros Üniversitesi’ndeki panelistlerden eski Ak Parti Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, bu dönem milletvekili adayı gösterilmeyen isimlerden biri… Parti içinde demokratik kimliğiyle bilinen Fırat, yeni bir anayasa yapma konusunda kaygılı.

 

Bu kaygısını da mevcut siyasi partilerin demokrasi anlayışına ve vesayet sistemine bağlıyor.

 

“Bu partiler demokratik özgürlükçü bir anayasa yapmakta zorlanacaklar. Daha baştan anlaşamayacaklar. Çünkü demokrasi tanımında ortaklık yok. Bu nedenle yeni bir anayasa değil ama belki güncelleme olabilir.” (Mahmut Övür, 21 Ekim 2011 Sabah)

 

Anlaşılıyor ki, mevcut kafaların, ‘yüzde altmış’ı’ pratiğe aktarma kâbiliyetleri yok… Birinci engel taş kafalılık demek!

 

İkinci engele gelince.

 

“Fırat’ı kaygılandıran öteki konu ise hala gücünü koruyan vesayetçi sistem… 2007’de  yapımına başlanan ve yarım kalan yeni anayasa komisyonu üyesi olan Fırat, o dönem  anayasa yapma girişimlerinin nasıl engellendiğini şu sözlerle anlatıyor:

 

“Bir milletvekili aracılığıyla bize bir talimat geldi. ‘Bu çalışmayı durdurun. Durdurmadığınız takdirde partiniz kapatılacaktır.’ İlk kez burada söylüyorum, inanmadık. Ama 4 gün sonra Yargıtay Başsavcılığı iddianameyi Anayasa Mahkemesine sundu.”

 

Peki, kimdi bu talimatı verenler?

 

Fırat, kısa bir cevab veriyor: “Bize bu tebligatı iletenler bugün yargıya hesab verenlerdir.”

 

Evet… Geri adım atanlar onlar oldular ki, bugün yargıya hesab veriyorlar. Buna rağmen meselenin kolay olduğu zannedilmesin. Bütün Batı, KÖKLER’imize dönüş yollarımızı mayınlamak için gayret sarfediyor. Fakat unutulan bir şey var; tarihte dönüm noktaları vardır, mesele gelip o noktaya dayandığında hiçbir engel gidişatı durduramaz, değiştiremez. İçinde bulunduğumuz dönem de böyle bir dönem.

 

Bu satırlar Kaddafî’nin öldürüldüğü günün ertesinde yazıldı… İbretlik işler devam ediyor. Bir sene öncesine kadar kimsenin aklının ucundan geçmeyen bir şeydi bu… Wall Street’in işgal edilmesi ve eylemin bir an’da dünya çapında yayılması… Vs. vs.

 

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye’de anayasa yapmak isteyenlerle, yaptırmak isteyemeyenler 2012’nin sonunda İlâhî Adalet’in temsili bir anayasayla karşılaşabilirler. Bunca şaşırtıcı ve çarpıcı hâdiselerin bunca hızlı devam ettiği dünyada buna kim itiraz edebilir ki? Muhtaç olduğunuz hakikat, KUL OLMA BİLİNCİDİR…

 

Şu ironik satırlara da bir göz atınız. Ki, devâsa boyutlarda gözümüze sokulan resimlerin ne kadar aldatıcı olduğu görülsün. Her şeyin nasıl yalanlar üzerine bina edildiği de:

 

“Şu kepazeliğe bakınız:

 

PKK 200 kişilik kuvvetle ve nakilleri günlerce süren ağır piyâde silahlarıyla sekiz koldan mevzîlerimizi vurup elini kolunu sallaya sallaya çekiliyor ve bizimkiler her zamanki gibi dağa taşa milyonlarca dolarlık bomba yağdırarak bize PKK ile mücadele ettikleri martavalını  yutturmaya yelteniyorlar. Üstelik bu kaçıncı!!! 28 yıldır yaza yaza helâk oldum, akılları fikirleri general olup kendileri ve zevceleri için dünya nîmetlerinden yararlanmak olan bu kumandan kadrosuyla ve müstakbel emekli maaşlarından gayri hesap bilmeyen, ama askerlikten gayri her işe burunlarını sokmaktan marîz bir zevk alan bu omuzu kalabalıklarla bir yere varılamaz!” (Yağmur Atsız, 21 Ekim 2011 Star)

 

Bunlardan bir tanesinin işi (Özden Örnek, Ergenekon’dan tutuklu general) de, arkasına yüze yakın subayı takarak Furkan Dergisi’ne dava açmak olmuştu. Milyarlık tazminat istiyorlardı. Şimdi anlıyoruz ki, zevceleri için dünya nimetleri tedârik edeceklermiş.

 

Herkes gözünü açmalı… Bu taifenin yönlendirilmesi, yönetilmesi gayet kolaydır, servisler üzerinden ecnebî ülkeler bunu başarmışlardır… Hükümetin el atması gereken konulardan biri de Atsız’ın parmak bastığı bu meseleyi kökünden halletmesidir. O zaman, savaş etmeyi de, anayasa yapmayı da başarmak kolaydır.

 

 

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 105 زائر متصل