19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:02:35
Basından Notlar -XV- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
الثلاثاء, 01 نوفمبر 2011 22:36

 

          

BAYRAM DEDİĞİN NE Kİ KEMALİSTLERİN GÖNLÜ OLSUN YETER Kİ.

 

Maraza çıkarmakta üstlerine yoktur. Evhamlıdırlar, kuşkuculukları bazen kendilerini insanlıktan çıkaracak olsa da dillerine hâkim olamazlar. Van depremi sebebiyle Cumhuriyet bayramı kutlamaları iptal edildi ya, tut tutabilirsen Kemalistleri.

 

Utanma, arlanma, sıkılma nedir bilmiyorlar... İnsanlar binaların altında kalmış, kurtulanlar kışın soğuğunda ekmek ve barınak derdindeymiş vız gelip tırıs gidiyor bu taifeye. Şişli’de, Nişantaşı'nda, Bağdat caddesinde inadına kutlama yapıyorlar... Kimin inadına?

 

Sayıları da ancak Şişli'yi, Nişantaşı’nı dolduracak miktarda... Ama bir pervasızlar ki, sormayın. Onlar memleketin asıl sahibleri. Topyekûn millet de onların Cuma'ları. Hani şu meşhur Sahib'in hizmetçisi Cuma!

 

Fakat.

 

Diğer yandan da gırgır mevzu olduklarının hiç farkında değiller. Yapıp ettiklerinde o kadar ciddiler ki, bu ciddiyetin karikatürize edilebileceğine hiç ihtimâl vermiyorlar, veremiyorlar.

 

30 Ekim 2011 tarihli Taraf'ta Yıldıray Oğur "Alternatif Cumhuriyet Bayramı kutlaması" yapmış. Karikatürize hâllerinden bahsederken şöyle diyor:

 

"Bebek'te biraraya gelen (bizzat gördüm) bir grup da Bebek İskelesi'nden, Bebek Atatürk Anıtı'na yürüyüş gerçekleştirdi. Burada Atatürk'ün anıtını elleriyle temizleyip, bayraklarla süsleyen grup ardından yanlarında getirdikleri teypten İstiklal Marşı çalıp törenlerin iptaline kızdı.

 

İstanbul Barosu ise daha da ileri gidip gazetelere yarım sayfa ilanlar verdi ve Atatürksüz demokrasi olmaz dedi: "Türkiye'yi 1923'ün kuruluş felsefesinden koparacak, çağdaş demokrasi ölçülerinden yoksun bırakarak, ulus devlet olmaktan çıkaracak bir hukuk metni sivil anayasa söylemleriyle toplumun önüne konulmaya çalışılmaktadır. Atatürksüz bir demokrasinin ve sivilleşmenin toplumu aldatmaya yönelik takiye söylemi olduğu görülmelidir."

 

Nasıl da anlamışlar Ak Parti'nin takiyye yaptığını! Zeki insanlar canım. Öyle kolay külyutmazlar. Sonra hem, Atatürksüz demokrasi mi olurmuş? Ne demek sivil anayasa. Bizi çağdaş uygarlığın zirvesine taşımış taş gibi babayasa'mız varken, bizi 1923 ruhundan uzaklaştıran anayasalar niçin yapılmaya çalışılır? Hangi densiz zihniyet buna tevessül edebilir?

    

 

BİZ İNSAN MIYIZ?

 

Yani biz Ulusalcı olmayanlar, Kemalist olmayanlar, Cumhuriyetin diktatörcesine hayır diyenler. Biz insan mıyız?

 

Oğur devam ediyor:

 

"Bu tepkiler arasında içimi en çok Eskişehir'de CHP'nin Cumhuriyet yürüyüşüne katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nun şu sözleri burktu: Cumhuriyet insan olmak demektir. Çocuklarımız okullarda şiir okuyacaktı. Okullarda da yasaklayacaklarmış."

 

Gördünüz mü? Cumhuriyeti reddedenler hayvandırlar. Hele krallık mırallık, hakgetire. Meselâ İngilizler yarı hayvandırlar. Neden? Ee, krallığı tümüyle kaldırmamışlar ki. Suudi'ler, İranlılar vs... Hepsi hayvan toplulukları. E, hâliyle Van depremi sebebiyle fırsattan fayda devşiren yasakçılar da. Yani, Cumhurbaşkanı, Yani Başbakan, yani, yani, yani... Hepsini nasiblendirmiş Kılıçdaroğlu.

 

1950'lerden beri neden iktidar olamıyorlar bunlar?.. Bu kafaya hangi iktidar teslim edilebilir ki? Eşi Sevim Kılıçdaroğlu bile şöyle diyor: "Sol yüzde otuzbeşi aşamaz"... Tabiî en baba rakamı telaffuz etmiş. Sevim Hanım'ın şu sözüne dikkat edin: "Kemal'in halası ve kırk yakını öldürüldü."

 

Kim öldürdü?..

 

Kemalistler... Dersim katliamında.

 

Peki, Kılıçdaroğlu neden Kemalist?

 

Bu sorunun altında yatan gerçeği doğru anlamak lâzım.

 

Kılıçdaroğlu boşuna KÖKLER'e sahib çıkanlara hayvan demiyor. Korkusu var. Şişli, Nişantaşı, Bağdat caddesi hâkimiyeti sona erdiğinde kafa konforunun bozulacağını biliyor. Bu sebeble kültür emperyalizminin sürmesini istiyor. Yeter ki KÖKLER'i hatırlatıcı şeyler zuhur etmesin.

 

Oğur'un alternatif kutlamasına dönelim:

 

"Önce Cumhuriyet konulu konuşmasını yapmak üzere Ergun Aybars'ı kürsüye çağırıyorum:

 

"T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa gelişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. M.Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği hâlde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Mazhar Müfit'e not ettirdiği "Cumhuriyet" inancını "Ulusal bir sır" olarak sakladı."

 

İlkokul müsameresinde pek zeki olmayan bir çocuk konuşuyor zannedersiniz. Ama, öyle değil. Koskoca adamlar ediyor bu lafları. Oğur da bu sebebten eğlendirici bulmuş ki, alternatif kutlamasına dâhil etmiş. Ve şöyle demiş:

 

"Sayın Aybars'a 1300 yılından beri Osmanoğullarından başka hiçbir ailenin iktidar olmamasının anti-demokratikliği, Tanrı haklarına eğil, insan haklarına dayanan Cumhuriyetimiz ve Atatürk'ün milletimizi nasıl başarıyla kandırdığı konusunda bizleri aydınlatan konuşması için çok teşekkür ediyoruz. (...)

 

Törenimiz burada sona ermiştir. Çok eğlendik değil mi? Çatlasın cumhuriyet düşmanları..."

 

Çatlasın. KÖKLER'ini hatırlamak isteyenlere ölüm. Ne demek dine dayalı devlet. Ne demek Yaradan'a itaat. Biz gökleri yere indirdik keyfimize bakarken, siz KÖKLER'i hatırlatıp keyfimizi kaçırıyorsunuz. Kemalizm bin yıl yaşayacak. Yıkılmadık, ayaktayız. Atam izindeyiz. Vs. vs....

 

Şu izinleri bitip de milletin derdiyle meşgul olmaya başlasalar... O zaman belki halkın teveccühüne biraz olsun mazhar olurlar. Ama alışmışlar, millet göçük altında onlar Nişantaşı’nda; çıııktık aaçık alınla...

 

 

YAĞMACI MÜDÜRLER

 

Yok yok, Van depreminden bir yağma değil. Giresun’da bayram töreni yağması. Haber şu:

 

"Giresun’daki Cumhuriyet kutlamalarına bazı müdürlerin katılmaması tartışmaya yol açtı.

 

Vali Dursun Ali Şahin, soruşturma başlatacağını belirterek, şunları söyledi: "Tebriklerin kabulüne 100'e yakın kişi katılması gerekirken 50-60 kişilik bir katılım oldu. Böyle bir günde birlik beraberlik olması gerekirken adam evinde uyuyacak müdür başyardımcısını gönderecek. Öyle yağma mı olur? Bunun sonradan farkına vardım. Kabul etmezdim. Bunlar hakkında soruşturma başlatacağım."

 

Adam haklı. Yarı yarıya fire. Kardan zararı geçtik bu resmen zarar... Yağmacılar(!) hesab verecek o kadar!

 

İnceden inceye laf sokuşturan biri de şöyle demiş:

 

"CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Cumhuriyet Bayramı törenleri ve kutlamalarının iptal edilmesine tepki gösterdi. İnce, "Acılarımız üzerinden Cumhuriyetle hesaplaşmak istiyorlar. Resepsiyonu iptal ettiklerini anladık. Cumhuriyet bayramı törenleri eğlence değildir. Cumhuriyet bayramının kutlanması bir düğün değildir" dedi." (30 Ekim 2011, Taraf)

 

Bazen bizde şübhelenmiyor değiliz; bu iktidar vicdan-micdan görüntüsünde bunları böyle bağırtmaktan zevk mi alıyor acaba?.. Olur a, bu kadar iktidarda kalmak savrulmalara sebeb olabilir. Neyse ne; bize ne!

 

 

KEMALİZM’İN AMENTÜSÜNÜ BİLMEYENLER NE OLUR?

 

Kemalizm’in mürtedi olur. Kemalizm’e imanın da şartları vardır, inanmayanlar küfre(!) girmiş olurlar.

 

Ayşe Hür "Tarih Defteri"nde yazmış:

 

"Altı İnanç İlmihali

 

Köylerde Cumhuriyetle ilgili piyesler (Faruk Nafiz'den Kahraman, Nahit Sırrı'dan Sönmeyen Ateş, Aka Gündüz'den Mavi Yıldırım gibi), tek yapraklı 'Cumhuriyet destanları', cumhuriyet şiirleri okundu. Sokaklara "Yerden en az yarım metre yüksekte" kürsüler kuruldu (adları "Cumhuriyet Halk Fırkası Halk Kürsüsü" idi) ve halk Cumhuriyet hakkındaki düşüncesini söylemeye çağrıldı. "Köyle kenti buluşturmak için" devlet araçları ile şehirlere taşınan köylüler devlete ait konuk evlerinde ve şehirli ailelerin evlerinde misafir edildiler.

 

Ülke çapında verilen konferanslarda okunan metinlerden biri İslam dinindeki "İmanın Altı Şartı'ndan esinlendiği anlaşılan 'Altı İnanç Kaynağı' (İnkılabın İlmihali) başlıklı broşürde şöyle deniyordu:

 

"İnanışlarımızı bir defa daha sıralayalım, dil ile ikrar ve kalp ile tasdik edelim;

 

1) Cumhuriyet'e inanıyoruz: Kayıtsız ve şartsız hakimiyet milletindir.

 

2)Millete inanıyoruz: En geniş ve kucaklayıcı camia şuuru milliyet şuurudur.

 

3) Halka inanıyoruz: Ayırt etmeksizin, halk içinde herkes lazımdır.

 

4) Devlete inanıyoruz: Devlet hepimizden üstün ve hepimizin bütünüdür.

 

5) Laikiz: Görüşte bilgiye, gidişte ülküye inanıyoruz.

 

6) İnkılaba inanıyoruz: Büyük değişikliğin işleyicileri bizleriz." (30 Ekim 2011 Taraf)

 

Bu amentünün tevil ve tefsiri babında ne söylenebilir? Öyle ya, bu kadar derin(!) bir metnin tefsiri yapılmalı ki, millet anlasın.

 

Kendimizce yapalım:

 

1- Birinci madde düpedüz İlâhî Hükme itiraz. Allah'a isyan. Yani; en doğruyu (Haşa) Allah değil, kullar bilir, bu sebeble Allah (Haşa) devreden çıkarılacak... Tefsiri uzundur, bu kadar yeter.

 

2- Milliyet şuuru dedikleri, topyekûn Müslümanların kardeş olduğunu unutturup, meseleyi ırkçılığa endekslemekti; yaptılar. Hatta, Arab'ı, Acem'i bırakın Kurtuluş Savaşı'nın temel taşı olan Kürtleri bile yok etmeye yeltendiler. İleri safhalarda komikleşip; Kürt yoktur, kar'da yürürken kart-kurt sesi çıkaran Türk vardır, dediler. Kendilerine güldürdüler.

 

3- Ayırt etmeksizin, halk içinde herkes lâzımdır, zira cumhuriyetin kremasını yiyen üç bin aileye hizmet edecek kölelere ihtiyaç vardır... Bunlar Ümmet köleliğinden kurtarıldıkları için şükretmeli ve hizmette kusur etmemelidirler. Edenler cezalandırılmıştır. Allah'a kulluktan koparılıp, kul'a kulluğa zorlanan kitleler.

 

4- Devlet hepimizden üstün ama kuranlardan hiçbir zaman üstün olmadı. Kuranlar, devleti istedikleri gibi çekip çevirdiler. Kanunlar ekmek çalana jet hızıyla tatbik edilirken, deveyi amuduyla götürenleri göremedi.

 

5- Bilgi, ülkü dediğin ne ki? İlim'de bir şey değillerdi fakat, bilim'de insanlığı şaşırtıp Ay'a çıktılar ve harika bir şey keşfettiler; Ay'da Kemalizm’in izlerini buldular. Daha da ilginci, irticacılar engel olmasaymış güneşe bile gidebilirlermiş. Zira, ülküleri yükselmek ve ileri gitmekmiş...

 

6- Büyük değişikliğin nakış gibi işleyicileri olan Kemalistler, bütün değişikliklere karşı gelmeye başlayarak biraz şaşırtmış olsalar da, biz yine de bizim anlayamadığımız ince meseleler var diye tevil edelim... Çünkü, bu zeki insanlar acaib ince manevralara imza atmışlardır. Şimdi de vardır bir bildikleri, diyelim.

 

 

SUNİ TENEFFÜSLE AYAKTA DURAN REJİM

 

Serdar Turgut diyor ki:

 

"80 küsur yıl cumhuriyet rejimi topal aksak şekilde var oldu. Kuruluş ideolojisi, dindarlarla yeni toplumun yüzde 90'ıyla sorunlu olduğundan ve ideoloji inançla yüzleşmeyi dışladığından cumhuriyeti kitleler de pek benimseyemedi.

 

Kuruluş ideolojisini sorgusuz sualsiz benimseyenler, inançsız bir yaşamda nelerin eksik olduğunu hissetmeyenler, çoğunluğa ideolojik baskı yaparak rejimi sürdürmeye çalıştırlar.

 

Bu ideoloji, devletin kurumları tarafından da desteklendiğinden cumhuriyet rejimi görünürde sorunsuz gibi yaşadı.

 

Oysa, dipten dibe büyük sorunlar vardı; kendisini rejimden dışlanmış hissedenler ve inancı hayatlarının en önemli unsuru görenler son derece huzursuzdu.

 

Bu huzursuzluk birbiri ardına gelen cumhuriyetin bekçisi yönetimler tarafından da üstüne gaz boşaltılan ateş gibi alevlendiriliyordu. Bu bekçiler daima kendilerine hayali düşmanlar yaratıp bunlarla mücadele ederek hem rejimin hem de kendilerinin varlığını sürdürdüler.

 

Kimse farkında değildi ki, bu rejim suni teneffüsle ayakta durmaktaydı ve içten içe çürümekteydi. Kendilerine laik diyen rejim bekçileri, bu içten içe çürümenin farkında değillerdi. Onlar sanki hiçbir şey yokmuş gibi yaşamlarını sürdürüyorlardı. İktidar -sermaye- medya arasında bir ahlaksız ilişki kurulmuştu ve bir kısırdöngü sürdürülmeye çalışılıyordu." (29 Ekim 2011, Habertürk)

 

Bu satırlardan sonra Turgut'un bir tesbiti var ki, fevkalade haklı. Şöyle diyor:

 

"AKP iktidara gelmeden birkaç yıl öncesinde cumhuriyet rejimi çökmek üzereydi. Arap Baharı'nda yaşananlar az daha Türkiye'de de yaşanacaktı. Bıçağın kemiğe dayandığını hisseden çoğunluk, kendisinin mahrum kılındığı yaşam stilini ve inanca göre yaşama özgürlüğünü artık istiyordu."

 

Daima hatırlattığımız bir meseledir; bugün rejim öyle bir sıkışmışlık hâli yaşıyor ki, AKP'nin gidişatına engel olsa, bir Türk Bahar'yla karşılaşacak. Yani, onlar açısından iki ucu pisli değnek.

 

Peki, AKP'nin bu tavrı ezilen çoğunluk açısından veya devrimci unsurlar açısından ne mânâ ifade ediyor? Şimdilik bürokratik bir devrim sürecine şahid olunduğundan pek itiraz sözkonusu değil gibi. Gidişatın şekli duruma yön verecek haliyle... Bekleyip göreceğiz.

 

Asıl komik olan şu, Turgut diyor ki:

 

"AKP iktidara büyük umutlar vererek gelmeseydi, cumhuriyet rejimi tehlikeye düşecekti.

Kendilerini bekçi sananlar, AKP'nin rejim için tehlike olduğu karşı propagandasını yayarken asıl tehlikenin kendileri olduğunu unuttular. Asıl kendi zihniyetlerinin sürmesi hâlinde bu rejimin tamamen çökeceğini görmediler. Aslında hala bunu görmekte zorlanıyorlar. İnanılmaz bir ideolojik körlük sözkonusu anlayacağınız."

 

Bu derece ideolojik körlük olmasaydı, görmekte zorlanmazlardı elbet. Böyle olduklarından, hâlâ Van depremine rağmen ertelenen cumhuriyet kutlamaları peşindeler. Direne direne mahkûm olmak, yobaz tavrıdır. Yobazlıklarına doymasınlar... Bu ne tuhaf bir psikolojidir? Ne yaman çelişkidir!

 

AVRUPA BİRBİRİNİ YER Mİ?

 

'Basından notlar'ı takib edenler hatırlayacaktır. Bunlar iki sefer birbirlerini boğazlamışlardır, bir üçüncüsü için mahsur görmezler, mealinde değiniyorduk meseleye. Şimdi kendileri de dillendirmeye başlamışlar. İngiliz Dail Mail gazetesi, günümüzde Euro kriziyle boğuşan Avrupa ülkelerinin 7 yıla kadar birbirleriyle savaşa gireceklerini öngören bir felâket senaryosu yayımlamış...

 

Pragmatik ve hazcı olmaları sebebiyle babalarını bile satabilecek tıynette olan batılılardan böyle bir beklenti içinde olmak doğal. Hâl ve gidişlerinde hiçbir dönem ahlâkîlik ön planda olmadı, varsa yoksa haz ve madde her zaman ahlâkî değerlerin önünde. Bu gidişat elbette ki çöküşün alâmeti. Bu sebeble yaklaşan tehlike net ifadelerle dillendirilmeye başladı. Haber şöyle:

 

"Haftalardır başta Yunanistan olmak üzere Euro Bölgesi'nde yaşanan mali krizi çözmeye çalışan Avrupa'yı nasıl bir gelecek beklediğine ilişkin yorumlar yapıladursun, İngiliz Dail Mail Gazetesi, 2018 yılına kadar Avrupa ülkelerinin yeni bir dünya savaşına girebileceğini öne sürdü.

 

Dominic Sandbrook imzalı haberde, Almanya Başkanı Angela Merkel'in hafta içinde yaptığı açıklamada yer alan "KİMSE AVRUPA'YA BİR YARIM YÜZYIL DAHA BARIŞIN HAKİM OLACAĞINA İNANMAMALI... EĞER EURO ÇÖKERSE, AVRUPA'DA ÇÖKER. BU OLMAMALI" şeklindeki sözlerinden yola çıkarak önümüzdeki 7 yıl içerisinde kıta genelinde yaşanabilecek olası felaket senaryoları irdelendi.

 

Senaryo, Avrupa Birliği ülkelerinin "Euro'yu kurtarma" girişimlerinin gelecek 20 ay içerisinde bir kez daha başarısız olmasıyla başlıyor.

 

2012 başlarında Yunanistan Parlementosu'nun öfkeli vatandaşlar tarafından işgali ve tüm ülkeye yayılan sokak olayları nedeniyle Fransa ve Almanya, Atina yönetimine yardım etmek için 5 bin barış gücü gönderecek. Yaz aylarına doğru bu kez İtalya'da benzer olaylar patlak verecek. İtalya'yı Almanya, İrlanda ve İngiltere takip edecek.

 

ABD'nin 2. Dünya savaşı öncesinde olduğu gibi kendini izole etmesiyle yalnız kalan İngiltere, AB'den çekilme kararı alınca, Rusya'dan güç alan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy askerlerini harekete geçirecek. Ve böylece Merkel'in 7 yıl önce yaptığı uyarı gerçekleşmiş olacak." (30 Ekim 2011, Habertürk)

 

Senaryo şu veya bu şekilde yazılabilir. Gerçek olan şu ki, Batı’nın boğazlaşması hızla yaklaşan bir vakıa... Bizi ilgilendirmesi asıl gerekli olan, Türkiye'yi karıştıramadan bu duruma gelmeleri. Türkiye'nin önünü kesip, Ortadoğu'da ve Ortaasya'da daha rahat dolap çevirmek niyetindeler. Bunu başarabilirlerse bir elli yıl daha kazanabilirler. Her ne kadar Merkel; "kimse Avrupa'ya bir yarım yüz yıl daha barışın hakim olacağına inanmamalı..." dese de. Başarırlarsa elli yıl daha düşe kalka, kör topal'da olsa hayatlarını ve oyunlarını devam ettirebilirler. Ama, baskın fikrin bu olmadığı kesin. Yani yakın bir gelecekte batmaları mukadder görünüyor.

 

ORADA BİR ÇİN VAR UZAKTA

 

Herkes Çin'in bir Cin'lik peşinde olduğunu, bu Cin'lik sayesinde başını alıp gittiğini, dünya liderliğine oynadığını zannediyor. Acaba öyle mi?

 

Kısa bir zaman önce Çin'in bir bölgesinde Maliye'nin yüküne dayanamayan Çinli'lerin isyanına şahid olduk... Arab Baharı, Amerika ve Avrupa baharı olurda  Çin baharı olmaz mı? İnsan insanın kurt'u olduğu kadar taklitçisidir de!

 

Soli Özel yazmış:

 

"Hem Avrupa ve Amerikalılar hem de Çinli katılımcılar Çin'in bir dönüm noktasına geldiğinde hemfikir. Son otuz yıla damgasını vuran ve yüzmilyonlarca Çinliyi fukaralıktan kurtaran sermaye birikimi modeli artık duvara dayanmış. Yeni beş yıllık plan önemli değişiklikler öneriyor. Ancak teknik olarak gereken reformları siyaseten gerçekleştirmek kolay değil.

 

Şöyle ki Çin'in 2015 yılında yüzde 8 büyümesi için siyasi sisteminde, karar alma mekanizmalarında ve sermaye yapısıyla teşvik sistemlerinde köklü değişiklikler yapması şart. Her yönetim kademesinde buna yönelik sert direnç bekleniyor. Büyüme yüzde 6.5 civarında olursa bu risk erteleniyor. Ama o zaman da toplumsal çalkantının artması ve şiddetlenmesi söz konusu.

 

Hızla yaşlanan bir nüfus ve giderek vahameti artan bir çevre sorunu da Çin'in değişmesini gerekli kılıyor. Ancak yerleşik sistemden nemalananların kolayca reforma evet demeleri beklenmiyor. Genel beklenti, gerçek reform mücadelesinin 2013'de yeni başkanın iktidarı devralmasıyla başlayacağı.

 

Kendi içindeki bu önemli sorunlar nedeniyle Çin kendini hazır hissetmeden dünya siyasetinde öne çıkmak istemiyor. Tabii dünya ekonomik sistemine bu denli entegre olmuş, Suudi Arabistan petrolüne yüzde atmış düzeyinde bağımlı bir ülkenin stratejik sorumluluktan kaçması kendisine zarar verebilir.” (30 Ekim 2011, Habertürk)

 

Anlaşılıyor ki, Çin'in yaptığı Cin'likler Çin'i kurtarmaya yetmeyecek. Çin'e de bahar gelecek!

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 110 زائر متصل