
AVRUPA BATARKEN KEMALİZMİN EVRİLMESİ MESELESİ
Kemâlizmi başımıza bela eden Batı'dır. Şimdi batıyor. O battığına göre , başımıza belâ ettikleri de hâliyle tasfiye olacak.
Olacak da, nasıl olacak? Kafalar biraz karışık. İktidar temkinli, bir yol kazasına uğramamak için çok dikkat ediyor. Hatta bazen bu dikkat kendi aleyhlerine bile sonuç verebiliyor.
İki gazeteciden nakil yaparak meseleye temas edelim. Önce Habertürk’ ten Yiğit Bulut.
Bulut biraz da işin keyfini çıkarıp tadına varmak için yazmış ki, haklı…
Bugüne kadar olan bitenin yüzseksen derece tersine dönmesi gerçekten şaşırtıcı ve hoş. B-20 toplantısında Başbakan Erdoğan’ ın konuşmasını yorumladığı yazısında (4. 11.2011) şöyle diyor:
“2001-2005 arasında izlediğim toplantılar ve özellikle 2001 -2003 arasında bu toplantılarda "Türkiye hakkında konuşulanlar" geliyor aklıma. "Ne kadar kötü olduğumuz" ve "ne kadar kötü olacağımız" konuşulur ve dakikalar "bize akıl veren" cümleleri sindirmeye çalışmakla geçerdi. En çok bilineni de şöyleydi: "IMF ve AB çıpasından koparsanız, bitersiniz!"Sevgili dostlar, biz "AB ve IMF çıpasından" koptuk, bitmedik! Avrupa ve IMF bitti, kredibiliteleri "sıfıra indi", şimdi de "nasıl parçalanacaklarına" karar vermek için toplanıyorlar. O kadar keyifle ve o kadar "alın işte" duygusuyla dolu olarak izliyorum ki KIVRANMALARINI! Sömürgeciliğin, emperyalist yerleşik düzenin çöküşüne tanık oluyorum, oluyoruz. Başbakan Erdoğan da "ne olduğunu" çok yerinde ve "ince detayları" yüzlerine vurmadan ama "öne çıkararak" hissettiriyor ORADAKİLERE! Mesajı çok açık: "Hasta adam" dediniz, ölmedik, ayaktayız ve işte bizim ekonomik verilerimiz, işte sizin geldiğiniz nokta!”
İkinci bölümde şöyle demiş:
“AVRUPA bitiyor! Bitmesi doğal, bu yoldan dönmesi çok zor! (…) Şimdi çaresizler ve "Yunan Başbakanı'nın da" içinde olduğu "istifa-referandum-AB'den çıkma" oyununu sahneye koyuyorlar! Avrupa daha yolun başında ve inanın "savaş dahil" her şeyi sorgulamak, düşünmek gerekiyor!"
”Yok canım bunlara bir şey olmaz" diyenlerin safları yakın zamanda boşalacak. Herkes buna hazır olmalı. Kaç sefer söyledik ve özellikle dikkatlerin bu meseleye teksif edilmesi için meseleye abandık; AVRUPA BİRBİRİNİ BOĞAZLAMAK KONUSUNDA TECRÜBELİDİR…. Öküz öldü ortaklık bozuldu noktasına geldiler, şimdilik pek fark edilmese de herkes göz ucuyla birbirini kollamakta… Gümbürtü bizim mahalleyi de tedirgin edebilir.
Gelelim bizim mahallenin problemine… Onu da aynı gazetenin aynı tarihli nüshasında Serdar Turgut yazmış. Turgut Cumhuriyet dönemini sorgulamaya çalıştığı yazısının bir yerinde şöyle diyor:
“Ama olan bitenin Atatürk'ün dine karşı özel duygularıyla hiçbir ilgisi yoktur. Yaşananların tarihsel-materyalist bir açıklaması vardır. Bunu anlarsak cumhuriyetin 100'üncü yıldönümüne gelirken, sistemi dönüştürürken kuruluş yıllarını daha iyi anlar ve düşmanlıklarımızdan kurtulabiliriz.”
Yüzüncü yıl’a 12 sene var ki, kim öle kim kala… Kemalizmin tozu bile kalmamış olacak muhtemelen o tarihte… Ayrıca tarihsel-materyalist açıdan bir açıklama da bekleyen yok! Bu millet Müslümandı, başına gelenleri yaşadı, şimdi de kaybetmediğini, şu veya bu şekilde kendilerini muhafazakâr parti olarak tanıtanları iktidara taşıyarak ispatladı. Belki kandırıldı, kazık yedi ama, suhûletle KÖKLER’ine doğru ilerledi.
Şimdi, konjonktürel olarak dünyanın içine girdiği badireden bilistifade nihai hedefe doğru yürüyor. Bu yürüyüş çok net olduğu için, nasıl ve nelere sebeb olacağı, ne şekilde sonuçlanacağı konuşulmaya başlandı. Herkes çok net biçimde gördü ve anladı ki, hiçbir iktidar ve devlet, ilelebet kendi halkına galib gelemez.
Bu duyguların yoğunluğu korkuları artırdığı içindir ki, AKP’ nin takiyye yaptığı söyleniyor… AKP değil, artık kim gelirse gelsin bu selin akışına ayak uydurmaktan başka çaresi olamaz.
Turgut’un yazdıklarından da anlaşıldığı gibi, karşı taraf savunma psikolojisi içine girmiş, ölümü gördüğü için sıtmaya razı olmuş durumda. Hâl çaresi olarak sunduğu şu satırlara dikkatli bakanlar çok şey fark edebilirler:
“Birinci cumhuriyetin dönüşmesi gayet tabii ki gerekiyor, ama bunu Atatürk'e, kuruluş yıllarına düşmanlık göstererek yaparsak dönüştürdüğümüz sistemin yerine kuracağımız sistem katiyen sağlıklı ve kalıcı olamaz. Ama bunun yerine bazı gelişmelerin tarihsel maddeci açıklamalarını öğrenirsek o zaman yeni cumhuriyetimiz kurulurken kuruluş yıllarından bugüne kadar sistemde bir süreklilik olduğunu ve geleceğe de sağlam yürüyebileceğimizi görürüz.
Atatürk'ün din karşıtı olarak bilinmesinde ve inançlı kesimin yıllardır bunu düşünmesinde haklı nedenler vardı. Bu haklı nedenler kimsenin dine karşı duygularından, otoriter karakterinden kaynaklanmamıştı. Aksine yaşananların ekonomik bir açıklaması vardı.”
Bu diplomatik dilin arkasında yatanın ne olduğunu anlatmak teferruat gerektirir. Bir cümleyle özetleyelim; arkadaşlar anlaşıldı ki bu millet KÖKLER’ ine dönmeye kararlı ve bu kararlılığın önüne kimse geçemez. Öyleyse meseleyi zamana yayarak, biraz daha direnmenin yollarını arayalım…
Evet söylenmek istenen bu… Demokratik bir görüntü arz etsede, Türkiye’nin (Kemalistler’in) durumu direnen Bin Ali’ nin, direnen H. Mübarek’in, direnen Kaddafi’nin, direnen Esad’ın durumuna benziyor… Esad'den sonra sıradaki gelsin demekte bir mahsur yok. SIRADAKİ!!!
AVRUPA’ NIN UMDUĞU-BULDUĞU
Dimyat'a pirinçe giderken evdeki bulgurdan olmak her zaman ihtimâl dahilindedir… Arab baharı sürerken Batı tam da bu durumu yaşıyor…
Tunus için:
“Tahmin edilen yön, bunca yıl Fransa etkisinde kalan, Fransız turistlerin en fazla tercih ettiği ülke olan ve Müslümanların arka planda bırakılmasında başarılı olmuş Tunus'ta İslami referansı fazla olmuş olmayan bir yönetimin iktidara geleceği idi. Hatta belki “beyaz Tunusluların” yeniden kuracağı bir tatil köyü kıvamını hayal edenler bile olmuştur. Belki tam da bu nedenle En Nahda’ nın yeni siyasi aktör haline gelmesi çok beklenmedik bir gelişme gibi görülmüştür. (…) En Nahda’nın ne kadar İslamcı ne kadar ılımlı İslamcı olduğu arasında bir tartışma yapılıyor. Bu tartışmanın kendi başına ne kadar anlamlı olduğu ayrı bir konu. Ancak anlaşılan o ki Fransa da bazı kesimler ılımlı İslam konusunu bile çoktan geçmiş ve Tunus’ un otoriter İslami bir rejime kurban gittiğine kanaat getirmiş.” (Beril Dedeoğlu, 4 Kasım 2011, Star)
Bin Ali’nin Tunus'da sadece kamuya ait yerlerde değil, sokağa çıkan her kadında başı açık olma şartı aranırdı bir zamanlar… Nereden nereye! Serdar Turgut’un anlattıklarına bir de bu zaviyeden bakmakta fayda var… KÖKLER’in en derinlerde olduğu ülkedir Türkiye, şimdilik burada da beyaz Türklerle işin idare edileceği zannına kapılanlar var ki, boşa kürek çekiyorlar. Bu seli kimsenin durdurmaya gücü yetmez.
Gelelim Libya’ya:
Meşhur Carlos’u duymayan yoktur. Fransa zındanlarında hücre hayatı yaşayan Carlos (namı diğer Çakal Karlos) her hafta haftalık Baran Dergisi'ne telefonla röportaj veriyor. Entelektüel birikimiyle tanınmış Carlos’ un 251. sayıdaki bir tesbiti şöyle:
“Son olarak, Kaddafi ve on binlerce Libyalı katledildikten sonra Libya’da “Şeriat” ilan edilmesinden dolayı bir şok yaşıyor şimdi Fransa’daki kimi Siyonistler. “Üçyüz milyon doları Libya’ya Şeriat getirmek için mi harcadık?” diyorlar. Tamam, Libya halkı neredeyse tamamen sünnîdir, içlerinde Hıristiyan ve yahudi yok denecek kadar azdır. Afganistan gazisi mücahidler de isyancıların komutanı ve savaşçılarıdır.”
Bu satırlardan sonra Carlos hâdiseyi dengede tutabilmenin gereği olarak Libya’ya yapılan NATO saldırısını lânetliyor. Kaldı ki, Kaddafi ile yakın ilişkileri olan biridir. Yani, naklettiğimiz konuşmalarını normalde sarfetmemesi lâzım, normalde "Libya deyip oturması Libya deyip" kalkması lâzım. Ama o gerçeğin gizlenemeyecek kadar aşikâr olduğunu görüp, pragmatizmin Müslümancasını sergiliyor… "Aslan Kaddafi, kaplan Kaddafi" demek yerine, olan bitene bakarak hâdiselere yön vermeye çalışıyor ki, olması gereken…
Hülâsa, anlıyoruz ki, kefere taifesinin bir hesabı varsa, hesabları Yaratanın da bir hesabı var ve o hesab her hesabın üstünde, hesab dürücü olarak kendini hissettiriyor… Hâni, yeni tâbirle, ‘Zamanın ruhuna uygun’ olan yaşanıyor. AVRUPA NE UMDU, NE BULUYOR.
Kaldı ki, henüz işin başındayız. Üç beş sene sonra bugünkü dünyayı tanıyanlara aşk olsun.
İÇERİDEKİ İLGİNÇ GELİŞME
Selvin Kılıçtaroğlu… CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçtaroğlu’nun eşi… Bir gazeteye verdiği röportajda, kaşarlanmamış kadın hassasiyeti içinde doğru olanı söylemiş… Aman efendim, sen bunları nasıl söylersin sesleri de duyulmaya başlanmış hâliyle… CHP bu; nöbetçi muhalefet… Muhalefet olsun yeter ki, içeride de olur, dışarıda da… Genlerine işlemiş.
Haber:
“CHP lideri Kemâl Kılıçtaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçtaroğlu’nun, Türkiye'de solun taş çatlasa yüzde 35’i geçemeyeceği yönündeki sözleri CHP’lileri kızdırdı. Bu sözlerin CHP’nin hiçbir zaman iktidara gelemeyeceği anlamı taşıdığını savunan partiler, bu sözlerin hem partiye hem Kılıçtaroğlu’na zarar verdiği görüşünde.” (4 Kasım 2011, Star)
Fakat Selvi Hanım burada kalmamış, olmayacak bir noktaya temas ederek Kemâlistlerin can damarına basmış. Kemâlist bir parti başkanın eşi olarak bunları söylemiş olması kaderin bir cilvesi. Habere bakalım:
“Dersim Katliamını Atatürk mü yaptı
CHP Manisa eski Milletvekili Şahin Mengü ise Selvi Kılıçtaroğlu’nun sözlerinin hem partiye hem de Kemâl Kılıçtaroğlu’na zarar verdiğini iddia etti. Kılıçtaroğlu’nun eşinin Kürt ve Alevi olarak yaşadıkları sıkıntıyla ilgili sözlerine de tepki gösteren Mengü, “CHP genel başkanının eşi ‘Kürt ve Alevi olarak çok eziyet çektik’ derse, bu toplumu bölmeye yönelik, toplumda kin ve nefret duygularının yayılmasına neden olur.” dedi. Kılıçtaroğlu’nun yaşadıkları nedeniyle öfkelendikleri sözüne karşılık Mengü, “Bayan Kılıçtaroğlu Kemâl Bey’in Dersim olaylarında 40 yakınını kaybettiğini, bu nedenle zaman zaman kinlendiklerini söylemiştir. Kinlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti midir, o tarihte Cumhurbaşkanı olan ulu önder Atatürk müdür, kimdir ve nedir, açıklanmaya muhtaçtır” diye konuştu.”
Kemâlistlerin hali budur! Aslında Mengü soru sorarken cevablarını da vermeye çalışmış… Selvi hanım şayet 5816 No’lu Atatürk’ü koruma kanunu olmasaydı bu sorulara nasıl cevab verirdi? Öyle ya Alevi ve Kürt olarak çok eziyet çektiğini söylüyor, anlaşıldığı kadarıyla da bu eziyetler Kemâlistler tarafından yapılmış… Bugünde kendileri Kemâlist partinin idarecileri konumunda… Yaman çelişkiler!