19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:13:44
Basından Notlar -XIX- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
الخميس, 24 نوفمبر 2011 19:38

TÜRKİYE-SURİYE-ABD

Arap-İslam âlemindeki hareketlilik devam ederken, geçmişin pis tezgahları da yavaş yavaş açığa çıkacak. Kim kimi niçin destekliyor, kim kime hangi sebeple ayak oyunları yapıyor ! Bunlar çok gizli olmamakla beraber, muazzam bir probagandif malzemeyle meydan yerine hâkim olanlar, minareyi kuyu göstermekte bugüne kadar başarılı oldular.

Oyun insanlığın gözü önünde oynanıyor, pek de bir problem çıkmıyordu. Fakat, şimdi her şey anlaşılmaya, yerini bulmaya başladı. Batılıların telâşı da bundan, tüm pislikleri ortaya dökülecek. Hele pulları biraz daha dökülsün.

İndebendent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Robert Fiks 18 Kasım 2011 de Habertürk televizyonuna konuşmuş. Kurt gazeteci, tecrübesiyle bir çok şeyin farkında olduğunu fark ettiriyor hâliyle…

Şöyle demiş:

“Biz batılılar olarak Ortadoğu’daki diktatörlükleri seviyor ve destekliyoruz. Batılılar bu diktatörlükleri koruyor.”

Nasıl koruyorlar ?

“Bugün 12. Yüzyıldaki haçlı askerlerinden daha çok batılı asker var Ortadoğu üzerinde.”

Evet. Bu askeri işgaller, şu veya bu bahane ile kamufle edilerek İslâm aleminin kalbine saplanmış bir hançer gibi duruyor. Bu sayede de, Osmanlıyı parçalayanlar sınırları çizmiş, her bir bölgeye bir diktatör tayin etmiş, al gülüm ver gülüm hesabı Ortadoğu insanını zabtederek sömürülerini sürdürmüşlerdir.

Fiks artık denizin bittiğini, Ortadoğu’dan defolup gitmelerinin zamanı geldiğini hatırlatıyor batılılara. Zirâ,destekledikleri diktatörler karşısında durumun şöyle olduğunu söylüyor:

“İnsanlar artık korkularını kaybettiler. İnsanlar korkularından kurtulursa her şeyi göze alırlar. Diktatörler bunu anlamıyor. Onlar halklarını çocuk olarak, "çocukları" olarak görüyordu ama o çocuklar büyüdü.”

Tunus’tan başlayan büyüme, Mısır, Libya derken kritik ülke Suriye’nin kapısına dayanmış vaziyette. Diktatör Esed de çocuğun büyüdüğünü fark edemeyen ahmak diktatör rolünden vazgeçmek istemiyor… Halkına Fare diyen Kaddafi ne kadar da güveniyordu kendine. Esed bunları gördüğü halde direniyor. Demek diktatörler ahmak oldukları kadar körde oluyorlar. Ne diyelim!

Fiks’in dikkat çekici açıklamalarına dikkat:

Suriyeliler de 'Türk ordusu ne yapacak?' diye merak ediyor.

Bence Türkiye'nin Ortadoğu'daki politikası son derece doğru. Ben şu sorunun cevabını merak ediyorum: ABD'liler acaba Suriye konusunda Türkiye'ye ne diyorlar? Eğer Türk ordusu Suriye'ye girecek olursa ve yanlarında isyancılar da olursa Suriye iktidarı ne yapacak? Bu konudan ABD'liler memnun olur tabii ki.

Aslında isterse Türk ordusu Suriye'ye kolay bir şekilde girer. Ama bunu yaparsa Arap halkları üzerindeki imajı zedelenir. Çünkü Türkiye, ABD'ye net bir şekilde hayır diyebilen bir ülke.

Suriye gittikçe yalnızlaşıyor. Bence bunu anlamak için Suriye ekonomisini anlamak lazım. Elektriği Türkiye'den alıyorlar. Nakit paraları azalıyor. Rusya'dan yardım görüyorlar. Suriye'nin merkez bankasının üç aylık kritik bir süresi var. Ama Esed iktidardan hemen yarın inmez, bunu da beklememek lazım.

Bakın Clinton, Esed hakkında açıklama yaparken Esed yıkılsın demedi, "kenara çekilsin" deyimini kullandı. Yani ABD'liler ve İsrailliler tamamen Esed'ın gitmesini istemiyor, onun kenara çekilmesini istiyor. Esed'ı kullanmak istiyorlar. “

Önemli olan şu; Türkiye asla bir oyuna gelerek Suriye’ye girmemeli…Bugüne kadar başarıyla tatbik ettiği rolüne devam etmeli. Yani, batıyı bloke ederek yardım etmeli Arab halkına. Fiks’in de dediği gibi, batı asla bu diktatörlere karşı olmadı ve hâlâ istifade etmeye çalışıyor. Türkiye, Arab alemi üzerinden doğru politikalarla batılı emperyalistlerin ellerini kırmanın hesabı üzerinde olmalı. Konjonktür de buna fevkalâde müsait.

Zamanında haçlıların defolup gitmeleri gibi, modern zaman haçlıları da yakında defolup gidecekler ve biz ÜMMET olarak bu coğrafyada iç içe yaşamak zorundayız… İslâm aleminde gecekondular yıkılıyor, yerine billurdan saray inşa edilecek, bu mesuliyeti ruhunun derinliklerinde hissedemeyenlerin doğru politik çizgiyi yakalamaları mümkün değildir.

Türkiye açısından durumu, lâiklik, ulusalcılık, kemalizm, demokrasi kelimelerine hapsederek değerlendirmeye kalkanların anlaması gereken de şu; düşman bile KÖKLER’in fışkırışını durduramayacağını anladıysa, bu kelimeler içi boş saman çuvalı olmaktan öte bir şey ifade etmez. BAŞYÜCELİK devletine doğru yürüyüşe katılmış olanların bile büyük kısmı nereye yürüdüklerini henüz fark etmiş değiller… Mekr-i lâhi böyle tecelli eder.

Hareket, düşmanın titreme psikolojisi içinde olduğu şuuruyla sürdürülmeli. Vede; “TEDBİRLİ GÖZÜ KARA OLARAK.”

Allah Vekil ve Kefil!

 

ARAP BAHARINDAN SONRA YENİ BAHARLARA AÇILACAK YELKENLER

ÖZBEKİSTAN Halk Hareketi’nin lideri Salih Muhammed; BURADAYIM dedi. Arab baharından sonra bir Asya baharı kaçınılmaz görünüyor… Şartlar öylesine hızla elverişli hâle geliyor ki, bu şartların bugüne kadar kollayıcıları bütün şevkleriyle meydan yerine atılıyorlar… Ve , öylesine aşkla çıkıyorlar ki meydan yerine, durdurulmaları imkânsız. Bütün mazlumlar fark ettiler ki, şimdi HASAD zamanı. Allah Celle Celalühü kılıçlarını keskin etsin.

Salih Muhammed bildiğimiz kadarıyla uzun zamandır Türkiye de ikamet ediyor. O bir sürgün. Adalet aradığı için ülkesinden uzaklarda yaşamaya mahkum edilmiş bir kahraman. Ve o , şimdi şartların olgunlaşmasına binâen tekrar sesini yükseltmeye başladı…

18 Kasım 2011 tarihli Yeni Akit gazetesinde Faruk Köse’ye verdiği röportajında ilginç şeyler anlatmış. Oradan nakiller yapmadan önce Azerbaycan la ilgili bir meseleye temas edelim.

İstanbul’a mal almaya gelmiş bir tüccar. Azerbaycan’ın durumuna soruyoruz şöyle diyor; yukarıya baktın rüşvet, aşağıya baktın rüşvet… Yani, diyoruz, bizim on-onbeş seneki hâlimiz! Türkiye’de bunu söylediğim herkes bu cevabı veriyor, diye devam ediyor.

Şimdiki durum, diyoruz. Enteresan bir cevap veriyor; artık polislere Arab ülkelerinde olanları hatırlatarak kafa tutabiliyoruz, diyor… Bu onlar için fevkalâde bir durum… Anlaşılıyor ki, dünyanın tüm mazlumları kurtuluş arifesini yaşıyorlar.

Muhammed Salih; Demokrasi tabiri yıprandı, diyor… Konuşmasından:

-“Demokratik devlet değil de hukuk devleti diyorum” diye bir cümle kullandınız. Demokratik devlet ile hukuk devleti arasındaki ayrım sizce nasıl bir şey?

-Demokrasi kelimesi, demokrasi düşüncesi çok yıpranmış bir düşünce haline geldi bugün. Herkes kullanıyor. Katiller, Kerimov gibi diktatörler bile demokrasi kelimesini kullanıyor, bu kelimenin arkasında saklanıyor bugün ve bu kelime, herkes için bir örtü, bir kılıf oldu. Onun için bu kelimeden uzak durmaya çalışıyorum, onun için hukuk diyorum. Çünkü hukukta böyle oynama mümkün değildir. Hukuk hukuktur ve kendini gösterir; hukuksuzluk olduğunda, yasaya dayalı da olsa hukuksuz olduğu net olarak anlaşılabilir. Hiçbir diktatör, hiçbir baskıcı yönetim hukuk adını kullanarak baskılarını ve diktatörlüğünü örtemez. Hukuk hukuktur, insan hakları insan haklarıdır, adalet adalettir. Bu her zaman ve her yerde böyledir. Herhangi bir devletin adalet üzere kurulması lâzım. Önce adalet, hukuk, sonra diğerleri geliyor.”

Özbekistan’da diktatör İslâm Kerimov’un bundan böyle işi zor. Liderlik vasıflarına hâiz olduğu konuşmalarından belli olan Muhammed Salih şöyle devam ediyor:

-               Anladığım kadarıyla şunu diyorsunuz: Hukuk ve adalet yoksa, o ülkenin demokrasi adı altında olmasının bir önemi yoktur.

-               Evet, önemi yoktur.

-               “Öncelikli olan, hukuk ve adalettir, hukuk ve adalet olduktan sonra da adına isterse demokrasi denmesin, bunun da bir önemi yoktur, sakıncası yoktur” diyorsunuz.

-               Evet

-               Çok ilginç bir yaklaşım bu. Şimdi, hayâl ettiğiniz Özbekistan’ı çizdiniz bize; peki, bu hayâllerinizin gerçekleşmesi, nelere bağlı? Neler olursa bu hayalleriniz gerçekleşebilir?

-               Bunun için tabii ki evvel Allah… Halk ve halkın sözcüsü olan insanlar, siyasi hareketler, bu şeylerin gerçekleşmesi için fedakârlığa hazır olmaları lâzım.

-               Fedakârlık derken, nasıl bir fedakârlık bekliyorsunuz?

-               Benim kanaatim şu: 25 yıl oldu siyasetin içindeyim. Özgürlük için ölüme hazır olmayan halk özgürlüğe lâyık değildir. Eğer ölümü göze alamıyorsa, özgürlük talebiyle meydana çıkmasın. Eğer biz bugün, “bize özgürlük vermiyorlar” diye ağlıyorsak, demek biz kendimiz suçluyuz, çünkü kimse bize özgürlüğü vermez. Özgürlüğünü isteyen onu kendisi alması lâzımdır ve alması için de ne gerekiyorsa yapmalıdır.”

Evet, şair ve entelektüel Muhammed Salih bir liderin yapabileceği tüm fedâkarlıkları yaparak bugünlere gelmiş,konjonktürün müsait olduğunun fefkalâde farkında olarak bir hurûç hareketine girişmiştir.

Türkiye halkıyla ve hükümetiyle Muhammed Salih’e destek vermedi, ümmetin Özbekistan kolunu modern zamanlar firavunu Kerimov’un elinden kurtarmalıdır. Bunun zamanın geldiğini de şu cümlelerle ifade ediyor Salih:

“-Hayallerinizin gerçekleşmesi için başka neler gerekli?

-Şimdi tarihi bir konjenktür var. biz 18 yıldır yurtdışında bir mücadele veriyoruz. Ben her yıl, bu yıl olacak diye bavulunu hazırlayıp bekliyorum; ama Allah böyle yazmış; bizim saatimiz yaklaşıyor şimdi. Ona göre de bütün olaylar gelişiyor. Bizim geçen yıllarda beklediğimiz; ama elde edemediğimiz imkanlar bugün kendiliğinden peydah olmaya başladı ve tedrici bir şekilde bir istikamette gitmeye başladı.”

BU İSTİKAMETİN MUHAFAZASI, HIZLANARAK VE KUVVETLENEREK DEVAM ETMESİ İÇİN ELBİRLİĞİ YAPMALIYIZ… Ortadoğu’da taşlar yerine otururken, Asya’da taşlar yerinden oynuyor. Salih’in ifadesiyle; Türkiye Ortadoğu’ya gösterdiği ilginin yüzde birini Özbekistan’a gösterseydi, Kerimov şimdi yerinde oturamazdı.

Anlaşılıyor ki, merkezi Asya kıvamında ve ciddi bir dürtmeyle diktatörler alaşağı edilebilir. Mevlâ dualarınızı kabul, gayretlerinizi bereketli kılsın.

KÖKÜ DDT İLE KURUTULMASI GEREKEN PARTİ CHP

Üstad Necip Fazıl böyle diyordu…

Yıllar sonra bugün bu fikre gelmiş insanların kimlikleri ilginç. CHP zihniyeti Müslüman halka zulmetmenin markası olmuştur bu memlekette, bu sebeple Müslümanlardan gelen muhalefet anlaşılabilir. Fakat işler öylesine değişmiş ki, Abdurrahman Dilipak’ın şu satırlarını okuyunca anlıyorsunuz:

“Aslında bir süreden beri Can Ataklı’nın da dile getirdiği bir şey var: “Defalarca söylüyorum, bu CHP’nin kapanması lazım. Bu CHP’yi müze yapmak gerekiyor. Yerine adam gibi bir şey çıksın, artık sosyal demokrat mı olur başka bir şey mi olur. Bu ibişlerle bu parti olmuyor.” CHP varolmayı hak etmiyor.. CHP ile bu iş olmayacak.. CHP varolduğu sürece Türkiye’de taşlar yerine oturmayacak.. Hüseyin Aygün cesaretini toplayıp bunları da görse…”

Hüseyin Aygün, CHP Tunceli milletvekili. İçerden biri olarak Dersim katliamını M.Kemal’in yaptığını söyleyince çarşı karıştı.Eline tokmağı alan davulu dövmeye başladı ki, CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçtaroğlu için durum hiç iyi değil.

Üstad’ın söylediği zaman dilimindemiyiz acaba?...

Hâdise aslında daha önce daha kritik biri tarafından dillendirilmişti; Bayan Kılıçtaroğlu tarafından. Şöyle demişti; Dersim’de Kemal’in (kocasını kastediyor) halası ve akrabasından kırk kişi katledildi…. Bunun üzerine CHP’nin şehirlerinden Şahin Mengü şöyle dedi; Bayan Kılıçtaroğlu birde bu hadisenin hangi dönemde olduğunu söylesin…” Yani; sıkıysa bu işin M.Kemal’in riyasetinde yapıldığını söyle demek istiyor.

Bayan Kılıçtaroğlu değil ama, açıkca bu meseleyi Hüseyin Aygün ortaya atınca dengeler hakikaten alt üst oldu. Sabah Gazetesi yazarı Mahmud Övur bir haber kanalına konuşurken şöyle diyor; Kemâl Kılıçtaroğlu’na Allah kolaylık versin, işi zor.

Evet, işi zor. Akrabalarını katleden bir partinin genel başkanısın, üstelik o partinin kurucusu M.Kemâl bu katliama imza koymuş. Doğrusu bundan daha zor durum düşünülemez. Mecliste partililerine hitap ederken durumundan anlaşılıyordu zorda olduğu. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık hesabı. Zor, gerçekten zor.

Fakat, asıl ilginç olan şu; Kemalist rejim kuruluşundan sonra Müslümanlara nasıl zulmettiyse, Alevilere’de zulmetti. Belgeleriyle ortada olan hâdiselere rağmen Aleviler neden yanaştılar kemalizme? Ve hatta  o kadar ileri gittiler ki, cellatlarının partisine genel başkan oldular. Celladına aşık olmak böylemi oluyor acaba?

Tabii bu sorunun cevabını biz biliyoruz. Asıl mesele, Alevilerinde bildiğini zannettiğimiz bu cevabı yeniden irdelenmesi, ona göre tavır olmalarıdır. İslâm olmasında celladımıza bile razıyız diyenlerin çözümü geçiktirdikleri âşikâr, yeniden bir hâl muhasebesine ihtiyaç var. Hüseyin Aygün bu kapıyı araladı, aralanan bu kapıdan Alevi vatandaşların bölük bölük gireceğinden eminiz; macun tüpten çıktı…

Can Ataklı’nın sözüne kulak vermeli Aleviler; BU İBİŞLERLE BU PARTİ OLMUYOR!

 

 

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 107 زائر متصل