19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:14:37
Basından Notlar -XX- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
الخميس, 08 ديسمبر 2011 09:47

 

           

 

İŞİN ASLINI FASLINI BİBİ’DEN ÖĞRENİN

 

Bibi, İsrail başbakanı Binyamin Netenyahu’nun isminin kısaltılmış şekli.

 

Bu Bibi öyle şeyler söylemiş ki, dokuz sütuna manşet yapılacak cinsten… Bizim haberi okuduğumuz yer ise, 25 Kasım tarihli Taraf Gazetesi’nin 9. Sayfası.

 

Ne hikmetse genelde böyle oluyor, manşetlik haberler içte küçücük ‘öylesine’ diyeceğimiz haberler manşette… Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrı demek.

 

Habere bakalım.

 

Hani derler ya; merd-i Kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş. Bibi’nin söyledikleri de aynen bu cinsten. İsrail’in durumunu bir anlatmış ki, neyle karşıkarşıya kaldıkları mâlum oluyor.

 

Haberin bazı bölümlerini büyük harfle yazarak sunalım:

 

“İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu, Yemen lideri Ali Abdullah Salih’in iktidarı devretmesini öngören anlaşmayı imzalaması ve böylece Arap Baharı’nın dördüncü liderini eskitmesinin ardından, Ortadoğu’daki bu değişimin rüzgarını eleştiren bir açıklama yaptı. İsrail parlementosunda,  güvenlik ve diplomasi kabilesinde  yaptığı toplantıyı değerlendiren  Netenyahu, Arap Baharı’na kayıtsız destek veren dünya liderlerini eleştirerek “Arap dünyası ileri gitmiyor, tam aksine geriliyor” dedi.  ARAP DÜNYASI İSLAMCI, BATI KARŞITI, ANTİ-LİBERAL VE ANTİ-DEMOKRATİK BİR DALGAYA DÖNÜŞECEĞİ ÖNGÖRÜM DOĞRU ÇIKTI. KİMMİŞ GERÇEĞİ, TARİHİ ANLAMAYAN” diye konuşan Netenyahu,  Batı liderlerini saf olmakla suçlayarak İSRAİLİN BÖLGEDE BÜYÜK BİR BELİRSİZLİK SÜRECİYLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞINI SÖYLEDİ.

 

Netenyahu’nun, hükümetinin Arap Baharı nedeniyle ne kadar zor durumda kaldığını ortaya koyduğu konuşması, AYAKLANMALAR  BAŞLADIĞINDAN BERİ DEMOKRASİ YANLISI PROTESTOLARLA İLGİLİ EN “KATI” YORUMU olarak değerlendirildi.”

 

Evet, işin aslını faslını Bibi’den öğrenin.

 

Neymiş?.. İsrail bölgede büyük bir belirsizlikle karşı karşıyaymış. Eee, ne olacak şimdi?.. Demek rahat dönemler hayal oldu, dolayısıyla bu telaş içinde artık istediği dolapları çeviremeyecek.

 

Ne yapar peki?.. Onu göreceğiz!.. Sakın, o bekledikleri Armegeddon’u (İslâmî literatürde Melheme-i Kübra- Büyük Savaş) daha da hızlandırmak için birtakım çılgınlıklara kalkmasın?

 

Öyle veya böyle, şu veya bu şekilde fark etmez; Bİ-Tİ-YOR-LAR!..

 

“Doğsun Büyük Doğu Benden Doğarak”.

 

 

ARAB BAHARI GİBİ TÜRK BAHARI DA ZAFERLE SONUÇLANACAKTIR!

 

Her bölgenin baharı kendi mekân hususiyeti içinde BAHAR’ını bekler… Arab baharı durmamacasına yoluna devam ederken, diğer mekânları da hareketlendiriyor… ABD’nin can damarında birileri protestolarında pankartlarına “Burası Tahrir” yazıyorsa, Tel Aviv’de aynı ifade zemin buluyorsa, bu işin nereye doğru gittiği belli demektir.

 

Kelleyi arkaya devirip gökyüzünü seyrederek ıslık çalanları kaale almayınız… Onlar, olanlara değil, olmasını istediklerine bakıyorlar.

 

Özbekistan’dan bahsetmiştik… Muhammed Salih’in röportajı vesilesiyle Özbekistan’ın durumunu temaşa etmiştik. Şimdi de Kazakistan’ın Firavun’u “kurnaz komünist Nursultan Nazarbayev”in ülkesine bakalım.

 

2 Aralık 2011 tarihli Yeni Akit Gazetesi’ndeki Abdurrahman Hacımelek’in haberinin başlığı şöyle: KAZAKİSTAN’IN 28 ŞUBAT’I.

 

Bizdeki 28 Şubat’çılar gibi onlar da muhtemelen “Bin yıl” sürecek diye hayal ediyorlardır… Umut dünyası! Sosyolojik tsunamilerin farkında olsalar da, keyiflerini kaçırmamak için görmemezlikten geliyorlar; deve kuşu hesabı.

 

Hacımelek’in haberinden bir bölüm:

 

“Başmüftü Derbisali’nin övünerek verdiği şu sayılar bu aldatmacanın nümûnelerinden birkaçı: “Ülkemizde 5 medrese ve bir üniversite var. Her sene 30-40 imama yetiştiriyoruz.” Verdiği sayılar Komünist Ruslar’ın işgalindeki dönemde yetiştirilen imam, mevcut olan mekteb sayılarından hiç de farklı değil. En az 10 milyon Mümin’in bulunduğu bir ülkede yetişen 30-40 imam neyi karşılayabilir? Ve yine bu 10  milyonluk nüfus 2000 camiye sahib. Kazakistan’ın en mühim şehri Almatı’da sadece 29 cami varken 69 kilise vardır.”

 

Kart komünist durumu idare etmenin yollarını arıyor. Fakat, haberden anlıyoruz ki, idare edemiyor. Edemediğine dair şu satırlar delil olsa gerek:

 

“Kazakistan Meclis Alt Kanadı’nın 12 Ekim (2011) tarihinde kabul ettiği “Dinî Bilimler ve Faaliyetler” yasa tasarısı ile tüm resmi kurumlardan mescitlerin kaldırılması ve namaz kılınmasının yasaklanması kararlaştırıldı. Nazarbayav, özellikle askerler ve polisler arasında İslâm’a yönelişin artmasından ötürü bu kurumlarda yasağı daha şiddetli tatbike koyuldu.”

 

Askerler ve polisler!.. Nazarbayev’in işi zor! Nazar’a (!) gelmeden defolup gitse diyeceğiz ama, hangisi güzellikle gitti ki? Bin Ali mi? Mübarek mi Kaddafi mi?.. Hangisi?

 

Gitmezler! O hâlde götürülecekler.

 

Son anekdot:

 

“Nazarbayev’in ve onu kukla olarak kullanan Dünya Siyonist Örgütlenmesi’nin korkusu diğer Türkistan diktatörlerinin korkusu ile ortaktı ve bunu en iyi özetleyen cümleyi Özbekistan Halk Hareketi Türkiye Temsilcisi Alibeg Yolyahşi şöyle ifade etmiştir:

 

“Arab Baharı gibi Türk Baharı da zaferle sonuçlanacaktır!”

 

Hiç şübheniz olmasın.

 

Yolyahşi=Yol güzel; O HÂLDE DEVAM… Allah nurunu tamamlayacaktır.

 

 

 

HEH HEH HEH HE…

 

İsmet İnönü’nün torunu, CHP Ankara milletvekili Gülsün Bilgehan şöyle demiş:

 

“Bence sonuca bakmak lâzım. Sonuçta bugün Tunceli bölgesi, en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden sözediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar da var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı.”

 

Bu minvaldeki sözleri üzerine Engin Ardıç Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde bu konuya değinmiş… Hâliyle süper gırgırasyon (ne demekse?)

 

Şöyle diyor:

 

“Torun gerçekten de dedesini iyi anlamış. Bugün, elli dört yaşında bir hanım olarak, “Dersimliler iyi ki sürülmüş çünkü bölgeye medeniyet gelmiş” diyor. (Beri yandan, “tarihçilere bırakalım” şeklinde kıvırtmayı da ihmal etmeden tabii.)

 

“BugünTuncelililer-kırım ve sürgün sayesinde- en görgülü, en eğitimli insanlardan oluşuyorlar” mış. (Sürülenler mi eğitime ve görgüye kavuşmuşlar, kalanlar mı, tam olarak anlayamadık.)

 

Sayın Gülsün Toker Bilgehan, herhalde oylarını CHP’ye ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yağdıran Tunceli seçmeninden sözediyor.

 

Tunceli seçmeni, bombalayarak, gazlayarak, kırarak ve sürerek kendisine medeniyet götüren CHP’ye  borcunu bir şekilde ödeyecekti, Allah bu şekilde nasip eylemiş.

 

Fakat “kıyılara” da bakalım: Sürgüne gönderilen genç kızlarda çok iyi yetişmişler”…  Gülsün Bilgehan öyle diyor.”

 

Gelelim meselenin heh heh heh he… kısmına:

 

“Fakat bir sözü hiç hoşuma gitmedi… Hiç yakıştıramadım…

 

“O sıralarda –Dersim katliamının gerçekleştiği 1938 yılında- iktidarda dedem yoktu, Atatürk vardı” demiş… İnönü 1937 yılında başbakanlıktan  yürütülmüştü ya…

 

Ne yani, Atatürk’e dil mi uzatıyor?

 

Medyanın faşist polisleri, uyuyor musunuz? Görev başına! Kadın topu Atatürk’e atıyor! Bu ne rezalet?

 

Heh heh heh he…"

 

Gerçekten öyle; HEH HEH HEH HE…

 

Du bakali ne olacak?

 

 

5816 NO’LU KANUNA RAĞMEN

 

Habertürk TV’de (3 Aralık 2011)  bir akşam programı… Yedi konuk Dersim’i  tartışıyor. Sosyologlar var, tarihçi var, bir de CHP’nin meşhur diplomatı; hani şu;  Dersim’de analar ağlamadı mı, sözüyle çarşının durulmamacasına karışmasına sebeb olan Onur Öymen.

 

Prof. Yasin Aktan mevzuya damardan temas ediyor. Onur Öymen cevabında  nasıl mahzun, nasıl kırılgan. Şunu demek ister gibi; tamam anladık, Kemalizm, faşizm,  ulusalcılık bitti, iflas etti. Ama bu kadar da ileri gidilmez ki. Ve aynen şu ifadeyi kullanıyor Aktan’ın söylediklerine karşı; İÇİM ACIDI!..

 

Öymen’in  içi acırken, yanında oturan bayan yakın tarihçi son derece müstehzî ve küstah. O hâlâ yenilmemiş, yelkenleri indirmemiş pozlarında…  Bu durumunu Öymen’e nisbetle acemiliğine verebiliriz. O hâlâ kendini annannesi’nin CHP’si döneminde zannediyor.

 

Aktan onun tarihçiliğini şu sözlerle çöpe sallıyor ama o farkında değil; Bugün konuştuğumuz tarih değil, henüz tesiri devam eden meseleleri konuşuyoruz… Yani, daha dün bu millete yaptığınız bütün bu zulümleri, tesirleri hâlâ capcanlı, ve biz onlara mukavemetten bahsederken, sen, bu işi tarihçilere bırakalım uyanıklığına yatıyorsun, demek istiyor.

 

İşin en ilginç yanı şu; 5816 No’lu Atatürk’ü koruma kanununun varlığına rağmen tabular gümbür gümbür devriliyor, ama dönüp ciddi mânâda meseleyle ilgilenen yok… CHP sistemin merkezindeydi, merkez çuvallayınca sistem şamar oğlanına döndü.

 

Artık askeri ve sivil bürokrasi de CHP’nin davetiyle (kışkırtmasıyla)  harekete geçecek bürokrat da yok. Varolanların da mecâli yok… Bülent Arınç ne diyordu meâlen; İhtilâl yapmayı aklının ucundan geçirenin alnını karışlarım.

 

Öymen’in bir de ananesinden bahsedişi vardı ki, bu sefer bizim içimiz acıdı, şöyle diyordu; (meâlen) ne demek Atatürk’ün dine karşı olması, benim annanem hafızdı, Atatürk’e dua ederdi… Dindar böyle olur!

 

Gerçekten içim acıdı. Bu ülkeye Komünizm gelecekse onu da biz getiririz kibrinden bu durumlara gerilemek; iç acıtıcı…

 

Tabiî kendileri etti, kendileri buldu. Zulüm abad olmaz, zalim berbad olur, hakikatini hiç mi duymamışlardı?.. Dersim’le öyle bir batağa saplandılar ki, ayıklamazlarsa sonları felaket.

 

Unutmadan not edelim; Kemalizmi savunmak kala kala Maocu-Çin’ci Doğu Perinçek’e kaldı; iyi mi?

 

 

 CHP ZİHNİYETİNE BÜKÜLEN AKP’LİLERE SERDAR ARSEVEN’DEN FIRÇA

 

6 Aralık 2011 tarihli Yeni Akit’teki yazısının başlığını “Melih Gökçek’e gıcık olmak” diye atmış Arseven. Önemli bir psikolojiye parmak basmış. Muhafazakâr geçinenlerin aşağılık komplekslerine değinmiş.

 

Nicedir kendilerini bu ülkenin asli sahibleri zanneden yabancılaşmışlar, bu ülke insanının, karşılarında boynu bükük durmalarını isterler ve bunu da temin ederlerdi. Fakat zamanla devran değişti. Değişen devranda külahı kaptıranlar kuduzlaşırken, bedavacılar da nane mollalığa prim vermeye devam ediyorlar.

 

Arseven yazısında bu tiplerden birini konu etmiş, şöyle diyor:

 

“Bir grup “ünlü gazeteci”  arkadaşımızla birlikte Roma sokaklarını dolaşıyorduk…

 

Biri dedi ki; “Melih Gökçek gelsin de burada belediyecilik eğitimi alsın!..”

 

O böyle deyince, “muhafazakâr” takımından bir arkadaş atıldı: “Şimdi Melih Gökçek tartışması açıp da, beni Melih Gökçek gibi bir adamı savunmaya mecbur etme!..”

 

Uygun bir zamanda bu arkadaşı kenara çektim:

 

“Melih Gökçek gibi bir adamı derken bunlara… Neydi kastın?..”

 

Dedi ki: “Baksana, işi gücü CHP’lilerle kavga etmek!..”

 

Güldüm…

 

“Allah sizleri pençesinde kıvrandığınız bu ‘aşağılık kompleksi’nden kurtarsın!..”

 

Melih Gökçek onla bunla kavga ediyormuş…” Bizimkinin kızma sebebi buymuş!..

 

Bu tür tepkilere sağda solda rastlıyorum…

 

Ak Parti’in en amansız düşmanları olan Emin Çölaşangillerin Melih Gökçek’e kızma sebebi ile Ak Parti’den beslenen bazı “atanmış muhafazakârların” kızma sebebi aynı!..”

 

Evet, tuzu kuru tâbir edilen yumuşakcagiller daima bu istikameti tercih ederler. Hiç gocunmazlar. Arseverin dediği gibi, Allah bunları, pençesinde kıvrandıkları aşağılık kompleksinden kurtarsın… Nasibleri yoksa, gelecek zamanların maksatları olarak afişe edilmeye hazır olsunlar.

 

Bu kadar mı olur?.. Adamlar her Allah’ın günü seni aşağılarlar, dinine küfrederler, dik durup haysiyetini kurtarman gerekirken ‘mamacık-cancık’ hatırına eğilmeler bükülmeler. Haysiyet kaybı ne ki, yeter ki küçük menfaatleri zedelenmesin. Şerefsiz soytarılar.

 

Arsever şöyle devam etmiş:

 

“Melih Gökçek’i  gündemine alan; Kanaltürk’te Sami Dadallıoğlu kardeşimin sunduğu Pazar Politika adlı programda ve sonrasında bizim de iştirak ettiğimiz –Twıtter’daki takipçileriyle buluşmasında söyledikleri oldu.

 

Her iki etkinlikte de soruldu kendisine:

 

“En çok gıcık olunanlar arasında yer almanızın kritiğini yaptığınızda… Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, hatalarınızın da payı yok mu!..”

 

Melih Gökçek’in bu sorulara verdiği karşılık bakın ne denli manidardı:

 

“Bunca yıl, bu kadar göz önünde bulunan ve saldırılan bir insanın elbette hataları olabilir. Ama şunu görmek lazım: Bilhassa Refah, Fazilet dönemlerinde sağ tandanslı insanlar, televizyonlarda,  şuralarda buralarda tabiri caizse evrile çevrile dövülürdü.  Hep tek taraflı hücumlar olurdu. Bunlar, bu CHP zihniyetli adamlar, bizim sağ tandanslı insanlarımız, karşılarında hep böyle el pençe divan dursun istiyorlardı. Sayın Başbakanımız Tayyip Bey’le ben bu kanaati zannediyorum ki yıktık.

 

Geçtiğimiz günlerde bir gazetenin sayfasında, çok bilir kişi olarak tanınan birileri Türkiye’nin en fazla gıcık kapılan dört kişisinden biri olarak beni işaret etmiş… Okuyunca memnun oldum; sebeplerden biri de Emin Çölaşan’ı yok etmemmiş, bundan dolayı gıcık kapıyorlarmış!.. Bundan daha doğal olay olamaz.”

 

Gökçek, Türkiye’ye sakız çiğneyerek gelen Fransa’nın Başkanı Sarkozy’yi de havaalanından sakız çiğneyerek yolcu etmişti, hani; madem öyle, işte böyle hesabı. Mamacı muhafazakârcıklar bu davranışa da kızmışlardır herhâlde!

 

Yeter ki onların “tenleri incinmesin”, gerisi hikâye… Haysiyetmiş, şerefmiş kaç yazar? Ahlâksız ve de dangalaklar.

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 106 زائر متصل