19 Mayis 2012 Cumartesi - 04:16:09
Basından Notlar -XXI- PDF طباعة إرسال إلى صديق
الكاتب furkan   
الجمعة, 13 يناير 2012 21:15

 

                          

 

 

 

"DEMOKRASİ İ…..TİR"

 

Yıllar önce bir Hoca’dan dinlemiştim. Cuma hutbesinde verip veriştirdikten sonra cemaatine şöyle seslenmiş:

 

- Cemaat-i Müslimin, Demokrasi nedir biliyor musunuz?..

 

Tabiî, cemaatta sessizlik. Ve devam etmiş Hoca Efendi:

 

- Demokrasi İb…..tir. Cemaat çok şaşırmış tabiî…

 

Hocaefendi’nin gülerek anlattığı bu meseleyi Serdar Turgut’un şu satırları vesilesiyle hatırladık:

 

“Aslında Atatürk’ü anlayıp sevmek için pek çok neden var ama size en kolayını anlatayım, sizde görün bakın onu sevmek neden bu kadar kolaymış.

 

Arab Baharı diye adlandırılan süreç başladığında Türkiye’de seçim yapıldı. Oralarda binlerce insan daha insani yaşam ve demokrasi için hayatlarını ortaya koyarken Türkiye hiçbir zorlama, baskı olmadan şıkır şıkır seçimini yaptı ve İslamî duyarlılığı yüksek olan bir partiyi iktidara getirdi.

 

Bu Arab Baharı coğrafyasındaki insanların hayal bile edemeyecekleri,  rüyalarında görseler inanmakta zorlanacakları bir olaydı. İşte bu yüzden orada insanlar, Türkiye’yi hayranlıkla düşünüyorlar, sorulduğunda “Türkiye gibi olmak istiyoruz” diyorlar.” (10 Ocak 2012, Haber Türk)

 

Atatürk’ü sevmek meselesini geçelim. 5816 No’lu kanun kalkmadığı müddetçe de teferruatıyla tartışılması zaten mümkün değil. Teşbihte hata olmaz kaydıyla söyleyelim; taşları bağlayıp köpekleri salarsanız olmaz. Bu şartlarda Atatürk’ü tartışmak yerine, ancak Atatürkçülere lâf yetiştirmek zorunda kalırsınız. Onlarda da maşallah ahlâk çok(!) olduğundan işiniz var demektir… Geçelim.

 

Turgut’un daha önce bir yazısından nakil yapmıştık, meâlen şöyle diyordu; Ak Parti yıkılmakta olan T.C. rejimini kurtardı… Bu minvalde devam ediyordu… Neden böyle diyordu? Zira rejim tıkanmış, demokrasi iflâs etmiş, çökmek üzere AK Parti devreye girip rejimi kurtarıyor. İyi mi oldu kötü mü?

 

Geçmişte de hatırlattık. Demokrasi diye millete yutturulan zıkkım, Batının dayatmasından başka bir şey değildi. Dayatıldı, adına da “kulluktan kurtuluş, birey olup hür yurttaşlar ülkesi olmak” dediler. Dediler ama, milletin bunu asla hazmedemediğini de gördüler. 1950’lerden beri Atatürk’ün partisini iktidara getirmeyen milletin  sînesinde  ne saklıdır dersiniz?.. O zamandan beri pasif direniş sürüyor… Kemalistler de boş durmayıp meseleyi dengelemek için Dersim’de kesip doğradığı insanları kullanarak vaziyeti idare etmeye çalıştılar, fakat o işte şimdilerde yatmışa benziyor.

 

Ahvâl ve şerâit fevkalâde âciliyet arz ettiği bir noktada, rejim ister istemez AK Parti’ye boyun eğdi. Bu yine milletin hissi kablel vukû şeklindeki davranışının sonucuydu. Millet muhalefet etmeyi bırakmıyor… İşin hakikati şu ki, AK Parti de  kendisinden beklenenin üstünde bir performans sergileyerek, karmakarışık olmuş Ortadoğu’da bir numara olmayı başardı. Ve hatta, T.C. , tarihinde ilk defa AK Parti’yle birlikte Devlet Olma’yı hatırladı. Fransa’ya, Almanya’ya nizamat verme davranışları bile oldu. ABD, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle “kullanılması gereken Ahmak Fil’dir”; AK Parti bu mânâyı da terennüm etmeyi fevkalâde olmamakla birlikte iyi derecede başardı diyebiliriz.  Bu mevzudaki ‘Cemaat’ davranışı AK Parti misaline uymuyor; bunu söyleyelim… Yani, Cemaat da Ahmak Fil’i kullanıyor diyebilmemiz için elimizde bir tek done yok. “İsrail Sevdası”, “ABD’nin egemenliğinin zayıflamaması” gibi meselelere kilitlenerek kullanmak mümkün olmadığı gibi, gönüllü kullanılmak mânâsıyla karşılaşırız. Yani, ABD ile stratejik ortaklık bile sırasında ABD’yi kullanmak mânâsına gelir de, ABD ile, sadece gönül cilveleşmesi gibi görünen atraksiyonlar ihânet ifade edebilir… Burada mesele hâdiseye hangi gözle baktığınızla ilgili… Ak Parti ve Cemaat arasındaki farkı bu gözle müşahede ediniz.

 

Ha, birde şu var; İdeal’den yola çıkıyorsanız; ne Ak Partisi, diyebilirsiniz tabiî. Biz realitenin istismarından bahsediyoruz. İstismar ediyoruz görüntüsünde gönüllü veya gönülsüz kullanılmaktan değil… Öyle zannediyoruz ki, yakın bir gelecekte gönüllülerle gönülsüzler arasında bir GÖNÜLSÜZLÜK zuhur edecek; öyle görünüyor.

 

Arabların “Türkiye gibi olmak” meselesine gelince… İngilizler başta olmak üzere Batılı emperyalistlerin soyguncu, katliamcı mizacıyla Osmanlı’ya neler yaptığını araştırmadan, soruşturmadan, ‘Arablar bizim gibi olmak istiyor’ demenin bir mânâsı yok. O Arablar gibi, Türkler de köşeye kıstırılmış, ölümü göstererek sıtmaya razı edilmişlerdir. Hani diyeceğiz ki; bizimkiler demokrasiyi tatbik edemedikleri için Türkiye’de rejim çökme noktasına geldi de böyle oldu. Peki, demokrasiyi en iyi tatbik eden ABD ve AB’nin demokrasi adına içine ettiği Irak’a ne diyeceğiz? Afganistan’a ne diyeceğiz?.. Ve de şimdi, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyip patlama, çökme noktasına gelmelerine ne diyeceğiz… Yoksa onlar da mı demokrasiyi doğru tatbik edemediler? Şayet öyleyse bu sihirli lambayı kim doğru dürüst yakacak?

 

Kimse yakamayacak? Bütün pulları döküldü. Komünizm’den sonra Kapitalizm de çökmüştür. İntikaları oynadıkları zaman diliminde olduklarını kendileri de itiraf ediyorlar artık. Bu şartlarda, “Arablar demokrasi istiyor, bakın Türkler demokrasi sayesinde ne kadar rahat” diyenlerin rahatlığını herhâlde beyin özürlülüğüne bağlamak hata olmaz.

 

Sezen Aksu bir şarkısında ‘Beni kategorize etme’ diyordu… Evet. Kategorize beyinlerin dışında herkes görüyor ki, dünya İslâm’ın lehine değişiyor. Yalnız, kategorize edilenlerin anlayamadığı bu dünya, onlar anlamadı diye değişmeyecek değil elbette; değişecek, değişiyor… İçinde bulunduğumuz süreç, yeni şartları gözleyip ayak uydurmaya çalışanlarla, eski keyiflerinden ve zulümlerinden vazgeçmek istemeyenlerin birbirlerine mukavemet ettiği süreçtir. Serdat Turgut da farkında olmadan ayak sürüyenler kategorisinde görünüyor… Dur bakalım ne olacak?

 

 

SAADET PARTİSİNDE KAFA KARIŞIKLIĞI

 

Hatırlarsınız bir müddet önce Saadet’in ağır ağabeylerinden İsmail Müftüoğlu Doğu  Perinçek’in adamlarıyla birlikte Suriye’ye gitmişti… Dönüşte CHP’lisi, İP’lisi ne demişse Müftüoğlu’da aynı şeyleri söylemişti. Meâlen hatırlatalım; “Suriye’de her şey yerli yerinde, kan gövdeyi götürüyor diyenlere inanmayın” vs…

 

Tabiî olarak  Suriyelere kadar gitmiş ve dünya gözüyle manzarayı görmüş adamlara inanmak zorundayız. Fakat anlamadığım başka bir şey var. Aynı Suriye’ye giden Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Kamalak ne hikmetse İ. Müftüoğlu’nun gördüklerinin tam tersini görmüş. Ve haklı olarak şöyle diyor: “Amacımız Başer Esad’ı desteklemek değildir. AKAN KANIN DURDURULMASI İÇİN ORAYA GİTTİK.

 

Ve devam ediyor: “Ekip olarak şunu söyledik: Dış müdahaleler sadece askeri biçimde olmamaktadır. Aynı zamanda, siyasi olarak yapılmaktadır. Bunun önlenmesi için de sadece tedbir alınması yetmemektedir. Muhalefetin yolunun açılması gerektiğini ifade ettik. Muhalefetin iki unsuru olduğunun altını çizdik. Bu münasebetle muhalefetin mecliste bulunması gerektiğini vurguladık. Muhalefetin diğer bir unsurunun medya olduğunu açık bir şekilde dile getirdik.”

 

Bravo Kamalak’a. Sırf Ak Parti’ye muhalefet olsun diye gidip Esed’in kanlı ellerini sıkanlardan olmamış. Ak Parti’nin de defaatle Esad’ı uyardığı mevzuları meclis dışı bir parti olarak  da olsa başkana anlatmaya çalışmış.

 

Hama ve Humus’ta 50 bin Müslümanı katleden Hafız Esed’in Piçi’nin kan dökmediğini millete anlatmaya çalışan İ. Müftüoğlu ne yapmak istiyor peki? Antiemperyalist(!) Doğu Perinçek’in yedeğinde olmak şan ve şeref mi getiriyor yoksa? Bilelim!..

 

İ.Müftüoğlu’na şunu da hatırlatalım; Ergenekon iddianamelerindeki tapelerde Doç. Ümit Sayın (Ergenekon sanığı) Perinçek’in birinci adamına şöyle diyor; Doğu bey de masondur, İngiltere locasına bağlı…

 

Hadi bakalım!.. Antiemperyalist şemsiye altında Ergenekon kardeşliği mübarek(!) olsun.

 

Tuhafımıza giden şu; Saadette bu kafa karışıklığı neyin nesi. Veya bizim bilmediğimiz bir şeyler mi dönüyor partide?

 

İsrail genel kurmay başkanının söylediklerini de hatırlatmadan geçmeyelim, diyor ki Korgeneral Benny Gantz; “Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesi hâlinde Alevileri Mülteci olarak kabul etmeye hazırız.” Yani?

 

Yanisi şu olsa gerek; Nusayri Baasçılar aslında İsrail’in çok işine yarıyordu. Azınlıktalar, Sünniler karşısında tutunmaları mümkün değil; gidecekler. O hâlde diye düşünüyor İsrail, bunları sınırlarımızın içine alıp yarın bir fitne tezgahında kullanırız. Tavsiyemiz ilk başta Beşar’ı alsınlar, zira o 50 bin Müslümanın kanını dökmüş bir babanın dölüdür, işlerine yarar.

 

Peki Beşar gider mi?

 

Bin Ali’de Tunus'tan gitmeyecekti, Kaddafi’de Libya’dan gitmeyecekti vs… Ne oldu? 10 Ocak 2012 tarihli Gazetelerdeki “İsrail Alevilere Kucak Açtı” başlıklı haberin son satırı şöyle: “İsrailli yetkililer, Suriye’deki mevcut yönetimin birkaç ay’dan daha fazla ömrü olmadığı tahmini bildiriyor.” Esed sevenlere duyurulur.

 

Ha, bir de şu var; vay sizi antiemperyalist düşmanları diyenlere duyurulur, sevsinler sizin antiemperyalistliğinizi! Keskin virajlarda devrilmek istemeyenler AHLÂKLI SİYASETİN ne olduğunu anlamalılar… Kızdım muhalifim, küstüm muhalifim, coştum muhalifim, hopladım muhalifim, zıpladım muhalifim tavırlarıyla yürümüyor bu işler. Ne demiş Fikir Sultanı; NEREDE OLDUĞUN ÖNEMLİ DEĞİL, BULUNDUĞUN YERDE NE YAPTIĞIN ÖNEMLİ…

 

Anlayana saz…

 

 

SURİYELİ ÜNLÜ ÂLİM ALİ TANTAVİ’NİN OĞLU DİYOR Kİ

 

“Mübarek Suriye devrimi insanların konumlarını ortaya koydu. Kötüyü iyiden ayırdı ve her mekânda gördük ki bizim yanımızda duranlar İslâmcılardır. Ürdün’de ve Lübnan’da Suriye devrimini desteklemek için seferber olan, toplanan onlar değil miydi? Bu iki ülkede ve diğerlerinde Esed rejiminin Şebiha’sına karşı koyan onların yazarları ve sendikacıları değil miydi? Kuveyt’te, Suudi Arabistan’da, Bahreyn’de, Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, Cezayir’de, Fas’ta Suriye devriminin yanında İslâmcılar dışında kim durdu? Esed rejimini savunan solcular, komünistler, Baasçılar ve milliyetçiler değil ?” (Timetürk, 10 Ocak 2012)

 

Tantavi’nin oğlu Mücahid Me’mun Diraniye, Türkiye’de birkaç kıçı kırık mücahidin (!) de Esed’i desteklediğini bilseydi ne derdi?..

 

Hani diyorlar ya; ABD-İsrail bloğuna karşı durmanın gereğindendir Esed’i desteklemek. Bunu diyenlere Diraniye’nin  şu satırlarını hatırlatalım. Ki, antiemperyalist cephenin en çilekeş taifesi Hamas’ın durum karşısında nasıl vaziyet aldığını görsünler.

 

“Suriye rejimi düştükten sonra Hamas ile Hizbullah’ın sonu aynı. Çünkü ne yazık ki onun (Suriye rejimi) dışında kendini barındıracak kimseyi bulamadı. Buna karşın Hamas’ın aldığı tavır ile Hizbullah’ın  aldığı tavır arasındaki büyük farka bakın. Hizbullah her şeyiyle  Esed rejimini destekledi ve her şeyiyle Suriye halkına karşı savaştı. Hamas mülteci kamplarında rejim yanlısı gösterilerin yapılmasını kabul etmedi, İran’ın kendisinden rejimi desteklediğini ilân etmesi talebini ve bu yöndeki baskısını reddetti. İkisi arasında ne kadar fark var.”

 

(…)

 

Yarın tarih, mücrim Esed’in  ve elleri şehitlerin kanlarıyla kirlenmiş rejiminin sayfasını dürecek. O gün için bugünden çalışmaya başlayın ki zaferin meyvelerini beraber toplayalım. Şunu da hatırlayın!  Kudüs’e giden yol Şam’dan geçer ve bu yol şu an kapalı ve ancak Beşşar ve iktidarının gitmesiyle açılacaktır.”

 

Meğerse  kıçı kırık birkaç antiemeryalist(!) tavır sergileme heveslisi Kudüs yoluna pisliyorlarmış da haberimiz yok…

 

Fikir Sultanı’nın sözüyle bitirelim; bu işler KAZ gibi olmaz.

 

 

SURİYE’YE GİDEN HEYETLER TİYATRO SEYREDİYOR

 

Nur Maliki…  Arab Birliği’nin Suriye’ye gönderdiği gözlemci heyetinde yer alan biri. Şöyle diyor: “SURİYE’DE BİR İNSANLIK DIRAMI YAŞANIYOR. HİÇ BİR VİCDAN BUNA SESSİZ KALMAZ” (12 Ocak 2012, Milat)

 

Devamla: “El Cezire televizyonunun haber programına katılan Maliki, “Suriye’deki durum hiç anlatıldığı gibi değil. Kısa bir zaman diliminde çok şeye tanık oldum. Humus’un Bab Amro kentinde ordu ağır silahlarla saldırdı, bir çok yeri yerle bir etmesine rağmen ‘Özgür Suriye Ordusu’ burada güçlü olduğundan dolayı rejim bir ilerleme sağlayamadı.” İfadesini kullandı.” (…)

 

“Gözlemcilerin tecrübeli olduğunu fakat incelemeler için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu belirten Maliki, gözlemcilerin, yönetimce zaman kazanmak için farklı yerlere götürüldüğünü ve bazı yer isimlerinin tabelalarının rejim yanlıları tarafından değiştirildiğini bildirdi.”

 

Türkiye’den giden heyetlere, bu gözlemcilere verilen yetkinin binde biri verilmemişken nasıl o kadar yalanları uydurabiliyorsunuz, diye sorulmalı. Hoş onların niyeti orada kan dökülüyor mu, dökülmüyor mu meselesi değil. Varsa yoksa yalandan bir antiemperyalist uydurmasyonculuğu ve bunun üzerinden kilitlendikleri AK Parti düşmanlığı. Yeter ki AK Parti zor duruma düşsün, Suriye’de P.. Esed’in öldürdüğü Müslümanların kıymeti yok.

 

“Güvenlik güçlerinin olduğu bölgelerde halk teması  güvenlik nedeniyle olmuyordu” diyen Maliki, oynanan tiyatroyu da şöyle anlatıyor:

 

“Her şey mizansen bir tiyatro.”

 

Bir hapishaneye yaptıkları ziyaretten de söz eden Maliki, “Hapishanedeki tutukluları dahi değiştirmişler, yerlerine başkalarını getirmişler, bazı tutukluların üzeri kadın parfümü kokuyordu. Normal olarak bir hücrede veya odada kalan insana o odanın kokusu siner. Hapishaneler konusunda uzman olduğum için hemen fark ettim. Tutuklulara hapishane durumunu sordum, hiç biri şikâyet etmedi. Orada her şeyin mizansen   bir tiyatro olduğunu anladım” ifadesini kullandı. “Rejim her yerde kendine bir tiyatro kurmuş” diyen Maliki, “yönetimin, sokaklarda rastgele tutukladığı kişileri daha sonra bırakmasında ise ‘eli kana bulaşmayan şu kadar kişi serbest bırakıldı’ açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Bir çok defa talep etmemize rağmen gerçek tutuklularla görüşemedik” dedi.”

 

Anlaşılıyor ki, İP’lilerle Suriye’lere kadar gitme zahmetine katlanmış İ.Müftüoğlu gibilere güzel bir tiyatro seyrettirmişler… Zoka’yı yiyip ülkeye dönen tiyatro severler; “Suriye’de her şey yerli yerinde, katliam falân yok” teraneleriyle halkı kandırmaya çalışmışlar. Yakında Esed gider, Esed severler de gelecek zamanlarda hatıralarını torunlarına bir güzel anlatırlar. Tabiî kendilerini antiemperyalist mücadelenin büyük mücahidleri olarak!

 

Allah îzan versin.

 

 

ARAB BAHARININ KORKUTTUĞU BİR PUŞT

 

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev bir zamanlardır  telâşta. Hâlinden anlaşılıyor ki, uykuları kaçmış. Neden acaba?..

 

Ee, sağır sultanın duyduğu, neredeyse hayvan idraklilerin bile anlamaya başladığı bir hakikat var ortada. Ve adım adım yaklaşıyor… Anladılar ki, bundan kaçış yok; ama bugün, ama yarın.

 

Haber şöyle:

 

“Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’da düzenlenen sanat ve kültür etkinliğinde konuşan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Kazak gençlerinden ‘Arab Baharı’  adı altında yapılan siyasi oluşumlara karşı dikkatli olmalarını istedi. Kazak lider, Afrika ve Ortadoğu’da yapılan devrimlerin sözkonusu ülkelerin ekonomisini 10-15 yıl geriye götürdüğünü iddia etti. Kazakistan’da yaşayan halklar arasında ilişkinin eşitlik, hoşgörü ve dostluk temelleri üzerine kurulduğunu belirten Nazarbayev, Kazakistan’ın bu olumlu havasını kıskanan güçlere karşı gençleri dikkatli olmaya çağırdı. “Kazakistan’ı el ele verip birlikte kalkındırmamız gerekir” diyen Nazarbayev, yazar, şair ve kanaat önderlerinden gençlere sahip çıkmalarını ve onlara “doğru” yolu göstermelerini istedi.” (12 Ocak 2012, Milat)

 

Bu salak herifin anlamadığı şu; kimse Kazakistan’ın olumlu havasını falan kıskanmıyor. Zulüm rejimini kim niye kıskansın ki? Asıl kıskanılan ve imrenilen Arab Baharı’dır. Kazakistan gençliğinin bu bahara imrenerek baktığını fark eden Nazarbayev’in kalbine korku fena düşmüş.

 

Çırpınma hemşerim, sende gideceksin. Bu kasırganın uğramayacağı bir ülke kalmayacak yeryüzünde. Dünya yeni bir devre giriyor çünkü. Bu gidişatı durdurabilirim zannedenler hayâl dünyasında yüzenlerdir. Fas’ta durmadı, Mısır’da durmadı, Libya’da durmadı, şimdi Suriye’de durmuyor… Dahası, Batı’da da durmuyor. Sana mı uğramayacak! Aptal herif!

 

LAST_UPDATED2
 

Our valuable member furkan has been with us since الاثنين, 29 ديسمبر 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 105 زائر متصل