|

Ali Tavşanlı
Japonya depremi vesilesiyle insanlık tekrar bir büyük felakete kilitlendi… Deprem gerçeğini iliklerine kadar hissetmiş bir ülke olan Japonya, her türlü tedbire rağmen depremin altında kaldı… Daha doğrusu, gökdelenleri beşik gibi sallandığı hâlde yıkılmayan Japonları, tsunami vurdu… Bu felaketler neyin habercisi?.. Seller, depremler, yanardağlar, toplu katliamlar vs… Bunlar ve daha birçok şey, âhirzamanda zuhuru Kâinatın Efendisi tarafından bildirilmiş hakikatlerdir. Ve, bu hakikatler bütün hızıyla zuhur etmeye devam edecektir. Mesele şu: ALLAH’A KABADAYILIK YAPILMAZ… Fikren ve fiilen insanlık bu kabadayılığa soyunmuş vaziyettedir, dolayısıyla karşılığı da gelmeye devam edecektir… Devam ettikçe de, insanoğlu yapısı gereği bir şekilde bu felâketleri kendi nefsaniyetine uygun şekilde tevil edip yolunda yürüyecek. Bu yürüyüşün bu şekilde devam etmesi bundan böyle mümkün görünmüyor… Zira, her şeyi ve her değeri hoyratça tüketen insanoğlu zamanın sonuna gelmiş bulunuyor. Hâdiselere avamilik çerçevesinde bakanları bir kenara bırakalım… Meselenin ehemmiyetli olduğuna inananlar açısından, hani birazda ilimsellik-bilimsellik noktasına kilitlenmiş olanlara bir hatırlatmada bulunalım. 6 Mart 2011 tarihli Radikal Gazetesi’nden: “Ekonomik ‘güneş yanığı’ korkusu. Kâbus senaryosunda neler yaşanabilir? 1- Tüm telekomünikasyon sistemi çökecek 2- Milli güvenlik sistemleri devre dışı kalacak 3- Uçakların radar sistemleri bozulacak 4- Atmosfere radyasyon yayılacak 5- Birçok bölgede elektrikler kesilecek.” Ve, başlık altında şöyle bir not: “Güneş fırtınalarının artması uzmanları korkutuyor. 152 yıl önce telgraf ağlarını çökerten patlamalar artık günlük hayatın her alanını tehdit ediyor. İletişim sistemleri çökebilir, elektrik verilemeyebilir. Bu kötü senaryonun maliyeti ise iki trilyon dolar.” Her işin maddi tarafıyla neredeyse birinci derecede ilgilenmek insanoğlunun değişmez karakteri olmuştur. Bu sebeble, bu felaketten ve felaketlerden alınacak ders nedir düşünülmeden, felaket sonrası maliyet hesabları yapılır. İlâhi hakikat: “İnsanoğlu cahil ve zalimdir”… Şimdi gelelim bir meselede müsbet ve menfi düşünenlerin durumuna… Felaket tellallığı yapmadan mevzuya izah getirenlerin karşısında duran muhaliflerin söyledikleri bile hâdisenin vahametine işaret ediyor aslında. Bu sebeble, insanlığın, felâketler karşısında bir karar vermesi zamanının geldiği anlaşılıyor. Ya kabadayılığa devam edip helâk olacak veya teslim olup kurtulacak. Habere devam edelim: “NASA uzmanları ‘güneşin uyanması’ olarak tanımlıyor ve 1859 yılını hatırlatıyor. O yıl gerçekleşen ve bilinen insanlık tarihinin en büyük güneş fırtınası telgraf sistemi ağlarını harab etmişti. Şimdi güneşte yeniden hareketlenme var ancak insanlığın elinde sadece telgraf yok. Cep telefonu, uydu yayını, ATM ve başlıbaşına internet… İki farklı görüş Konu ile ilgili farklı görüşleri yansıtan Yahoo News’ta yer alan bir haberde ise uzmanların bazılarının öngörüleri ‘kıyamet’i tanımlıyor gibi. Astronom Dave Reneke “Son 100 yılın en şiddetlisi olacak güneş fırtınaları, özellikle havacılık şirketleri, iletişim şirketleri ve GPS sistemiyle çalışan herkes tarafından çok ciddiye alınmalı” diyor. NASA’nın Helyofizik Bölümü Direktörü Dr. Richard Fisher da, bu güneş patlamalarının tüm sağlık, acil durum ve milli güvenlik sistemlerini devredışı bırakacağını, bu nedenle acilen sistemlerin yenilenmesi gerektiğini belirtiyor.” Evet… Bunlar, birilerinin yaptığı felâket tellallığı değil… O çok güvenilen bilim adamlarının söyledikleri… Hani, hurafelere inanmayın diyenlere duyurulur!.. Şimdi… Bu bilimsel tesbitlerin karşısında duranların söyledikleri de hâdisenin vahametine işaret ediyor demiştik. Bakalım: “Daha soğukkanlı bakış açısını yansıtan uzmanlar da mevcut. Avustralya İyonosferik Tahmin Dairesi yöneticisi Dr. Phil Wilkinson büyük patlamaların meydana gelmesinden en az 4-5 saat önce haberdar olduklarını, sistemleri bir süre ‘emniyetli mod’a getirerek arızaların önüne geçileceği inancında.” Japonları hatırlamak gerek!.. Gökdelenleri yarım saat boyunca sallanıyor ama yıkılmıyor; muazzam tedbir… Ya sonra? Tsunami gelip her şeyi yutuyor… Nükleer santralar patlıyor… Japonya felç… Şimdi bu 4-5 saatçi bilim adamının tedbiri tabiî ki bir şey ifade ediyor… Ama, bu patlamaların olacağına dair itirazı yok, sadece 4-5 saat önce haberdar olup tedbir alabileceklerini söylüyor… Japonlar on yıllardır bildikleri tehlikeye karşı tedbirli değiller miydi? Tedbir? Neyse… Mevzuu uzatmadan depremler ve Türkiye meselesine yani bu konu başlığımıza gelelim. Önce şu: İslâm ülkeleri ihtilallerle sarsılmaya devam edecek… Ecnebi âlem deprem ve benzeri felaketlerle… Bundaki hikmet de sular çekildikten sonra anlaşılır herhâlde… Asıl söylemek istediğimiz şu; Ay dünyaya en yakın halini yaşayacak önümüzdeki zaman dilimi içinde. Bu yakınlaşma, ihtilâl mânâsındaki karışıklıklara uzak görünen Türkiye için DEPREM demektir… Yani bu yakınlaşma, “belki de” istisnai bir durum olarak Türkiye’de ihtilâl değil, deprem olarak zuhur edecek… Neden mi? Herkesin fikri kendine! Türkiye depreme "yakın gelecekte" olacak kaydıyla hazır olmalı.
|