|

Domino etkisi akamete mi uğradı? Tunus’ta başlayan yangın, diktatörleri yakarak sürerken, Libya’da Muammer Kaddafi şahsında dumura mı uğruyor? Kafalar biraz karışmış gibi. Aslında kafa karıştıracak bir mevzu yok ortada. Her şey istikametinde devam ediyor… Deprem olur panik başlar. Deprem durur, artçı depremler için tetikte olur insanlar. Zayiatlar tesbit edilir. Kimi yerler çok, kimi yerler az hasar almıştır. Fakat, genel mânâda sosyolojik ve psikolojik sarsıntı herkesi etkilemiştir ve bu etki yeni yapılanmada en geçerli unsurdur. Dolayısıyla diyebiliriz ki; Tunus’ta başlayan devrim Libya dahil dörtbir yanı aynı istikamette olmak kaydıyla yakmaya devam edecek… Burada unutulmaması gereken şudur; az hasarlı bölgelerden, geçiş süreci içinde istifade etmek fikri yanlış değildir. Bu sebeble, antiemperyalist tavrında şu veya bu seviyede bir kalite bulunan Kaddafi’nin, zemin yoklaması yapabilenler açısından şu veya bu derecede desteklenmesinde tabiî olarak bir mahsur yok. Her ne kadar Üstad Necib Fazıl kendisini “mekteb kaçkını” olarak damgalamış olsa da. Ve; her ne kadar “Ben gidersem İslâm gelir” kâbilinden sözler etse de. Müslüman, siyasetinin temel esprilerine bağlı olmak kaydıyla, hâliyle pragmatisttir. Müslüman bu faydacılığı sadece taraf tutmak şeklinde kullanamaz ve de; yönlendirmelerin etkisinde kalmamak kaydıyla sonuna kadar kullanmalıdır. Libya hâdisesi de bizleri böyle bir durumla karşılaştırdı… Tabiî ki bizim anladığımız mânâda “Aslan Kaddafi” yok ortada… Ama, zaruretlerin getirdiği durum, farklı maslahatlara yönelmemizi de engellememeli. Bu sebeble ve mevzubahis istikamette; Aslan Kaddafi! Aslında Libya olayında enteresan bir ilginçlik var. Domino etkisini zayıflatan bir hadise olarak görünmesine rağmen, başka bir yönüyle de emperyalistlerin pabucunu dama atıcı bir hamle olarak duruyor karşımızda. Ve de, emperyalistlerin yekpareliğine halel getirmiş olarak. Hülasa hadiselere bu dengeler üzerinden baktığımızda, bravo Ahmet Davutoğlu, bravo Tayyip Erdoğan dememizin de bir mahzuru yok haliyle… Yeter ki İslâm’â Muhatab Anlayış’ın temel değerleri zedelenmesin. Bu kayd altında Stratejik ve İdeolojik sarsılmalara vesîle olmayacak her muhatablık meşrudur. Zâten dengeler de bu sarsılmalara vesile olan muhatablıktan sonra bozuluyor… Herkes için tevil kapısı da sonuna kadar açık olduğundan, bir müddet sonra at izi it izine karışmış olarak mevzu güme gidiyor. Sonra, yeni zamanlar için yeni atraksiyon niyetleri vesaire… Anlaşılıyor ki, sadece bilmek yeterli değil. Bu sebeble Münafık âlimin tehlikeli olduğu bildirilmiştir Resul Kelâmı’yla… Dolayısıyla, çok biliyorum, doğruyu ben tesbit edebilirimden çok, İdeolojik formasyona mâlik olmak kaydıyla İhlâs ve samimiyeti ön plana çıkarmak zarûridir. Aksi takdirde senin bilgin neyime veya benim bilgim sana ne ifade eder ki? Yâni, ‘herkes kendi yoluna’ kavşağında buluşmamak için feraset ve ihlâs gömleği zarurettir… Mâdası gevezeliğe girer. Her türden teşkilatın muazzam enerji kaybıyla yollarına devam ediyor olmalarının sebebi budur. Mevzu şundan ibaret görünüyor; Libya, genel gidişat içinde hem emperyalistler hem de antiemperyalistler nazarında sanki bir araz gibi duruyor ki, yanlış. Emperyalistler bir fırsatı değerlendirebilmenin telâşıyla saldırıyor. Antiemperyalistler de mevcut durumun sömürgeciler açısından büyük kayıplara sebeb olacağını unutmamalıdır. Batı’nın ikiyüzlülüğü tüm çıplaklığı ile ortaya dökülüyor ve de ABD’nin bir tekerleğine kıran Saddam’dan sonra, Kaddafi’nin de böyle bir amele vesîle olması niye işimize gelmesin ki. Mesele, Büyük Oluş’a giden yolda her şeyi kararınca yapabilmekte. Hazreti Ali Kerremallahu Vech buyuruyor: “Eşyayı lâyık olduğu yere koymak akıllılıktır.” Görünen köy kılavuz istemez. Her şey istikametinde seyrediyor… Kılavuz tabelâsında yazan; DEST-İ HAFİ’ (gizli el)ye gider… Gerisi teferruat.
|