|

Kürt Tefekkür Dünyası -Modern Kültür ve Medrese Kültürü Mukayesesi- Sezai Kırlangıç skirlangic(x)yenifurkan.com Kürt dünyası aydınları, araştırmacıları, Batılılaşmanın getirdiği kültürel yabancılaşma ve yaşadıkları coğrafyada varlıklarının inkârı sebebi ile çok ciddi sıkıntılar, buhranlar ve çözülmeler yaşadılar. Türkler ve Arablar gibi çok ciddi kültür tahribatına, bilgi kirlenmesine, tarih ve şuur kaybına uğradılar; ayrıca bunlara ek olarak, Suriye’de olduğu gibi, bir de “beden” olarak yok sayıldılar. Kaç Kürt nerede vardır, bunun çocukları var mı yok mu, eğitime-sağlığa-ticarete ihtiyacı var mı yok mu belli değil, çünkü böyle birilerinin kayıdı bile yoktur. Tarih böylesini çok az görmüştür, eğitimden mahrum bırakılan bir millet düşünün, ne olur sonu… Buna rağmen “kapalı bir yapı içinde arzetse bile” büyük bir kesim “aşiret yapısı”nın getirdiği avantaj sebebi ile dinî-ilmî-ahlâkî eğitime tabi oldular. Suriye-Irak ve Türkiye’de kapatılan medreseler, başka adlar ve sınıflamalar ile hizmete devam etti. 2009 Kasım dönemi Newsweek Türkiye Dergisi bunu şu şekilde haberleştirerek okuruna duyurmuştu; “3 Mart 1924’te çıkarılan ve eğitim sisteminde birliği hedefleyen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bir anlamda hem medreseler hem de Kürtçe eğitim yasaklanmış oldu. (Bu kararın alınmasında, -etnik değil, dinî de olsa da- Kürt isyanlarının çoğunun medrese kökenli olmasının payı büyüktü.) Kanunla birlikte ülke genelinde tüm medreselere baskınlar düzenlendi. Batı ve İç Anadolu gibi devlet otoritesinin fazla olduğu bölgelerde medreselerin kapısına hemen kilit vuruldu. Doğu ve Güneydoğu’nun ücra noktalarındaki medreselerse, genç Cumhuriyet bu bölgelerde hâkimiyet sağlayana kadar bir süre daha faaliyetlerine devam etti. Ardından yeraltına çekilen Kürt medreseleri ve burada farklı dallardaki Kürtçe eğitim, varlıklarını -süreç içindeki askeri darbelere rağmen- bugüne kadar bir şekilde sürdürdü. Tillo’daki medreseden mezun olan Mele Abdülselam Kartal, bugün Kürt medreselerinde okutulan kitabları Kürtçe’ye çeviren isimlerden biri. “Medreselerde Arabça ve Farsça kitablar ile Kuran-ı Kerim Kürtçe’ye tercüme edilip yorumlanıyor” diyor Kartal. Melayê Batê’nin Kürtçe Mevlid’i, Ahmed-ı Hani’nin Kürtçe-Arabça sözlüğü “Nûbıhar Bıçuka” ve iman esaslarını anlatan “Eqida İmanı” eserleri, Siirtli Mele Halil’in tasavvuf ahlâkını konu alan “Nehcul Enam”ı bu medreselerin ders kitabları arasında.” Medreseler, yalnız toplumun değişim ve dönüşümünü sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bilimin gelişmesini de ciddi şekilde etkilemişti. Din eğitiminin yanı sıra özellikle bilim ve sanat alanında, medreselerde yürütülen çalışmalar, toplumun sosyal dokusunun değişmesinde de etkili olmuştu. Kürtler’in yaşadıkları bölgelerde yöre halkı, ağırlıkla XI. yüzyıldan başlayarak eğitimin giderek modernleştiği son yıllara kadar, eğitimlerini daha çok medreselerde sürdürmüş, bu medreseler aracılığıyla ilim ve irfanı öğrenmişlerdi. Bu yönüyle, Kürtler’in yaşadığı bölgeler medreseler açısından oldukça zengindi. Tarihi çok eskilere dayanan bu medreseler arasında çokça tanınanların yanı sıra her bölgede etkinliğini daha çok yerel olarak sürdüren irili ufaklı birçok medrese de vardı. Medreseler, bilimin yaygınlaşmasına ve eğitimin gelişmesine önemli katkılar sunmuştu. Kürtler de diğer kavimler gibi dini bilgilerini geliştirmenin yanı sıra matematiği, astronomiyi, fizik ve kimyayı, tıbbı, coğrafyayı medreselerde öğrenmişler, medreselerin bu etkisi neredeyse bin yıl devam etmişti. Kürt Dünyasında Batılılaşma Batılılaşma cereyanı ve son yüzyılda yaşanan kültürel etkileşim sonucu özellikle Kürt Coğrafyasını terk edip Batı’ya giden Kürtler ilk dönem “JönTürkler” hareketine benzer “Jön Kürtler” güruhu oluşturmuşlardı. Bunlar Latin kültürü üzerinden Kapitalizm, Sosyalizm, Liberalizm, Feodalizm, Ateizm gibi Batı Aydınlanmasına ait düşünceleri, demokratik yozlaşmaları tertemiz Kürt çocuklarının kafalarına taşıdılar. Bunun en güzel sonucunu “Öcalan’ın Doğum Günü” kutlaması sebebi ile toplanan insanların içerisine “Gökkuşağı Bayrakları” ile katılan Kürt Eşcinsellerin eylemlerinde görmek mümkün. Yüzyıl öncesine kadar ne Kürt ne de Türk herhangi bir eşcinsel grubtan bahsetmek imkânsızdı ve varlıklarına dair de herhangi bir ibare yoktu. Oysa şimdi her iki milletin de içi dışı bunlarla dolmaya başlamış. Modernleşme adı altında yürütülen Kültürel Yabancılaşma faaliyetleri Kürtler arasında, özellikle kendileri için mücadele ettiğini söyleyen “Küçük bir aydın kesimi” tarafından yaygınlaştırılmıştır. Oysa aynı dönemde Türkiye dahil bütün Kürt Coğrafyasında Arabça-Kürtçe eğitim veren kurumlar hem çocuklarına dil ve tarih verip yürütmekte hem de ahlâkî olarak Batı pisliğini camiasına bulaştırmamaya gayret etmekteydi. Modern kavramı Batıya has ve bu ifadeyle kastedilen Batılı gibi davranma, Batılı gibi yaşama ve Batılı gibi düşünmedir. Ve yine bununla reddedilen, ülkemizde, sadece ve sadece İslâmî yaşam tarzıdır. Kürt, Türk, Arab vd. milletler bu yönde aksi bir çaba içerisine girse hemen Modernizm, Özgürlük, teknoloji, küreselleşme başlıklı ifadeler sıraya girer. Hawar, Ronahi, Riya Teze ve Gelawêj vb. dergilerde bu modernleşmenin (Batılılaşmanın) izlerine rastlamaktayız. Cumhuriyetin ilanından sonra yurtdışına gitmek zorunda kalan Celadet ve Kamuran Bedirhan kardeşler tarafından Suriye’nin başkenti Şam şehrinde 15 Mayıs 1932’den 15 Ağustos 1943’e kadar düzenli olmayan aralıklarla çıkan Hawar adlı dergi bu durumun en güzel misalidir. Toplam 57 sayı yayınlanan ve 20 sayfadan ibaret olan derginin 16 sayfası Kürtçe, 4 sayfası ise Fransızca olarak yazılmıştır. Dergide ilk önceleri Kürtçe yazılar hem Arab hem de Latin alfabesi ile yazılıyordu. 23. sayısından sonra tamamıyla Latin alfabesi ile yazılmıştır. Bir başka ize, Kürt romanının öncülerinden olan Erebê Şemo (Ereb Şemo)’da rastlamaktayız. Kürt köylerinde ve Kürtler arasında Bolşeviklerin yürüttüğü ekonomik programın başarıya ulaşması amacıyla propaganda ve parti çalışmaları yürüttü. 1930 yılında yayına başlayan ve kuruluşunda önemli bir rol oynadığı Riya Teze (Yeni Yol) gazetesinde üç kitabı tefrika edildi: Emrê Lenîn (Lenin’in Buyruğu), Terîqa Rêvolûsîya Oktyabrê (Ekim Devrimi Tarihi), Kolxoz û Kara Wê Ji Gundîyan re (Kolhozun Köylüler İçin Faydaları). İki farklı uçlardan örnek vermemiz onları inkâr değil aslında sahiblenmedir, ama ortaya konulan şeyin Kürt tefekkürüne faydası ve Kürt tefekkür dünyasında karşılığına dair eleştirel bakış şarttır. Nihayetinde Kürt kültüründe Lenin yeri ve rolü, İsrail Kürt birlikteliği, Ermeni Kürt yakınlaşması gibi temel başlıklar altında dünden bugüne bir yabancılaşmadır yaşanıp gidiyor. Devrim ve bilgi açısından bakılacaksa eğer Kürt tarihinde kahramanlar yok mudur, Kürt tarihinde takib edilecek lider yok mudur, Kürt kültüründe ilmî anlamda bir birikim yok mudur? Bu soruların cevablarını verirken Marksist ideoloji üzerinden ve Batılılaşmanın getirdiği inkâr hastalığı sebebi ile Kürd’e has 1350 yıllık kültürel birikimi yok saymak, aşağılamak küçük görmek aslında, Kürd’ün bağımsızlığını sözde-lafta savunmaktan başka bir şey değildir. Hangi Kürt Bolşevik Devrimi deyince heyecanlanır ki; veya hangi Kürt bir Yahudi ile anılmaktan hoşlanır ki… Oysa Batı, Kürt’ü hep bu yapıda görmek istemiştir ve asla Kürt Öz Kültürüne dönsün ve kendini Kürt Millî Şuur ve Ahlâkı ile ifade etsin istemez. Çünkü, Doski’nin ifadesi ile onları çıkardığınızda ortada hiçbir şey kalmamaktadır. Kemalistler Medreseleri kapatır, İslâm alfabesini yasaklar, yüzbinlerce eseri kese kağıdı şeklinde imha eder ve binlerce İslâm âlimini soykırıma tutarken gayesi Anadolu’da yaşayan Türk-Kürt-Arab fark etmeden Anadolu insanın “zihnini boşaltmak”, düşünme ve akletme kabiliyetini budamaktır. Bunda da yol belliydi: Geçmişi sil, mevcudu aşağıla, yeniyi baskıyla veya yedire yedire yuttur. Bugün Laik Batıcı Kürtler de bundan farklı bir şey yapmıyor Dün Kemalistlerin Kürtlere zorbalıklarla yaptıklarını bugün –kültürel özgürlük, bağımsızlık- adı altında batıcı Kürdler topyekun Kürt milletine yapmaktadır. Bu da şu demektir ki: Modernleşme (Batılılaşma) ile kendini ifade eden, özgürlük arayışına giren Batıcı Kürtler Kürt tefekkürünün içini boşaltmakta ve gerçek anlamda bir katkıda bulunmamaktadırlar. Fakat, pardon Gökkuşağı bayraklı Eşcinsel Kürtler hariç. Herhalde Ahmede Xani’nin tahayyül ettiği Kürt böylesi değildi! Irak Kürdistan’ından âlim Tahsin İbrahim Doski 22.06.2010 akşamında Van - İnsan-Der’de bir konferans vermişti. Çok sayıda kişinin dinleyici olarak katıldığı konferansın konusu; “Müslüman Kürt âlimlerin Kürt dili ve edebiyatı üzerindeki etkileri” idi. Konferansın son bölümünde Doski, aslında üzerinde olduğumuz mevzuyu en kestirmeden bir hükme bağlamıştır ve bu ifadeye katılmamamız mümkün değil. “Seküler bir anlayışla Kürt âlimleri devre dışı bırakılırsa Kürt tarih ve edebiyatının içinin boşalacağını” söyledi. “Çünkü Kürt aydın ve bilginlerinin yüzde doksan dokuzu Müslüman Kürt âlimleridir. Geri kalan yüzde birinin de yolu medreselerden geçmiştir. Buna örnek olarak Cigerxun’u verebiliriz. Yakın tarihin en meşhur Kürt edebiyatçılarından olan Cigerxun’un bile bu medreselerin ürünüdür. Bu medreselerde aldığı eğitimin katkısı olmasaydı, köyündeki herhangi bir çobandan farkı olmayacaktı.” Kürt Aydınlarından Son dönem yetişen Kürt aydınları arasında hatırı sayılır yeri olan Mehmed Uzun’u anmazsak yazımız hakikaten eksik kalır. Yaşadığı ikilem ve Batılı kültürün getirdiği hegemonya içerisinde dahi Kürt Millî kültürüne ciddi mânâda sahib çıkan Mehmed Uzun kendine has bir üslup, fikir ve tasnif ile geçmişten günümüze Kürt Milli Kültür ve Edebiyat Tarihine samimi bir edayla, inkâr etmeden ve fazlaca da politik davranmadan yaklaşabilmiştir. Onlarca romanı yanında kütübhanelik ve evladiyelik çapta Kürt Edebiyatı üzerine araştırma eserleri mevcuttur. Kürtlerin kendilerini daima rahat hissettikleri bir alan ise tarihtir. Cizreli ibn Athir (1160-1234), Erbilli ibn Xalikan (1209-1282) ve Selahaddin ailesinden Abdul Fida (1273-1331) gibi Kürt tarihçilerinin, umumi tarih sahasındaki eserlerini Arabça olarak kaleme almışlardır. Diğer taraftan Şerefhan Bidlisi ise, Şerefname (Kürtlerin Tarihi 1596) adlı eserini Farsça kaleme almıştır. Bu temel kitab, yakın zamanlara kadar Arabçaya çevrilmemişti. İlk kez M. J. B. Rojbeyani tarafından yapılan tercüme 1953’te Bağdat’ta ve M. Eli Evni (1892-1961) tarafından yapılan diğer bir tercüme ise 1958-1960’da Kahire’de basıldı. Bu tarih yazıcılığı mirası, Kürtler tarafından ihmâl edilmemiştir. Yaptıkları önemli çalışmalarla Kürt ve Kürdistan tarihine hayli ışık tutmuş üç Iraklı Kürt yazarının ismini zikretmek yeterlidir. Hüseyin Hüsni Mukriyani (1886-1947), M. Emin Zeki (1880-1948) ve Refik Hilmi (1961). R. Hilmi, Şeyh Mahmud isyanları üzerine bir çalışma yapmıştır. Dr. Nuri Dersimi ve Albay A. Yamulki ise, Dersim tarihi ve Kürt isyanları üzerine Türkçe eserler vermişlerdir (1957). M. Brifkani (1953), M. Ciyawok (1954) ve Hasan Mustafa (1963) ise Barzani hareketleri üzerine Arabça eserler vermişlerdir. İran’da ise Kürt yazarlar Raşid Yasimi (1940), İhsan Nuri (1955) ve Muhammed Marduhi Kürdistani tarih çalışmalarını Farsça kaleme almışlardır. Bu kitablar yakın dönemde, ilk ikisi Dr. A. Müftizade tarafından Kürtçe’ye ve üçüncüsü M. Fida tarafından kısmen Arabça’ya tercüme edilmiştir (1958). Tezat bir şekilde, Ermenistan’da yaşayan N. Mahmudov, Kürt halkı üzerine yazdığı Kürtçe kitabını 1959’da, Erivan’da yayınlamıştır. Kürt yazar, Muhammed Mukri’nin Ehli Hak üzerine Fransızca kaleme aldığı dinî ve sosyolojik çalışmalar da zikredilebilir. Yine yakın dönem aydınlardan İsmail Beşikçi, Mehmet Bayrak, Naci Kutlay, Kemal Burkay Kürt sosyolojisi üzerine çalışmalar yapmaktadır. Pek az Kürt, Kürdistan’ın içlerine yolculuk yapmış, gezi ve gözlemlerini kaleme almıştır. Halihazırda Ali Seydo’nun 1939’da Arabça ve E. Sacadi’nin 1956’da Kürtçe olarak kaleme aldığı gezi notları mevcut. Ayrıca Goran’ın Hevraman’a yaptığı seyahatın notları, Kürtçe ve manzumdur (1933). Yakın dönem Kürd aydınlarının bir çoğu politik davranma ve siyasî tepki üzerinden eserlerine şekil ve muhteva verdiğinden tarihin bir çok evresinde yeralmış Kürt âlimlerinden, Kürt mütefekkirlerinden “objektif” anlamda haberdar olunmamaktadır. Özellikle Kürt Solunda görülen bu hastalık, Kemalistler’den mi bulaşmış, yoksa Batı’nın kendine benzeştirdiklerine vurdukları bir aşımıdır nedir, hep aynı şekilde “Kendi milletinin öz kültürünü” inkâr ve aşağılama hâlini doğurmuştur. Aslında Kürtler hem Arablardan hem de Türkler’den daha geç ve ağır işleyen bir Batılılaşma yaşamıştır. Bunun sebebi de elbette, Kürt Milleti üzerine 5 farklı devletin aynı perspektifte baskı uygulaması ve yok saymasıdır. İçine kapanan bu topluluklar uzun süre geçmişten alışageldikleri kültürü ve geleneği muhafaza etmişlerdir. Bugün Kürt dünyası, geç Batılılaşmanın getirdiği sarhoşluğu, “Dünya artık Kürtlerin önemini anladı” şeklinde algılasa da yine aynı hızda Millî Tarih ve Şuurunu olgunlaştırmada ve tarihi rolünü “Batı ve Siyonist işgale karşı direnişi” yerine getirme ruh ve ahlâkına sahib olma istikametinde ilerlemektedir. Bir milletin kültürü, yaşanmak için vardır; fikir ve aksiyon üretim sahasına giren her kişi, üzerinde taşıdığı bu sorumluluğu ve keyfiyeti yaşayarak isbat etmek, göstermek ve hayat alanını genişletmek mecburiyetindedir. Böylelikle, müsbet yönde kültürel dönüşüm tetiklenir; Batıcı kültür emperyalizmine karşı, milletin kendi dinî inançları, gelenekleri ve dili muhafaza edilmiş olur. Kürt Tefekkür Dünyası Değişik insanların toplandıkları ve tartıştıkları yerler olan medreseler Kürt toplumunun sosyal yapısını etkileyerek Kürt dilinin ve kültürünün zenginlik kazanmasında önemli rol oynadı. Kürt kültürü ve sanatı Orta Doğu'da yüzyıllar boyunca gelişimini sürdürmüş, diğer millî kültür ve sanat anlayışlarıyla etkileşime girmiş, bununla birlikte asimile olmamış ve ayrı bir karakter ile kendisini bugüne kadar muhafaza etmiştir. Özellikle modern çağlarda millî veya devlet-destekli sanat projelerinin siyasî belirsizlikler sebebiyle mümkün olmaması, Kürt sanatının daha ziyade şahıslar ve topluluklar eliyle yürütülmesine yol açmıştır. 19. yüzyıl başlarında nüfûzu artan Nakşibendîlik bu medreseler vasıtasıyla etkin bir güç hâline geldi. Kürtçe ve Arabça eğitim yapılan medreselerde Molla Mustafa Barzanî, Said Nursî, Şeyh Said, Sadreddin Yüksel ve Muhammet Şefik el-Arvasî gibi tanınmış isimler yetişti. 19. yüzyılın başlarında tesiri artan Nakşibendî Halidiye Kolu imamı Mevlânâ Halid’in Kürt bölgesinden olması, 60’ı aşkın halifesinin 30’dan fazlasının Kürtler’den seçilmesi önemli bir hâdiseydi. Kürt başkaldırı liderlerinin, Nehrili Şeyh Ubeydullah, Şeyh Said, Hizan’daki Mella Selim ve Molla Mustafa Barzanî’nin ve yine medrese kökenli Kadı Muhammed’in Nakşibendî olmaları, medresenin Kürt aydınları üzerindeki akislerine de bir işarettir. Kürtler’in İslâm’la ilk tanışmalarından itibaren ciddi mânâda bir eğitimle, oldukça yüksek seciyeli ve şahsiyet sahibi âlimler yetişmiştir. Bu, elbetteki içtimaî bir müessese olarak “eğitim merkezleri” yâni medreseler vasıtası ile olacaktı. Nitekim ilk dönemlerden itibaren başlayan bu eğitim faaliyeti Eyyubîler ile zirveye çıkmıştır. Bir nevî, Selahaddin, Kürtlere bir “Endülüs” medeniyeti ikram etmiştir. Kendisi, eşi, çocukları ve sonra gelenler yüzlerce medrese, vakıf ve külliye yaptırmış ve ilim sahibi insanlara saygıda kusur etmemişlerdir. el-Melik Kâmil Muhammed bunlardan biridir. el-Medreset’ül-Kâmiliye ve Medreset’ül-Hadis onun en önemli eserlerindendir. Yine Kürt kadınları da İslâm tarihi boyunca, insanlığa birçok şey sunmuşlardır. Özellikle ilim ve Kur’ân tedrisatına çok önem vermiş, İslâmî ilimler için büyük medreseler yaptırmışlar ve bu medreselerden değerli âlimlerin yetiştirilmesi hususunda önemli katkıları olmuştur. Kürt kadınları gerek Eyyubîler döneminde gerekse de Kürt Emirlikleri döneminde, bununla beraber her çağda ve zamanda göstermiş oldukları ferdî çabalarla İslâm medeniyetine güzel hizmetlerde bulunmuşlardır. Misâl; Şam Beranî (Hüsamî) Medresesini Sittu Şam Hanım yaptırmış olup, bu medrese zamanın en büyük medreselerindendir. Çok sayıda vakfa sahib olan bu medrese, birçok talebe barındırmış ve aynı zamanda birçok âlim de yetiştirmiştir. Şam Civanî Medresesi ise; önceleri Sittu Şam’ın evi olan bu yer daha sonra medreseye çevrilir ve insanlığın hizmetine sunulur. Yine Eyyübî Hanedanlığından olan Necmeddin Eyyub’un kızı ve sultan Selahaddin’in kızkardeşi olan Zümrüt Hatun, Tel el-Sealib’teki “Mescidi Zümrüt Hatun el-Kebir”i inşa ettirmiş, ayrıca çok sayıda okul ve cami de yaptırmıştır. Hatta Şam’ın Zahir bölgesindeki medreseyi bizzat kendisi inşa ettirmiştir. Bu medreselerden birçok âlim kadın da yetişmiştir. Fahrünnisa Şühde Dinoriye, Şöhret el-Dineweriye, Nesibe Hatun, el-Hakkârî’nin kızı olan Cuveriye bunlardan birkaçıdır. 1.Dünya Savaşı öncesine kadar pek çok Kürt medresesi vardı. Cizre’de, Botan Beyleri’nin medresesi (Medresa Sor), Müks’teki(Bahçesaray) Hesenê Weli Bey’in medresesi, Van’daki Şikal, Bitlis Hizan’daki Xeyda Medresesi, Doğu Beyazit’ta Çolemerik, yine Van’daki Bediüzzaman Said Nursî, Bitlis, Norşin, Muş, Oxin, Silvan, Diyarbekir, Tillo, Musul ve Zaho medreseleri meşhurdu. Siirt’te Mela Xelilê Sertî’nin medresesi de bu medreselerden aşağı değildi. Bu medreselerdeki âlimlerin birçoğu Nakşibendi’ydi. Bu şeyhlerin en meşhurları; Seyyid Taha-yi Nehri, Mele Halil-i Siirdi, Said-i Nursi, Şeyh Said, M. Abdurrahman-i Taxi, şeyh Alauddin Oxin-i, Mele Abdulhakim el Halenzi, Mele Muhammed-i Zıvıngi, Seyyid Abdulhakim-i Arvasi, Ş. Abdulhakim-i Bilvanisi, Molla Muhyiddin-i Havili, Şeyh M.Şefik Arvasi, M. Sadreddin Yüksel, Şeyh Muhammed-i Arepkendi, Mele Ahmed-i Koği, Şeyh Müşerref… Seyyid Taha-yi Nehri, S.Mele Halil-i Siirdi, Şeyh Abdurrahman Taxi, Şeyh Diyauddin (Hazret) ve Şeyh Halid-i Oxin-i idiler. Burada şunu da belirtelim ki Norşin'in özellikle Nakşibendîlik hususunda bölgede büyük bir etkisi vardır. 1870'li yılların sonlarında Şeyh Abdurraman-i Taxi tarafından kurulan medrese kısa zamanda civar beldelerde şöhret bulmuştur. Şeyh Abdurrahman vefat etmeden önce 19 âlime Nakşî tarikatı halifeliği verdi. Yerinede Şeyh Fethullah El-Verkanisi'yi seçti. El-Verkanisi ise Hazret namıyla meşhur Şeyh Diyauddin'i, o da Şeyh Masum'u yerine seçti. Şu anda Norşin'de bu vazife Şeyh Masum'un oğlu 75 yaşındaki Şeyh Nureddin tarafından devam ettirilmektedir. Bölgedeki birçok âlim burada yetişmiş, birçok şeyh buradan hilafet almışlardır. Üstad Bediüzzaman, Molla Sadreddin Yüksel gibi meşhur âlimler bu medresede yetişmişlerdir. Ayrıca Haznevî tarikatının kurucusu olan Şeyh Ahmedi Haznevî, Zokayd şeyhleri, Tillo'dan Molla Burhan ve Menzil şeyhleri de buradan hilafet almıştır. Bu medreselerden yetişen birçok meşhur Kürt şairi vardı ve bunlar Kürt edebiyatında önemli bir yere sahibtiler. Öyle ki, “modernite öncesi” şairlerin hemen hepsi medrese kökenlidir. Bu medreseler Kürt toplumunun sosyal yapısını da etkilediler. Ahmedê Xanê, Melayê Cizirê, Feqiyê Teyran, Pertew Begê Hekarî, Eli Herirî, Siirtli Mela Xelil, İsmailê Beyazıdî, Mahmudê Bayezidî, Zazaca Mevlüd’ün yazarı Liceli Ehmedê Xasê ve Cigerxwin, Fatih Sultan Mehmet’in Hocası Molla Goranî, Kanunî’nin hocası Şehrezorlu Ebû Suûd Efendi ve Yavuz Selim’in hocası İbn’ül-Kemâl da medrese kökenliydi. Melayê Cîzîrî döneminde Cizre’de Medresa Sor vardı. İlkokuldan yüksekokula kadar öğrenim vardı. Medreselerdeki öğrenim yıllara göre değil, kitablara göreydi. Eğitim eserlerin tamamlanmasına göre ilerliyor ve tamamlık şartına erildiğinde îcaze (diploma) alınıyordu. Her zaman bu mümkün değildi, nitekim uzun bir süre eğitimini sürdürdüğü hâlde diploma alamayanlar da vardı. Burada kısa bir anekdot aktarmak istiyorum. 12. yüzyılda Avrupa ortaçağ karanlığını yaşarken İslâm coğrafyasının bir parçası olan Kürdistan ise ilmin zirvesinde… Öyle ki bir genç, daha o günün şartlarında robotlar, makineler yapmakta ve buna uygun plan ve programlarını halkla, sarayla paylaşmaktadır. İslâm Dünyası'nın gurur kaynağı olarak değerlendirilen ileri düzeyde bir zekâya sahib bu dahi genç Bediüzzeman Ebû'l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezeri El Kurdî'dir. 1153-1232 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen edilen bu dahi genç, Botan aşiretinden olub Cizre'de doğmuş ve zekâsı ve yaptıklarıyla büyük bir çığır açan El-Cezeri dünyada eşsiz bir mucid olduğundan, kendisine "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediuzzeman" denilmiştir. İlmiyle, becerileriyle kısa zamanda tanınmış ve Artuklu hükümdarı tarafından sarayın başmühendisliğine atanmış ve tam 32 yıl Amid'de, Amed'in emsalsiz surlarının içinde bulunan şimdiki İçkale'de, Artuklu sarayında başmühendis olarak görev almıştır. Dönemin hükümdarı Nasuriddin Mahmud, Ebû'l-İz El-Cezeri'nin yaptığı mekanik araçlara hayran olmuş ve bunların unutulup gitmemesi için Ebûl-İz'den tasarlayıp yaptığı tüm otomatik makineleri resimleriyle birlikte bir kitapta toplamasını istemiştir. O’da KİTABUL HİYEL denilen ünlü eserini yazmıştır. Bir ilim Yuvası Norşin Nakşibendîlik Kürtler’de medreseler aracılığıyla büyümüş, gelişmiştir. Norşin, Tillo, Menzil ve Hizan bilinen en önemli Nakşibendî merkezleridir. Norşin ve Hizan Bitlis’te; Tillo Siirt’te; Menzil ise Adıyaman’dadır. Kürt meselesi, Kürt dili ve tarihi açısından en dikkat çeken medrese ise kuşkusuz Norşin’dir. Norşin, aynı zamanda Türkmen, Oğuz, ve Avşar aşiretlerinin gelip bölgedeki Kürtler içinde asimile olmalarının mekânı sayılır. Norşin, 1987’de pekçok il ve ilçe ile birlikte, yapılan isim değiştirme operasyonu sonucu Güroymak adını aldı. Norşin’de pekçok din bilgini yetişmiştir; bunlar arasında en fazla bilineni Said Nursî’dir. Norşin Medresesi’nin kolları Hınıs, Okhin, Taşkesen, Cezni, Zokayd Hazro, Çokhreş, Tillo, Kasrik ve Kamışlı-Suriye’deki Tel Maruf’tur. Her milletten insanın eğitime devam ettiği bu medreselerde en güzel Misal İbrahim Hakkı Hazretleridir. 18. yüzyılda yaşamış olan Erzurumlu İbrahim Hakkı, Tillo’daki medreselerden mezun olub “Marifetname” gibi önemli bir esere imza atmıştır. Norşin, Bitlis, Muş, Van, Ahlat ve Malazgirt’in bağlantı noktasında kurulmuştur. Norşin’de 19. yüzyıla kadar etkili olan tarikat Kadirîlik’ti; 1880’de Şeyh Abdurrahman burada ilk medreseyi kurmuştur. Şeyh Abdurrahman’ın medreseyi kurmasıyla birlikte bölgede mevcut olan aile ve aşiretler arası geçimsizlik sona ermiştir. Şeyh Abdurrahman Seydâ lakabını aldı, ardından kendisine bağlı 19 halife tâyin etti. Şeyh Abdurrahman vefat edince yerine damadı Şeyh Fethullah el-Werkanasî geçti; Werkanasî, vefatından önce kendi halifesini seçti, bu Şeyh Ziyaeddin’di, yâni Hazret... Hazret, geniş bir mürid topluluğuna ulaştı. Bitlis Medreseleri ise Kültür Merkezi hüviyetinde bölgeden dışarıya taşacak derecede ilimde ve takvada güneşler yetiştiriyordu. İlâhî aşk yolunda Ehli Sünnet Ve’l Cemaat dünyasının harika kollarından Kadirilik Yolunun öncülerinden Şemsi Bitlisi, Muştak Baba namıyla maruf ve Asârü’l Müştak Esrarü’l-Uşşak. (Asar), Divan-ı Müştak Baba, Mektubat-ı Kimya-yı Müştak eserlerinin sahibi Muştak-ı Bitlisî bu coğrafyada, bu medreselerden geçti. Mevlâna Muhammed Berkali, Mevlâna Abdurrahimi Bitlisi, Fahrettin Ahlati, İbrahim bini Abdullah-ul Hilati, Mevlâna Hüsameddin-i Ali-ül Bitlisi, Mevlâna İdris-i Bitlis, Şükri-i Bitlisi, Mevlâna Ubul Fazl Mehmet Efendi, Şerefhan ve daha isimlerini yazamadığımız nice ilim, irfan sahibi insan bu kültürün misâlleridir. Şeyh Ziyaeddin, Birinci Dünya Savaşı’nda milis kuvveti olarak savaşa katılmış, bir kolunu da kaybetmiştir; bunun üzerine V. Mehmet Reşat kendisine protez bir kol ve Mecidiye Madalyası göndermiştir. Şeyh Ziyaeddin, 1915’te Bitlis’te meydana gelen Molla Selim isyanına katılmamıştır. Bu hâli Mustafa Kemal’in dikkatini çekmiştir; Mustafa Kemal, 1919’da Sivas Kongresi’ne katılması yönünde kendisine bir mektub yazmış, kendisini kongreye davet etmiştir. Şeyh Ziyaeddin, Mustafa Kemal’in bu davetini geri çevirmiştir. Şeyh Said ayaklanmasının başladığı 1924 yılında vefat etmiştir. Hazret’in vefatıyla, yerine Norşin’in efsanevî şeyhi Şeyh Masum geldi. Norşin’e bağlı medreseler arasında Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Oxin şimdiki adıyla Yukarı Koyunlu’daki bir medrese de bulunmaktadır. Oxin Medresesi’nin en meşhur şeyhi Şeyh Alauddin Efendi’dir. Şeyh Said harekâtı başlayınca Şeyh Masum ile birlikte İzmir’e sürgüne gönderilmiştir, iki yıl burada sürgün hayatı yaşamıştır. Ancak 1930’da başlayan Zilan olayları sırasında Şeyh Masum ile birlikte Antep’te zorunlu ikamete tâbi tutulmuştur. Norşin Medresesi, şu meşhur din âlimlerini yetiştirdi: Molla Abdülhakim Arvasî, Şeyh Fethullah el-Warkanasî, Şeyh Alaaddin, Şeyh Şefik Arvasî (Sultanahmet Camii eski imamı), Sadrettin Yüksel (Metin Yüksel’in babası), Halil Gönenç (Urfa eski müftüsü), Ali Arslan (Tekirdağ eski müftüsü), Ahmet Meylanî (Hidaye mütercimi), Mazhar Taşkesenoğlu (İbn Âbidin mütercimi), Mehmet Emin Er Hoca, Molla Hasib Seven (Kozluk eski müftüsü), Molla Muhammed Şirin (Çanakkale eski müftüsü), Molla Âbidin (Beykoz eski müftüsü), Şeyh Halid, Şeyh Âsım, Molla Salih el-Bohtî, Molla Muhyeddin, Molla Muhammed Mehmet Çağlayan Hoca (Muş ve Niğde eski müftüsü), Molla Abdülkerim Saruhan (Bitlis eski müftüsü), Molla Burhan (Tillo âlimlerinden), Muhammed Raşid Erol (Menzil âlimlerinden), Seyyid Abdülbakî Erol (Menzil âlimlerinden). Abdülhamid Han’ın hocası Norşin Medresesi’nden yetişen önemli âlimlerden biri olan Şeyh Muhammed Şefik el-Arvasî’dir. Şeyh Muhammed Şefik el-Arvasî medrese tahsilini Norşin ve Oxin’de tamamlamıştır; Norşin’de Ziyaeddin Efendi ve yeğeni Sultan Veled’ten, Oxin’de Şeyh Alauddin’den ders almış, savaş yıllarında İstanbul’a gelmiş, burada Seyit Abdülkadir’in liderliğinde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nde yer almıştır. Şeyh Muhammed Şefik el-Arvasî, Eyüp Camii’nde imamlık yapmış, ayrıca Kürtçe Mevlid’i İstanbul’da Kâmil Matbaası’nda bastırmıştır. Sonuç Bugün anadilde eğitime çözüm arayan devlet, hâlen devam eden ve yıllardır gizli saklı bu işi yürüten “Mele”lerden ve onların “medrese”lerinden ilham almaktadır. Son yüzyılda onlarca âlimini İslâm alfabesi için şehid veren ve bunun yanında İslâm davasının “eğitim-şuur” yönünü günümüze kadar taşıyan bu medreseler, sayısı üç beş bini geçmeyen batıcı Kürtler’in Anadilde Eğitim çığırtkanlıklarından çok uzak ciddi-inatçı ve ahlâklı bir şekilde 85 yıldır zaten İslâm alfabesi ile ana dilde eğitim vermektedir. Ancak bu şu demek değildir; içinde Kürtler’in de bulunduğu İslâm coğrafyası yeni bir dil, fikir, ahlâk ve siyaset inkılâbına ihtiyaç duymamaktadır. Aksine topyekûn İslâm coğrafyası ve tüm insanlık büyük bir inkılâb bekliyor ve bu inkılâbı Türkler’in, Kürtler’in Araplar’ın bulunduğu, terkibe büründüğü Anadolu’dan bekliyor. Elbetteki birbirini yiyen, birbirine yabancılaşmış Kürt-Türk ve Arablar bu muhteşem zuhura önderlik etmekten uzaktır. Aksine geçmişiyle ve kendisiyle barışık, içte ve dışta kendini ifade edebileceği ve muhafaza edebileceği bir diyalektiğe dayanmış, düşmanın ve dostunu iyi bellemiş Türk, Kürt ve Arablar’ın işidir. Bu sebeble diğer milletler kadar Kürtlere düşen görevde kendi inanç ve ahlâkına, izzet ve şerefine sahib çıkmak İslâm coğrafyasında adından onurla sözettirmektir. Son söz İslâm coğrafyasının ender yetiştirdiği mütefekkirlerden ve Bitlis’li Hacı Musa Bey’in torunlarından Salih Mirzabeyoğlu’nun olsun: “İslâmcılar içinde çeşitli grublar olması bakımından, kendi açımızdan kaydıyla açıklamak durumundayım... Bizim daimi gündemimiz, kendi iç oluşumuzu tamamlamak ve bunun tabiî neticesi merkezden muhite doğrudur; bir hâdise kendini çözüm için teklif ettiği ve "iş içinde eğitim" hikmetine denk geldiği kadar, muhitten merkeze doğru bir merkez gayeye hizmet edici cebhe teşkil eder ki, Kürt meselesi etrafındaki hâdiseler bu mevzuda pek verimlidir... "Kendi iç oluşumumuz" dedim; âlemde kendi kendi için olmadan başkası için olabilen hiçbir şey bulunmadığına göre, "iç oluş" ve "dış oluş" ifâde eden her durumda mücerret olarak Kürt meselesinin de bulunması tabiîdir, çünkü bu hem genel olarak müslümanın, hem de Kürt müslümanının kendi "varoluş"unu tamamlarken hâl tabiîliğinde bulunan ümmet davasıdır... Şunu açıkça belirtmek isterim: Biz, İslâm dışı çevrelerin eylemlerini bile kendi kâr hânesinde eritmenin tılsımına ermiş, merkezî tecelli plânının mekânını "Anadolu" diye işaretlemiş sahici fikrin hareketçisiyiz...” Vesselâm… Kaynaklar: 1- Mehmed Emin Zeki Bey, Kürd ve Kürdistan Ünlüleri, Özge Yayıncılık, Ankara 2005 2- Mizgin Dergisi Web Sitesi, http://www.mizgin.net 3- Şemsi Bitlisi, M.Kemal Gündoğdu, Azmi Gündoğdu, Diyanet Yayınları 4- Naci Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler, Dipnot Yayınları, 2010 5- Hêvî Gazetesi, 3-9 Ocak 1997, Sayı: 50 6- Salih Mirzabeyoğlu, Adımlar, Kürdün Meselesi, 1995, İBDA 7- Mehmed Uzun, Kürt Edebiyatına Giriş, İthaki yay, 2006 8- Sezai Kırlangıç, Kürt Milli Şuuru ve Ahlakı, Artı Eksi yay, 2010 9- Nevzat Çiçek, Kürt Dindarlarının Siyasî Gücü Medreseler, Taraf Gazetesi, 2008 10- Newsweek Türkiye Dergisi Q,W, X medreseleri (Kürt medreseleri) Kasım 2009 11- Şeref Han, Şerefname, Tercüme: M. Emin Bozarslan, Hasat Yayınları, İstanbul 1992
|