Oğuz Alp Kaya
هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته
Seversiniz, sevmezsiniz orası size kalmış ama Necmettin Erbakan, bir devrin “siyasi tipi” olarak –Demirel’le birlikte- elde kalan son kişilerden…
Demirel’in “dün dündür, bugün bugündür” “kutlu özdeyişini” o da kendince ama bu kadar da –serde “çobanlık” olmayıp okumuşluk olduğundan herhal- açık olmamak kaydiyle herdaim tatbik etmiştir.
İmzayı attı da atmadı da tartışması bir kenara, İsrail’e o kadar husumet üzerine politika yap ama gel onunla en gizli –sivil ve askeri- anlaşmaları yap; sadece birisidir “muhterem Erbakan hoca”nın bu “kutlu özdeyişin” yolunda ilerlemesinin kanıt olarak.
Erbakan’ın siyasi yasak almasından sonra o kadar etkin olmasa da gerekli yerlerde müdahale ederek-karar verici olarak Saadet Partisi’ni “aile partisi” haline getirme faaliyetleri elbette herkesçe malumdur; “hoca yaptıysa bir bildiği vardır” ile açıklanan ve “ehil olmasalar oraya sokmazdı” diye açıklanan, oğlu-kızı-damadı-yeğenleri ile dolu parti kurulları da malum.
Geçtiğimiz hafta sonu yapılan parti kongresi de, öncesinden, “niye arkalık rüzgar veriliyor?” diye düşündüğümüz Numan Kurtuluş’lu Saadet Partisi’nin belki MNP ile başlayan serüvenindeki ikinci önemli kongresi olarak görülmeli; MNP’den MSP’ye geçişteki “rahatsızlıklar”la, “birleşik cephe” gibi bir görünüm arzeden MNP’nin “Erbakan’ın partisi” haline dönüşerek “birleşik” unsurlarının dağılmasına sebeb olması bu çizginin ilk “olayı” olarak görülürse, hafta sonu yapılan kongre “son olayı” olarak nitelenmeyi hakediyor.
AKP’yi kuracak olanların ayrılma süreci ile karşılaştırılamayacak bir durumdur bu kongredeki hadiseler.
Kongrede iki ayrı liste çıkmasını “hoş görsek” bile, parti başkanının, iki listede de tek aday olduğu halde “yeşil liste”den haberi olmadığı için, son dakikada istifa etmesi, iskemlelerin havada uçuşması, yumrukların konuşması ve karşılıklı “akrabaların hatırlarını sormayı” hoş görmek mümkün değildir elbette; partinin şimdiye kadarki “naif çizgisini” düşünürsek.
1250 delegenin yarısından fazlasının katılmadığı oylamadan, bunlarında yarısının oyunu alarak tekrar genel başkanlığa seçilen Numan Kurtulmuş, daha o gün “istifa et!” teklifleri-tehditleri ile karşılandı.
Kongre sonrasında “muhterem Erbakan hoca”nın “muhterem mahdumu mücahid Fatih” Erbakan, Akşam gazetesine bir ropörtaj (1) verdi, tabiri yerinde ise açtı ağzını yumdu gözünü; okuyalım birlikte:
“-KONTROLDEN ÇIKTILAR
- Numan Kurtulmuş'un iki listeyle ilgili açıklamasına ne diyeceksiniz?
Başta Milli Görüş lideri muhterem babam olmak üzere, Yüksek İstişare Kurulumuz'la görüşülerek üzerinde mutabık kalınan listedir. Maalesef son dakikada Numan Kurtulmuş ve ekibi, ani bir manevrayla o listeden vazgeçtiler. Samimi olmayan bir tavırla yeşil listeden haberimiz yok, diye ortaya çıktılar. Halbuki muhterem babamın ve YİK kurulu üyelerimizin beyaz listeden haberi yoktu. Yeşil liste, Erbakan'ın kontrolünde olmuştur. Kendileri Erbakan'ın kontrolünden çıkmışlardır.
GEREKEN YAPILACAK
- Peki sizce neden böyle bir açıklama yaptı?
Sonuç olarak Erbakan Hoca'ya, YİK'e ve Milli Görüş prensiplerine itaatsizlik gösterilmiştir. Sonuçlarını da hepimiz göreceğiz. Burada kalmayacak. Önümüzdeki günlerde gerekenler yapılacak. Babam 83 yaşında olmasına rağmen, Numan Bey, Balgat'taki evimize geldiğinde kendisine en büyük saygıyı göstermiş, yürüme zorluğu çekmesine rağmen kapıda karşılayıp, uğurlamıştır. Evladı gibi yaklaşmıştır. Zaten 40 senelik Milli Görüş hareketinde bir insana verilebilecek en büyük paye, en büyük makam partinin genel başkanlığıdır. Gösterilen bu iyi niyete, böyle bir itaatsizlik yapıldı.
KENDİSİ İÇİN KÖTÜ OLMUŞTUR
- Numan Bey'in bu davranışına şaşırdınız mı?
Şaşkınlık derken onların adına üzülüyorum. Bunu yapmaları, başta kendileri için kötü ve üzücü olmuştur. Çünkü, Numan Bey'in orada yapması gereken, 'iki liste de beni genel başkan adayı olarak gösteriyor. Siz benim hangi arkadaşlarla çalışmamı uygun görüyorsunuz, onu seçebilirsiniz' demeliydi. Bu halde hiç de problem olmayacaktı. Nedense bir inatla, 'yeşil listeden haberim yok deyip, bazı arkadaşlarını da örgütleyip o listeden istifa ettirme yoluna gitmiştir.
YÖNETİM ELLERİNDEN ALINACAK
- Üzücü durumu açar mısınız?
Çünkü bundan sonra yapılacak yeni kongreyle yönetim ellerinden alınacak. Önceki gün ilçe seçim kuruluna kongrenin iptali başvurusunda bulunuldu. Numan Bey, 310 oyla seçildi. Kongrede salt çoğunluk aranmıyor ama 2 - 3 adaylı kongreler için geçerli. Tek aday olarak Numan Bey, delegenin 4'te 1'inin oyunu alıyor. Aslında hukuken genel başkanlığı da tartışmalı. Kongre iptal olursa, genel merkez 45 gün içinde yeni kongre yapmak zorunda. Kanunen olmazsa da, delegelerin imzasıyla olağanüstü kongre yapılacak. Yüzde 20 delegenin imzası gerekiyor. 15-20 gün için olağanüstü kongre yapılır. Onun için diyorum yazık oldu.
- Peki bir araya gelip konuşsanız...
Numan Bey özür dilese bile ben aday göstermem. Çünkü, güven problemi oldu. Böyle devam etmek ileride sıkıntı doğurabilir. Ama o babamın ve YİK üyelerinin bileceği bir iş. Ama bir insan tekrardan Milli Görüş prensiplerine bağlı kaldığını söylüyorsa, bunun için illa genel başkan olmasına gerek yok. Numan Bey, Genel İdare Kurulu'nda da, İstanbul İl Teşkilatı'nda da hizmet edebilir.BAŞKA PARTİ KURSUNLAR
- Erbakan Hoca'nın etkisi, yaşı olabilir mi?
Hoca'nın yaşının tabii bahane edilecek bir tarafı yok. Yarın SP iktidara gelse, -öyleyse ben başbakan, cumhurbaşkanı olacağım- diyecek bir durumu da yok.- Kurtulmuş genel başkan ama partiyi Erbakan yönetiyor gibi bir algıyı kırmak için olabilir mi?
Erbakan'ın yönetmesi değil. Bu kanunen de mümkün değil. Ama Erbakan Hoca'yla siz istişare yapıp, ona söz verip, mutabakata vardıktan sonra geri dönerseniz, o zaman problem olur. Davanın kurucusu olarak, YİK'le birlikte kendisine görüşünü soruyorsunuz, Onun oluruyla genel başkan oluyorsunuz, Onun elini öperek geliyorsunuz, delege o yüzden size oy veriyor. Eğer Erbakan Hoca isminden rahatsızsanız o zaman kendinize bir parti kurardınız. Millet onu değerlendirir. Erbakan Hoca'yı istemiyorsa, size oy verir. Ama bunun yapılmaması çok ilginç. Erbakan Hoca'nın siyasi sermayesinden bir yerlere gelme durumu.
ERDOĞANLAR AÇIKLADI
- İkinci Tayyip Erdoğan çıkışı denilebilir mi?
Amaç olarak belki. Onlar da buradan sıyrılıp, kendi yolumuzda gidebiliriz gibi düşünüyorlar. Ama Tayyip Erdoğan'da şöyle bir durum vardı. Onlar belirli bir noktada en azından açıkça söylediler. Dediler ki, 'Biz Milli Görüşcü değiliz, gömleğimizi de çıkarttık. Erbakan Hoca'ya da itaat etmiyoruz.' Burada durum, Erbakan Hoca'nın tamamen yanındaymış gibi yaparak ve 'SP, Milli Görüş biziz' diyerek yapılan bir yanlış var. Bunu delegelerimizin görmesi lazım. Bunlar unutulur geçer. Önemli olan SP'nin milli görüş çizgisinde kalmasıdır.
BABAM SAKİNDİR
'Ne olacak şimdi diye babamı aradığımda, bizim kadar heyecanlı davranmadı. O gece normal ibadetini yapıp, istirahata çekildi. Ertesi gün YİK'le toplandılar ve bu kararlar çıktı.
İSTİFA ETMELİ
100 delege bilmeden karışıklıktan oy verdiği söylüyor. 200 delegeden oy almış olan Numan Bey'in zaten istifa etmesi lazım. Bu zaten kendi teşkilatlarından bir güven oyu alamadıklarının göstergesidir.
'MIŞ' GİBİ YAPMIŞ
Numan Bey, bugünkü hükümet için - mış gibi yapma hükümeti- diyor. Hoca'nın yanında, Milli Görüş ve prensiplerine bağlıymış gibi gözükerek, birtakım planların içine girmiş. Onu da görmüş olduk.
YAŞLILARA TAVIR DEĞİL
AKP'DE bunu gördük. Önce yaşlılara karşı diye çıkış oluyor, sonra ABD'nin Irak'ı bombalamasına destek vermeye kadar iş gidiyor. Bütün arazilerin stratejik kuruluşlara satılmasına kadar gidiyor. Onun için burada da korkumuz o. Endişemiz bu.
'AMAÇ OY ARTIRMAK
NUMAN Bey ve özellikle yanındaki bazı insanlar oyumuz artarsa, belli noktalara geliriz, oy için de belli tavizler vermek gerekir, diye düşünmüş olabilirler. Tıpkı AKP'de olduğu gibi. Bu açıkça ortaya çıktı.”
‘90’larda, Adnan Oktar’la “takılırken”, Bebek’de, Boğaz yollarında son model üstü açık Mercedes’lerle “canavar gibi araba!” röportajları verdiğini hatırladığımız “mücahid Fatih” Erbakan’ın, “muhterem babası”nın demek isteyip de demediklerini söylediğini bilmek lazım; o zaman da N. Kurtulmuş’un üstünün Erbakan tarafından “çizildiğini” de ilan etmek lazım.
“Muhterem Erbakan Hoca”lı Saadet Partisi’nin, artık “figüran” olarak hayatını sürdürecek bir parti haline dönüşmesinin tescili olan kongre sonrası gelişmeler, kongrenin iptali gerçekleşirse veya olağanüstü kongre kararı alınırsa “benim olsun küçük olsun” kabilinden partilere bir tane daha katılacağının işareti olsa gerek; ya Kurtulmuş ve ekibi-delegeleri “güvenilmez” olarak damgalanmış bir şekilde partide kalma “haysiyetsizliğini” ortaya koyacaklar veya “muhterem Erbakan hoca”nın “dava arkadaşları” olan “dinozarlar” yeni bir partiyi hemen ilan edecekler. Yani neresinden bakarsanız bakın Saadet Partisi artık “yok parti”dir.
Burada ama dikkat çeken bir husus, AKP’yi kuracak olanların bile son FP kongresinde bu şekil bir “çıkış” yaparak “muhterem Erbakan hoca”ya karşı partiyi içten ele geçirme akılsızlık fiilini gerçekleştirmemişken, Numan Kurtulmuş’un, (bu hususda “mücahid Fatih”e inanmamak için elde yeterli kanıt yok), son dakikada “beyaz liste” çıkartıp, “mutabık kalınan yeşil liste”yi yoksayma girişimidir; buna belki de CAHİL CESARETİ demek gerekir: Son dakika atağı, kavga gürültü çıkarma ile “muhterem Erbakan’ın partisi”ni “media desteği”ni arkalayarak “ele geçireceğini” zannetme, ahmaklık değilse ancak cahil cesaretidir!
Niye böyle diyoruz?
Şundan:
Röportajda geçen “'Ne olacak şimdi diye babamı aradığımda, bizim kadar heyecanlı davranmadı. O gece normal ibadetini yapıp, istirahata çekildi. Ertesi gün YİK'le toplandılar ve bu kararlar çıktı.” sözleri, “muhterem Erbakan” ile “partisi/partilileri” arasındaki “ilişki”sine dair bir göndermedir; siyaset kimin umurunda, o, gözü ibadetden başka bir şey bilmeyen, her musibetde ibadete sarılıp “sakinleşen” ve kararlarını da “böyle” veren biri!!!
Anlatamadık mı?
Buyrun, “mücahid Fatih” Erbakan’ın röportajdaki “son sözleri” ile bunu anlayın:
“-BU AĞACIN ALTINDA ÇOK NAMAZ KILDILAR
Fatih Erbakan, bahçede altında konuştuğumuz 100 yaşındaki çam ağacı için 'Bu ağacın gölgesinde, muhterem babam Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok isim öğle namazı kıldı. Bu ağaç, gölgesinde birçok insanın namaz ibadetini yerine getirdiğine şahit oldu' diyor.”
Kuran-ı kerimde de bahsedilen “AĞAÇ ALTINDA BİAT EDENLERİ”, Akabe Beyatını bilmeyen kim vardır?
O “beyat”ı bozanlara karşı “ilahi tehditleri”, “ağaç altında beyat edilen”in “ulviyeti”ni bilmeyen kim vardır?
“Öğle namazı” vurgusundan “habersiz” olanlar kimlerdir?
Peki bundaki “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” usulü ile verilmek istenen mesajdan habersiz olan..?
“Yarın SP iktidara gelse, -öyleyse ben başbakan, cumhurbaşkanı olacağım- diyecek bir durumu da yok.” denilerek o “muhterem”in “siyaset üstü MAKAMI”na ve elbette “mahdumu” olarak da “kendi makamına” olan vurgudan?! ,
İşte, Ulusalcıların “gözbebeği” haline gelmiş olan “muhterem Erbakan”ın ve “partisi”nin durumu bu; alsınlar hayrını görsünler…
Fakat bütün bunlara rağmen, “niye böyle oldu; maksad nedir?” soruları ortadadır.
“İsmailağa” olarak Efendi Hazretlerine karşı olan “PENSİLVANYALI OPERASYONLARI”nı FURKAN dergimizde deşifre ettik, fiilen de bunlara engel olduk ve bunlar tarafından Efendi Hazretleri’nin çevresine kurulan “ağı”, onu cemaatden gizleme çabalarını, Allahın izni, büyüklerin himmetiyle KIRDIK, malumdur.
Şimdi Saadet Partisi kongresinde olan da bize yapılan operasyonun bir benzeri; “muhterem Erbakan hoca”nın “defterinin dürülmesi”, partideki etkinliğinin azaltılması, olmazsa “partinin parçalanması” ve “gelecek günlere hazırlanması”nı amaçlayan bir siyasi operasyon.
AKP’nin kuruluş günlerinde yapılan teklifi “darbeden korkarak” reddeden Numan Kurtulmuş’un, “yandaş-yılışık media” tarafından “muhterem Erbakan hoca”dan ayrı bir yerde tutularak pohpohlanmasının üzerinde düşünmek gerekiyor.
“Yüksek rakımlı tepedeki”nin hiç te oradan kalkacak gibi bir durum arzetmediğini bir kenara yazın ve buna Erdoğan orada durdukça da N. Kurtulmuş’un AKP içinde bir siyasi hayatı olmayacağı gerçeğini ekleyin, (dikkat edilirse, Kurtulmuş’un AKP’ye geçişini veya o çizgiye evrilmesini “peşin kabul” ederek yazıyoruz ve bundan gayrısını da düşünemiyoruz; yoksa SP’deki “hayatı”nı biranda bitirecek olan “çıkışını” anlamlandırabilmenin tutarlı bir yolu olamaz.) nasıl bir sonuca varabiliriz?
Allah bilir elbette.
Ama, bu “Saadet’e Pensilvanya’lı Operasyonu”, artık Gülen’in adamlarınca alanen tenkid edilen ve hatta tehdit edilen Başbakan Erdoğan’ın “YOKLUĞU” üzerine bir siyasi atak, olsa gerek diye düşünüyoruz.
Ortada olduğuna göre ama Erdoğan, nasıl “YOKOLACAK” bunu da “başkaları” düşünsün…
“Batı cephesinde bir şey yok” denirdi, kitabdan mülhem bir ima ile.
O halde “Mahşerin Dört Atlısı”ndan bahsetmek de gerek ki uyuyanlar uyansınlar…
Birinci Atlı, Baykal kasedi ile yapılan “operasyon” idi ve Baykal’ın ağzından “iktidar suçlandı”;
İkinci Atlı, Gazze Filosu’na karşı “otorite-sever Gülen”in dış politika üzerinden kendini kenara çekmesi ve İsrail ile AKP-RTE’yi “sahaya” davet etmesiydi;
Üçüncü Atlı da Saadet’e yapılan bu siyasi operasyon…
Geride Dördüncü Atlı kaldı; o da Öcalan’ın İmralı’da “kendi kendini intihar ettirmesi” olacaktır.(2) Mahşerin Dördüncü Atlısı da çıktıktan sonra Erdoğan kendi “kıyameti”ni beklesin!
15.07.10
1) “Muhterem Fatih” Erbakan’ın röportajını şuradan okuyabilirsiniz: http://www.sonsayfa.com/Haberler/Siyaset/Erbakanin-oglu-ates-puskurdu.html
2) Şimdi “Öcalan enterne edilmeli… susturulmalı… öldürülmeli” diye Gülen Cemiyetinin adamlarınca edilen sözleri ile Öcalan’ın öldürülmesinin niye gündeme geldiğini anlayabilmek ve daha ortada “Öcalanı Paşa yapıp Bodruma tatile göndermeli!” diye “bahar havası” yayılırken yapılan tahlilin isabetini Furkan “farkiyle” anlayabilmek için, iki sayı önceki Furkan Dergisini okuyunuz.






Google
Facebook
Twitter
Myspace
Yahoo
del.icio.us
Blogger
Rain Concert




