problems clearing cache file /var/www/vhosts/furkandergisi.com/httpdocs/cache/refTableSQL/64b503f513bd1089f5bd738e833a09e2 KCK-Ergenekon Operasyonları -2-
22 Mayis 2012 Sali - 12:55:57
KCK-Ergenekon Operasyonları -2- طباعة إرسال إلى صديق
الجمعة, 09 ديسمبر 2011 22:25

 

 

 

“Aydın Namusu”, “Namussuz Aydın” vs.

 

Salih Demirci

 

  هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته

 

"... Şu meşhur "sistem bağırsaklarını temizliyor" sözü gerçeği yansıtıyor aslında; Sistem, yani MÜESSES NİZAM, "yeni dönem" için "temiz oyun" istiyor, "hadleri bilen oyuncu" istiyor, bunun için de gitmemekde direten veya "yeni dönemi anlamayanları", ya "tasfiye ediyor" veya gözaltılarla "hadlere çekiyor"...

 

Dikkat ediniz, ne Ergenekon'dan yargılananların ne de KCK-BDP "siyaset akademisi" zanlılarının Sistem'le bir sorunu yok. "

 

Böyle demiştik ilk makalemizin sonunda.

 

Açmak gerekirse:

 

Teferruatda bir takım farklı düşüncelerin olabileceğine inanmakla birlikte, DEVLET'İN "SON TÜRK DEVLETİ" OLMAMAK İÇİN (ki, nihayetinde yine öyle olacaktır.) bir "değişim" içine girdiği, bunun için de "eski" olanları tasfiye-ıslah pozisyonlarından herhangi birini tercihe "zor"ladığı ama "yeni"sini inşa çabasını zorluklarla sürdürdüğü, bu durumu görenlerin de "yeni devletin" inşa sürecinde kendi düşüncelerinin de etkili olması, dikkate alınması için "sivil zor"lama içinde bulunduklarını, görmemek imkânsız olsa gerek.

 

Eski tip, "katı", tam anlamıyla kelimede kalmış "demokratik" görünüm terkedilip yerine, "sivil", daha "liberal", kelimede de ötekinden daha "demokratik" bir Devlet planlanıyor.

 

Ergenekon davasında yargılanan Kuvva-Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk'ün ilk yazımızda bahsettiğimiz "tezadları sergileyen" yazısının bu yönüyle bir haklı yanı var, ortalık tezaddan geçilmiyor doğru ama bu tezadın sebebi zaten kendisi ve kendi gibilerinin varlığıdır, o da bunu görmüyor, "oh olsun!" kabilinden yazılar yazarak aslında her yazdığı ile niçin artık gelecekte varolmaması gereken bir zihniyette olduğunu herkese gösteriyor ve işin garib tarafı bunu da görmüyor.

 

Bunların yaptığı tam anlamıyla arsızlık!

 

Daha Ergenekon operasyonları ortada yokken, memleket "darbe havalarına" girdiği devirler, 2003-2005 arasında İbda bağlıları olarak durumu görmüş ve özellikle "Çuval geçirme hadisesi"nin "Kemalistleri darbeye zorlama" olduğunu yazmıştık.

 

Fakat güçleri yoktu, tabanları yoktu, iktidarları yoktu.

 

(Sabataycılık çalışmaları, o güne kadar akıllarına gelmeyen "gizli dünya devleti" iddiası ile "gizli örgütler" hakkında yayınlar ve elbette "Allahsız İslâmcılık" dedikleri "Ilımlı İslâm" üzerine yayınlar hep bu "tabanı avlama ve bulma" faaliyeti olarak görülse yeridir.)

 

Yapamayacakları ortadaydı ve yapamadılar; sadece internet ortamını kullanarak dedikodu, şantaj, kışkırtma tarzını benimseyerek, baştaki hükümet hakkında her türlü abartıyı, iftirayı rahatça sergilediler; işin komik tarafı da şurasıdır, bunları yaparken "kendi kendilerine gaza gelip" o kadar "büyük laflar" söylediler ki Ergenekon Davalarının "temeli"ni oluşturdular.

 

Belli başlı internet siteleri ve mesajlaşma grublarının arşivlerine bakanlar, "kan ve vatan millet edebiyatı"nın hamaset bile olamayacak basitlikteki örneklerini rahatça görebilirler.

 

Alper Görmüş isimli "liberal demokrat"ın, Büşra Ersanlı'nın tutuklanması üzerine yazdıkları dediklerimizi doğrulamakta:

 

 

http://www.t24.com.tr/alper-gormus-busra-ersanli-bugun-samanyolu/haber/179544.aspx

 

"- 2004’ün bahar aylarıydı... O dönemde hem Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor hem de Kürşat Bumin’le birlikte Yeni Şafak gazetesinde “Kronik Medya” sayfasını hazırlıyorduk.

 

Bir gün okuldaki odamda çalışırken Fethullah Gülen gönüllülerinin kurup yönettiği Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan aradılar. Vakıfta, 10-15 kişilik bir akademisyen-gazeteci grubu ile birlikte “ASKERÎ VESAYET VE DEMOKRASİ” KONUSUNU TARTIŞACAKLARINI söyleyip tartışmaya benim de katılmamı istediler... Olur, dedim. (...)

 

Toplantıya katılanlardan aşağı yukarı yarısını hatırlıyorum ama burada onlardan sadece birinin adını anacağım: Prof. Dr. Büşra Ersanlı...

 

Toplantının “radikal demokrat” atmosferi hepimizi etkiledi, hepimiz biraz uçtuk... Aramızdan biri, belki de askerî vesayeti ortadan kaldırmanın yegâne yolunun, BAŞARISIZ KALMIŞ BİR ASKERÎ DARBE GİRİŞİMİNİN ARDINDAN ESKİ VE YENİ DARBECİLERİN DERDEST EDİLİP YARGILANMALARI olduğunu savundu. Bunun gibi bir sürü fikir, temenni, öneri birbiriyle çarpıştı.

 

Prof. Büşra Ersanlı’nın daha çok akademik özgürlükler ve üniversitelerdeki başörtüsü sorunu üzerinde konuştuğunu hatırlıyorum. Başörtüsü yasakçılarına karşı çok öfkeli, çok sertti. Radikal-fiili çözüm önerileri sunmuştu toplantıya, “hak verilmez alınır” havasındaydı ve daha fazla beklemeye tahammülünün olmadığını söylüyordu."

 

Herşeyleri bilen(!), "sahte İslâmcıların" bütün "namussuzluk ve şerefsizliklerini" kaydeden(!), etrafı iğrenç dedikoduları ile çamur yığını haline dönüştüren şu "devletin gerçek sahibi" oldukları iddiasındaki “Ergenekoncular”, hem de senelerdir "ajan okulu" diye ismini çıkarttıkları Bilgi Üniversitesi'ndeki bu toplantıdan habersizler miydi ki, özellikle internet ortamında kendilerine "gaz veren" tiplerin tuzağına düşüverdiler?

 

Bu kendilerini alâkalandırır elbette, bizim derdimiz ise, "eski- yeni çatışması", yani "yeni devletin inşaa" sürecindeki bir diğer çatışmaya dikkat çekmek...

 

Bekir Öztürk'ün ismini verdiğimiz yazısında "tezadlar" ve "ikiyüzlülükler" olarak isimlendirdiği, Ergenekon’a ses çıkarmayanların KCK'da bazı kimselerin tutuklanması üzerine protestolarını ve "şübhelerini" ortaya koymalarını yanlış yorumlaması ve hatta hiç yorumlamayıp sadece "oh olsun!" noktasında kalması onun sorunu elbette ama ne kadar büyük bir "ıskalama" içinde olduklarını da söylemek gerekiyor.

 

KCK operasyonlarında tutuklanan bazı kişiler üzerinden "liberal demokrat" denilenlerle "muhafazakâr demokrat" denilenlerin aralarının "açılması" ve hatta -kimbilir kaçıncı defa telaffuz edildiğini de vurgulayalım- "yol ayrımına" girmeleri aslında önemlidir.

 

"Kavga-gürültü" işte asıl şimdidir ve bu ikisi arasındadır; "Ergenekon", artık yoktur, güç değildir tek başına, demek de gerekir.

 

Alper Görmüş'ün yazısına dönersek bakın ne diyor o "ütopik fikirlerin konuşulduğu toplantı" üzerine:

 

"- Şimdi düşünüyorum da, o toplantıda kimbilir ne notlar tutmuştuk... Yine düşünüyorum, o gün “eski Türkiye”nin refleksi bir kez daha canlansaydı ve birileri o “meş’ûm” toplantıyı basıp not defterlerimizi ele geçirseydi... Bilahare o defterleri Hürriyet gazetesine sızdırsaydı... Hürriyet, “demokrat geçinen” profesör ve gazetecilerin gerçekte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı komplo kuran, kin ve nefret kusan hainler olduğunu yazsaydı... Oktay Ekşi, bir “alçakları tanıyalım” yazısı patlatsaydı...

 

Bugün gazetesinin “ele geçirdiği” Büşra Ersanlı’ya ait not defterinde yer alan birkaç cümle önce bu gazetede yayımlandı, bilahare “muhafazakâr” internet sitelerinde “Bak masum dedikleri Prof’a”,“KCK/PKK’nın Prof’unun gerçek yüzü” gibi başlıklarla alıntılandı...

 

Bunları görünce, aklıma dört yıl önce benim de içinde yer aldığım yarı somut yarı kurgusal işte bu hikâye geldi. Anladım ki hikâyemiz aynı hikâyedir, sadece kahramanlar değişmiştir."

 

Elbette haberleri olsaydı ne manşetler atılacağını tahmin etmek güç değil ama bilmediklerini, "dinleyemediklerini" düşünüyoruz.

 

Alper Görmüş,  daha sonra "tam hedefe" bir atış yapıyor:

 

"- 1 kasımda Samanyolu Haber televizyonunda yayınlanan şu habere bakın (parantez içleri bana ait):

 

“(...) Kamuoyu, Prof. Büşra Ersanlı’yı BDP Parti Meclisi üyesi ve Anayasa Komisyonu üyesi olarak tanımıştı. Ancak Yeni Akit gazetesi Ersanlı’yı başka özellikleriyle manşete taşıdı. Gazetede, cezaevine gönderilen şüpheli için ilginç iddialar yer aldı. Ersanlı’nın KCK’nın (BDP olacak... Bunun masum bir “tashih” olduğunu düşünmüyorum) sözde siyaset akademisinde görevli olduğu öne sürüldü.

 

 

“İddiaya göre Ersanlı örgüte ideolojik olarak yetişmiş bir kadro hazırlamaktan sorumluydu. (Aydın Engin, 2 kasımda T24 internet sitesinde kaleme aldığı yazısında -BDP Akademisinde İki Öğretmen: Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu- , ‘Orada anlatılan derslerle Kandil’deki eğitim çalışmalarında kullanılan müfredatın aynı olduğu’ yönündeki polis tesbitini aktardıktan sonra soruyordu: “Nasıl yani? İstanbul’un göbeğinde herhangi bir BDP’linin, hatta bilebildiğim kadarıyla BDP seçmeninin katılıp izleyebileceği derslerde Kaleşnikof nasıl sökülüp takılır, yağlanıp temizlenir kursu mu veriliyormuş; yoksa askeri araçların geçeceği yollara mayın nasıl döşenir mi öğretiliyormuş?..” Aydın Engin’in esprili soruları bir yana, Samanyolu’nun haberinin tam bu noktasına gömülen görüntüler, izleyicilere, Ersanlı’nın verdiği derslerde aşağı yukarı böyle şeyler öğretildiğini ima edecek malzemeyle doluydu: Spiker tam “İddiaya göre Ersanlı örgüte ideolojik olarak yetişmiş bir kadro hazırlamaktan sorumluydu” derken ekranda bir otobüsü ateşe vermiş, yüzleri kapalı bazı kişilerin görüntüleri akıyordu.)

 

“(...)

 

“Gazete, Ersanlı’nın geçmişiyle ilgili olarak da dikkat çekici ayrıntılar aktardı okuyucularına... İddiaya göre Ersanlı, spekülatör George Soros’un Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin kurucularındandı. Ayrıca hükümetin izni olmadan yurtdışı destekli cemiyet kurmak ve işletmek suçundan da tam 15 yıl kesinleşmiş cezası vardı. Ancak bir süre yattıktan sonra cezaevinden afla çıkmıştı. Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın ablası Fatma Sırma Evren ise Ergenekon üyesi olmaktan tutuklu bulunan Doğu Perinçek’in eski eşiydi.”

 

Samanyolu Haber’in haberi aynen böyleydi işte...

 

Eh, geçmişinde bu kadar “dikkat çekici ayrıntı” olan birinin tutuklanmasına şaşmamak gerekir, öyle değil mi?

 

Sorun yok yani... Yok bi şey!"

 

Alper Görmüş, yazısını esprili bir şekilde bitirmiş ama aslında "küfürden beter!" denilir ya, öyle anlamak gerekir yazdıklarını. A. Görmüş bunları yazıyor ve hemen ardından da Hüseyin Gülerce "Zaman"da, "“KCK, liberaller ve yol ayrımı...” başlıklı yazısında şunları yazıyor:

 

"- Görülüyor ki, KCK davası, Kürt meselesinde, bugüne kadar birbirine destek veren muhafazakâr demokrat ve liberal demokrat aydınları bir yol ayrımına getirdi. İlk ayrılık, bazı liberal arkadaşların, sadece KCK tutuklamalarını eleştirmeleri, PKK terörünün artan şiddetini görmezden gelmeleri ile başladı.

 

İkincisi, liberal demokrat bazı aydınlar, KCK'nın bir siyasi yapı olduğunu savunuyorlar. Sadece siyaset yapan KCK'lıların tutuklanmasına, fikir ve ifade hürriyeti açısından karşı çıkıyorlar. Fakat inandırıcı değiller. Çünkü karşımızda şiddeti ve ırkçılığı savunan bir yapı var. Bunu, iddianameye dayanarak değil, Cengiz Çandar'ın geçtiğimiz haziran sonu yayınlanan TESEV raporundaki ifadelerinden alarak söylüyorum:

 

Şimdi temsilen Sayın Hasan Cemal'e soralım; KCK ne? PKK ne? İkisinin de başında "önder Öcalan" var. Dağdaki PKK'lıların lideri de, KCK Yürütme Konseyi Başkanı da Murat Karayılan... PKK, Çukurca'ya saldırır, 24 askerimiz şehit edilirken, Murat Karayılan, KCK'nın başı olarak hangi fikir ve ifade hürriyetinin savunucusudur?”

 

Daha önceden de websitemizde ifade edildiği üzere, H. Gülerce'nin ve "müslüman aydınlar" denilenlerin "liberal demokrat" diye tanımladıkları "şeyler", aslında onların "liberal" ve "demokrat" kelimelerine yükledikleri anlama bağlı.

 

Alper Görmüş de dâhil olmak üzere kendilerine "Liberal" diyenler (meselâ Ali Bayramoğlu gibi "hiç o taraklarda bezi olmayan" bir imaj çizenleri de!) aslında"BÜROKRATİK SOSYALİZM"den nefret eden ama "SOSYALİZM"den asla vazgeçmeyen, "Birikimciler" hariç, diğerleri 1990'ların başında "silâhlı örgüt kavramını reddeden" ve "yeni bir sol" arayışı içinde (bu "moda" içinde "yeni türkü"yü unutmak ne mümkün!) olanlardır.

 

Yani liberallikleri "bürokratik sosyalizm"e karşılıktır ve onların "tanımlamasında" silâha başvurmayan ve legal bir şekilde sosyalizm, komünizm ve hatta "ayrılıkçı" düşünceler MEŞRUDUR.

 

Bu gözle bakıldığında bunların "liberal demokrat" denildiğinde AP-DYP çizgisinde bir "liberal demokrat" olmadıkları -tanımlama her ne kadar oraya sarkıtıyorsa da insanların zihinlerini- ama "muhatablarının" zihinlerinde SİLÂHLI PROPAGANDAYI BIRAKMALARI ile "öyle" olduklarını düşünüyoruz.

 

Ama öyle değiller ve işte bu da KCK'daki bazı tutuklamalar ile ortaya çıkmış oldu.

 

Gülerce'nin yazısında "KCK davası, Kürt meselesinde, bugüne kadar birbirine destek veren muhafazakâr demokrat ve liberal demokrat aydınları bir yol ayrımına getirdi" demesi, aslında kendisinin sınırları sadece kendi tahayyülündeki bir "demokrasi ve düşünce özgürlüğü"ne inandığının ifadesi ve üstelik ne kadar da SAHTEKÂRCA!

 

Bir kere Alper Görmüş'ün  naklettiği, "yalan yanlış bir darbe ile hepsini toparlama" toplantısından eminiz ki haberdardır kendisi, buna bugüne kadar tek bir satırlık ne bir eleştiri ne bir yalanlama yapmaması "demokratlığı" açısından da "fena"dır ama sahtekârlığı bu örneği okumuş olmasına rağmen görmemezliğe gelmesi ile TASDİK EDİLMİŞTİR.

 

İkinci olarak Alper Görmüş, Cengiz Çandar, Büşra Ersanlı vs. "liberaller" demek ki "liberal" olmayı SADECE silâhlı propaganda düşüncesini YADSIMAMAK DEĞİL ama KULLANMAMAKLA ("silâhlı propaganda" düşüncesini yadsımıyorlar, mesela "molotof kokteyl"in "bomba" sayılması üzerine bu "liberallerin" isyanlarını hatırlamak gerekir.) hemen "demokrat" hem de "liberal" oluyorlar, bunların gözünde!!! Nasıl?

 

Aslında "demokrasi-demokrat" meselesinde "Liberal demokrat" denilenler, "muhafazakâr demokrat" denilenlerden kalite bakımından üstünler; Alper Görmüş, Cengiz Çandar vs. "liberaller demokratlar", eline silâhı almadığı takdirde kim olursa olsun konuşma, açıklama, "action" yapma "özgürlüğü" olduğunu düşünüyorlar.

 

Ama Gülerce gibi "muhafazakâr demokratlar" ise, eline silâh almamış ama şu şuradan bu buradan o da oradan gelirse, halamın da sakalları olursa gibi bağlantılar ve elbette apaçık bir sahtekârlıkla "BDP siyaset akademisi"ni "KCK siyaset akademisi" olarak anlayıp ve anlatıp karşıtını "terörist" veya "terör işbirlikçisi" olarak damgalamakdan hiç utanmıyorlar. (Geçen yazımızdaki “klasik örgütlenme” bahsini hatırlamak gerekiyor.)

 

Bu kafa,  ilk makalemizde gösterdiğimiz gibi "Devletlü kafası"dır!

 

Bu kafa ile "liberal demokratların" arasındaki "yol arkadaşlığı"nın elbetteki bazı kritik eşiklerde sancılı olması da tabiî.

 

Devlet, "eski kafa"dan kurtulma kararını vermiş; bu "eski kafa" dediğimizse genel olarak "Ergenekoncu" olarak bilinenler ama özel olarak KATI, DOGMATİK, "RADİKAL" LAİKLİK yanlılarıdır ve yerine "daha ılımlı, daha özgürlükçü" bir "şey" yerleştirmeye niyetlenmiş; yapabilir mi, ayrı mesele.

 

İşte bu noktada bunları "temsil edenlerin" de "özel" düşünceleri-yapıları ortaya çıkıyor.

 

"Yol arkadaşlığı"nın ayrıma dayanmasının nedeni bu.

 

(Ama burada şunu söylemek gerekiyor, bütün bunlar yine "devlet iradesi" ile ortaya çıkıyor, "devlet iradesi" bunlara "yol veriyor" dikkat ederseniz, o zaman da bunların ne kadar "özgürlükçü" olduklarını düşünmek de size kalıyor!)

 

Bakın meselâ "liberal demokratlar" için Deniz Gezmişler hatta Mahir Çayanlar ellerine silâh almış olsalar da "düşünceleri ile Türkiye’ye yol vermiş insanlardır", neredeyse hepsinin arkadaşlarıdır zaten bunlar ve farklı düşünmelerine imkân yok, ama bir "muhafazakâr demokrat" için böyle bir şey sözkonusu mudur?

 

"Silâh fikri" bile ürpertir onları!

 

Hatta bırakın "silâh fikrini", "silâhlı mücadeleyi", bunların lafını bile edenden fersah fersah kaçıverir, ADEME MAHKUM ederler.

 

İşte Salih Mirzabeyoğlu!

 

Zaman Gazetesi’nde, Gülen'in "adamlarında", ona dair bir şeye rastladınız mı hiç? (Ali Bulaç? Kim umursar onu!)

 

Rastlamış olsanız bile o ancak "İbda-c terör örgütü elebaşısı"dır!

 

Aynısını "liberal demokratlar"da da görüyoruz. "Hayata Dönüş Operasyonu" için kalemlerini konuşturanlar, Metris ve Bandırma cezaevlerinde 1999-2000 arasında gerçekleştirilen ASKERİ OPERASYONLARI görmemezlikten gelmekten başka ne yaptılar?

 

Bugün kamuoyunda hafif de olsa tartışılmaya başlayan Salih Mirzabeyoğlu'nun ALÇAKLIK ABİDESİ DAVASI hakkındaki "itirafları", iddiaları görmemezlikten gelmekteler, "değerli okuyucuları" ile "uyandırılınca" da "ama onlar beni dövdü;!" diye yaşına başına bakmadan utanmadan mızıkçılık yapmakdan başka birşey yapmıyorlar!

 

Sevsinler sizin "liberalliğiniz!"

 

Hayata Dönüş'deki DHKP-c'liler, MLKP'liler seni "dövmediler" değil mi?

 

Bekir Öztürk ne kadar "katı laik" olduğundan O'ndan bahsetmez ve "oh olsun" kabilinde KCK ve Eregenekon operasyonlarını karşılaştırıp "gününü gün ederse", "liberal demokrat" ve "muhafazakâr demokrat" da, "Devlet'in ne iyi ne kötü çocuğu" olmayan ve DEVLETİ DEĞİŞTİRMEK-YENİSİNİ KURMAK İSTEYEN MİRZABEYOĞLU'na yapılanlara seslerini çıkarmamayı tercih etmektedirler.

 

Ama "cin şişeden çıktı" bir kere.

 

Kendi aralarındaki "İKİNCİ KAYIKÇI KAVGASI"nın haysiyeti, Mirzabeyoğlu'nun Davasını ele almalarına, ondaki adaletsizlikleri, namussuzlukları, hukuksuzlukları ortaya koymalarına bağlı!

 

Ama yapamazlar!

 

Çünkü bu memlekette "aydın namusu" diye bir kavram KALMAMIŞTIR!

 

Namusları olsaydı, 11 senede bir defa olsun bahsederlerdi! Ve namusları olmayan "aydınlar"dan da bu memlekete hiçbir hayr gelmez!

 

Bu arada, Ergenekoncularla "Liberal-Muhafazakâr Demokrat" kavgası, "1. Kayıkçı Kavgası"dır, "Liberal demokrat" ile "Muhafazakâr Demokrat" arasındaki kavga da "2. Kayıkçı Kavgası!"

 

Bu birbirleriyle "kavgalı" olanların hepsinin "kavgalı" olduğu ise Başbakan Erdoğan!

 

"Dersim Faciası" çıkışı ile hepsini "ters köşe" yapan Erdoğan, acaba bunları "ters köşe" yapmaya devam mı edecek yoksa "Menderes'den de beter" mi olacak?

 

Hepsi için turnusol, MİRZABEYOĞLU'NUN DAVASIDIR!

 

Göreceğiz.

 

8 Aralık 2011

 

 

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • سجل الآن
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 71 زائر و 1 عضو متصل