Hasan 16 yaşına gireli daha birkaç gün olmuştu. Sabah namazından sonra dedesiyle birlikte Nil nehrinin kenarındaki pirinç tarlalarında çalışmak için gelmişlerdi. Selahaddin dede ise 65 yaş civarıydı, tam doğum yılını kendiside bilmiyordu…
Öğlene kadar tarlada birlikte çalıştılar; sıcak bastırınca da azıklarını alıp bir ağacın gölgesinde karınlarını doyurup öğle namazını kıldılar ve yanlarında getirdikleri demlikleriyle güzel bir çay demleyip sohbete daldılar.
Dünyayı anlamaya çalışan Hasan dedesine sorular soruyor, Selahaddin dede de cevaplandırıyordu.
- Dede, okulda öğretmenimiz Firavun’un eşyalarıyla birlikte gömülmesinin sebebini, o günkü kahinlerin bir kehaneti sebebiyle olduğunu söyledi bu doğru mu?
- Evet sevgili torunum, kahinlerin böyle bir kehanette bulunduğu bugünkü ilim adamlarınca söyleniyor, Firavun’a öldükten uzunca bir süre sonra tekrar dirileceği ve bu dirilişle tekrar Mısır’ın hakimi olacağı söylenmişti. Firavun da bu sebeble bütün eşyalarını piramitin içindeki odalara doldurtmuş ve öldüğü zamanda kendisini mumyalamalarını ve mumyasını da piramitin içinde muhafaza etmelerini emretmişti… Ölünce de mumyalamışlar ve o da dirileceği günü piramitin içinde beklemeye koyulmuş…
Bugün bu kehanete ve mumyalara bakan birçok insan Firavun’un kandırıldığını düşünür ama diğer taraftan da mimarilerine, tarımlarına ve Firavunların binlerce yıldır bozulmamış cesetlerine ve eşyalarına bakıp ne yüksek tekniklere sahipmişler diye hayrete düşerler.
Bu iki düşünce bugünkü insan tezadıdır.
- Peki dede, Müslümanlar nasıl bakmalı bu meseleye?
Biz ise Allah Resulu’nün bildirdiği şekilde bakarsak tarihte çok yüksek seviyelere ulaşmış nice medeniyetlerin sapkınlıkları sebebi ile helak edildiklerini görürüz. O yüzden firavunların ve kavimlerinin medeniyetlerine şaşırmayız…
- Ama dede yüksek medeniyete ulaşmış Mısır’ın büyücülere itibar etmesi de bir çelişki değil mi?
Bugün anlaşılan mânâda tamamen uydurukçu büyücüler değildi onlar.
Eski Mısır’da ilim adamları kahin olarak bilinirdi, ve onlar bir çok ilme vakıf kişilerdi. Belki gizli ilimler ve cinlerle ilgilerinden dolayı da ilim adamları bu şekilde isimlendirilmiş olabilir veya islimli tılsımlı kokusu yüzündende böyle söylenmiş olabilir.
Zaten Mısır'ın o günkü tekniğine, pramidlerin yapılmasına kâhinlerin katkısı çoktur. Bugünden bakan kaba mantıkçı insan kaba kuvvetle pramidlerin yapıldığını hesablarken, bunun imkânsızlığı karşısında şaşırır; zirâ pramidlerin taşları tonlarcadır ve sayıları onbinlercedir. O taşların o kadar yükseklere taşınması kaba kuvvetle değil, dua ve nazar iledir.
Kehanete gelince de Allah resulü kahinler yalancıdır demiştir. Üstelik bu hadisi bir kahinin yağmur yağacak demesi ve yağmasından sonra irad etmiş olması bizim için çok önemlidir.
Kahinler, rüya tabiri, cinler veya daha başka sebeplerle gaibe dair yorumlar yaparlarken Allahtan uzak , şeriatten kopuk ve nefisleri için yaptıklarından çoğu zaman kehanetlerini yalanlarla bezemişlerdir yahut bizzat yanıltılmışlardır. Allah böylece yoldan çıkarmak istediği kulları saptırmış tesellilerini vermiştir. Her sözleri yalan olsa idi elbette onların peşinden kimse gitmez ve o zamanda iman ve küfür arasında seçim yapması istenen insanın imtihanı gerçekleşmemiş olurdu.
- Dede tıpkı filozoflar gibi bazen doğru bazen yalan veya yanlış söylemişler öyleyse?
- Evet evladım tıpkı öyle , neyse konumuza dönersek ;Gaibi Allahtan başkası bilemez ve onun bildirdiğini de kimse engelleyemez müminlere müjdeler vardır ayet meali Allahın kendi katındaki .gaibi bilgiyi rüyalar yoluyla veya seçkin kullarına daha başka rüya benzeri yollarla veya peygamberlerine vahiy yoluyla bildirildiğini de biliyoruz.
Rüyanın kendisi kadar önemli olan tabiri de çok önemlidir. Çoğu zaman zahiri olanla batıni olan birbirine karıştırılır ve yanlışa düşülür, o yüzden rüyalarımızı olur olmaz herkese anlatmamalıyız , zira rüyanın tabir edildiği gibi çıkma ihtimali rüyamızın çok büyük manaları varken basit Dünyevi işlere veya menfaatlere indirgenip zararımıza sebep olunur.
Firavunun dirileceği kehanete dönersek aslında firavun dirilmiş bir durumdadır binlerce yıldır piramitlerin içinde karanlık odasında bekleyen ve binlerce yıl insanlar tarafından unutulan firavun ve devleti, Osmanlı yıkılınca altın meraklısı batılılar tarafından altın aranırken tesadüfen bulunmuş ve firavunun bedeni tekrar gün ışığı görmüş hayatı ve devleti hatırlanmış şimdiki devletimizce de turizme etkisinden dolayı tüm devlet daireleri firavunun sembolleriyle donatılmış hatta firavunlar için özel müzeler tıpkı tapınak gibi yapılmış insanların firavunları hayranlıkla seyretmesi hatta tapınır gibi firavunun heykellerine el sürüp camekanlardaki mumyalarına büyülenmiş gibi bakmaları, devlet politikası icabı ekonomik ve siyasi sebeplerle sağlanmıştır…
Adeta İslam’ı unutturup firavunu diriltmişlerdir.
-Öğle değil mi hasanım kâhinlerin kehaneti bedeni olmasa da fikri ve içtimai planda gerçekleşmiş olmuyor mu yani kendisi dirilemeyen firavun zamanımız hükümdarlarınca diriltilmiş olmuyor mu?
Kahinler yalancıdır Hasanım…
Doğrulardan asla taviz vermeyen Hz. Peygamberin bildirdiğine göre İslam tekrar yer yüzüne hâkim olacaktır. İslam güneşi battığı yerden doğmaya başladı bile baksana…
İnşallah çok yakında dünyadaki tüm firavunlar avaneleri ve düzenleriyle birlikte bir daha dirilmemek üzere toprağın derinliklerine gömüleceği günler çok yakındır…
- Sen İslam güneşi önünde perde olanların iplerini çek ki güneşin ışığı her yanımızı aydınlatsın…
Yusuf Can






Google
Facebook
Twitter
Myspace
Yahoo
del.icio.us
Blogger
Rain Concert




