|
ÜSTAD Necip Fazıl İslâm’ı müdafa etmesi için meydan yerine çağrılmış bir kahramandır...
Ali Tavşanlı
هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته
Istırap içinde kıvranan, akbabaların didiklediği bu ülkeden bir Üstad geçti... Üstadlığını teyid makamı bizim haddimiz değil tabiî... Gönlümüz, fikrinden zevken idrake âit esintilere muhatab olduğundan, sevgimizin izharını borç biliyoruz... O’nun kimliği anlamak, derinlemesine tahlil etmek isteyenlere adres bellidir... O, kimin için; “bir genç geçti elime pîr geçti, kendi geldi.” demişse tanınma makamı orasıdır... Yani İbda Mimarı’nın eserleri... O’nun için Ali Yakub Cenkçiler şöyle diyor: «Necip Fazıl İslâm’ı müdafa etmesi için meydan yerine çağrılmış bir kahramandır...» O kahraman misyonuna mâlik olunabilseydi hâlimiz böyle mi olurdu?.. O, gayenin şerefini bildiğinden, katlanmadığı dert ve ıstırap kalmadı... Istırap içindeki gizli zevklerin hususiyetlerine meftun bir veli olarak bu dünyanın âdiliklerine kahramanca direndi... Ardından olanlar belli... İbda Mimarı olmasaydı, şimdiye Üstad’ı turistik malzeme haline getirip Üstad’ın çilesi üzerine saman serpmiş olacaklardı... “Yolu yolumuzdur” diyenlerin hiçbiri O’nun çilesine talip olmadı, ama onun şöhretinden istifadeye hemen hepsi yeltendi... Bir kişi hariç. O bir kişi ki, Üstad kendisi için meâlen; “bir tek kelimemin israf olmadığına inandığım tek sen varsın” dediği İbda Fikriyatının kurucusu olarak Yürüyen Büyük Doğu’yu temsil makamının tek varisi Salih Mirzabeyoğlu’dur... Büyük insanları anlatmaya yeltenmek bile ne densizlik... Ama ruhaniyetlerinden istifadenin yolunu bulmaya çalışmak da acziyetimiz gereği. Karşılarında hâlimiz İbda Mimarı’nın ifadesiyle şu: “HANİ O DAĞ GİBİ İNSANLAR/ NASIL DOĞDU BU FARELER” 
Bu acziyetin idrakı içinde, Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh’in ölüm (doğum) yıldönümünde kendisini sadece hatırlamak ve hatırlatmak niyetinde değiliz, O’nun ruhaniyetinden istimdat niyeti istikametindeyiz. Allah Celle Celâluhu bizleri O’nun şefaatine nail eylesin inşallah... Bu babdan olmak üzere, O’nun İdeolocya Örgüsü eserinden teberrük bâbında nakiller yapacağız... İlk sayfada takdim yazısı ve şu satırlar: «Büyük Doğu yayınları’nın dördüncü fakat bütün geçit ve kilit noktalarını gösterici ve davayı temellendirici baş eseri olarak... (...) dünyada ne kadar “haneharap” olursam olayım, öbür âlemde bana bir saray hediye edileceği veya asıl saray sahibinin ebediyen çatısı altında bir köşe gösterileceği ümidi muhafaza ediyorum ve diyorum ki: ─ Fikirde, sanatta, anlayışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billurlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakir ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için...» Ehlullah’ın sâlik’e hitabı şudur; “Himmetinizi yüksek tutun”... Üstad’ın bu satırlarına nisbetle himmetimizi yüksek tutma bâbında üstadın hitabına hakiki mânâda tabiiyet bu çapta olmalı değil mi?.. Ama illâ nefs, illâ nefs; ne belâ… Bu bela’nın mübtelâsı olmuş halimiz, O’nun yolunun idraklisi olmamızı engelliyor. O ki “Çöle İnen Nur” kitabıyla Allah dostlarının nazarını üzerine çekmiş aşk ehli... Efendi Hazretleri’ne (Mahmut Efendi), “Necip Fazıl Allah Resulünü anlatan muhteşem bir eser yazdı” dediklerinde, “Hemen ziyaretine gidelim” buyurmuş ve gitmiştir. Aşk ehlinin divaneliğinden biz ne anlarız... Rumuzları bize kâinat çapında uzak... Onların medihleri zem, zem’leri medih olduğunda neyi nereye koyar, neden neyi çıkarırız da meseleye vukûfiyet kesbedebiliriz ki?... Biz, sadece onları seviyor olmamız sebebiyle anıyoruz. Ama anlamıyoruz. Sevgimiz de anlayışımız kadar... Ne kadar anlıyoruz ki?.. Bizi yine kurtaran onlar; “ANLAMAK YOK ÇOCUĞUM ANLAR GİBİ OLMAK VAR” diyerek yüreğimize su serpiyor Üstad... Anladım zannı içinde olanlarla ise akrabalığımız yok. Bu devir; hele bu devir... Düştüğümüz çukurun derinliğinden habersiz debeleniyoruz... Yok, aslında debelenmiyoruz da. Debelenme de bir kurtuluş alâmeti olması bakımından müsbet bir yöne mâlik. Diyor ki Üstad: “İnsanoğlu, bizde ve bu son devirde alçalmaya bırakıldığı kadar, hiçbir zaman ve mekânda bırakılmadı.” Ne kadar alçaldık?.. Ne kadar derindeyiz ki, artık kurtuluş ümidine veda etmişcesine rehavet hamağına kurulmuş bulunuyoruz… Adımıza ve insanlığın kurtuluşu adına bu ne felâket… Felâketin sebebi hastalığın adının “HİS İPTALİ” olması... “Ümitsizliğimiz” başlığı altında, ümidimizle ümitsizliğimizi gergef gergef dokuyor Üstad: «Bugün son ümit, ümitsizliğin bu türlü katmer katmer çöreklendiği şartlar âleminde, sadece BÜYÜK DOĞU tarafından örgütleştirilen büyük ruhî ve ictimaî kıymetler nizamına bağlı kalıyor. Son ümit bizdedir; bizde, bizim sonsuzluk nefesine bağlı taptaze ve yepyeni soluğumuzda... Kendimizi bizzat ve bilfiil (aksiyon)a istekli görmeksizin, bu kıymetler nizamını, biricik doğru, güzel ve iyi hükmiyle, geleceğin mechûl şartlarına ve (aksiyon)cu vicdanlarına emanet ediyor ve diyoruz ki: Bu soluk da kesilecek ve küfrün, yokluk rüzgarının buzlu ikliminde öldürülecek olursa, artık ümit kesilmesini lûkatlerden kazımak lâzımdır. Ama, ümitsizliğimizin içinde, tek ve zarif bir kuşcağızın minicik gagasına alıp kaçıracağı ve herhangi bir noktaya rastgele salıvereceği bir tohumdan ormanlar fışkırması ihtimali de yok değildir. Müslüman ruhunun son haddiyle ümitsiz ve ümitliyiz. Her şeye rağmen tepesinde yapayalnız kaldığımız dağdan memlekete baktıkça ümitsiz, başımızı dipsiz maviliklere çevirip ilâhî hikmetlere göz attıkça da ümitli... Ümidimizin de dayanağını bildirdik.» Tek ve zaif bir kurşun minicik gagası... İlahî tecellilerin sonsuzluğuna güvenenler bu minicik gaga’nın ne mânâya geldiğini bilirler... HİMMETİNİZİ YÜKSEK TUTUN... Himmetinizi yüksek tutun zîra; ZAMANIN SONUNDAYIZ... Ümitsizliğin sonsuzluklarında esen rüzgarlara bakarak, geleceğin mechul şartlarına ve aksiyoncu vicdanlarına Üstad’ın emanet ettiği davanın MÜJDECİ ile muştulanacağı günler yakındır... Biz her hâlukarda, başımızı dipsiz maviliklere çevirip ilahi hikmetleri gözleyici olalım. Hadis meali: “Hastayım demeyin hasta olursunuz, mezarınızı kazmayın ölürsünüz.” Zamanüstü mânâ ifade eden Peygamber kelamının kuşatıcılığı içinde haykırmalıyız; ZAMANIN SONUNDAYIZ ve ALLAH CELLE CELALÜHÜ NURUNU MUTLAKA TAMAMLAYACAKTIR... Zaif kuşun minicik gagasındaki hikmet... Allah isterse iğnenin deliğini büyütür, isterse deveyi küçültür, onun kudretine hesap mı var?.. “Genç Adam” diyor Üstad: «Düşünmeyi düşün; düşünülecek her şey ondan sonra kuyruğa girer. Filozof: “Mademki düşünüyorum, öyleyse varım!” der. Ya biz ne diyelim?.. Bıraf filozofu, milozofu; Kâinatın Efendisi ve insanlığın ufku, bir ân düşünmeyi iblmem kaç yıllık ibadete denk tutar ve şöyle buyurur: “Ya rabbi; bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!” Aziz varlığın aziz aynası fikir.... Düşün! Seni karartmak isteyenler evvela sende mücerred fikir istidadını, yani varlık şiarını köreltmekle işe girişti. Bunu düşün! (...) Sen yalnız düşün! Suç senin değildir! Suçu irca edeceğin vâhidleri sınıfları ve şahısları düşün! Düşün! Sen, düşünmeyi düşünmekten başlayarak düşün, yeter.» Salih Mirzabeyoğlu’nun “Büyük Muzdaripler” eseri’nin birinci cildinin 103. sayfasından son: «Fahri Duran isimli Üstadım’ın cenazesini yıkayan bir Hocanın hatırası: ─ “Profesör Doktor Ahmed Hikmet Üçışık, Profesör Doktor Süleyman Yalçın ce şimdi ismini hatırlayamadığım bir kişi ile birlikte gittik... Cenazeyi yıkadık, havluyla kuruladık, kefene sararken Üstad’ın yüzüne şöyle bir baktım... Yanaklarından aşağı, gözlerinden, diri i nsan nasıl ağlıyorsa aynen öyle yaş aktığını gördüm... Üstad’ın vefatından ne kadar sonraydı, “Hadis’i Erbain” de şöyle bir hadise rastladım: Gaslinden sonra gözlerinden yaş gelen kişiyi kutlayın, çünkü o cennetliktir.” Üstad’ın şefaatına nail olma niyyeti ile ruhuna Fatiha... Furkan Dergisi, s. 25 |