|
Wednesday, 24 December 2008 21:04 |
FURKAN MECLİSİ'NDENSevgili Furkan okuyucuları, sizlerden gelen mektuplardan anlıyoruz ki, perçinlendiğimiz nisbet noktamız doğrudur ve bu nisbetin kuvvetlenmesine dair gayretlerimizi artırmalıyız...Aşama aşama geldiğimiz durumun hâl muhasebesini yaptığımızda görüyoruz ki, az imkânlarla çok iş yapmayı ve işlerin tasarrufunda az hata yapmayı Allah’ın izniyle başarabilmişiz...Olduğumuzdan fazla görünmemeye gayret ettik. Gücümüzün tabiîliği bizim için önemliydi, bu sebeple taktik mevzuu diye sarktığımız meselelerde asla abartıya kaçmadık... Gerekli olanı idrak sahibi olarak yapma teşebbüsü, Mevlâ’nın izniyle başarıya yol açtığından, sadece samimiyetimizi muhafaza ve bu ameliye ile birlikte amatör heyecanla profesyonel iş yapma gayreti içinde olduk. Bunun böyle olduğunun, böyle sonuçlandığının iddiası ve isbatı gayretinde, telâşında değiliz. Çevremizin böyle olduğuna dair şehadetleri, istikametimizin bu yönde olacağının kararlılığını fazlasıyla veriyor bize. Bu vesîleyle, bu nisbet noktası üzerinde kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz inşallah.Yayın hayatımız boyunca, hiçbir fazîleti rezîlete çevirmek gibi bir hamakatimiz olmadığı gibi, hiçbir rezîleti de fazîlete çevirme şenaatini işlemedik. Ehl-i Sünnet’in orta yol ölçüsü şiarımız olarak, ideolojik, stratejik ve taktik meselelerde yolumuza devam ediyoruz... Bu konuda ve tavsiye edeceğiniz her konuda fikirlerinizi beyan etmeye devam edin lütfen. Mesele Rızâ-i Bâri olduktan sonra kaybedilecek ne var ki?..Gayretimiz, birileri gibi maddî ve manevî değerleri yok pahasına harcamak değildir. Mevcut malzememizin, kuvvetimizin daima bir kısmını yedekleyerek yürümeye çalıştığımızdan, telaşsız ve emin adımlarla yürüyoruz. Her adımımız istişare ve istihare nisbeti içinde atılmakla, şayet yanlış varsa dönmekten imtina edilmemektedir. Bu konuda kadromuzun yardımcı unsuru, hiçbir olay ve fikirde nefsin bir adım önde olmasına müsaade etmeme gayretidir. Kin, haset, garez, kıskançlık daima iç’i kemirici olduğundan, kadro ifadesinde uzak durmaya çalıştığımız menfiliklerdir. Başarabildiğimiz nisbette, mesafeleri kolay aşabileceğimizi görebiliyoruz.İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun İNSAN isimli eserinden bir not: «Allah, kişinin ahlâkını, kalp esrarının alâmeti kılmıştır. Kalbinde İlahî esrardan eser bulunanın ahlâkı güzel olur. Böylesi, Allah’ın bütün mahluklarına karşı en iyi ahlâkla hareket eder.»
Daima, başta nefsimiz olmak üzere çevremize hatırlatmaya çalıştığımız şey AHLÂK’tır. Ahlâk kalb esrarına taalluk ettiğinden de, işin BÂTIN sırrına nisbeti gerekiyor; bu da başlıbaşına bir mesele... Bundan nefsini azad etmiş olarak yola revan olanların her hâlükârda maddî ve mânevî değerleri boş yere harcayacakları hakikati, anlaşılıyor ki en çok korktuğumuz! Bu korkuyu tanımayanlar, -ahlâkî erezyon sebebiyle- sadece yazmanın, sadece konuşmanın, sadece yapıp etmenin “AMEL” olduğu zannına kapılıp, patinaj yaptıklarını farkedemeyebilirler. Mevlâ muhafaza etsin...
Allah yolunda can feda etmenin şuuruna kavuşturma duasıyla Kurban bayramınız mübarek olsun. Gelecek sayıda buluşmak duasıyla O’na emanet olunuz.
|