Kabiliyet her din mensubu nazarında farklı bir manaya bürünür… Kiminde keşişler gibi riyazet, kiminde kabilinden sahte keramet şeklinde zuhur eder.
İslam hassasiyeti çerçevesinde değerlendirildiğinde ise, meselenin rengi değişir vesselam… Ama; halimizin izharı bakımından kabiliyetsiziz Vesselam, demek durumunda kalıyoruz.
Ruhu’l-Beyan’da bursevi Hazretleri anlatır: Zamanın Sultanı vefat edince, devlet erkanından bir grup Sultanın Vezirini öldürmeye ahdeder. Vezir’de gelip Ebu’l Vefa hazretlerine sığınır. Gelenlere nasihat eden Şeyh Efendi laf dinletemez ve gelenler Şeyh’in evine hucum ederler.
Bundan sonrasını Bursevi Hazretleri şöyle anlatır:
“Bunun üzerine Şeyh Hazretleri bir kere:
Ya Allah! Dedi.
Hepsi kaçtılar.
Bak(düşün ve ibret al!) Onlari Allahu Teala Hazretleri’ni zikrettikleri zaman, acaib eserleri zahir oluyordu. Bu mubarek ismin aynısını biz zikrettiğimi zaman, bu zikrimiz için hiçibr eser zuhur etmioyr. Bunun sebebi, muhakkak ki, onların nefislerini tezkiye etmeleri, kötülüklerden arınmaları ve ahlaklarını değiştirmelerindendir. Ama bizde ise, bunlardan hiçbir şey yok. Ve hatta bunlara kabiliyetimiz bile yok.” Cilt 3 sf. 36
Ahir zaman fitnesinin koyu karanlığında yaşadığımızı düşünürsek bugün halimiz daha da yaman; bunu görebiliriz…
Bu satırları Bursevi Hazretleri’nin İsmi Azam sadedinde söylediğini de hatırlatalım… İSMİ AZAM: Katında hatırlı kişiler hürmetine tesirini halk et(yarat) YA Rabbi.












