
Hilal Kaplan / Yeni Şafak / 29.01.2012

"Başım belada" diyordu Ahmet Kaya o güzelim şarkısında, "Adamın biri vurulmuş sokakta / Cebinde adresim bulunmuş..."
Ahmet Emin Yalman vurulduğunda da bir başkasının "başı belaya" sokulmak istenmişti.
Hayır, kimsenin cebinde adres falan bulunmamıştı. Ama "saldırganın" okuduğu kitaplar vardı.
Kitap yani "adres!"
Ve bu "adresten" hareketle "bir başkası" Malatya'da "azmettirici" suçlamasıyla mahkemeye çıkarılmıştı.
Sayın Başbakanımızın "Dersim" konuşmasında kaynak gösterdiği "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserin müellifinden başkası değildi bu.
Yani Alevi kardeşlerimize Dersim'de yapılan emsalsiz zulmü, emsalsiz şekilde kelimelere döken şair: Necip Fazıl Kısakürek.
Kendini şöyle savunmuştu Malatya'da: "İngiliz'in biri, kıskançlık krizi içinde karısını öldürse... Ve adamın cebinde Othello piyesinden bir sayfa bulsanız... Azmettirici diye Shakespeare'in iskeletini mezarından çıkarıp Londra köprüsünden mi sallandıracaksınız?"
Bu müthiş savunma, kitaplarını okuyan birileri "suça bulaştığı" için müebbet hapis cezasına çarptırılan Salih Mirzabeyoğlu'nu fena halde hatırlatıyor.
Telegram işkencesi altında 13 yıldan beri hapis yatan Mirzabeyoğlu hiçbir eylemin planlanmasında, teşebbüsünde veya eyleminde bulunmadı.
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Hukuku Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nurullah Aydın "Karar Tashih Talebi"nde aynen böyle diyor.
Dahası, kitaplarda yazılanların örgüt dokümanı olarak kabul edilmesinin evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacağı düşüncesiyle, Mirzabeyoğlu'nun yeni ceza kanunu kapsamında tekrar yargılanmasını talep ediyor.
Anlaşılan o ki suça bulaşmış (veya bulaştığı iddia edilen) birileri bulunmuş, bu birileri örgüt kapsamında mütalaa edilmiş, ama örgüte lider bulunamamış.
"Örgüt dediğin lidersiz olur mu?" zihniyetiyle de "suça bulaştığı" saptananların okuduğu kitaplardan hareketle Mirzabeyoğlu suçlu ilan edilmiş.
Halbuki suçlu ilan edilmeden 20 yıl önce de yazıp çiziyordu.
Yazıp çizdiklerinde de o günden bu güne milim değişiklik yoktu.
İlk gençlik yıllarımızdan hatırladığımız Gölge dergisini ünlü karikatürist Yalçın Turgut'la çıkarıyordu.
O yıllardan aklımda kaldığı kadarıyla yüreği geniş vuran bir adamdı: "Sen Eritre'desin çocuk, sen Moro'da / Sen yıllarca zulüm edilensin / Türkistan'da Azerbaycan'da Kırım'da..." diyordu.
Mirzabeyoğlu tanınmış bir Kürt ailesine mensup, kimseye eyvallahı olmayan, Necip Fazıl'ın da iltifatına mazhar olacak şekilde birçok alanda (şiir, roman, günlük, düşünce) elliyi aşkın eser vermiş bir yazar.
"Brifingi aldı idamı verdi" şeklindeki Vakit gazetesinin dünkü manşetini okuyunca tüylerim diken diken oldu.
Habere göre Harbiye'de yapılan gizli bir toplantıda alınan kararlar kapsamında, hakim Metin Çetinbaş, Salih Mirzabeyoğlu'na idam cezası verdi.
Okuyalım: "Hakim Metin Çetinbaş daha sonra yaptığı açıklamada 'Verdiğim karar yüzde yüz doğrudur diyemiyorum. Biz o günkü şartlara göre karar verdik, hata yapmış olabiliriz...' diyerek, 'brifingde alınan kararlara' gönderme yapmıştı..."
Vay canına!
Bir hata yüzünden bir insan çoluk çocuğundan kopartılıp 13 yıl içeride yatırılabiliyor, 60'lı yaşlarını zindanda idrak etmek zorunda bırakılabiliyor ha!
Okumayı sürdürelim: "1. Ordu Komutanlığı'na ait Harbiye Orduevi tesislerinde tertiplenmiş çok gizli bir toplantıya katıldığını söyleyen avukat Doğan Yıldırım, darbenin sivil kadrolarına bu toplantıda brifing verildiğini belirtti. Yıldırım, toplantıda Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Balyoz'un bir numarası eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, dönemin DGM Başsavcısı, mahkeme başkanları, Susurluk ve İBDA-C davasında hakimlik yapan Metin Çetinbaş, eski İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, İstanbul Valisi Erol Çakır, Doğan medyasında görev yapan birçok gazetecinin bulunduğunu ifade etti..."
Gerçekten de dehşet verici.
Salih Mirzabeyoğlu tekrar yargılanırsa kim bilir daha ne gizli "toplantılar" çıkacak ortaya!
30 Kasım 2011 Çarşamba, Yeni Şafak Gazetesi
Yeni Şafak okurları bazı köşe yazarlarımızın sütunlarında dile getirdikleri Mirzabeyoğlu'nun 12 yılı aşan (büyük bir kısmı tek kişilik hücrede geçen) mahkûmiyetini konu edinen yazılarından haberdardır mutlaka. Konu sadece gazetemizde değil bazı başka yayınlarda da işlendi. Dönemin DGM'si (yani şimdinin "Özel Yetkili Mahkemeleri"!) tarafından hakkında "ölüm cezası" verilen ve bilahare bu cezanın mevzuattan defedilmesi sonucunda ağırlaştırılmış müebbet hapise çevrilen cezasının bir "iade-i muhakeme" sonucu tekrar gözden geçirilmesi talep ediliyor. Çünkü Mirzabeyoğlu'nun hiçbir delil bulunmamasına rağmen yazdığı kitaplarla örgüt üyelerini yönlendirdiği iddiasıyla yargılanıp mahkûm edildiği hatırlatılıyor. Mirzabeyoğlu'na kesilen bu biletin "28 Şubat" dönemi adaletinin iyi bir örneği olduğunun unutulmaması isteniyor.
Birkaç gün önce değerli bir okurum bana Mirzabeyoğlu konusuna (da) girmemin gerektiğini duyurdu. Haksız değildi bu isteğinde. Madem ki -son olarak Cihan'ın tutukluluğu meselesinde- ülkedeki adaleti gözden geçiriyorduk, Mirzabeyoğlu'nun başına gelenler de köşemde yer almalıydı. Kendisine özetle şöyle bir cevap verdim: "Haklısınız unutmuş değilim. Gecikmemin nedeni dosyaya henüz hakim olmamamdır. Ama belki pek yakında..."
Dolayısıyla bu çerçevede dersimi çalışmaya başladım. Mirzabeyoğlu dosyasına hepten yabancı değildim tabii ki. Hakkında ölüm cezası kesilen bu kişinin yara bere içindeki yüzüyle duruşmaya çıkarıldığını tabii ki ben de hatırlıyordum. Hatta bu çerçevede "yara bere içinde" bırakılmış bu yüz hakkında dönemin gazetelerinde sıkılmadan müstehzi ifadelerin kullanıldığını da unutmuş değildim.
İnternet sağ olsun, yerine getirmeye koyulduğum dersime çok yardımcı oldu. Hakkında yayımlanmış epeyce yazı okudum. YouTube'de hakkında yer alan epeyce videoyu izledim. Mirzabeyoğlu'nu unutturmak istemeyen Furkan gibi dergilere de göz attım. Avukatı ile yapılan röportajı da unutmadım... Bu arada bugüne kadar okumadığım şiirlerinden bazılarıyla tanışmış da oldum.
Avukat Ali Rıza Yaman'ın müvekkilinin mahkûmiyeti ve infaz şartları hakkında verdiği bilgiler çok önemliydi. Yaman, kendisiyle yapılan röportajda "Salih Mirzabeyoğlu tam olarak neyle suçlanıyor?" sorusunu şöyle yanıtlıyordu: "Tam olarak neyle suçlandığını, hangi suçtan dolayı ceza aldığını biz de bilmiyoruz. Herkes herkese suç isnad eder. Ancak mühim olan şahsın o suçu işleyip-işlemediği, bunun tespiti ve verilecek cezanın o suça uygunluğudur."
Avukatı Mirzebeyoğlu'nun "mevcut anayasal düzeni silah yoluyla değiştirmeye teşebbüs etmekten ve örgüt liderliğinden" yargılanıp mahkûm olduğunu, oysa ortada bu hükmü destekleyen hiçbir delilin olmadığını tekrarlıyordu. Avukat Yaman'ın şu sözlerini de aktarayım: "Tespit yok, münasip görme var. İBDA-C markasıyla illegal faaliyet gösteren örgütler var. Bu örgüt mensupları; hiç kimseden emir ve talimat almadan 'kendinden zuhur diyalekliği'ne göre iş yapıyor. (...) Eylem yok. Talimat yok. Fikri bir yakınlık, bağlılıktır söz konusu olan. O gün için 41 tane eser vermiş bir yazarın fikirlerinin etkisi olmasından daha tabii ne olabilir?"
Avukat Ali Rıza Yaman'ın Mirzabeyoğlu'nun cezaevinde "telegram" adı verilen ve tarifi "düşünce formunun, sistem zihniyetinin dışarıdan değiştirilmesi teşebbüsüne ve bu maksatla irâdenin, kimliğin, kişiliğin parçalanmasına yönelik yapılan bir işkence türü" olarak yapılan bir eziyet altında bulunduğunu iddia etmesi de tabii ki önemliydi. Ama doğrusu,ülkedeki cezaevi düzenine ilişkin böyle bir "işkence" türü ile ilk kez karşılaştığımdan Avukat Yaman'ın bu iddiası hakkında bir şey söyleyemeyeceğim.
Ancak, tartıştığımız dosyaya biraz yakından bakan herkesin gözleyebileceği gibi, sözü edilen örgütün eylemler (mesela "birahaneler"e molotof kokteyli atılması gibi) ile -avukatının söylediği gibi- Mirzabeyoğlu arasında "fikri bir yakınlık, bağlılık" olsa bile, 12 yılı aşkın süresi tamamlanmış bu mahkûmiyetin "fikir suçu"dan kaynaklandığı anlaşılıyor.
Görüldüğü gibi yazı henüz başlığında niçin "Benim için zor bir yazı" notunun yer aldığı konusuna bir türlü giremedi. Aceleye gelmemesi için bunun nedenini de yarınki yazıda açıklayayım.
03 Aralık 2011 Cumartesi, Yeni Şafak Gazetesi
Post modern darbe olarak da adlandırılan 28 Şubat'ın üzerinden yıllar geçti. Ancak bunun neden olduğu mağduriyetler, bundan dolayı çekilen acılar hala geçmedi. 28 Şubat'ın ardından gözaltına alınan, tutuklanan ve idamına karar verilen, idam cezası kalktığı için müebbet hapse mahkûm edilen ve yıllardır cezaevinde bulunan 50'yi aşkın eserin sahibi şair, yazar Salih Mirzabeyoğlu bunun örneklerinden biri.
Bazıları, 28 Şubat süreci bin yıl sürecek, dedi. 28 Şubat, daha çok dönemin iktidar partilerinden Refah'ı ve temsil ettiği kesimi hedef almıştı ancak yaklaşık 5 yıl sonra Refah'ın bünyesinden çıkan yeni siyasi oluşum iktidar olmuştu ve hala da iktidarda. Yalnızca bu yüzden 28 Şubat sürecinin sadece 5 yıl sürdüğünü söyleyebilir miyiz, söyleyemeyiz elbette. AK Parti'nin kapatılması davasını, Cumhurbaşkanının seçilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin "367" kararını, "AK Parti'nin iktidar olduğu ama muktedir olamadığı" söylemlerini hatırlayalım.
Elbette bugün durum farklı gibi görünüyor. Özgürlüklerin, hukuk devletinin tam anlamıyla var olabileceği bir yeni anayasanın geniş bir mutabakatla yapılması gündemde. Yapılır, yapılmaz ayrı mesele ama en azından bu yüksek sesle konuşuluyor. 28 Şubat soruşturması da başlatıldı. Dersim'de 1938'de olanlar, bir isyanın bastırılması mıydı, yoksa bir büyük katliam mıydı, artık cesurca tartışılabiliyor. Sayın Başbakan bunun için çok açık ve net bir şekilde devlet adına özür de diledi. Peki, şimdi bu yeni tabloya bakarak, 28 Şubat sürecinin artık sona erdiğini söyleyebilir miyiz?
Sayın Başbakan'ın "Dersim" bağlamında andığı "Son Devrin Din Mazlumları" kitabının yazarı Necip Fazıl Kısakürek'i, birçok yazar gibi Salih Mirzabeyoğlu'nun da Üstad kabul ettiği, izinden gittiği, hangi eserine bakılırsa bakılsın açık ve net olarak hemen görülür.
Şimdi, Necip Fazıl'ı tarihe bakışında referans olarak anan devlet, onun öğrencisi ve bağlısının yalnızca yazdıkları yüzünden ve 28 Şubat sürecinin tipik bir mağduru olarak hala cezaevinde olduğunu da artık hatırlayacaktır herhalde... Dönemin yargılamayı yapan hâkimlerinden biri şimdi kararın hatalı olabileceğini söyleyebildiğine ve yargılamanın, hâkimleri baskı altında tutan 28 Şubat şartlarında yapıldığı açıkça ortada olduğuna göre iade-i muhakeme için Adalet Bakanlığı da artık harekete geçecektir herhalde...
Böyle bir beklentiyle düşünmemin nedeni, başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün devlet yetkililerinin "insan"ı önceleyen özgürlükçü ve adaletten yana söylemleri. Bunda samimi olmadıklarını ben kendi payıma değil düşünmek aklıma bile getirmek istemiyorum. Hem Türkiye'de vicdanının sesini dinleyen, güçlü adalet duygusuna sahip hâkimlerin savcıların da hala var olduğuna her zaman da var olacağına inanmak istiyorum. Her ne kadar N.Ç. tecavüz davasında verilen karar herkesin vicdanını derinden yaralamışsa da, futbolda şike suçuna verilecek ceza TBMM'de elbirliğiyle yapılan yasa değişikliğiyle büyük ölçüde indirilmişse de...
Eğer Salih Mirzabeyoğlu davasına yönelik iade-i muhakeme umudu boşa çıkarsa işte o zaman o vahim "28 Şubat bin yıl sürecek" cümlesini hep birlikte tekrar ederiz ki bu gerçekten korkunç olur. Sadece, Salih Mirzabeyoğlu'nun yargılamasının yeniden yapılmasına başlanmasıyla birlikte tahliyesine karar verilmesi bile hükümetin, devletin 28 Şubat sürecini kesin olarak sona erdirdiğinin kanıtı olacaktır. Umulur ki böyle bir sonuç 28 Şubat 2012 tarihine kadar oluşur da biz de o gün 28 Şubat'ın 15. yıldönümünde 28 Şubat sürecinin kesinlikle sona erdiğini sevinçle haykırırız.
Elbette sevenlerinin yürüttükleri "Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük" kampanyası ve çok yönlü çabaları olmazsa birçoğumuz çoktan unutmuştuk Salih Mirzabeyoğlu'nu. "Gözden ırak, gönülden ırak" derler ki bu büyük ölçüde doğru. Ancak Salih Mirzabeyoğlu sevenlerinin, bağlılarının bu süreçte yapıp ettiklerine ilişkin de birkaç sözüm var. Uzun süredir özellikle dikkatimi çeken, Salih Mirzabeyoğlu'nun yüzünde yaralar ve kan lekelerinin olduğu bir fotoğrafının her yerde öne çıkarılması. Mirzabeyoğlu'nu suçlu göstermek isteyenler özellikle o fotoğrafı seçiyorlar çünkü o fotoğraf böylesi bir yönlendirmeye müsait.
Sevenleri ise Mirzabeyoğlu'nun cezaevinde, devlet koruması altındayken işkence gördüğünün kanıtı olarak her yerde aynı fotoğrafı kullanıyorlar, kitaplarının kapaklarında bile. Oysa bunu yaparak Mirzabeyoğlu'nun işkence gördüğünü kanıtlamış olmuyorlar aksine farkında olmadan diğerlerinin amacına uygun davranmış oluyorlar.
Bir de içlerinden bazıları "Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük" sürecini adeta baltalarcasına çözümü olumsuz yönde etkileyebilecek söylemlere ısrarla devam ediyorlar. Çözüm mercilerini düşman olarak göstermek böylece durumu çözümsüzlüğe mahkûm etmek çabasındalar sanki...
Yazdıklarımdan gocunarak işlerine geldiği gibi ithamda bulunanlara da birkaç sözüm var. Her yeni yazımdan sonra birileri tarafından bir başka ithama muhatap oluyorum. Bir yazımdan sonra kolayca feminist, bir yazımdan sonra komünist, bir yazımdan sonra iktidar yanlısı, bir yazımdan sonra iktidar karşıtı, bir yazımdan sonra akıncı, daha sayabilirim...
Hangi ideolojiden, hangi dinden, hangi siyasi partiden olursa olsun herkes bir gün haksızlığa uğrayabilir, Salih Mirzabeyoğlu'nun şimdiki durumunda olabilir ve yalnızca vicdanının sesiyle hareket eden, adaletin müebbet özgürlüğü için her zaman kalemini haktan, mazlumdan yana kullananların desteğine ihtiyaç duyabilir. Demedi, demeyin...
28.11.2011, Yeni Şafak
|
ÖLÜM ODASI B-YEDİ (87. Bölüm) |
| Salih Mirzabeyoğlu | |
|
Benim Nefsim Ne Köpek |
| Sadeddin Ustaosmanoğlu | |
|
Neyi Çok Biliyor? |
| Sinami Orhan | |
|
Oryantalizm Batağında Batı |
| İbrahim Tatlı | |
|
KCK-Ergenekon Operasyonları -2- |
| Salih Demirci | |
|
Türkleri Türkleştirmek |
| Mustafa Saka | |
|
Katil Kim ? |
| Mustafa Âşık | |
|
Mustafa Kemal'e Muhalefetin Sebebleri |
| Selim Gürselgil | |
|
Usame Bin Laden'in Osmanlı'ya Bakışı |
| Usame Bin Laden | |
|
Habis Ervaha |
| Emre Bolat | |
|
MÜBTEZEL MÜFTERİ MÜFSİD MUSTAFA İSLÂMOĞLU -II- |
| Sedat Bulut | |
|
"Kimse Ne Olduğunu Bilmiyor"un Cevabı |
| Ali Tavşanlı | |
|
Ey İslâm Ümmeti! Filistin Kan Ağlıyor, Neredesin? |
| Defne Bayrak | |
|
Utanmaz Bencil Fırıldak |
| Muhsin Er Tuğrul | |
|
Vurgulamalara Kurban Etme! |
| Münir Oyunbozan | |
|
Kürt Tefekkür Dünyası |
| Sezai Kırlangıç | |
|
Ruhsuz Medeniyette Teknoloji |
| Savran Turan | |
|
Arınç, Aköz ve Şandır’a “Şerreffsiz” mi Dedi? |
| Misafir Yazar3 | |
|
Hayatları Yalan! |
| Oğuz Alp Kaya | |
|
İbda'yı Anlamaya (Çalışmaya) Nereden Başlamalı? |
| Hayreddin Soykan | |
|
Şam Semalarına Düşen Osmanlı Gölgesi |
| Orhan Akdemir | |