23 Mayis 2012 Çarsamba - 01:32:13
"Bitmeyen Devrim Osmanlı" Print E-mail
Thursday, 30 September 2010 02:46

 

 

Bu bir kitab ismi. Yazarı Ali Hışıroğlu. Kitabın mânâsı tâ en başından, yani kapağındaki Rukiye Şenel çiziminden belli.

Sonrası, Hışıroğlu’nun naif yapısına uygun bir seyir ifâde ediyor ki, okunmasa sezâdır.

Selim Gürselgil’in Takdim’i şöyle bitiyor:

“Bu eserin muhtevasına göz atınca iki şey göreceksiniz: Birincisi, eseri için malzeme devşirdiği kaynakların geniş yelpazesi… İkincisi ve bizce daha önemli olanı ise “tarihin ideolojik değerlendirmesi” dediğimiz özelliğe sahib oluşu…

Açıkçası, Osmanlı tarihini, Büyük Doğu-İBDA ideolojik perspektifinden seyreden böyle bir çalışma gerekliydi. Böyle bir çalışmanın Ali Hışıroğlu tarafından yapılması belki daha da gerekliydi.

Onu zevkle okuyacağınızı umarım…”

Hışıroğlu otuzbirinci sayfada AŞKIN SULTANLARI başlığı altında iki anekdot sunmuş ki, bugüne dair mücadelenin temel taşlarını işaret edici olması bakımından mühim:

«“… yani şahsiyet, mihrak şahsiyet…

Şahsiyet, bütün şekilleri büker, kıvırır ve her taraftan hissesini alarak şekil üstü hak ve hakikat temsilciliği yolunu açar. Mihrak şahsiyet, şekillere hakkını veren ve şekil içinde onları şekillendirendir.” (Salih Mirzabeyoğlu, Başyücelik Devleti)

“Oğuzlar uzun süre burada (Söğüt’te) kaldıktan sonra, Osman gönül alıcı davranışları ve eli açıklığı ile kabilesinin ileri gelenlerinin kalbini kazanmasını bildi ve onlar tarafından önder seçildi.” (Histonia Üniversitesi, Batılıların Gözüyle Osmanlı İmparatorluğu Tarihi.)»

Ahlâk meselesi… Binlerce kez vurgulansa israfa girmez. Yeter ki, sulandırılmadan, zaman ve mekân hususiyetlerine uygun şekilde aktarılsın… Yaşansın ki, aktarılabilinsin. İllâ ihlâs… İllâ ihlâs…

Kitabın 268 ve 269. son sayfalarında bulunan PROJE başlıklı bölümü önemli bulduğumuzdan nakledeceğiz. Ama, ondan önce 224. sayfada bugünü bütün hâlinde resmeden şu satırlara bakalım:

«Tesbit / Yorumsuz

Kurban olduğum Allah, ne güzel söyletiyor:

“Bin yıllık bir Anadolu-İslâm kültürü bir tarihi olgudur ve gerçekten Osmanlı’nın kültürü, önümüzde toprağı yararak başını kaldırmaktadır.” (Halil İnalak, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yay., s. 71, b. 2)

Evet…

Başını kaldıran hakikattir ve her dönem farklı mânâ boyutlarında tecelli ettiği gibi, bugün de asla tam uygun olarak zuhuru gerçekleştirmektedir. Her dem şuuru yenilenmeyenlere söyleyecek ve gösterecek bir şey yok. Hakikat yolcularına selâm olsun. Zamanın sonuna dikilecek TEVHİD BAYRAĞI’nı idrak edenlere ne mutlu.

 

“Proje

Toplumu değiştirmekten, toplum mühendisliğinden söz eden bir hareketin elinde sadece “proje” ile açıklanamayacak daha ciddi alternatif model ve bu modelin ayrıntıları var demektir. Bu ayrıntılı model hayat bulacağı güne kadar erbaplarınca tartışılarak olgunlaşacak demek. Sözünü ettiğim “model” bir takım slogan ve iyimser temenniler çuvalı olamaz, olmamalı. Bir tarih görüşü, devlet ve toplum felsefesi,  iktisadî ve sosyal doku önerisi ve aynı zamanda bir bütünü oluşturması elzem olan bu “parça”lar arasında da ahenk ve muvazene…

Her ideolojik hareketin başında “politize” olmak tehlikesi vardır.  Bu toprağın altındaki köklerle irtibatı kesmek ve zaman ve mekân şartlarında kısmî verilerle yetinmek anlamına gelir. Devlet ve toplumu yeniden inşa etme idealinden sapmak anlamına gelir.

Bir hareketin politize olma tehlikesinin yanı sıra, aynı hareketin, mevcut siyasî açılımlarıyla da alâkadar olma zorunluluğu inkâr edilemez. Her meselede ve durumda ele alınan mevzunun tarihi ve ilmi bağlantıları ideolojik bir kıvama eriştirilerek ortaya konulması gibi, aynı meselenin siyasi ve politik açılımları da ortaya konulmalı değil midir?

Bu noktadan hareketle akılcı ve düzenli bir iş bölümünün hareket içinde branşlaşarak gerçekleşmesi bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihçisi,  sosyologu, edebiyatçısı, psikiyatrisi, spor adamı, felsefecisi ve diğerleri… 

Siyasilerin yaptığı gibi, karşı tarafın eleştirisini her halükârda yaparak,  “Bunların hiç mi iyi tarafı yok?”  dedirtecek kadar ileri gidecek bir muhalefet yapısına pek sıcak bakmıyorum. Hele bu çılgın eleştiri hastalığı temelde aynı hareket noktasına sahip olunan grup ve cemaatlerin hedef alınması ve bu şekilde de kendimizi izah etme çabasının ihtiyacı es geçilmesi kesinlikle bir seviyesizliktir.

Hem de verimsiz bir kısır döngü göstergesidir. “Mesele konuşmak yerine, karşı tarafın zafiyet ve zaaflarını ısrarlı bir inatçılıkla araştırıp ortaya koymak belki senin kimliğini ve karakterini açıklar. Ancak,  hareketin adına haklı da olsan gizli bir antipati odağı olmadan başka bir sonuç doğurmayacağı bir gerçektir.

Bütün gücünü ve enerjisini politik denilebilecek bir seviyede harcamaya odaklamak ve bu sebepten de “mesele” konuşmaya zaman bulamamak  sonuç îtibariyle   de yalnız ve atıl kalmak kaçınılmaz bir akıbet olarak belirginleşti. Hedefleri ve sunulan projeleri sürekli güncellemek bu vesileyle de gündem oluşturmak, hem hareket adına ve hem de gelecek adına kaçınılmaz gibi geliyor bana.”

Bize de!

 

İrtibat telefonu: (0212) 5124806

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Create an account
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    We have 68 guests online