23 Mayis 2012 Çarsamba - 02:45:00
Kendi Kaleminden Salih Mirzabeyoğlu -V- PDF Print E-mail
Written by furkan   
Thursday, 26 February 2009 10:53

“Âlemde Bâr Olur Hâlime Bigâneler!”

Evimin geniş ve uzun bir balkonu var... Mevcut tahta ve çıtaları kesip biçerek birbirine yakıştırdım ve pekâlâ bir parmaklık yaptım... Geçen sene (1992) “sunta” ve tahtadan çattığım çiçekliklerin yanına, çöpe niyetine yol kenarına atılmış büyük peynir tenekelerinden edinerek ve onları da kesip biçerek yeni çiçeklikler ekledim... Sonra, toprak ıslah çalışmalarım... Geçen seneki çiçeklerden kalma tohumları ve meyve çekirdeklerini ekmem... Ellerim, hapçıların elleri gibi kesik içinde ama, emeğinden ve eserimden mesudum... Uğraştığım işin, ruhumu teskin eden bir tarafı var... Tıpkı hamile kadının, geçmiş doğum sancılarının hatırasıyla yeni bir doğum sancısından kaçınma tecrübesini andıran nafile bir sığınak gibi olsa da, söylediğim üzere bana nefes payı gelen bu çabadan mesudum!..

Muhabbet kuşu... Kimbilir kimin evindeki kafesinden firar etmiş ve benim bahçeyle bir seviyedeki evin balkonuna konmuş... Lâtifeli bir dille söylersem; demek zevk sahibiymiş... Uyku mahmuru gözlerle çay ve sigaramı içmek üzere balkona çıktığımda, 13-14 yaşlarındaki komşu çocuğu Yalçın, “amca şu kuşu yakalar mısın?” dedi... Baktım, ayakları ve kanatları bir kafes imkânındaki sıçramalara uyarlı muhabbet kuşu... Bilmem yakalayabilir miyim?.. Neticede yakaladım... Kuşun zaten sahibi olmayan Yalçın, kendi malik olma arzusunu askıya aldı ve onu sahipleneceğim kesin kanaatiyle bana, hakkı olmayışın rıza tavrıyla baktı... Ama çocuk; bilmez miyim onun yüreğinin bir kuş gibi sektiğini... Balkondaki delikli bir çamaşır sepetinin altına koyarken, “kuş senin!” dedim.

Kimin olduğundan habersiz kuş, çamaşır sepetinin içinde, kafesteki alışkanlıkları ile hareket etmeye çalışıyor ama, tuhaf... Yanlamasına tel kafese yapışmaya uyarlı ayaklar, bizim çamaşır sepetinin yapısı karşısında başarısız... Kuşa kuşluğunu öğretecek değilim; lâkin bunun düşe kalka hareketleri bana çırpınan bir fareyi andırıyor... Böyle olmayacak... Acıyorum... Yalçın’ı, tel kafes almaya yolluyorum... Ve içine bir gölge düşmesin diye tekrarlıyorum:

- “Kuş senin!”

Yani kafes de!..

Kuş gitti... Hâli ise gözümün önünde... Avuçlarımın içinde körük gibi inip kalkan göğsü, çarpan yüreği... Minicik gagasıyla, ümitsiz de olsa elimi gagalayıp kurtulmak istemesi... Kafese ilk girdiğinde, ürpertiden kabaran tüyleri... Aradan birkaç dakika geçmeden, birden canlanıp çevik hareketlerle şuraya buraya sekmesi ve yemlere yumuluşu... Emniyet ve güven hissi... Onu çok iyi anladım!..

Kafes, insana hürriyetin aksi bir intiba verir; oysa muhabbet kuşu, benim hâlime nazaran bunun tam tersini ilhâm etti bana... Diyesim o ki:

- “Âlemde bâr olur hâlime bigâneler!”

Bâr: Yük... Yâr?.. (73)

Dost... Her şeyden önce samimilik ve hasbilik... Bu yoksa, hiçbir şeyin kıymeti yok... Bana en içten bağlılık gösteren ve 1971-1972 senelerinde Kandilli semtinde otururken başlayan ve vefat ettiği 1985 Mart’ına kadar misyon adamı olduğuma imân eden rahmetli Yusuf Özgülen... Vefatından üç ay önce, ben askerlik işimi halletmek üzere Eskişehir’e gelmeden «son defa görmek üzere» ona gitmiştim; kan kanserine yakalanmıştı ve birkaç gün sonra Ankara’ya gidecekti... Yüreğimi delik deşik eden sözü:

- «İşini mutlaka halletmeye bak!.. Sen sinirli adamsın, mutlaka birini vurursun, sonra da seni temizlerler!.. Biz ölsek de... Senin yapacak işin var, sen lâzımsın!» (74)

Kendi payıma ben, oldum olası kendimi beğenmemişlik içindeyim... Çevreme nisbetle ne olursam, ne yaparsam yapayım, bir türlü doymayan ve kanmayan bir tarafım var benim... Kendimde beğendiğim taraf budur ve tabiî ki bu beğenme, kendini beğenmişlik değildir!..

Çilesi çekilmiş ve hakikati yerine getirmiş bir eserimi beğenebilirim... Eserini beğenmeyle, kendini beğenmişlik arasında da herhangi bir alâka yok... Kendini beğenmişlik, işin cakasına yatmak ve olduğundan fazla hava atmaktır... Ki bu durumda, kendini beğenmişlikle olduğundan fazla hava atmak arasında ince bir fark bulunsa da, müşterek tarafları, her ikisinde de palavracı mizacın tütmesidir... Kendini bir şey zannetmekle, bir şey olmak arsında, daima aziz bir fark var!.. (75)

Hiç değişmemek, en genç çağımın yakıcı hayal ve hasretlerine bağlı olmak demekse, dava aşkı ve sadakati, heyecanı, tohumun ağaca doğru gelişmesi ve neticede kesiksiz bir oluş zinciri hâlinde tohumdaki cevheri bir “oluş kanunu” ve hilkat sırrı hâlinde göstermekse, “iyi, doğru ve güzel” için savaşmaksa, direnmekse, ben hiç değişmedim!.. (76)

Kendi çalışmalarım aksamasın diye en yakınlarımla bile ilgilenememenin derin vicdan azabı içindeyim... Benimki davaya adanmış bir hayat ve vaktim çok kıymetli... Böyle zamanlarda ne büyük işkence çekiyorum!.. (77)

Mürsel Karadayı, iş bulamadığı için intihar etmiş... Allah, bütün mazlumların intikamını almayı nasip etsin bize!.. (78)

Bağdat Caddesi’nde bir kapıcının oğlu olan Yusuf Ölmez’e tecavüz edip öldürdüler... Üzerimdeki umumi sıkıntı ve tiksinti hissi sanki budanmış gibi bir duygu içindeyim... (79)

«İnsan hep ilk aşkına döner!» ... Deşelim: Her insanın ölümsüzlükle ilgili bir yanı vardır... Ve her insan, şuurlu veya şuursuz, o yanı üzerinde iz sürer... Ölümsüzlük arzusu, bütün ihtiyaçların menşeinde bulunur ve insanın rahatsızlığı bu arzunun eseridir; varolmak arzusu, varolmak şevki, varolmak aşkı... Bu aşkın gayesi ise, şuurun tamlığa, bütünlüğe, eksiksizliğe ve kesiksizliğe ermektir... «İnsanın realitesi bir ıstıraptır!» ... Bunu yaşıyorum... «Çünkü o, varamadığı bir tamlıkla taciz edilmektedir!»... Bunun şuurundayım!.. (80)

Geceyarısı duyulan nabız sesi, bilinmelidir ki benimdir; çözülen ve çöken bir dünya, birleşen ve yenilenen dünya... Akış hızı yüksek bir nehirde, yer yer tersine akıntıların peydahlanması tabiîdir... (81)

Atıfta nakşî sırrı... Benim usul ve üslubum!.. (82)

Kendimi, hamle yapmak istedikçe dizginleniyormuşum gibi hissediyorum... İşte benim derdim de bu... İçi içini yiyen, pörsümeyen heyecan!.. (83)

Ben içtimai kavgam adına ayıya dayı da desem, zaman ayının ayılığını ortaya çıkarır... Halisler kalır, ayılar elenir!.. (84)

Ümitler ve ümitsizlikler; ikisi arasında salınan sarkaç durumum değil mi ki beni öğütüp, toz etti... (...)

Hissiz bir felç durumu yerine, elini makine çarklarına kaptırıp canhıraş çığlıklar ve acılar içinde de olsa yaşadığını duymak... Ama nerde gerçek meseleli insanın varoluş ıstırabı, nerde bunların o dertten anlamaz hissizlikleri... (85)

Bekliyorum, hiç kimsenin benim kadar beklemediği bir şafak vaktini!.. (86)

VE YALNIZ BEN... GÖZLERİM, SÖKMEYE YAKIN ŞAFAK AYDINLIĞINI SEYRE HAZIR, O OLAĞANÜSTÜLÜĞÜ BEKLİYORUM... OLAĞANÜSTÜLÜK?.. ÖMRÜMÜN BÜTÜN GİRİNTİ VE ÇIKINTILARINI KENDİSİNE MAHSUS BİLDİĞİM BÜYÜK ZUHUR... MUAZZAM BİR İSLÂMİ ZUHUR... BAŞIMA NE GELDİYSE, BU YÜZDEN!.. (87)

 

DİPNOTLAR:

* Tırnak içindeki başlıklar tarafımıza aittir.

* Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, yazılarında bazen kendisinden “Hafiye” ve “Âdem”; Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ten ise “Sevgili” diye bahsetmektedir.

* Giriş sayfası Yılmaz Serbest tarafından hazırlanmıştır.

1- Tilki Günlüğü –Ufuk İle Hafiye-, Salih MİRZABEYOĞLU, C: 1, S: 18-19, İBDA Yay. (C:1, S:44)

2- A.g.e., C: 1, S: 415

3- A.g.e., C: 1, S: 321

4- A.g.e., C: 5, S: 228

5- A.g.e., C: 5, S: 394

6- A.g.e., C: 3, S: 333-334-335

7- A.g.e., C: 6, S: 64

8- A.g.e., C: 4, S: 116-117-118 (C:1, S:485-486)

9- A.g.e., C: 4, S: 25-26

10- A.g.e., C: 1, S: 101

11- A.g.e., C: 1, S: 506

12- A.g.e., C: 4, S: 347-348-349-350-351 (Musa Bey’in hizmetkârı Hudeyda Sayılgan ile yapılmış mülâkat için bkz: A.g.e., C:6, S:150-151-152-153-154-155-156-157)

13- A.g.e., C: 1, S: 383

14- A.g.e., C: 2, S: 457-458-459

15- A.g.e., C: 6, S: 485 (C:2, S:184)

16- A.g.e., C: 3, S: 346

17- A.g.e., C: 1, S: 317

18- A.g.e., C: 3, S: 315-316-317-318

19- A.g.e., C: 1, S: 245

20- A.g.e., C: 3, S: 149

21- A.g.e., C: 4, S: 167-168-169-170-171-172-173

22- A.g.e., C: 4, S: 151

23- A.g.e., C: 1, S: 264-265

24- A.g.e., C: 6, S: 235

25- A.g.e., C: 1, S: 375

26- A.g.e., C: 1, S: 227

27- A.g.e., C: 5, S: 504

28- A.g.e., C: 1, S: 94

29- A.g.e., C: 3, S: 32

30- A.g.e., C: 2, S: 139-140-141-142

31- A.g.e., C: 3, S: 242

32- A.g.e., C: 5, S: 314-315-316-317

33- A.g.e., C: 1, S: 459-460

34- A.g.e., C: 1, S: 429-430

35- A.g.e., C: 3, S: 358-359-360-361

36- A.g.e., C: 2, S: 393-394

37- A.g.e., C: 4, S: 260-261

38- A.g.e., C: 4, S: 538-539-540

39- A.g.e., C: 1, S: 466-467

40- A.g.e., C: 2, S: 130-131-132-133-134

41- A.g.e., C: 1, S: 118-119

42- A.g.e., C: 1, S: 195-196

43- A.g.e., C: 2, S: 62

44- A.g.e., C: 2, S: 54-55-56

45- A.g.e., C: 1, S: 370-371

46- A.g.e., C: 1, S: 391

47- A.g.e., C: 3, S: 214

48- A.g.e., C: 1, S: 421-422-423

49- A.g.e., C: 2, S: 11-12 (“Her işimle ilgili...”= Üstad Necip Fazıl Kısakürek)

50- A.g.e., C: 3, S: 397

51- A.g.e., C: 4, S: 44

52- A.g.e., C: 5, S: 108 (27 Nisan 1989)

53- A.g.e., C: 3, S: 16 (C:3, S:235)

54- A.g.e., C: 3, S: 97

55- A.g.e., C: 3, S: 49

56- A.g.e., C: 2, S: 17

57- A.g.e., C: 1, S: 127-128

58- A.g.e., C: 1, S: 295-296

59- A.g.e., C: 1, S: 94

60- A.g.e., C: 1, S: 197

61- A.g.e., C: 3, S: 292

62- A.g.e., C: 3, S: 522

63- A.g.e., C: 3, S: 557 (C:346-347)

64- A.g.e., C: 3, S: 480

65- A.g.e., C: 4, S: 333-334

66- A.g.e., C: 2, S: 212

67- A.g.e., C: 6, S: 204

68- A.g.e., C: 3, S: 204

69- A.g.e., C: 3, S: 450-451-452-453-454

70- A.g.e., C: 1, S: 325-326-327-328

71- A.g.e., C: 4, S: 526-527-528-529-530-531-532

72- A.g.e., C: 4, S: 341 (Geniş bilgi için bkz: İşkence -Gözlem-, Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Yay.)

73- A.g.e., C: 6, S: 86-87

74- A.g.e., C: 1, S: 85-86

75- A.g.e., C: 2, S: 23

76- A.g.e., C: 3, S: 14-15

77- A.g.e., C: 2, S: 200

78- A.g.e., C: 2, S: 106

79- A.g.e., C: 3, S: 29

80- A.g.e., C: 1, S: 205

81- A.g.e., C: 1, S: 173

82- A.g.e., C: 1, S: 221

83- A.g.e., C: 2, S: 135

84- A.g.e., C: 1, S: 273

85- A.g.e., C: 1, S: 191-192

86- A.g.e., C: 2, S: 346

87- A.g.e., C: 1, S: 98

Last Updated on Tuesday, 06 April 2010 11:16
 

Our valuable member furkan has been with us since Monday, 29 December 2008.

Show Other Articles Of This Author

English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Create an account
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    We have 86 guests online