|
|

|
"Üstad'ı En İyi Anlayan Mirzabeyoğlu'dur" |
|
|
|
|
Written by furkan
|
|
Friday, 12 June 2009 19:03 |
Büyük Doğu'nun Samimi Evladı Muzaffer Doğan'la Konuştuk
FURKAN:İlk söz olarak… MUZAFFER DOĞAN: Üstad’ı Fatiha okuyarak analım… ADEME MAHKUM ETME TAVRI SONUÇ VERMEDİ VERMEZ F: Şuradan başlayalım. Son zamanlarda özellikle dillendirilmeye çalışılan bir şey var. Üstad ile Salih Mirzabeyoğlu arasındaki munasebet sonucu zuhur eden hadiseler var, kitaplarda yazılıp çiziliyor. Fakat birileri bundan hoşnut olmuyorlar , yokmuş gibi farzediyorlar, sizce bunun sebebi ne olabilir? MUZAFFER DOĞAN : Üstad 1940’lı yıllardan başlayarak vefatına kadar mücadele verdi. Esseyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni tanıdığı sene 1934. Üstad 1904 doğumlu olduğuna göre bir çok kitapta bir çok antolojide 1905 diye yazıyorlar ısrarla. Birilerinin ikaz etmelerine rağmen. Bizzat Üstad kendi hatıratında 1904’lü olduğunu ısrarla söylemesine rağmen, ısrarla 1905 doğumlu olduğunu söylüyorlar. Halbuki Üstad 1904 doğumludur, Efendi Hazretlerini tanıdığı sene 1934 olduğuna göre, 30 yıl. Bunu da bir noktalamasında şöyle dile getiriyor biliyorsunuz. “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum. Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.” 1934 de tanıyor Efenddi Hazretlerini ve hemen arkasından Örümcek Ağı’nın yayınlandığı yıllar. “Ben ve Ötesi”, “Kaldırımlar”. Daha sonra Tohum piyesi , Ağaç dergisi 17. Sayısında kapanıyor biliyorsunuz. Asıl Büyük Doğu mücadelesi 1944 de başlıyor. 40 yıl mücadele veriyor Üstad. Bu 40 yılda dönem dönem Büyük Doğu Fikir kulüpleri hatta bir ara Büyük Doğu Partisi kurulma arefesine gelinmiş. Ortalığın karışacağını bilen çevreler partiyi engellemişler. Üstad tabi dönem dönem, Büyük Doğu Fikir Mektebi, Edebiyat Mektebi olarak, bir çok insan yetiştirdi. 70’li yıllarda Salih Mirzabeyoğlu ile yakın temasta oldu Üstad. Raporlar çıkıyordu biliyorsunuz. Ben, Salih Mirzabeyoğlu’nu o Raporlarda tanıdım. O günlerde Raporlar, Gölge, Akıncı Güç çıkıyordu. Önce Gölge’de ve Akıncı Güç’de ismini tanıdığım Salih Mirzabeyoğlu ile, daha sonra yüz yüze Büyük Doğu da karşılaştık ve kısa bir süre selamlaştık, hal hatır sorduk. Fakat daha sonra kitapları peş peşe geldi. Üstadı 40 yıllık mücadele safhasında kanaatime göre en iyi anlayan, yorumlayan insan Salih Mirzabeyoğlu’dur. Bu münasebeti yok saymak ahmaklık olur. Zaten ortada olan bir şeyi inkar mümkün değil. F: Peki, sizin gibi bir çok insanın şahitliği olmasına rağmen. Her şeyden önce eserler de ortada. Bir şey söylemeye gerek kalmamasına rağmen, piyasada alttan alttan işlenmeye çalışılıyor. Hatta biraz daha ileri gidersek , Büyük Doğu yayınlarının başındaki insanlar bile, duyduğumuz kadarıyla, iftira etmiş olmayalım ama bunu dillendirmeye çalışıyorlar. Bunun sebebi ne olabilir? MUZAFFER DOĞAN: Büyük Doğudaki insanlarla geçmişte benim çok temasım oldu. Üstadın oğulları Mehmet Kısakürek, rahmetli Ömer Kısakürek, ve Osmanla. Benim görüştüğüm sıralarda Salih Mirzabeyoğlu ile ilgili herhangi bir menfi sözlerine şahit olmadım. Daha sonrada zaten ben Belediye Başkanlığı yaptım Bahçelievlerde . O sıralar, şimdi burada söz konusu etmeyeceğim sebepten dolayı münasebetimiz limonileşti. O gün bu gündür Büyük Doğu yayınlarını uzaktan takip ediyorum. Kendileriyle temasım yok. Böyle bir ifadeleri var mı bilmiyorum ama Cağaloğlu piyasasında Salih Mirzabeyoğlu ile Üstad’ın ilişkisi olmadığı yönünde ahmakça ifadelere rastlıyorum, gülüp geçiyorum. Üzerinde durmaya değmez. İBDA külliyatı ortada. Bu kitaplara doğrudan bakıldığı takdirde, Salih Mirzabeyoğlu’nun mağruf tabir ile K’nın Üstad ile münasebeti ortadadır. İnkar edenler kendilerini inkar etmiş olurlar. F. Bunu şunun için sorma gereği duydum. Tabi aslında eserler ortada olduğuna göre bu mevzuya girmek bile abesle iştigal ama, dergimize gelen maillerde bizden şöyle bir talepte bulunuluyor. İnsanlar bu münasebetin olduğuna dair bir şey anlatılmadığı için soru soruyorlarmış kendilerine, böyle bir şey yok nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz diye. MUZAFFER DOĞAN: Kime soruyorlarmış? F: Bize mail gönderenlere. Bu tür mailler aldığımız için demek ki bir yerlerde bu iş fazlasıyla kurcalanıyor gibi geldi bize. Onun için bu soruyu sorma gereği duydum. Yoksa ne sizin, ne bizim için böyle bir soru’nun mahiyeti çok önemli değil. MUZAFFER DOĞAN: Sağlığında Üstad ile Salih Mirzabeyoğlu ‘nun görüştüğüne biz şahidiz ve bir çok kişi şahit. 12 Eylül ihtilali öncesinde ilişkilerinin çok sıkı olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. Farzedelim ki Üstad’ın sağlığında hiç görüşmediler Üstad öldükten sonra!.. Üstad sıradan bir fikir adamı değil kİ; dünya çapında. Üç yüz, dört yüz yılda bir gelecek bir fikir adamı . Diyelim ki, sonradan Üstad’ın eserlerini okudu Salih Mirzabeyoğlu. Kendisi de dünya çapında bir fikir adamı. Diyelim ki böyle bir temas kurdu ve bu fikir örgüsünü bunun üzerine bina etti olamaz mı? Kaldı ki sağlığında beraberdiler. Sağlığında İBDA Külliyatından çıkan eserlerin bir kısmını da Üstad gördü, takdir etti. Takdir ettiğine dair el yazısı var, biz el yazısını biliyoruz Üstadın. Birileri uydurmuş olamaz. Dolayısıyla, bilindiği gibi tarihteki büyük filozoflardan Eflatun ile Sokrat arasında bir münasebet var. F: Üstad da onu misal veriyor; Biz Sokrat’a nisbetle Eflatun gibiyiz, diyor İBDA Mimarına. MUZAFFER DOĞAN: Dolayısıyla günümüzde iyi veya kötü niyetle bu münasebeti yok sayanlara baktığımızda, yine kendimizde aramalıyız eksiği diyorum. Demek ki biz anlatamamışız bu münasebeti . Bize gayret düşüyor. BAŞBAKAN ERDOĞAN İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’NÜ OKUDU MU? F: Salih Mirzabeyoğlu’nun şahsında Yaşayan Necip Fazıl, İBDA’nın bünyesinde Yürüyen Büyük Doğu ; bu bir bedahet. Türkiyede fikir silsilesi içinde fevkalade bir kopukluk mu var ki bu münasebet anlaşılmıyor. Yoksa bazı artniyetlilerinde teşebbüsleri var mı? MUZAFFER DOĞAN: Biliyorsunuz 1923 devrimlerinden sonra korkunç bir kuraklık baş gösterdi ve bu giderek derinlere işledi. Türkiye’de ciddi ve sağlıklı bir fikir ortamından bahsedilemez. Bir başıbozukluk var. Dolayısıyla bu başıbozukluk arasında bir hay huydur gidiyor. Zaten Türkiye’de ciddi anlamda okuma oranı düşük. İlk öğretiminden Üniversiteye 20 milyondan fazla öğrencisi var Türkiye’nin. Bu, Bulgaristan ve Yunanistan’ın genel nüfusundan daha fazla. 75 milyondan daha fazla nüfusu olan bir ülke. 1970’de Nevşehir lisesini bitirdim. Ben o yıllarda ciddi kitap okumaya başlamıştım. O günlerde aldığım kitaplara bakıyorum, dört bin beş bin kitap basılıyordu, o günün nüfusu 30 bin civarıydı. Şimdi iki katından fazla nüfusa sahip Türkiye ama, şimdi ciddi yayınevleri ciddi kitapları bin adet basıyor. Demek ki, Türkiye’de medya ve internet ağı yaygın. Ama ciddi okuma yok. Günübirlik , iki günde hazırlanan çerez kabilinden kitaplar çıkıyor. İşte onlardan da böyle bir ortam doğar. Tabi Üstadı okuyup anlamak her babayiğidin harcı değil. Ve bir o kadarda Salih Mirzabeyoğlu’nun külliyatını . Üstadı seven belki milyonlarca insan var. Bir çok şehirde Necip Fazıl kültür evleri var ama, onu hakikatiyle anlayan kaç kişi var. Acizane ifade etmiş olayım; ilk defa üstadımız adına kültür evi açmak bana nasip oldu. Sonra Türkiye’nin bir çok ilçesinde… F: Öncü siz oldunuz yani! MUZAFFER DOĞAN: Bir çok kültür evi biliyorum, Üstadın adını taşıyan cadde, sokak, mahalle o kadar çok. Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘ün eski Büyük Doğucu olduğu söyleniyor. Öylemidir değil midir ayrı vakıa, şimdi o konuya girmeyeceğim. Sayın Başbakan Erdoğan’ın da Büyük Doğucu olduğu söyleniyor. Hatta Üstadın şiirlerini ezbere okuduğunu ve kendi sesinden kaset doldurduğunu biliyoruz. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ve bir çok bakanın, işte Anayasa Başkanı’nın Büyük Doğucu olduğu söyleniyor. Bu kadar Büyük Doğucu var da İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü kaç kişi okudu. Benim, Tayyip Erdoğan’ın ciddi anlamda İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü okuduğundan şüphem var açıkçası. Bu röportajın çıkacağı Furkan dergisi kendilerinin eline ulaşır mı bilmiyorum. Özellikle sizden istirham ediyorum. Sayın Başbakan’ın İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü okumuşsa bile anladığından şüpheliyim. Furkan dergisini kendisine postalayın, kendisi bizi tanır, bizde onu tanır severiz. Eğer fırsatı olur da bu röportajı okursa ne der ne düşünür bilmiyorum ama, ben harbi olarak söylüyorum, bu olgun ve dolgun yaşında bu kitabı okuyup anlayacağını umarak kendisinden tekrar okumasını istirham ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanının okuduğunu biliyorum çünkü, Büyük Doğu Fikir Kulübü vardı Kayseride ve İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü ilk derli toplu hale sokan Kayseri Fikir Kulübüdür. Zannediyorum 69 yılında. Ama diyorum ki İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü , Üstad’ı sevenlerin içinde kaç kişi anlayarak okumuştur. Sakarya Türküsünü ezberlemek tamam; yedi-sekiz yaşında çocuklar çıkıyor televizyona okuyor papağan gibi; ezberletilmiş, belli ki babaları Büyük Doğucu. Fakat Sakarya’yı anlayabilselerdi İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü anlamış olurlardı. Bizde, eski Büyük Doğucuların çoğu bugün, burayı tırnak içinde yamanızı istiyorum, aşkla şevkle Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokmak için gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Bu nasıl bir Büyük Doğuculuk, nasıl gerçek Müslümanlıktır. Dolayısıyla Türkiye’de fikir ortamımız bu. İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün açılımını sağlayan -burayı özellikle böyle yazmanızı istiyorum- MÜEBBET MAHKUMUMUZ K. Salih Mirzabeyoğlu’nun, Üstad’ın eserlerinin açılımı sayabileceğimiz kitaplarını okumamız, okutmamız elzemdir günümüzde. Aydınlar, münevverler bu kitaplara eğilmelidirler. Türkiye’de kominizmi , marksizmi bir kurtuluş yolu zannediyorlardı. 90’lı yıllarla beraber kominizm bitti. Türkiye’deki eski tüfek koministler ve sosyalistler bile kominizmden sosyalizmden bahsetmiyor. Dünyayı felakete sürükleyen Amerikan kapitalizmi de bitiyor. Demokrasi ise insanlara hiçbir Doğu İBDA ile ortaya konulmuştur. Birileri hasetliğinden fesatlığından , zihni tembellikten, bir takım insanlarda Üstad ve Üstad’ın yoluna, Salih Mirzabeyoğlu ve Salih Mirzabeyoğlu’nun yoluna düşmanlıklarından bu kitaplara sırt çeviriyorlar. NET KONUŞMAK LAZIM ÜRKÜTÜCÜ GELİYOR F: Bir kısmına değindiniz ama, yine de soracağım, daha da açılsın diye. Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; bunlar eski Büyük Doğucular, belki hala da kendilerini öyle addediyorlar; bilemiyoruz. MUZAFFER DOĞAN: Hala Üstad’a olan muhabbetlerini biliyoruz biz kendilerinin. F: Bir çok kimse gibi Üstad’ı görmüş insanlardan biri de sizsiniz. Ve bir çok şeye şahit oldunuz. Aynı noktadan çıkış yapılmış olmasına rağmen sizin bazı insanlar gibi Salih Mirzabeyoğlu’na bırakın kıskançlık tavrı içinde bakmayı, tam tersi ne kadar hoşnutlukla baktığınızı görüyoruz… MUZAFFER DOĞAN: Benim nazarımda, net bir şekilde söylüyorum; Salih Mirzabeyoğlu bir kahramandır. Hakikaten böyle çileli bir insanı yok saymak da, böyle büyük bir manaya ihanettir. F: Tam bu noktada şunu sormak istiyorum. Salih Mirzabeyoğlu’na, menfi tavırlar içinde bakanların asıl duyguları sizce nedir. Mesela Başbakan ve Cumhurbaşkanının Büyük Doğucu olmalarına rağmen, Üstad’ın Salih Mirzabeyoğlu’nu nasıl takdir makamına yükselttiğini bilmiş olmalarına rağmen hiç dönüp bakmamaları, yokmuş gibi davranmalarının sebebi nedir sizce? MUZAFFER DOĞAN: Genel olarak söylüyorum. Resmi makam işgal edenlerin bu tavırları arkasında şunun yattığını düşünüyorum; Üstad’ın ve ona bağlı olarak Salih Mirzabeyoğlu’nun adının korkutucu gelmesi… Net konuşmak lazım ürkütücü geliyor. Ben Salih Mirzabeyoğlu gibi soylu bir kafaya çileli bir mütefekkire , haksız yere müebbet hapse mahkum edilen birine onların bigane kalacağını düşünmek istemiyorum; kalmamalılar. Fakat işler farklı yürüyor, mesela birkaç sene önce Taksim Kültür Evi’nde Üstad’ın 100. Anma günü yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Dışişleri Bakanı idi. Başbakan geldi, o zaman Kültür Bakanı Erkan Mumcu vardı. Kültür Bakanlığı da çok ciddi güzel bir kitap çıkarmıştı, bu kitabın tanıtımı oldu. Başbakan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Erkan Mumcu Kültür Bakanı olarak konuşma yaptı ve Üstad’ı anma gününde ister istemez Nazım Hikmet’ten de bahsedildi. F: Bunun sebebi nedir? M: Sanki Nazım Hikmet’ten bahsedilince Üstad arada meşrulaşacakmış gibi; böyle bir çekingenlik. Üstad sistemle 40 yıl kavga etmiş bir adam. Üstad tek kelime ile pazarlıksız Müslüman. Eserlerinde anlatıyor; kendisine ya Büyük Doğuyu terk et ya da Üniversitede hocalığı, diye bir ihtarname geliyor Milli Eğitim Bakanlığı imzası ile. Üstad’da ne diyor biliyorsunuz. Elli kişilik üniversite anfi’sindense vatan çapında hocalığa dönüyorum, diyor. Dünya çapında destanlık bir mücadele bu. Ben Bahçelievler Belediye Başkanı olduğum 92-94 yılları arasında Bahçelievlerde bir kültür merkezine Üstadımızın adını koyduğumuzda Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan aynen şunları dedi. Bu adam eski MHP’li bu adamın üstüne neden bu kadar düşüyorsun. Sonra kendisi Büyük Şehir Belediye Başkanı oldu. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Üstad ile ilgili bir gün düzenledi. Bende davet edildim. Tayyip Bey ile yan yana oturduk. Aynen kendisine şöyle dedim; Tayyip Bey, Üstad MHP’li idi siz Büyük Şehir Başkanı olarak burada gün düzenliyorsunuz, bu çelişkiyi anlayamadım. Aynen şöyle dedi; ya oraları karıştırma. Bu röportajı okursa hatırlayacaktır. İki üç dönem Bağcılar Belediye Başkanlığı yapan Feyzullah Kıyıklık da aynısını dedi. Ya Necip Fazıl da ne buluyorsun, üstüne niye bu kadar düşüyorsun, dedi bana. Anlaşılıyor ki bunlar Üstadı okumamış. Ben onlara dedim ki, Üstad geçmişte Milli Selamet Partili olmadı hiç. MHP’nin mitinglerine çıktı ama hiç MHP’li olmadı. Üstad zaten, ‘Geldi gerçek parti, partiyi batırdı dibe’, diyor. Üstad gibi bir insan partilerin dar sınırlarına sığacak bir insan mıdır , dedim. Tabii iyi niyetli olanların bir kısmı da Üstad’ın isminden korkuyorlar. Üstad’ı seviyorum demek yürek ister. Üstad’ı seviyorum dediğiniz andan itibaren bir çok kapı size kapanıyor. Millet Vekilliği kapısı kapanabilir, Belediye Başkanlığı kapısı kapanabilir. Üstad antidemokrat, antikemalist bir adam. Kemalizmle Türkiye’de ilk ciddi ve tutarlı hesaplaşmanın Üstad’dan başka ekolünü bilmiyorum. Said-i Nursi’den belki bahsedilebilir ama o avami planda ve çok farklı onun mücadelesi. Entelektüel çapta ve sistem teklif ederek; İslam’ı İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ ile bir hayat tarzı olarak sunarak… Doğu değil Büyük Doğu diyerek Batı’nın karşısına dikiliyor. İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ dünyada belki de sistem teklif eden tek kitap. Birilerine çok abartılı gelebilir bu, okuyunca görürler. Okusunlar bizi çağırsınlar biz kendileriyle tartışalım konuşalım. Bir grup Üstad’ın isminin duyulmasıyla kapıların kapanacağından korkuyor. Bir kısım da haset edenler. Üstad’ın büyüklüğünü hayli bilen var ama değişik yerlerden gıdalanmışlardır, bu gayet tabiidir. Bağlı oldukları yerler olabilir, bir tarikat büyüğü ki, tarikat büyüğünün böyle bir şeyi olmaz çünkü tarzı o değil. Ben çok haset eden bilirim, burada isimlerine girsem şaşarsınız, gerek yok. Okuyucunun idrakine bırakıyorum bu kıyaslamaları. Bir de düşmanları var. Ben marksizmin düşmanıyım kemalizmin düşmanıyım ama NUTUK’u on kere okudum. Mustafa Kemal’in ve kemalizmin düşmanıyım, bunu aynen böyle yazabilirsiniz. Ama bir kemalistten daha iyi biliyorum kemalizmi. NUTUK’u hem Osmanlıcasından hem Latinize edilmiş şeklinden okudum. Bir çok bölümlerinin de çıkarıldığını gördüm. Şimdi bunu niye söylüyorum, biz kemalizmi sevmediğimiz ve onu bir dünya görüşü olarak görmediğimiz halde, bunu tırnak içinde söylüyorum, adeta onların Kur’an’ı olan bu kitabı bir çok kemalist okumamıştır. Ben okudum. Kemalistler İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü okumamışlardır. Üstad mealen; bir fikre ve fikrin öncüsüne düşman olabilirsiniz ama ben Marks’ı okudum, Engels’i okudum, Lenin’i okudum, Batı’da bir çok felsefecinin mübdilerini okudum. Ben Batıya karşı çıkıyorsam onların önde gelen fikir adamlarını bilmem lazım, diyor. Fikir haysiyeti bunu gerektiriyor. Ben de diyorum ki İslam görüşüne , Üstad’a ve onun en iyi yorumcusu Salih Mirzabeyoğlu’na karşı çıkanlar, Üstad’ın ve Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplarını iyi okumalılar; muhalefet edebilmeleri için. TESTİNİN İÇİNDE NE VAR? F: Tam yeri geldi yine sorayım. Şu an ki hükümetin bakanlarından birisi Furkan dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadettin Ustaosmanoğlu’na selam gönderiyor, bir ihtiyaçları var mı, diye soruyor. MUZAFFER DOĞAN: Sağolsun. F: Biz de dedik ki kendilerine; bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Fakat şu anda cezaevinde kendisine Zihin Kontrolü tatbik edilen Büyük Doğu İBDA’nın mimarı Salih Mirzabeyoğlu var. Eğer bir iyilik yapmak istiyorlarsa ellerinden geleni yapsınlar. Hiçbir sonuç doğmadı tabi. Sormak istediğim şu; ellerinde mevcut olan bir takım imkanları sağcısı, solcusu , milliyetçisi her zaman kullanır. İktidarın böyle bir nimeti var. Bunlar Üstad’ı açıktan methedemezler makam mevki itibarıyla . Salih Mirzabeyoğlu’nu hiç edemezler, o ayrı bir cesaret işi, fakat ellerinde imkan var ve hukuki olarak müdahale etme görevleri de var. Çünkü bir iddia var. Kendisine zihin kontrolü yapıldığına dair. MUZAFFER DOĞAN: Zulüm tatbik ediyorlar. F: En azından; yahu nedir burada söylenenler diye hukuken de müdahale edebilirler. Fakat hiçbir şey yapmıyorlar. Bu kavle göre bu insanlar samimi mi değiller veya kalben düşmanlıkları uç noktaya gitmiş de dışarıya mı hissettirmiyorlar. Niye böyle yapıyorlar biz anlayamıyoruz tabii ki. Bunu siz neye yoruyorsunuz? MUZAFFER DOĞAN: Görüşüp konuşma imkanımız yok. Samimi olup olmadıklarını sadece Allah bilir. Bir testinin içinde ne varsa dışına o sızar, diye bilinen bir gerçek var. Temin ifade ettiğimiz gibi, Salih Mirzabeyoğlu’na bir zulüm tatbik ediliyor. Bundan ıstırap duyan yüz binler var. Salih Mirzabeyoğlu sıradan bir insan değil, yüz binlerce bağlısı var. Şimdilik ellerinden bir şey gelmiyor. Uzaktan gönülden dua ediliyor. Sona erdirilmesi gereken bir ıstırap var. Bu da dediğimiz gibi hükümete düşer. Adalet Bakanlığına düşer. Salih Mirzabeyoğlu hangi büyük cürmü işlemiş, bunu kamuoyu bilmeli. Eğer gerçekten suç işlemişse Salih Mirzabeyoğlu, bu bilinmeli. Bundan dolayı bu cezayı hak etti denmeli. Bi gayri hakkın içeride tutuluyor. 28 Şubat sürecindeki mahkemelerin durumu belli. Derhal bu zulme son verilmesi lazım. Türkiye’yi Avrupa Birliğine aşkla şevkle sokmak için çabalayan insanlar, hiç olmazsa Avrupa ülkelerindeki düşünce özgürlüğüne bir nazar etmeliler. Bir fikir adamı orada müebbet hapse mahkum edilmiş midir? F: Mümkün değil. MUZAFFER DOĞAN: Dolayısıyla bunun üzerinde durmalı hükümet. Bu insan Müslüman bir insan, İslami hayat tarzı teklif ediyor. Tehdit değil, teklif ediyor. Salih Mirzabeyoğlu’nu hapiste tuttuklarında Türkiye’nin hangi problemi çözülüyor. Salih Mirzabeyoğlu’nu salıverseler Türkiye ne zarar görecek. Bence Türkiye’nin düşünce dünyasına katkıda bulunmuş olacaklar. Mesela Sarp Kuray sol hükümet olsaydı müebbet hapisle cezalandırılmazdı gibi geliyor bana. Veya daha önce cezalandırılmış olsaydı ve sol bir hükümet gelseydi Sarp Kuray’ı bir yolunu bulup çıkarırlardı. Benim aklıma Nazım Hikmet geliyor. Nazım Hikmet 1950 Demokrat Parti iktidarından önce Cumhuriyet Halk Partisi tek parti döneminde bir çok kere cezalandırılmış. Uzun yıllar mahkum edilmiş. Demokrat Partide de o dönemden kalan cezalarını yatarken o günün yazar çizer takımı Mehmet Emin Yalman’ında öncülüğüyle Nazım Hikmet’e özgürlük diye bir kampanya başlattılar. Biz çocuktuk tabi ki, sonraki araştırmalarımız bunu gösteriyor. Daha sonra Cumhurbaşkanı olacakken dövülüp İsviçre’ye kovulan Ali Fuat Başgil hoca bile Nazım Hikmet’in hapisten çıkarılması için imza verebiliyor. Aradan 50 yıl geçmiş, Türkiye daha özgür olması gerekirken, fikrinden dolayı insanlar müebbet mahkum edilebiliyor. Türkiye’deki fikir namusuna sahip olanların da artık meydanlara çıkması lazım. Bu ülkede en çok zulmü Müslümanlar görüyor. Çıkıp haysiyetli bir şekilde bunun davasını gütmeliyiz. Salih Mirzabeyoğlu’na özgürlük bayrağını açmalıyız, diyorum ben. Efendice, haysiyetlice, müdellel bir şekilde. Sadece Müslümanların bu işi yapması gerekmiyor. Fikir haysiyeti taşıyan, hatta İslam’a inanmayan kimselerin de bu kampanyaya katılması sağlanabilmeli. F: Biz Furkan dergisi olarak Cumhurbaşkanına bir mektup yolladık. Dergimizde de yayınladık. Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan işkencenin muhtevasına dair meseleyi anlattık. Oradan da hiç ses çıkmadı. Şimdi, bir Büyük Doğucu, yürüyen Büyük Doğu olarak kaim kaldığı için, fikir adamı haysiyetiyle dik durduğu için cezaevine atılıyor. Dönem arkadaşı Cumhurbaşkanı oluyor. Burada ellerinden bir şey gelir mi gelmez mi diye sormayacağım çünkü devletin başındalar. Buna rağmen en ufak değişiklik yok hadisenin muhtevasında. MUZAFFER DOĞAN: Korkuyu üzerimizden atmalıyız. Bana göre bir korkudur bu. Tabulara dokunmalıyız. Kimse yirmi birinci yüz yılda tabuları sevmeye zorlanamaz. Dümdüz söyleyeyim; Mustafa Kemal’i sevmediği ve kemalizmi sevmediği için suçlandırılamaz. Artık Türkiye Büyük Doğucu bir insanın Cumhurbaşkanı olduğu bir dönem yaşıyor. Son beş yüz yılın yetiştirdiği büyük fikir adamı Necip Fazıl Kısakürek’in ruhunu muazzeb etmek istemiyorlarsa, onun takipçisi Salih Mirzabeyoğlu’nun kangrenleşmiş bu meselesine el atmaları gerekir. Kimseden korkmasınlar arkalarında koca bir Türkiye var. Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamları kalıcı değil, onlar bunu en az bizim kadar iyi bilirler. Sayın Abdullah Gül’ü ve Sayın Erdoğan’ı yakından bilen biriyim. Ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahini, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçeği… M. Ali Şahin’in Gölge Dergisi, Akıncı Güç dergisi okuduğunu biliyoruz. Kimliklerini neden saklıyorlar. Ben Belediye Başkanı olduğum sırada, o zaman bu kadar güçlü de değildik. İktidarda başka dünya görüşlerinin mensupları da vardı. Kimseyle durup dururken kavga etme niyetiyle değil , gayet dostça inandığımızı efendice söylüyorduk. Kimse de bize bir şey yapmadı. Ben Cumhurbaşkanı olsaydım ilk işlerimden biri olarak görürdüm bunu. Bu ülkede Sayın Abdullah Gül’den önce yedi seneyi geçmiş bir şekilde Cumhurbaşkanlığı yaptı Sayın A. Necdet Sezer. Dağda Türk askerine kurşun sıkan adamları, bir çok insanları katletmiş kişileri patır patır affetti değil mi. Kim ne dedi A. Necdet Sezer’e? AHMET NECDET SEZER KADAR CESUR OLMAK F: Yapılabiliyor demek ki. Peki şöyle bir şey olabilir mi. Başbakan iktidar olduk ama muktedir olamadık, dedi. Bu sebepten yapamıyor olabilirler mi? MUZAFFER DOĞAN: Kur’anda iktidardan da bahsedilir muktedirlikten de. Allah-u Teala insanlara hem iktidar veriyor hem muktedir kılıyor. Öyle bir makama getirmişse Allah onları, o makam onları zaten muktedir olmaya mecbur ediyor. F: Peki bu sözü niye söylemiş olabilir? MUZAFFER DOĞAN: Tevfik Fikret’in Kelime-i Tevhid ile başlayan şiirler yazarken Mehmet Akif ile kavgalarını hatırlarsınız. Fikrim Tebdil-i Tebaiyyet ediyor, dedi. Ve ciddi bir değişim geçirdi. Bu insanlara bu gözle mi bakmak lazım. Bu gözle bakmak insafsızca olur diyorum. Başbakan’ın da, Cumhurbaşkanı’nın da hanımlarının başları kapalı. Halbuki başörtülü insanlar üniversitelere giremiyor ama bu iki insan orada oturuyor, bu tezadı nasıl izah edecekler. Hanımlarının başını örtmesi şahsi meseleleridir saygı duyuyoruz, ama koca bir camianın kangrenleşmiş meselesine de bir neşter atmalılar. Cesaret gerekiyor. İktidar sahiplerinin muktedir olmasını bekliyoruz. F: A. Necdet Sezer kadar cesur olsunlar diyorsunuz. MUZAFFER DOĞAN: Ondan daha cesur olmaları gerekiyor. Üç yüze yakın mahkumu yetkisini kullanarak bıraktı. Hatta biz Sarp Kuray’ı da çıkartmalarını istiyoruz. Ona da zulmediliyor. Hatta Cemalettin Kaplan’ın oğlu Metin Kaplan’a da aynı şekilde muamele ediliyor. F: O zaman şöyle noktalayalım. Cumhurbaşkanı , Başbakan ve Bakanlar bu meseleyi bir kez daha düşünmeliler. MUZAFFER DOĞAN: Temin iktidar ve muktedir olmaktan bahsettiniz ya. Bunlar eğer bunu başaramazlarsa, ‘mahkeme kadıya mülk değil’ diye meşhur bir söz var biliyorsunuz. Bir nesil geliyor, zaman akıp gidiyor. İktidar kimseye baki değil. Üstad; “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es” diyordu, ta 1940’lı yılların başında. Şimdi bir çok gedik açıldı. O gediklerden birileri girdi Cumhurbaşkanı oldu Başbakan oldu, Bakan oldu. Ülkenin yönetimini ele geçirdiler. O koltuklarda oturmak marifet değil. Üstad Türkiye’yi yüzlerce kere taradı Beklenen ve Özlenen Nesil diye konferanslar verdi, geceli gündüzlü. İki üç saat uyuduğunu Sayın Abdullah Gül iyi bilir. Çok yakınındaydı, çayını taşıdığını biz biliyoruz. Cumhurbaşkanı olacağı sıralarda Üstad’ın çaycısı diye karikatür çizildi. Aleyhte bazı yazarlar bunu dile getirdiler. Üstad gibi bir insanın tırnak içinde, çaycısı olmak bir şereftir. Ben de keşke öyle bir şerefe nail olabilseydim. Abdullah Gül kadar değil ama, Üstad’ın yanında ben de bulundum, ona hürmet ve hizmet etmeye çalıştım. Ama şunu biliyorum; Üstad’ı hiç görmemişte olabiliriz. Görmek ayrı bir nimettir ama, görememekte neticede takdir. Şunu biliyoruz ki; Üstad özlenen neslin bir takım vasıflarından bahsederdi. Mesela Büyük Zuhur diye bir yazı, Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkardığı Akıncı Güç dergisinde iktibas edildi. Bu yazı şöyle bitiyor. Vasıflarını saydığı gençler için diyor ki; GELİYORLAR… Evet o nesil geliyor. Eğer Abdullah Gül’den beklediğimizi göremezsek. Üst derecedeki Bakanlardan beklediğini göremezse bu millet… Yarın bu milletin içinden herhalde CHP değil şimdiki iktidardan daha muktedir iktidar sahibi kişiler gelir. Geleceğini umut ediyoruz. Onların vasıflarını şöyle çiziyordu Üstad; gözleri kara, alınları fikir çizgili, kalpleri ceylan, iradeleri çelik, imanları volkan, irfanları tarla, idrakleri bıçak, edaları şiir, diyalektikleri ipekten örgü; geliyorlar… Geleceğiz geliyoruz. Biz geliriz bizden sonrakiler gelir. Resulüllah çıktı, Mekkeli müşrikler olmadık zulümlere başvurdular, o büyük akımı durduramadılar. Hazret-i Ömer Efendimiz geldi, Hazret-i Ebu Bekir’den sonra. Hazret-i Ali efendimiz, Hazret-i Osman efendimiz, Ebu Zerr Gıfari Hazretleri; o sahabi ordusu geldi. Sonra İslam dalga dalga tüm dünyayı sardı. Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı vs. Yeni bir büyük zuhur gelecek; inanıyoruz. İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün bir yerinde tamda bu konu ile alakalı bir kısım size nakletmek istiyorum. Ümitsizliğimiz diye bir yazı… İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün sonlarına doğru iki yazı var peş peşe. Biri Ümidimiz sonrada Ümitsizliğimiz. Bildiğiniz gibi Müslüman tavrı beyn-el havf ve reca, korku ile ümit arasında olmak. İşte Üstad bu iki yazıda buna temas ediyor ve bir yerinde diyor ki; Müslüman ruhunun son haddiyle ümitsiz ve ümitliyiz. Her şeye rağmen tepesinde yapayalnız kaldığımız dağdan memlekete baktıkça ümitsiz, başımızı dipsiz maviliklere çevirip ilahi hikmetlere göz attıkça da ümitli. Ümidimizi de böylece bildiriyoruz, diyor Üstad. Demek ki memleket manzarasına bakıldığında bir zamanlar Büyük Doğu’dan gıdalandıklarını bildiğimiz insanların ataletine baktıkça biraz ümitsizliğe kapılıyor olsak da ümitliyiz. Kelimenin tam manasıyla ümitliyiz. Rabbimize sığınıyoruz ve Rabbim o güzel günleri bize gösterecek. Şimdi.. ümidimiz ve ümitsizliğimiz deyince, Üstad’ın Çerçeveler’de bir Yol yazısı vardır… Çok eskiden, 1940’larda yazılmış bir yazı. Onun bir yerinde Üstad diyor ki; “Yirminci asrın yol ortasında insanoğlu… (Biz yirmi birinci yüz yıldayız dikkat ederseniz)batılla batıl arasında kaç nokta varsa hepsine birden bilet kesen, hepsine birden tren kaldıran cehennemi bir yol şebekesinin merkez istasyonundadır. Belki de yalnız Hakk’a giden hattır ki, işlememekte, üzerinde yorgun öküz arabaları dinlenmekte” Şimdi yirmi birinci yüzyılın 2009 yılının Nisan ayının yirminci günündeyiz. Şimdi de dünyayı böyle farz edebiliriz. Yani, batılla batıl arası kaç nokta varsa hepsine birden bilet kesen, hepsine birden tren kaldıran , cehennemi bir yol şebekesinin merkez istasyonundayız. Belki de yalnız Hakk’a giden hattır ki, işlememekte, üzerinde yorgun öküz arabaları dinlenmekte. Bu öküz arabaları ne zaman hattan kalkacak da bu yorgunluğu bu ataleti üzerimizden atacağız. Ne zaman küheylan olacağız. Ne zaman o büyük zuhur yazısındaki gibi; imanları volkan, irfanları tarla diye ifade ettiği noktaya geleceğiz. İşte o zaman bu düğüm çözülecek! F: Birilerine duyurulur diyorsunuz. MUZAFFER DOĞAN. Birilerine ithaf olunur. F: Teşekkür ederiz. |
|
Last Updated on Friday, 12 June 2009 20:13 |
Our valuable member furkan has been with us since Monday, 29 December 2008.
Show Other Articles Of This Author
|
Üstad Diyor ki:
Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168
-
Kimler Sitede
We have 17 guests and 1 member online
|