İSMAİLAĞA'DAN TEPKİ
12.10.2006 tarihli Akşam Gazetesi’nde yayınlanan mülakatın tam metni.
─İsmailağa cemaati yaklaşık kaç kişidir, hayata bakış açıları nedir? Kendini ifade ediş şekilleri nasıldır.
Yaklaşık 5 ile 10 milyon arasında bir sayı telaffuz edilebilir, gerçek rakamı bilmek mümkün değil tabiî... Cemaatin kendini ifade ediş şekli Tasavvufa nisbetledir. Tasavvuf da Bâtın nisbetiyle alâkalı olduğundan, bu nisbet bilinmeden bu konuda söylenecek şeyler biraz havada kalır diye düşünüyorum. Zaten meselede burada başlıyor, hadiseleri tamamen satıhta görmek ve göstermek isteyenler biraz da art niyetli iseler meseleyi istedikleri şekilde istedikleri yere çekebiliyorlar. Meselenin bir de başka boyutu var, şöyle ifade edeyim; muhatab olarak Müslümanların karşısına, bir muhalifler var bir de kuduz İslâm düşmanları, bir de bu ikisi arasında tesirlenenler. Şimdi şöyle diyebiliriz, muhaliflerle konuşulabilir. Ama kuduzlar asla! Şu an ortalığa dökülmüş olan hadiselere bakıyoruz, işte market meselesiydi, deniz sefalarıydı, villalardı vesaire. Peki bunlar yokken İsmailağa cemaatine saldırılmıyordu, İslâm’a saldırılmıyordu? Mesele daha derinlerde araştırılmalı. Haksızlık etmemek adına şunu da söylemeliyiz, İsmailağa cemaatine bağlı biri veya birileri hata yapmaz mı, günah işlemez mi; tabiî ki yapar, mesele, hata varsa bunun üzerine hangi niyetle gidildiğindedir. Ve de entelektüel bir birikim gerektiren Tasavvufa nisbetle bu hataların ne ifade ettiğine iyi bakmaktır, tahlilci yaklaşmaktır. Yoksa çevirirsin iki sarıklı cübbeliyi bir iki tuzak soru, işte sana Tasavvufun keyfiyeti diye yutturursun. Genelde de bu olmuştur, böyle olmuştur.
─Muzaffer Ergin ve İlker Akmaner’in Mahmut Hoca’nın makamına göz dikmek ve onun adını kullanarak cemaati dolandırmakla suçladığı Metin Balkanlıoğlu kimdir?
─Metin Hoca’yı iyi tanırım, iyi eğitimli bir Hoca’dır. Efendi Hazretleri’nin adını kullanarak birşeyler yapmak hele de makamına göz dikmek Metin Hoca için düşünülecek en son şeydir. Zaten, bu makama göz dikmek falan gibi meseleler tamamen Tasavvufa vukûfiyetsizlikten kaynaklanmaktadır, bu iki arkadaş da zannediyorum hadisenin kühnüne vâkıf olmamaktan kaynaklanan bir hata içindeler. Peki şunu söyleyemez miyiz; Metin Hoca, Efendi Hazretleri adına olmasa da kendi adına böyle bir hataya düşmüş müdür? Her insan gibi oda hataya düşmüş olabilir, ama zaten kendine olan güveninden; bu iddiacılarla mahkemelerde hesaplaşacağım diyor. Burada çirkin olan, bütün bu işlerin cemaate nisbet içinde olduğu iddiasında bulunmak, bunu da biraz önce söyledim, muhalifler değil kuduzlar kaşıyor.
─Daha önceki iki cinayet vakasıyla ilgisi olduğu söylenen Cübbeli Ahmet Hoca hakkında basında çıkan haberleri gördüğünüzde ne hissettiniz?
─Açık konuşmak gerekirse bu tür bir meselede basının isabetli davranabilmesi mümkün değil, bu sebeple zaten uydurma haberlerle meseleyi köpürtüp göz boyamaya meylediyorlar. Duyduğum haberlerin mahiyetini bildiğimden zerre kadar itibar etmedim. Hele Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu cinayetlerle ilgili olduğu haberleri çok komik düşüyor.
─Genel olarak İsmailağa’nın bu habere bakışı nasıl ve cemaat içinde bir iktidar kavgası var mı?
─Haberden kasdınız Hürriyette çıkan resimler herhâlde. Şimdi eğri oturup doğru konuşmak lâzım; toplumun önünde görünen bir insan kendine dikkat etmeli. Evinize televizyon sokmayın deyip de kendi televizyon almamalı, çocuklarınızı okula göndermeyin deyip de, kendi çocuğunu ne idüğü belirsiz kolejlere göndermemeli vesaire... Ama burada önemli olan yapılan hata değil, hatalar üzerinden yola çıkarak insanları kendi dünya görüşlerinin tahakkümü altına almak isteyenlerin vahşi tutumları. Meselâ, Cübbeli Ahmet Hoca’nın deniz görüntüleri falan bu insanların dünya görüşlerine uygun değil mi ve de bunlar hep aydın hoca(!) istemezler mi? Kendilerine uygun bu görüntüler üzerinden servis yaparlar, bu tür şeyler bulamazlarsa bunlar, yobaz gerici şeklinde aşağılamaya çalışırlar. Şimdi sormak lâzım, hangisi daha ahlâksız?
Cemaat içinde iktidar kavgasına gelince, bunu anlayabilmeni yolu Tasavvufun mahiyetini anlamaktan geçer, Zahiri sebepler bu tür konularda etken değildir, kısaca mesele şundan ibarettir; “Din edeptir, edep had’lere riayettir” hadde riayetin ne mânâya geldiğine girersek de mesele uzar.
─İki cinayetin de camide işlenmesinde ve Mamut Hoca’nın sevdiği kişilerin de öldürülmesinin de özel bir mesaj niteliği var mıydı?
─ Tabiî ki var! Olayın bir bütün olarak ele aldığınızda hadisenin ne Hızır Hocanın şahsıyla ne de Bayram Hoca’nın şahsıyla alâkalı olmadığını görürsünüz. İki Hocayı da sabah namazına camiye giderken risksiz şekilde öldürmek mümkünken neden en yüksek riski göze alarak öldürdüler. Yoksa katiller mazoşist miydiler? Bu soruların arkasında sorular var. Kısa yoldan söylersek mesele, İslâmın hissedilir ayak sesleriyle ilgili. Bu sebeple meseleyi cemaatin bünyesinde kucaklamak yerine Vatikan’da, Patrikhane’de aramak daha mantıklı. Onun da ötesinde hakkımızda hiçbir zaman iyi düşünmemiş Batı’da aranmalı. İşte ülkenin hâli. İMF’ye mahkum bir sistem üzerinde Müslüman halkla ilgili hangi tezgah kurulamaz ki? Kuruluyor da. İnsanlar manipüle edilerek inandırılıyorlar da.
Bu tezgahlar devam edecek. Açık söyleyelim biz şimdi üçüncü cinayeti bekliyoruz. Şunu da söyleyelim, Hak’dan gelen düğün bayram. Her müslüman tabiî olarak şehitliği arzu etmeli; bu arzu içimizde. Problem yok. Şunu da not edebiliriz, beklediğimiz cinayet öyle uzun zaman beklenecek cinsten değil, istihbari bilgiler bunu işaret ediyor, bugünde olabilir yarın da...
─Bu kişilerin öldürülmesi birileri tarafından Mahmut Hoca’nın yerine geçecekleri kuşkusuyla mı yapıldı?
─Hayır. Tasavvufu bilenler, böyle birilerinin öldürülmesiyle birinin önünün açıldığı şeklinde düşünmezler. Bu iş gönül işidir ve “Bâtın Nisbeti”yle alâkalıdır. Üzerine basa basa söylüyorum “Bâtın Nisbeti”nden anlamayanların bu meselelere bakışı son derece satıhtandır. Şunu öldürelim de, falancı gelsin diye bir şey olmaz, bu iş irşad makamında olanın bile inhisarında değildir.
Tasavvufu bilmeyenlerin bu niyetle öldürme ameliyesine girişmeleri de sadece ahmaklıklarının ifadesidir.
─İsmailağa Cemaatinin ekonomik olarak 200 milyon dolara sahip olduğu söyleniyor varsa bu gücün kaynağı ne?
─Öncelikle kim söylüyorsa isbata davet edilmeli. Meselâ bunu söyleyen için ben de nesebi gayri sahihtir diyorum, bunun isbatı bana düşmez mi?.. Daha çok cemaate mensup insanların içinde bulunan zengin kişilerin şahsi servetleri sebebiyle söyleniyor bütün bunlar.
─Cübbeli Hoca’nın Jet-ski, Malta tatili ve bayanlarla havuz sefaları, buna mukabil Mahmut Efendi’nin namahrem kişilerle konuşulmasının kesinlikle haram olduğunu söylemesine rağmen takındığı tavrı nasıl değerlendiriyordunuz?
─Bir dünya görüşüne mensup olan insan o dünya görüşünün ölçülerini zedeleyen işlerden uzak durmalı. Toplumun önünde duran insanlar daha fedakar olmalı, toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında daha gayretli olmak şartken tabiî ki Malta’larda bilmem nerelerde sefa sürmenin de bir mantığı yok. İşin daha da ilginç olanı, bu tür meseleler ortaya çıktığında Ahmet Hoca’nın mahkum bir tavırla savunma psikolojisine girmesi. Çıkıp konuşacaksın; kardeşim sana ne, ben villada alırım, Jet-skiye de binerim, seni ilgilendiren ne diyeceksin. Kaldı ki, kendisine saldıranların bütün hayatları bu işlerle meşgul olmaktan ibaret.
─Şu an sizin ve cemaatinizin psikolojisi nedir?
─Cemaat bu işin, yani Bayram Hoca cinayetinin derinlerden geldiğine inanıyor. Bu çetelerin bu tür işlere yine tevessül edeceği ihtimali üzerinde duruyor. Ama, zaten günlük telaşesinden baş kaldıramayan ortalama Türk halkının temsil ettiği cemaat bu işlere derinlemesine girme fırsatına sahip değil. Herkes kendi ibadetinde, zikrinde, duâsında berdevam. Müslüman, tedbirin takdiri bozmayacağını bilir, tabiî olarak tedbirinizi alırsınız ama takdir Allah’ındır, bu cemaatinde Allah’a güveni sonsuzdur. Benim psikolojime gelince bunca keyfiyete mâlik bir cemaat içinde benim psikolojimin ne önemi var ki. Herkes gibi ben de Allah’a kul olma gayreti içindeyim. Ama şu İspanyol ata sözünü de belirtmek isterim: “Allah pervasızdan yanadır”







Google
Facebook
Twitter
Myspace
Yahoo
del.icio.us
Blogger
Rain Concert




