
Rıhle Dergisi’nin Ocak-Mart sayısında Emin Saraç Hocaefendi ile uzunca bir mülakat yapılmış…
İlginç tesbitlerle dolu mülakattan bazı bölümleri paylaşalım istedik okuyucularımızla… Akan zamanın içinde, hangi değerleri kaybettiğimizin bile farkına varamadan, öylesine yaşadığımız sanal hayatımızın belki biraz farkına varabiliriz niyeti içinde nakiller yapalım istedik.
Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh’in ifadesiyle; “Hiçbir devir bu kadar boş olmadı”… Bu boşluğun getirdiği yıkımın farkında olmayışımızın sebeblerini bile hatırlayamaz durumdayız… Ne kaybettik?.. Nasıl kaybettik?.. Nasıl kazanabiliriz?.. Sorular, sorular, sorular.
RUHLARI SERİNLETEN LATİF ESİNTİ VE FIKIHÇI GEÇİNENLERE
Zaman hayli tuhaflaştı… Letafet kesafete kurban edildi… Bedii zevk’in incinmesi diye bir meselemiz kalmadı. Ortalık yirmi yaşındaki fıkıhçılara kaldı. Akademisyenler diplomalarıyla her şeyi halleder oldular!.. İnternet’teki bilgi kirliliğine kurban gidenler, sörf yaparak müctehid olduklarını, olabileceklerini zannettiler vs. vs. vs…
Saraç Hocaefendi’nin şu sözlerine dikkat:
«Mısıra gittiğimiz zaman da Allah Teâlâ lutuflarını üzerimizden eksik etmedi. Orada da çok iyi hocalardan okuduk. Oradaki hocalarımızın bizi “Osmanlı devletinin çocukları” olarak görmeleri bize ayrıca bir iltifattı. Hatta hiç unutmam… Bu tabir Abdülfettah eş-Şa’şa’î hocaya aittir… Kendisi âlim fazıl ve kurra bir zat idi… Kâmil bir insandı. Seyyide Zeynep Cemii’nin Cuma mukrilerindendi. Her cami’nin bir mukrii vardı. Mukriler camilere çetin bir imtihandan sonra tayin edildi. Ezher Camii’nin mukrii Mustafa İsmail idi. Abdülfettah eş-Şa’şa’i hoca kapı gibi, mücessem bir zattı. Giderdim elini öperdim. Aynen şöyle mukabelede bulunurdu: “Zeyyukum yâ abnâe sâdâtına (Nasılsınız ey efendilerimizin çocukları?) “Yani bizi sultanların çocukları olarak görürdü. Hususan Sultan Abdülhamid Han’ı çok severdi. Sık sık ondan bahsederdi.
O zamanlar Ezher’de böyle ilim ve fazilet erbabı hocaefendiler vardı. O devir insanlarının meziyetlerini biz hâlâ idrak edemedik. Şimdi çağdaş kelimesini bir devir kabul ediyoruz. “Çağdaş müfessir” dediğimiz adamın imanını tehlikeye sokan öyle sözleri var ki, imanından şüphe edilir… Nerede kaldı ki müfessir olsun!
Müfessir demek ne demektir Allah aşkına! Bu böyle ucuz ve kolay bir vasıf mı? Fakih demek kolay mı? Ashab-ı Kiram arasından sadece yirmi kişi fakih olarak tespit edilmiştir. Abdülfettah Efendi’nin(Ebu Gudde) tespitine göre sadece 16 sahabe müctehid-i mutlak derecesindedir…»
Evet… Bugünle kıyaslamaya kalkmayın. Zira ortada kıyaslanacak kalitede ne kaldı ki?.. Haritada, "deniz görmüş boğulmuş"ların hâlini, deryalara yelken açmışlara kıyas kabil mi?
Heyhaaat…





Google
Facebook
Twitter
Myspace
Yahoo
del.icio.us
Blogger
Rain Concert




