Thursday, 21 May 2009 08:41
Samimiyet ne büyük nimet!.. Riyakârlığın insana verdiği ağırlık, nefsin hoşlanmasından dolayı bir yük olarak taşınır sırtta. Şuur sıçramasıyla bir anda hissedilecek samimiyetin tadına varmak gerek.Deliler, Veliler, Mecnunlar, Âşıklar samimiyet madeninden azami istifade edenler. Bizlerse, kelimelerin ve hadiselerin kışrında(kabuk) oyalananlar.Sivas’lı Âşık Ruhsâti’nin samimi satırları sebebiyle yazıyoruz bunları. O âşıkların, elem ve keder içine gizlenmiş zevkleri nasıl yaşadıklarını anlamaya çalışıyoruz. Nasıl kanatlanıp uçuyorlar? Nasıl yangının içinde gül kokularına mazhar oluyorlar. Anlamaya çalışıyoruz.Anlayabilir miyiz?..“Kalpler Allah’ı zikretmekle mutmain olur” İlahi hitabı gereğince, işin edebine riâyetle ehl-i tarik olmak, istikameti muhafaza etmek ve ısrarla istemekle anlayabiliriz.Anlayınca da, Ruhsâti’nin şu satırlarını hangi idrak derinliğinden gördüğünü, hangi duygularla kaleme döktüğünü fark ederiz.Daha senden gayrı âşık mı yokturNedir bu telâşın ey deli gönülHele bir düşünsen fâni dünyayıNeler geldi geçti say deli gönül *****Baktım iki kişi mezâr eşiyorGam kasavet dalgalanıp aşıyorÇok yaşayan yüze kadar yaşıyorTopraklar başıma vay deli gönül *****Mevlam kanat vermiş uçamıyorsunBu nefsin elinden kaçamıyorsunNeden bu dünyadan geçemiyorsunDe gönül rüyâya doy deli gönül *****Bir gün bindirirler ölüm tahtına Yarın iletirler Hakkın katına Topraklar susamış adam etine Hep ağzını açmış hey deli gönül *****Gel Ruhsat faniden ümidini üzİnanmazsan bak kitaba yüze yüzHanen mezaristan malın bir top bezDaha doymadın mı doy deli gönülSözün bittiği yer: TOPRAKLAR BAŞINA VAY DELİ GÖNÜL.