Bir mümin önce kendi kıyameti olan ölümü düşünüp ona hazırlık yapar... Küçük kıyamet addedilen ölümün hakikatine vâkıf olmak için de büyük kıyametle ilgili bilgilere muttali olmak elzemdir...
Bu konuda nice âlimler, âbidler, mürşidler söz söylemişler, kıyamet hakikatine karşı insanları uyarmaya çalışmışlardır... Bunlardan biri de Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’dir ki, bu konuda Mârifetnâme isimli eserinde belirtmiştir:
“... Bizim Peygamberimiz Sallallhu Aleyhi ve Sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra Peygamber gelmez, hükümleri bozulmaz. Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih, bin yüz yetmişe, yetmiştir. (H. 1170 / M. 1756) Şu halde zamanın sonu olup, dünyanın ömrü geçip gitmiştir. Kıyamet yakın olup; edeb, haya, sevgi, vefa, doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır. Zira ki Peygamberimiz Sallallhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir.
(...)
Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.
Gizli alâmetler: İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edeb, haya, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alışverişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fısk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.” (c.1, s.51)
İmdi... Bu alâmetlerden zuhur etmeyeni kaldı mı?.. Elân bu alâmetlerin hepsi zuhur etmiş, sıra açık alâmetlere kalmıştır ki, güneşin batıdan doğması, deccalın çıkması vs. gibi...
Taberâni’nin Kebir’inde zikredilen bir hadis-i şerif’te Kâinatın Efendisi dünyanın ömrünün yedi bin sene olduğunu beyan ediyor. Ahmed ibni Hanbel’in İlel’inde de şu hadis-i şerif var: “Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”
Yedi binden beşbin altı yüz’ü çıkarırsanız ve bu işlemi hakikatiyle idrak ederseniz muhtemelen iki hâlden birine şahit olursunuz nefsiniz de; ya kıyamet saati endişesiyle sararırsınız (ki bu zarar değil), ya da kıyamete yakın zuhur edecek Mehdi Aleyhisselâm’ın gelişinin yakın olduğunu düşünerek ümmetin kurtuluşunun yakın olduğu sevincine gark olursunuz... Bu ikisi de olmuyorsa, “ört ki ölem” hesabı, mantar bitip mantar yitmenin sahteliğinde gübre olmaya talibsiniz demektir... Mevlâ muhafaza etsin.











