Wednesday
Feb 08th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Telegram İşkence –Zihin Kontrolü ve TTB

İşkence –Zihin Kontrolü ve TTB

E-mail Print

Dr. Nevzat ŞİPLEME

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

‘Güzel şeyler de oluyor’ dedirtecek gelişmelerden birisi halinde geçtiğimiz günlerde bir meslek içi eğitimi aldık…

TTB, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığının eş güdümü ile ve kıymetli öğretim üyesi Prof. Şebnem Korur Fincancı hanımefendinin öncülüğünde “işkence” nedir, nasıl tespit edilir, hekim, savcı ve hakimlerin bu insanlık suçuna yönelik neler yapabileceği tezi üzerine kurulu, “İstanbul protokolü” adı verilmiş ve uluslararası kabul görmüş yaklaşımın tanıtılması merkezli bir eğitim idi. Tam üç gün sürdü, ziyadesiyle faydalandık… Tüm ilgili kurum ve kişilere içten teşekkürlerimizi bir kez daha buradan iletelim…

Bu konuda ‘resmi kurumlarda ilgililerine eğitim veriliyor’ aşamasına gelinmiş olması her manada güzel bir gelişmedir şüphesiz… Hem sivil toplum kuruluşları adına hem de hükümet adına... Neticede onlar istemese işkenceyi bir insanlık suçu olarak görmeseler bu eğitimler gerçekleştirilemezdi…

İşkence denilen şey… bir insanlık suçudur… Tam bir farkındalık oluşmamış, toplumda herkes düşman gördüğüne yapılabilecek bir tür ceza olarak görüyor… Heyhât bu bir cezalandırma değildir… Hukuki manada kişinin eylemine uyar şekilde nasıl cezalandırılacağı kanunlar ile belirtilmiştir… Bahse konu ceza kişi- toplum vicdanını rahatlatmaya yetmiyor olabilir bu ayrı bir meseledir… Mevzunun yeri burası değildir…

Uluslararası kabul görmüş İstanbul Protokolü bu konuda daha net ifadeler içeriyor…

Uluslararası hukukta mutlak biçimde yasak olan işkencenin tanımını İşkenceye Karşı Sözleşme şu şekilde yapmaktadır:

Bu sözleşmenin amaçları bakımından “işkence” terimi, bir kişi üzerinde kasıtlı biçimde uygulanan ve o kişiden ya da üçüncü bir kişiden bilgi edinmek yahut itiraf elde etmek; o kişinin yahut bir kişinin gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylemden ötürü onu cezalandırmak; yahut o kişiyi yahut üçüncü kişiyi korkutmak yahut yıldırmak gibi amaçlarla; ya da ayrımcılığın herhangi bir türüne dayanan herhangi bir nedenle, bir kamu görevlisi ya da resmî sıfatla hareket eden bir başka kimse tarafından bizzat yahut bu kimselerin teşviki ya da rızası yahut da bu eylemi onaylaması suretiyle yapılan ve gerek fiziksel, gerekse manevi ağır acı ve ıstırap veren her hangi bir eylemdir. Bu, hukuka uygun yaptırımların sadece uygulamasından doğan, bu yaptırımların kendisinde var olan yahut arızi biçimde oluşan acı ve ıstırabı içermez”

Yani kanun olarak cezaların arasında falaka varsa ve adam şu işi yaparsan şu kadar falaka diyorsa bu işkence tanımlamasının içine girmez…

İşkence yalnızca fiziki eziyetten ibaret değildir. Gerek fiziksel gerekse manevi ağır acı veren her hangi bir eylemdir… Kişinin öz saygısını yitirmesini sağlamaya yönelik, onu yıldırmaya, iddialarından, inançlarından vazgeçirmeye, sosyal yönden etkisizleştirmeye kimliksiz- kişiliksizleştirmeye yönelik kasıtlı bir uygulamadır…

Bu manada işkence görmüş, gördüğünü iddia eden kişinin ruhsal psikiyatrik değerlendirmesi de işkencenin sonuçları açısından mühimdir ve işkencenin komponentleri arasına girer.

İstanbul Protokolü”nün bu husustaki yaklaşımı gayet yerindedir. Hadisenin yol açtığı psikolojik tahribatın objektif delil olduğunu belirttikten sonra ilaveten demektedir ki, “Travmayla ilişkili bir ruhsal hastalık tanısı, işkence iddiasını destekler; ancak bir tanının kriterlerinin karşılanmaması kişinin işkence görmediği anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”

İstanbul Protokolü ismi verilmiş ve uluslararası kabul görmüş bu “belge”de “zihin kontrolü” adı verilen “işkence” usulünün bulunmaması, esamisinin bile okunmaması dikkatimizi çekti. İnanmama mı, kasıtlı yok sayma mı anlayamadık…

Bu zihin kontrolü meselesi uzun zamandır toplum gündeminde olan bir ciddi iddiadır. Buna rağmen, tüm bu çalışmalarını takdirle karşıladığımız TTB başta olmak üzere “işkence” bahsine hassasiyet gösteren, eğitime katkı veren tüm kurumların ve eğitimci sıfatı taşıyan arkadaşların “zihin kontrolü” ismi verilen işkence türünü yok saymaya yahut gözardı etmeye yönelik tavırları kabul edilemez bir yaklaşım olarak kaldı zihinlerde...

Zihin kontrolü hakkındaki sorumuza “ilgilenen arkadaşımızın paranoyak şizofren olduğu ortaya çıktı” şeklindeki yaklaşım, işin gerçeği bizi hayal kırıklığına uğrattı… Zira bu tekamül etmiş işkence yöntemi modern ilmin ve  tekniğin imkanları ile yapılabilen bir uygulamadır…

Zihin kontrolü denilen hadise daha çok “kıstırılmış” kontrol altında tutulan kimselere uygulanabilen kabaca ve kısaca “nörokimyasallar, nöromagnetik dalgalar, sonar dalgalar, radyo dalgaları kullanılarak” kaba, banal yöntemlerde olduğu gibi, ama daha sofistike yöntemler eşliğinde, insanın iradesini kırmaya düşünce yapısını değiştirmeye ve teslim almaya yönelik yapılan bir tür işkence yöntemidir.

İnternette kısa bir gezinti yapılsa hakkında epey malumat edinilebilecek bir hadisedir zihin kontrolü… Sıkıntısı, ispatlanması zor olmasındadır… Ve bu tür iddia sahiplerinin paranoyak şizofren oldukları şeklindeki nitelemeye maruz kalmaları da kolaydır elbette… Tersinden kastınız yoksa eğer bir kısım iddia sahiplerinin böyle paranoyak şizofren olmaları bağlayıcı kıymet taşımazlar.

Şakağına silah dayanmış öldürüleceği iddiasıyla korkutulup tetiği çekilmiş bir insanın yaşadığı sıkıntıyı neyle ispat edeceksiniz… Bunun bile şahısta yol açtığı psikolojik değişimlerin tespiti yolu ile ispatlanabilir olduğunu söyleyeceksiniz, ama…

Birtakım teşhis imkanlarının olmadığı zamanlarda fiziki bir bulgu vermeyen eziyet yöntemlerinin olduğu malum…  Psikolojik bulgular da hakeza öyle…

Beyler; işkenceyi ve işkencecilerin varlığını kabul etmeyen,  “yok bir şey ispatla da görelim ve sorumlularından hesap soralım” diyerek masum pozisyonunda zımni destek vermiş olanlardan olmak istemiyorsanız bu iddiaları ciddiyetle dikkate almak zorundasınız

 MODERN BİLİMİN VE TEKNİĞİN ULAŞTIĞI İMKANLAR EŞLİĞİNDE İCRA EDİLEN MODERN BÜYÜ KABUL EDİLEBİLECEK OLAN BU İŞKENCE TEKNİĞİNE KARŞI TAVIR ALMAK ARTIK NEREDEYSE MODASI GEÇMİŞ İŞKENCE USULLERİ İLE UĞRAŞIP, NEFS YELLEMEYE –KENDİMİZİ TATMİN ETMEYE- BENZEMİYOR MU YOKSA?

Bizleri, inanmamaya yahut yok saymaya iten saik nedir?

Bugün zihin kontrolünün tespiti ve teşhisinin zorluğu iddia sahiplerini hafife almayı mı gerektirir, öyle mi davranılmalıdır… Ya varsa, ya gerçekse endişesi neden taşınmaz? Aksi halde bu hafife alma tavrımız işin sorumlularına katkı sağlamak, zımnen destek vermiş olmak sonucunu doğurmaz mı? İlle de başınıza, başımıza gelmeli de ondan sonra mı harekete geçeceksiniz, geçeceğiz?

İspatlanması zor, ama elbette mümkün bir iddia olan bu “zihin kontrolü” bahsi aynı zamanda bir güvenlik sorunudur ülke açısından ve emperyalist, kapitalist sistem için güçlü bir silahtır. Ve bu silah BOŞA ÇIKARILMALIDIR… Türkiye’nin tabiplerinin birliği olan yapı dahi ülke güvenliğine atfı olan böyle bir konuda sessiz kalamaz, kalmamalı.

Velev ki bu eğitimler Avrupa Birliğinin sponsorluğunda yapılmış olsa bile?..

 Yaşanılası bir dünya ve olunası insan için TIBB-I HAKÎM?..

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Login
  • Create an account
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    We have 224 guests and 1 member online

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam