Thursday
Feb 09th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Tanıtım

Dr. Hakkı Açıkalın'ın Yeni Kitabı Çıktı

Dr. Hakkı Açıkalın'ın Yeni Kitabı Çıktı

Marad Flinta uzun süredir ‘üretim’ konusuyla ilgileniyordu. İnsanın bu dünyâda var olmasından evvel üretim diye bir şey yoktu. Varlıklar tabiatta var olan ürünlerden kaygısızca faideleniyorlardı. Meyveler, sebzeler, su ve hava karşılıksız olarak tüketiliyordu. Flinta yaratılışa inanıyordu ancak farklı bir düşüncesi vardı: Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette süren hayatlarını fizikî bir boyut olarak değil mânevî bir boyut olarak düşünüyordu. Onlar sâf fikir âleminde varlardı. İşledikleri suç ise bir idrâk eksikliğine bağlı yani kasdî olmayan bir yanılsamadan kaynaklanan bir şuur boşluğuydu. Sonradan yeniden afv edilmelerinin sebebi de buydu. Bilinçsizliğe bağlı bir hata. Onları örgütlemeye çalışan Şeytân ise ihtirâsının esiri olmuş ve bilinçlice bir suç işlemişti. Onun afv dışında kalmasının sebebi de buydu. Şeytân eristikti yani diyalektiği tersine işletmeye çalışıyordu ve diyalektiğin ilkelerini sâdece menfî bir kavgacılık üzerine kurmuştu. Bu karakter hâliyle, önünde sonunda çelişkisini ortaya koyacak ve kendisi gibi bir ilim gücünün üzerinde değer bulan insandan intikam alacaktı. Cennette maddî üretime gerek yoktu çünkü üst şuur seviyesinin maddî tüketime ihtiyacı yoktu. Üst düzey bir bilince vurulacak en büyük darbe onu maddî üretime mahkûm etmek olsa gerekti. Bu üretim bir işkenceye dönüşecek ve insan hayat boyu mânâ yükselişini ertelerken, maddî terakkisi için kendi türü dâhil fizik âlemde ne varsa hepsini talan edip tüketecekti. Flinta’ya göre, cennet ruhumuz, cehennem ise bedenimizdi. Bu temelde, göze zulmet görünen her şey cennet, göze ışık görünen her şey de cehennemdi. Kapanan bilincin cenneti güneş, onun maddî ürünü ise buğdaydı. Buğdayın döllendiği yer ise lânetli rahîmdi. Allah, insanla Şeytân’ı, Şeytân’la insanı, Havva’yla Âdem’i, rahîmle (karanlık) güneşi, buğdayla da hepsini birden boşa düşürmüştü. Buğdayın, Havva’nın, sonra Âdem’in yeniden üretimlerinde Şeytân’ın salya izleri hep vardı. Üretim Şeytân’dı. Tabiîdir ki, üretim ilişkileri de Şeytân’la birlikte olacak, artık değer Şeytân’la gelişecek, insan Şeytân’ın eteğine sarılarak sınıflar üretecek, Şeytân’ın nektarları savaşlardan süzülecekti.

 

 

Furkan 39. Sayısı (Şubat 2011)

Furkan 39. Sayısı (Şubat 2011)

 

 

 

Sevgili Furkan okurları, yeni bir sayı ve yeni bir heyecanlarla yola devam ediyoruz…

 

Heyecanımız şu hikmete mebnî olsun istiyoruz: İnsan ilâhî rızaya mâtufen söz söyleyebilirse ne âlâ. Bunun dışında her söz, söyleyiş değil tökezleyiştir. Zira; hikmetten mahrum yavan söz mesabesindedir.

 

Hâdiseler âhir zaman hikmetince hızla ilerliyor. Hedef çok uzak olmasa gerek. Mesele, bu idrâkin yaygınlaşmasında. Gerisi, kolay addedilecek kâbilden…

 

Baran Dergisi’nin 191. sayısında Prof. Dr. Hasan Fehmi Üçışık bu kâbilden olmak üzere hatırlatmış:

 

«- Necib Fazıl hayattayken kendisini gördüm. Çok dolu, zaten çok şeyi kendisi anlatmış. 1960’dan sonra Fransız İhtilâli’ni anlatıyordu. “Burada nasıl olacak?” diye sorduğumda sanırım Osman Yüksel Serdengeçti; “yarım ihtilâl yeter” cevabını verdi.

 

- Yâni?

 

- Bir söz var, “Tokmağı çevirsek kapı açılır.”»

 

Evet…

 

Hâdiselerin bu hızlı seyrinde, tokmağa uzanan EL’in varlığı hissedilebiliyor. Bu el âdeta bir hayalet gibi dolaşıyor dünyanın dört bir yanında. Bu sebebtendir ki, kalblerine korku girenler her işlerinde beceriksizliklerini ifşâ eder oldular.

 

Zâhiri sebebler dünyasında hükümferma olan Determinist (sebeb-sonuç) düşüncenin, icatçısı Newton Fizik’i ile birlikte tedavülden kalktığına şahid oluyor insanlık.

 

Gelenin ne olduğuna dair alâmetler de hızla sökün etmeye başladı… Şu satırlara dikkat:

 

“Nasreddin Hoca’nın “hem-hem de” terkibinin uluslar arası konferanslarda saçaklı düşünceyi anlatmak için kullandığı düşünülünce, Kuantum fizikçilerinin tasavvuf ehliyle kolkola girmeleri artık imkânsızmış gibi gelmiyor.

 

Düşünce dünyasında işler gerçekten değişti. Belki bu defa, klâsik Batı düşüncesinin siyah-beyaz kurallara boğulmuş dünyasında zorlandığımız gibi zorlanmaz, Nasreddin Hoca’nın genlerinden bil-istifade, biraz mürekkeb yalamış, vasat bir Batılı aydının ilkokuldan itibarn aşina olduğu, çatalü kaşık der gibi rahatlıkla dillendirdiği bu kavramları sular seller gibi içselleştiririz.”

 

Alev Alatlı “Batı’ya Yön Veren Metinler” isimli dört cildlik yeni piyasaya çıkmış kitabının dördüncü cildinin 1784. sayfasında böyle diyor.

 

Bu eseri tavsiye ederiz. Batı düşüncesine yön veren fikir adamları nezdinde, Batılı insanın kafa yapısının şekillenmesine dair ilginç bilgiler mevcud. Bugüne kadar tercüme edilmemiş metinlerin de içinde bulunduğu bu eser, bizim bir başka sebeble de tatlı tebessümümüze sebeb oldu; İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun dört cildlik “Büyük Muzdaribler” isimli eserini hatırladık… Yâni, Alev Alatlı takibte… Güzel!

 

Hülâsa, sıra, sular seller gibi içselleştirilmesi gereken FİKİR’dedir: “DOĞSUN BÜYÜK DOĞU BENDEN DOĞARAK.”

 

Sevgili Furkan okurları, bu hengâmede, yapılması gerekenlere hız verilmeli. Bulunduğunuz yer her neresi ise, oranın münbit hâle getirilmesi azmi içinde, insanımızı kafalarından ve gönüllerinden yakalamanın şartlarına mâlik olmaya çalışılmalı. Zira, zaman hem kısa, hem hızlı.

 

 

Sevgili Furkan okurları, mâlum olduğu üzere Türkiye’de “Adalet”, ilgili bakanlığın tabelasındaki altı harfin bir araya gelmesinden başka bir mânâ ifade etmiyor!.. Bir mânâ ifade etmediğini, 10 yıl önceki “Mirzabeyoğlu Davası”nda gördük. Bu sayımızda, Salih Mirzabeyoğlu’na İstanbul 6 no’lu DGM’nin, hiçbir delil olmadan münasib(!) gördüğü örgüt liderliğini ve yine münasib(!) gördüğü İDAM kararını tüm yönleriyle incelemeye çalıştık. Yaklaşık 70 sayfalık dosyamızda davanın iddianamesini, İbda Mimarı’nın savunmasını ve mahkemenin gerekçeli kararını okuyabilirsiniz. Ayrıca, “Mirzabeyoğlu Davası”nda yaşananlara avukat olarak şahid olan Güven Yılmaz’la yaptığımız röportajı okuduğunuzda sizler de o günleri yaşamış olacaksınız. Yine Salih Mirzabeyoğlu’nun avukatlarından Ali Rıza Yaman da, hukukçu gözüyle “Mirzabeyoğlu Davası”nı en ince teferruatıyla inceliyor. Mütefekkir Mirzabeyoğlu’na İDAM vermesi için mahkeme başkanlığına getirilen dünün hâkimi, bugünün ise Ergenekoncuların avukatı Metin Çetinbaş’ın kimliğini Dr. Latif Denizci’nin makalesinde bulabilirsiniz.

 

Makale, şiir ve çizimlerle dopdolu bir Furkan’ı, gelecek sayıda buluşmak duasıyla sizlere takdim ediyoruz.

 

O’na emanet olunuz.

 

 

 

 

İlma' Dergisi'nin 6. Sayısı Çıktı

İlma' Dergisi'nin 6. Sayısı Çıktı

 

3 aylık fikir dergisi İlma'nın 6. sayısı çıktı. Derginin kapak mevzusu "kriz": "Bu sayımızın başlığını "kriz" olarak belirledik. Ekonomik kriz yavaşlamış görünse de etkisini göstermeye devam ediyor. Dahası, küresel mali krizin etkisi maddi olmakla kalmadı. Sözkonusu kriz, kapitalizmin fikri bir buhranda olduğunu da ortaya çıkardı. Kriz sürecinde iktisatçılardan düşünürlere kadar herkes kapitalizmi bütün veçheleriyle incelemeye, eleştirmeye başladı."

Derginin 6. Sayısında yer alan makaleler şunlar:

Mevlüt Koç “Hakikati Olmayan Nisbet”

Cem Türkbiner “Kapitalizmde İnsan”

Mehmet V. Kaya “Kapitalizm ve Kriz”

Halil Aktaş “Krizin Dayattığı Yeni Dünya”

Osman Temiz “Modern Futbol ve Global Kriz”

Necati Kocaman “ ‘İnsan ve Fikir’ Krizi”

Celil Civan “Fenomenoloji ve Estetik”

Fatma Öztürk “Tanzimat ve Öncesi Türk Edebiyatında Kadın Tiplerine Bakış”

Halil Aktaş “İbdacı Fikirler İktisadı”

Osman Temiz “Türkiye’de Sporun Tarihi Analizi”

Melih Sönmez “Sinema Öldü Filmler Yaşıyor

Necip Müftüoğlu “Zihnin Bedeni Kontrolü Mümkün mü?”

Zeynel Abidin Danalıoğlu “Resim Yazmak”

Osman Temiz “Ses Canavarı: Vuvuzela”

Süleyman Çiçek “1950’lerin Hikâyesi”

İlma’ Dergisi’ne www.ilmadergisi.com ‘dan ulaşabilirsiniz. 

 

Kürt Meselesine Farklı ve Kapsamlı Bir Bakış

Kürt Meselesine Farklı ve Kapsamlı Bir Bakış 

 

 

“Kürd’ün Kurtuluşu” ifadesini “Türk’ün Kurtuluşu”, “Arab’ın Kurtuluşu”, “Laz’ın Kurtuluşu”ndan ayrı düşünmeyen ve bunu topluluk hâlinde “İnsan’ın Kurtuluşu” olarak gören bir bakış açısını temel alan Sezai Kırlangıç, Kürtlerin tarihteki serüvenlerini Sümerlerden bugüne uzanan bir genişlikte ele alan araştırmasını Artı-Eksi Yayınlarından çıkan KÜRT MİLLÎ ŞUURU VE AHLÂKI –Tarih-Kimlik-Kültür-Ahlâk adlı eseriyle kitaplaştırdı.

 

Kitabının temel tezi “İnsan’ın Kurtuluşu” olan Sezai Kırlangıç, “Kürd’ün meselesi”ni, Kürt kavminin tarih sahnesine ilk çıktığı günden bugüne uzanan bir zaman ve zemin genişliğinde, dönüm noktası değeri taşıyan tarihî hâdiseler ve seçkin şahsiyetler vesilesiyle, sosyal ve kültürel yönleriyle, diğer benzerlerinden çok farklı bir perspektifle ve İslâmî bir hassasiyetle ele alıyor. Bugüne dek belki hiç bilmediğimiz birçok çarpıcı gerçeği dikkatimize sunması yanında, asıl önemlisi, kendi bakış açısıyla “çözümün adresi”ni gösteriyor.

 

Kırlangıç’ın kitabında şu konu başlıkları göze çarpıyor:

 

Kürt Kimliği ve Tarihi, Kürt Kelimesinin Kökeni, Terim olarak Kürdistan, Kürt Kimliği, Kürt Yahudisi Saçmalığı, İslâm’dan Önce Kürt Tarihi, İslâm’dan Sonra Kürt Tarihi, Kürtlerin Kurdukları Devletler, Selahaddin Eyyubî ve Kürtler, Selçuklular ve Kürtler, Osmanlı Döneminde Kürtler, Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî ve Muhteşem Terkip, İslâm İttihadı Dâvâsının Lideri İdris-i Bitlisî Kimdir, Kanunî Dönemi ve Kürtler, 1840 Sonrası Kürtler, Osmanlı Batılılaşması ve Kürtler, Hamidiye Alayları-Kürt Akıncıları, Kürtlerin Kurdukları veya Katıldıkları Cemiyetler, İttihat Terakki Cemiyeti ve Kürtler, I. Dünya Savaşı ve Kürtler, Lozan ve Kürtler, Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler, Türklerin Yönetmediği Bir Türk Devletinin Anadolu’da Kuruluşu ve Kürtler, Anadolu’nun Batılılaştırılması ve Kürtler, Laik-Batıcı İktidarın Kürt Kuşatması, Şark Islahat Planı, İlk İsyanlar ve Katliamlar, Dersim: Bir İsyan mı Yoksa Barbarlık mı?, Irak Kürtleri, Suriye Kürtleri, İran ve Azerbaycan Kürtleri, Sovyet Etkisi ve Mahabad Cumhuriyeti, Kürtlerin Yaşadığı Coğrafya ve Demografik Yapısı, Kürtlerin Yaşadığı Coğrafya, Kürtlerin Yaşadığı Coğrafya ve Nüfus Dağılımı, Yeraltı ve Yerüstü Kaynakları, Kürt Millî Kültürü ve Ahlâkı, Kürtlerin Dini, Kürtlerin Dili, Kürt İlim Hayatı ve Edebiyat Dünyası, Kürt Kültürünün Gelişimi, Kürt Kültürünün Temel Yapı Taşı Medreseler, Kürt Kadın Âlim ve Edebiyatçılar, Kürt Müziği ve Folkloru, Kürt Giysileri ve El Sanatları, Kürt Yemekleri, Kürt Cemiyeti ve Yapısı, Kadın ve Aile, Aşiret ve Sosyal Yapı, Şeyh Said-Genç İsyanı, Yavuz Sultan Selim ve Kürtler, Kürt Siyasî Hareketinin Çıkmazları ve Kürd’ün Kurtuluşu.

 

Kürt meselesinin aktüel siyasî tartışmalara hapsedildiği bir dönemde çıkan Sezai Kırlangıç’ın eseri, meseleyi çok yönlü olarak ve tarihî derinliğiyle değerlendirmek isteyenlerin özellikle başvurma ihtiyacını duyacağı derlitoplu bir kaynak. 

 

İsteme Adresi:

 

ARTI-EKSİ YAYINLARI

 

Fevzi Paşa Cad. Testereci Sk.

 

Güneş Pasajı. No: 1/B

 

Fatih/Karagümrük

 

İstanbul

 

(0538) 8189179 - (0212) 5343490

 

artieksiyayinlari@gmail.com

 

"Bitmeyen Devrim Osmanlı"

 

 

Bu bir kitab ismi. Yazarı Ali Hışıroğlu. Kitabın mânâsı tâ en başından, yani kapağındaki Rukiye Şenel çiziminden belli.

Sonrası, Hışıroğlu’nun naif yapısına uygun bir seyir ifâde ediyor ki, okunmasa sezâdır.

Selim Gürselgil’in Takdim’i şöyle bitiyor:

“Bu eserin muhtevasına göz atınca iki şey göreceksiniz: Birincisi, eseri için malzeme devşirdiği kaynakların geniş yelpazesi… İkincisi ve bizce daha önemli olanı ise “tarihin ideolojik değerlendirmesi” dediğimiz özelliğe sahib oluşu…

Açıkçası, Osmanlı tarihini, Büyük Doğu-İBDA ideolojik perspektifinden seyreden böyle bir çalışma gerekliydi. Böyle bir çalışmanın Ali Hışıroğlu tarafından yapılması belki daha da gerekliydi.

Onu zevkle okuyacağınızı umarım…”

Hışıroğlu otuzbirinci sayfada AŞKIN SULTANLARI başlığı altında iki anekdot sunmuş ki, bugüne dair mücadelenin temel taşlarını işaret edici olması bakımından mühim:

«“… yani şahsiyet, mihrak şahsiyet…

Şahsiyet, bütün şekilleri büker, kıvırır ve her taraftan hissesini alarak şekil üstü hak ve hakikat temsilciliği yolunu açar. Mihrak şahsiyet, şekillere hakkını veren ve şekil içinde onları şekillendirendir.” (Salih Mirzabeyoğlu, Başyücelik Devleti)

“Oğuzlar uzun süre burada (Söğüt’te) kaldıktan sonra, Osman gönül alıcı davranışları ve eli açıklığı ile kabilesinin ileri gelenlerinin kalbini kazanmasını bildi ve onlar tarafından önder seçildi.” (Histonia Üniversitesi, Batılıların Gözüyle Osmanlı İmparatorluğu Tarihi.)»

Ahlâk meselesi… Binlerce kez vurgulansa israfa girmez. Yeter ki, sulandırılmadan, zaman ve mekân hususiyetlerine uygun şekilde aktarılsın… Yaşansın ki, aktarılabilinsin. İllâ ihlâs… İllâ ihlâs…

Kitabın 268 ve 269. son sayfalarında bulunan PROJE başlıklı bölümü önemli bulduğumuzdan nakledeceğiz. Ama, ondan önce 224. sayfada bugünü bütün hâlinde resmeden şu satırlara bakalım:

«Tesbit / Yorumsuz

Kurban olduğum Allah, ne güzel söyletiyor:

“Bin yıllık bir Anadolu-İslâm kültürü bir tarihi olgudur ve gerçekten Osmanlı’nın kültürü, önümüzde toprağı yararak başını kaldırmaktadır.” (Halil İnalak, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yay., s. 71, b. 2)

Evet…

Başını kaldıran hakikattir ve her dönem farklı mânâ boyutlarında tecelli ettiği gibi, bugün de asla tam uygun olarak zuhuru gerçekleştirmektedir. Her dem şuuru yenilenmeyenlere söyleyecek ve gösterecek bir şey yok. Hakikat yolcularına selâm olsun. Zamanın sonuna dikilecek TEVHİD BAYRAĞI’nı idrak edenlere ne mutlu.

 

“Proje

Toplumu değiştirmekten, toplum mühendisliğinden söz eden bir hareketin elinde sadece “proje” ile açıklanamayacak daha ciddi alternatif model ve bu modelin ayrıntıları var demektir. Bu ayrıntılı model hayat bulacağı güne kadar erbaplarınca tartışılarak olgunlaşacak demek. Sözünü ettiğim “model” bir takım slogan ve iyimser temenniler çuvalı olamaz, olmamalı. Bir tarih görüşü, devlet ve toplum felsefesi,  iktisadî ve sosyal doku önerisi ve aynı zamanda bir bütünü oluşturması elzem olan bu “parça”lar arasında da ahenk ve muvazene…

Her ideolojik hareketin başında “politize” olmak tehlikesi vardır.  Bu toprağın altındaki köklerle irtibatı kesmek ve zaman ve mekân şartlarında kısmî verilerle yetinmek anlamına gelir. Devlet ve toplumu yeniden inşa etme idealinden sapmak anlamına gelir.

Bir hareketin politize olma tehlikesinin yanı sıra, aynı hareketin, mevcut siyasî açılımlarıyla da alâkadar olma zorunluluğu inkâr edilemez. Her meselede ve durumda ele alınan mevzunun tarihi ve ilmi bağlantıları ideolojik bir kıvama eriştirilerek ortaya konulması gibi, aynı meselenin siyasi ve politik açılımları da ortaya konulmalı değil midir?

Bu noktadan hareketle akılcı ve düzenli bir iş bölümünün hareket içinde branşlaşarak gerçekleşmesi bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihçisi,  sosyologu, edebiyatçısı, psikiyatrisi, spor adamı, felsefecisi ve diğerleri… 

Siyasilerin yaptığı gibi, karşı tarafın eleştirisini her halükârda yaparak,  “Bunların hiç mi iyi tarafı yok?”  dedirtecek kadar ileri gidecek bir muhalefet yapısına pek sıcak bakmıyorum. Hele bu çılgın eleştiri hastalığı temelde aynı hareket noktasına sahip olunan grup ve cemaatlerin hedef alınması ve bu şekilde de kendimizi izah etme çabasının ihtiyacı es geçilmesi kesinlikle bir seviyesizliktir.

Hem de verimsiz bir kısır döngü göstergesidir. “Mesele konuşmak yerine, karşı tarafın zafiyet ve zaaflarını ısrarlı bir inatçılıkla araştırıp ortaya koymak belki senin kimliğini ve karakterini açıklar. Ancak,  hareketin adına haklı da olsan gizli bir antipati odağı olmadan başka bir sonuç doğurmayacağı bir gerçektir.

Bütün gücünü ve enerjisini politik denilebilecek bir seviyede harcamaya odaklamak ve bu sebepten de “mesele” konuşmaya zaman bulamamak  sonuç îtibariyle   de yalnız ve atıl kalmak kaçınılmaz bir akıbet olarak belirginleşti. Hedefleri ve sunulan projeleri sürekli güncellemek bu vesileyle de gündem oluşturmak, hem hareket adına ve hem de gelecek adına kaçınılmaz gibi geliyor bana.”

Bize de!

 

İrtibat telefonu: (0212) 5124806

الصفحة 1 من 3

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • تسجيل دخول
  • سجل الآن
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    يوجد حالياً 132 زائر متصل

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam