Saturday
Feb 11th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Sadeddin Ustaosmanoğlu Röportaj -Gazete-

Röportaj -Gazete-

Saadeddin Ustaosmanoğlu Haber Turk Gazetesi'ne Konuştu

Saadeddin Ustaosmanoğlu Haber Turk Gazetesi'ne Konuştu

İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Sadettin Ustaosmanoğlu Erzincan olayları hakkında ilk kez konuştu

TÜRKİYE, bir haftadır Erzincan'da yürütülen "İsmailağa cemaati"ne yönelik soruşturma sonrası yaşanan tarihi gelişmeleri konuşuyor. Soruşturmayı yürüten Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) tutuklamayı gerçekleştiren savcıların yetkilerini alması da işte bu "el yakan" soruşturma yüzünden. Yargı ve siyaset görüşlerini açıklarken, soruşturmanın hedefi olan İsmailağa Cemaati'ne gelişmeler nasıl yansıyor? Onlar ne düşünüyorlar? Cemaatin lideri 79 yaşındaki Nakşibendi Şeyhi Mahmud Ustaosmanoğlu, gelişmeleri hasta yatağında izliyor. Sadettin Ustaosmanoğlu, Şeyh Ustaosmanoğlu'nun yeğeni. Cemaat'in önde gelen isimlerinden. 51 yaşında. İBDA-C davasından 6 yıl cezaevinde yatmış. Furkan dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. Ustaosmanoğlu ile hem Erzincan'da, hem de cemaatleri içinde yaşanan gelişmeleri konuştuk:

Devamını oku...
 

Genel Yayın Yönetmenimiz Ustaosmanoğlu'nun Taraf Gazetesi'ne Verdiği Röportajın Tam Metni

Genel Yayın Yönetmenimiz Ustaosmanoğlu'nun Taraf Gazetesi'ne Verdiği Röportajın Tam Metni

 

08.02.2010 tarihinde Taraf Gazetesi muhabiri Fırat Alkaç tarafından dergimizin genel yayın yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu ile yapılan röportaj, gazetede haber şeklinde yer almıştır. Okuyucularımızdan gelen taleb üzerine röportajın tam metnini yayımlıyoruz.

 

- Suikast olayını anlatır mısınız?

- Sabaha karşı 5'de kapı zili çaldı. Israrla basmasına rağmen kapıyı açmayınca diğer zillere bastı. Diğer zillere basınca otomatiğe bastım. Daire kapımın önündeki ışık bozuk olduğundan şahsı net göremedim. Cübbeli, elinde sigara olan birisi. Yukarıya doğru, kardeşim dairesine doğru çıktı. Yukarıdan sesler geliyor. Bağıra bağıra diyor ki, “Ben sizin ekmeğinizi yedim; kafam sıkarım size sıkmam.” Aynen ifade bu ve ağlıyor. Sesi tanıdım ve bir kriz hâli olduğunu hissettim. Israrla söylediği şu, “Saadeddin nerde?” Beni arıyor.

Devamını oku...

Akşam Gazetesi

Akşam Gazetesi

─Açık konuşmak gerekirse bu tür bir meselede basının isabetli davranabilmesi mümkün değil, bu sebeple zaten uydurma haberlerle meseleyi köpürtüp göz boyamaya meylediyorlar. Duyduğum haberlerin mahiyetini bildiğimden zerre kadar itibar etmedim. Hele Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu cinayetlerle ilgili olduğu haberleri çok komik düşüyor.

─Genel olarak İsmailağa’nın bu habere bakışı nasıl ve cemaat içinde bir iktidar kavgası var mı?

─Haberden kasdınız Hürriyette çıkan resimler herhâlde. Şimdi eğri oturup doğru konuşmak lâzım; toplumun önünde görünen bir insan kendine dikkat etmeli. Evinize televizyon sokmayın deyip de kendi televizyon almamalı, çocuklarınızı okula göndermeyin deyip de, kendi çocuğunu ne idüğü belirsiz kolejlere göndermemeli vesaire... Ama burada önemli olan yapılan hata değil, hatalar üzerinden yola çıkarak insanları kendi dünya görüşlerinin tahakkümü altına almak isteyenlerin vahşi tutumları. Meselâ, Cübbeli Ahmet Hoca’nın deniz görüntüleri falan bu insanların dünya görüşlerine uygun değil mi ve de bunlar hep aydın hoca(!) istemezler mi? Kendilerine uygun bu görüntüler üzerinden servis yaparlar, bu tür şeyler bulamazlarsa bunlar, yobaz gerici şeklinde aşağılamaya çalışırlar. Şimdi sormak lâzım, hangisi daha ahlâksız?

Cemaat içinde iktidar kavgasına gelince, bunu anlayabilmeni yolu Tasavvufun mahiyetini anlamaktan geçer, Zahiri sebepler bu tür konularda etken değildir, kısaca mesele şundan ibarettir; “Din edeptir, edep had’lere riayettir” hadde riayetin ne mânâya geldiğine girersek de mesele uzar.

─İki cinayetin de camide işlenmesinde ve Mamut Hoca’nın sevdiği kişilerin de öldürülmesinin de özel bir mesaj niteliği var mıydı?

─ Tabiî ki var! Olayın bir bütün olarak ele aldığınızda hadisenin ne Hızır Hocanın şahsıyla ne de Bayram Hoca’nın şahsıyla alâkalı olmadığını görürsünüz. İki Hocayı da sabah namazına camiye giderken risksiz şekilde öldürmek mümkünken neden en yüksek riski göze alarak öldürdüler. Yoksa katiller mazoşist miydiler? Bu soruların arkasında sorular var. Kısa yoldan söylersek mesele, İslâmın hissedilir ayak sesleriyle ilgili. Bu sebeple meseleyi cemaatin bünyesinde kucaklamak yerine Vatikan’da, Patrikhane’de aramak daha mantıklı. Onun da ötesinde hakkımızda hiçbir zaman iyi düşünmemiş Batı’da aranmalı. İşte ülkenin hâli. İMF’ye mahkum bir sistem üzerinde Müslüman halkla ilgili hangi tezgah kurulamaz ki? Kuruluyor da. İnsanlar manipüle edilerek inandırılıyorlar da.

Bu tezgahlar devam edecek. Açık söyleyelim biz şimdi üçüncü cinayeti bekliyoruz. Şunu da söyleyelim, Hak’dan gelen düğün bayram. Her müslüman tabiî olarak şehitliği arzu etmeli; bu arzu içimizde. Problem yok. Şunu da not edebiliriz, beklediğimiz cinayet öyle uzun zaman beklenecek cinsten değil, istihbari bilgiler bunu işaret ediyor, bugünde olabilir yarın da...

─Bu kişilerin öldürülmesi birileri tarafından Mahmut Hoca’nın yerine geçecekleri kuşkusuyla mı yapıldı?

─Hayır. Tasavvufu bilenler, böyle birilerinin öldürülmesiyle birinin önünün açıldığı şeklinde düşünmezler. Bu iş gönül işidir ve “Bâtın Nisbeti”yle alâkalıdır. Üzerine basa basa söylüyorum “Bâtın Nisbeti”nden anlamayanların bu meselelere bakışı son derece satıhtandır. Şunu öldürelim de, falancı gelsin diye bir şey olmaz, bu iş irşad makamında olanın bile inhisarında değildir.

Tasavvufu bilmeyenlerin bu niyetle öldürme ameliyesine girişmeleri de sadece ahmaklıklarının ifadesidir.

─İsmailağa Cemaatinin ekonomik olarak 200 milyon dolara sahip olduğu söyleniyor varsa bu gücün kaynağı ne?

─Öncelikle kim söylüyorsa isbata davet edilmeli. Meselâ bunu söyleyen için ben de nesebi gayri sahihtir diyorum, bunun isbatı bana düşmez mi?.. Daha çok cemaate mensup insanların içinde bulunan zengin kişilerin şahsi servetleri sebebiyle söyleniyor bütün bunlar.

─Cübbeli Hoca’nın Jet-ski, Malta tatili ve bayanlarla havuz sefaları, buna mukabil Mahmut Efendi’nin namahrem kişilerle konuşulmasının kesinlikle haram olduğunu söylemesine rağmen takındığı tavrı nasıl değerlendiriyordunuz?

─Bir dünya görüşüne mensup olan insan o dünya görüşünün ölçülerini zedeleyen işlerden uzak durmalı. Toplumun önünde duran insanlar daha fedakar olmalı, toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında daha gayretli olmak şartken tabiî ki Malta’larda bilmem nerelerde sefa sürmenin de bir mantığı yok. İşin daha da ilginç olanı, bu tür meseleler ortaya çıktığında Ahmet Hoca’nın mahkum bir tavırla savunma psikolojisine girmesi. Çıkıp konuşacaksın; kardeşim sana ne, ben villada alırım, Jet-skiye de binerim, seni ilgilendiren ne diyeceksin. Kaldı ki, kendisine saldıranların bütün hayatları bu işlerle meşgul olmaktan ibaret.

─Şu an sizin ve cemaatinizin psikolojisi nedir?

─Cemaat bu işin, yani Bayram Hoca cinayetinin derinlerden geldiğine inanıyor. Bu çetelerin bu tür işlere yine tevessül edeceği ihtimali üzerinde duruyor. Ama, zaten günlük telaşesinden baş kaldıramayan ortalama Türk halkının temsil ettiği cemaat bu işlere derinlemesine girme fırsatına sahip değil. Herkes kendi ibadetinde, zikrinde, duâsında berdevam. Müslüman, tedbirin takdiri bozmayacağını bilir, tabiî olarak tedbirinizi alırsınız ama takdir Allah’ındır, bu cemaatinde Allah’a güveni sonsuzdur. Benim psikolojime gelince bunca keyfiyete mâlik bir cemaat içinde benim psikolojimin ne önemi var ki. Herkes gibi ben de Allah’a kul olma gayreti içindeyim. Ama şu İspanyol ata sözünü de belirtmek isterim: “Allah pervasızdan yanadır”

Radikal Gazetesi

Radikal Gazetesi


 

Doğan SARSAR'ın röportajı

Cemaat konuşuyor

Sadettin Ustaosmanoğlu: Hedef İsmailağa'yı ve lideri Mahmut Hoca'yı yok etmek, cemaatte İBDA'cı çok.

Camide işlenen cinayet ve linçle gündeme gelen İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden Sadettin Ustaosmanoğlu, olayların arkasındaki gücün 'devlet içindeki çete' olduğunu öne sürdü. Şeyh Mahmut Efendi'nin (Ustaosmanoğlu) yeğeni olan Sadettin Ustaosmanoğlu, 'çete'nin asıl hedefinin Mahmut Efendi olduğunu ileri sürerek, "28 Şubat sürecinde 'kontrol altına alınamayan, satın alınamayan' cemaat olan İsmailağa'nın yok edilmesi için düğmeye basıldı" dedi.

Mahmut Efendi'nin hiçbir zaman yerine geçecek kimseyi işaret etmediğini, tarikat geleneğinde zaten bunun yeri olmadığını belirten Ustaosmanoğlu şunları söyledi: "Önce Mahmut Efendi'nin damadı Hızır Ali Muratoğlu'nun 'veliaht olduğunu' iddia ettiler. Ne Mahmut Efendi, ne de Hızır Hoca bunu kabul etti. Hızır Hoca 17 Mayıs 1998'de cemaatle birlikteyken öldürüldü. Mesaj; 'Biz, Efendi'den sonra yerine geçecek adamı dahi sizin aranızda ortadan kaldırırız!' idi. 3 Eylül'deki cinayette de aynı mesaj vardı.

Yine kendilerinin 'veliaht' ilan ettikleri Bayram Ali Öztürk, aynı şekilde öldürüldü. İki cinayetin de failinin 'cemaat içinden bir meczup' olduğu açıklandı. Hızır Hoca'nın katili Ufuk Salih Hantal 'akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle' ceza bile almadı. Son cinayette de katilin 'dengesiz, tarikatın başına geçmek isteyen birisi' olduğu açıklandı. Bu cinayetlerin arkasında 'meczuplar'ın değil de, bir çetenin olduğunun en büyük delili, işleniş şekilleri."

'İsteseler iz bırakmazlardı'

Hızır Hoca'nın her sabah namaz için evinden Çukurbostan Camii'ne tek başına yürüyerek gittiğini belirten Ustaosmanoğlu "Hızır Hoca istense çok daha kolayca öldürülebilir, geride iz de bırakılmayabilirdi. Ancak katil, onu cemaatin arasında vurdu. Aynı şekilde Bayram Hoca da cemaatin arasında öldürüldü.

'Meczup' olarak lanse edilen katil Mustafa Erdal için de bu çok zor bir eylemdi. O kalabalıkta zor ve riskli olan bu yöntemi seçmenin nedeni 1998'deki cinayetteki mesajın aynını vermekti. Çünkü 'çete'nin hedefi, Mahmut Efendi. Bu hedefi yok etmek için izlenen yol da cemaat içinde bir çatışma, bir görüş ayrılığı, bir 'taht kapma kavgası' olduğu görüntüsü yaratmak" diye konuştu. Ustaosmanoğlu sorularımıza şu yanıtları verdi:

Sözünü ettiğiniz 'devlet içindeki çete'nin cemaatten korkusu ne? Cemaatin ne gibi bir faaliyeti 'çete'yi endişelendiriyor?

İsmailağa cemaatinin ideolojik bir yapısı yoktur. Cemaat üyeleri Nakşibendi yolu çerçevesinde zikrini, sohbetini, duasını yapar. Cemaatte siyasi bir karar da alınmaz. Cemaatte ideolojik bir yapı olmadığı için de aslında istismara uygun bir ortam da vardır. Mahmut Efendi, İBDA'cıların saygı duyduğu bir kişi. İBDA'cılar, temiz kalmış bu cemaate saygı duyar. Cemaatte çok sayıda İBDA'cı var. Nakşi kaynaklı İBDA, Müslümanlara demokrasiye alternatif bir dünya görüşü sunuyor.

İsmailağa cemaati içindeki İBDA da İslam düşmanlarının ezberini bozuyor. 'İrtica geliyor, şeriat geliyor' teraneleri İBDA ve iç içe olduğu İsmailağa cemaati için sökmüyor. İzlenen yol da hemen değişiyor. Cemaatte önce 'veliahtlar' üretiliyor, sonra bu insanlar öldürülüyor. Katiller de hep 'meczup' oluyor. Ardından gazetelerde, milyon dolarlara hükmeden, 'İstanbul'un göbeğinde bir semti ele geçirmiş', bazılarının tabiriyle 'devlet olmuş' bir cemaatten bahsediliyor. Öyle ki, bu cemaat mafyayı bile haraca bağlamış, polisi sindirmiş! Bu, 'çete'nin göstermeye çalıştığı, medyanın da alet olduğu bir oyun.

Siz cezaevinden çıktığınız zaman basında amcanız Mahmut Efendi'nin kızdığı, İBDA fikriyatı ile olan bağınıza tepki gösterdiği haberleri çıkmıştı...

Ben İBDA fikriyatına sahip Nakşiyim ve İsmailağa cemaatindenim. Mahmut Efendi, benim İslam'a hizmetten başka derdim olmadığını bildiğinden cezaevinden çıktığımda şu cümleyi söyledi: "Alnınızın akıyla gittiniz, alnınızın akıyla geldiniz, alnınızın akıyla devam edeceksiniz." Ben Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ile yedi sene hapishanede aynı hücredeydim. Mirzabeyoğlu da Nakşidir. İBDA ile İsmailağa arasında mana bakımından bir ayrım yok.

Basında Bayram Ali Öztürk'ün öldürülmesinin ardından İBDA/C'lilerin camiye gelip provokasyon yapmak istediği, polisin de cenaze töreninde benzer bir provokasyona karşı önlem amacıyla cemaat ile işbirliği yaptığı yönünde haberler çıktı..

Öncelikle İBDA'cılar sonradan gelmedi. Her zamanki gibi namaz için oradaydılar ve cinayet sonrasında her cemaat üyesi gibi olaya tepki gösterdiler. Polis-cemaat işbirliği iddiası ise şöyle: Cinayetten hemen sonra Bayram Hoca'nın cenazesini Adapazarı'na götürüp ikindi namazını müteakip toprağa vermek istediler. Ancak buna izin verilmedi. Daha sonra İstanbul Emniyet müdür yardımcılarından birisi cemaate, 'İBDA'cılar cenaze töreni sırasında provokasyon yapacak, kan dökecek' diyerek baskı yaptı, korku salmaya çalıştı. Basında da cemaatle yapılan anlaşma sonucu 'İBDA provokasyonunun önüne geçildiği' yazıldı. İBDA'cılar hiçbir zaman cenazelerde eylem yapmamıştır. Bunu polis de bilir. Fatih Camii'ndeki cenaze namazı sırasında gözaltına alınan İBDA'cıların direnmeme, sessizce polis minibüslerine binmelerinin nedeni de korku değil, cemaate duyulan saygıdır.

'Cemaat ne yapacaktı?'

Katil zanlısı Mustafa Erdal ve linç edilmesi konusunda ne diyeceksiniz?

Altı yıl önce aynı olayı yaşamış bir cemaatin ikinci cinayetten sonra ne yapması bekleniyordu ki? Kaldı ki katili kendi adamlarının susturmak amacıyla öldürdüğüne dair inancımız tamdır. Mustafa Erdal için iki şık var. Ya 'çete' tarafından cemaat arasına sokulmuş, ya da cemaatteyken devşirilerek bu eyleme yönlendirilmiştir. 'Meczup' deniliyor. Danıştay saldırısını yapan Alparslan Arslan ne kadar meczupsa Mustafa Erdal da o kadar meczuptur. Türk polisi ve adaletine göre, laiklere yönelik eylemlerdeki zanlılar örgüt üyesi ve irticacı, Müslümanlara saldıranlar ise meczup. 'Meczup' denilenlerin arkasında 'küfür taifesinden yana olan devlet içindeki bir çete' var.

Washington Post'da Furkan!

Washington Post'da Furkan!

  

  AB'NİN DİRENİŞİ ARTARKEN, BATI MENŞELİ TİCARÎ TEŞEBBÜSLER TÜRKİYE'Yİ KUCAKLIYOR

"Batı hiç de samimi değil; Türkiye, Batı tarafından kullanılıyor," diyor İslamî bir dergi olan Yeni Furkan'ın editörü Saadettin Ustaosmanoğlu. "Türkiye Doğu ile Batı arasında bir köprü olduğu için, Batılının kafa yapısı nazarında, Batı'nın Doğu'ya karşı işlediği cürümlerin hesabını verme saati gelip çattığında, suları durultabilecek önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorlar Türkiye'nin."

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 144 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam