Thursday
Feb 09th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Telegram Telegram

Telegram

Zihin Kontrolü ve İnsan

Zihin Kontrolü ve İnsan

                                     

 

ZİHİN KONTROLÜ METODLARI

 

“Zihin kontrolü”nde kullanılan metodları tecrid, hipnoz, kimyevî maddeler, psişik güçleri olan kimseler ve elektronik teknikler olarak işaretlersek, tüm bu metodların kendi içerisinde kullandıkları “ortak” teknik olarak TELKİN’i merkeze koyabiliriz. “Zihin kontrolü” failleri, başvurdukları tüm bu yolları, kişiyi öncelikle “telkin”e hazırlamak için kullanırlar.

 

TECRİD: Tecrid edilen kişi uyutulmaz ve uyku ile uyanıklık arasındaki fark kaybolmaya başladığında “telkin” yapılmaya başlanır. Tecrid sürecinin insan üzerindeki tesiri; vehim, hayâl ve tasavvurun birbirine karışması ve gerçeklik mefhumunun yitirilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Tek başına olması münasebetiyle, mânâlandırma safhasında başka birinden de referans almak bakımından faydalanamayan insan, “telkin”e açık hâle gelir. Bu ândan sonra kişi, gerçek ile hayâl arasındaki bir berzahta gidip gelir ve kendisine dikte edileni gayri iradî biçimde kabul edebilir veya sorulan sorulara gayri iradî biçimde cevab verebilir.

 

HİPNOZ: Bu teknikte, “telkin” merkezdedir. Kişinin iradesi, ona “telkin” edilen sunî uyku vasıtasıyla –büyük ölçüde ama mutlak değil- kırılır. Normalde idrak edilenler dış idrak kuvvetlerinden gelip mânâlandırılırken, hipnoz hâlinde olan kimse algıladıklarının muhasebesini yapamaz. Kendisine mânâsıyla birlikte verilen duyumları sadece kabul eder. Hipnoz süreci aslında uzun süren bir süreçtir. Bugün bu metodu kullananlar, çeşitli kimyevî maddelerle destekleyerek, hipnozu daha kısa sürede etki gösteren ve daha başarılı sonuçlar alınan bir metod olarak kullanmaktadırlar. Hipnozun hayâl kuvvetine müdahale ettiğini düşünüyoruz. Öyle ki, ebced tevafuku da bunu destekliyor.

 

KİMYEVÎ MADDELER: Halüsinojenler olarak adlandırılırlar. Kişiye verildiği takdirde, idrak altüst olur. Vehim gücü baskınlaşarak, olmayan şeyler tahayyül edilir. Genellikle, sorgulama sürecinde doğru cevabların zahmetsizce alınması için ve diğer zihin kontrol tekniklerinde yardımcı olarak kullanılmaktadır. Bu tip ilaçlar verilen kimse, tıpkı tecrid hâlinde olduğu gibi, bildik gerçeklik ile hayâli birbirine karıştırır. Şiddetli tedirginlik ve şübhe tüm bedene sirayet eder. Bu hâl üzere olan kimse, dışarıdan gelecek “telkin” ile kontrol altına alınır.

 

ELEKTRONİK ZİHİN KONTROLÜ (TELEGRAM): İdrakin, arada duyu organları olmaksızın elektronik cihazlar ile gerçekleşebileceği hususu, ilk olarak Tesla tarafından ortaya atılmıştır. Sinir sisteminin belli frekanslardaki elektrik akımıyla çalıştığını bilen Tesla, idrake dışarıdan müdahale edilebileceği fikrini ortaya atmış, ancak üzerinde herhangi bir çalışma gerçekleştirmemiştir.

 

Yıllar sonra, Dr. Delgado, hayvanların beyinlerinde “hiss-i müşterek” olarak ifade ettiğimiz alana yerleştirilen implantlar vasıtasıyla, neredeyse yüzde yüz başarılı “kontrol” çalışmaları gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine, Dr. Delgado, Yale Üniversitesi’ne kabul edilmiş ve insan üzerinde yapacağı zihin kontrol çalışmalarının desteklenmesi sağlanmıştır.

 

Bugün geçmişteki gibi “implant”lara gerek duyulmaksızın, insanın idrak kuvvetlerinin beyindeki mahallerine elektromanyetik dalgalar yoluyla doğrudan ve dışarıdan müdahale edilebildiği gibi, aynı zamanda insanın düşünceleri de çeşitli “yazılımlar” vasıtasıyla başkaları tarafından müşahede edilebiliyor. TELEGRAM’da kullanılan frekans aralıkları ve alıcı verici teknolojisi hakkında İngilizcede binlerce sayfalık malûmat var ki, inşallah bir gün Türkçeye de tercüme edilmelerini diliyoruz.

 

Cinlerle ilgili olarak müstakil bir başlık açmadık. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğiz. Cinlerin, “hüddam” vasıtasıyla kontrol edilerek çeşitli şekillerde kullanıldıklarını biliyoruz. Ancak farklı bir veçheden de meseleyi ele almak isteriz. Dünyada insanların ve cinlerin hayatları birbirine paralel devam eder. Ahlâk gibi değerler “insanlar” arasında yükseldiğinde, cinlerin âlemine de bu durum akseder. İslâm güçlendiğinde kezâ. Şimdi bu veçheden bakacak olursak, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun, “hüddam” tarafından yönlendirilmeksizin, tamamen cinlerin kendi iradeleriyle de hedef olması mümkündür. Çünkü bugün biz nasıl kâfirler karşısında zayıf durumdaysak, benzer bir durum o âlemde de Müslüman cinler için sözkonusudur. Bu sebeble, bu âlemde İslam’ın hâkimiyetini sadece kâfir “insanlar” değil, aynı zamanda kâfir “cinler” de istememekte ve bunun için mücadele etmektedirler.

 

Mirzabeyoğlu’nun niçin –ayrıca- cinlerin hedefi olduğuna gelince... Bugün insanların TELEGRAM cihazıyla gerçekleştirdikleri operasyonun niçin hedefindeyse, tam da o sebeble cinlerin de hedefindedir. Tek başına, “İNSAN”ın destanlık direnişini misâllendirmektedir Salih Mirzabeyoğlu.

 

SONUÇ

 

Zihin kontrol tekniklerine baktığımızda, hepsinin idrak kuvvetlerine müdahale ederek kişiyi kontrol altına almaya çalıştığını görüyoruz. Hayvanlarda neredeyse yüzde yüz başarı sağlayan bu metod, insanda aynı başarıyı sergileyememekte. Çünkü insan, hissedilen ve vehmedilen üzerinde hayvan gibi hareket etmeyen, aksine, istidadı ve adâleti çerçevesinde hikmet, şecaat ve iffet süzgeçlerinden geçirerek hakikati arayan bir varlık. Bu yüzdendir ki, zihin kontrolüne karşı dirayet gösterebilmekte ve kontrolünü başkalarından sakınabilmektedir.

 

“İnsan”ın tarifini yaparken zirveye Allah Resûlü’nü koymuş ve Allah’ın "belhüm adal" diye vasıflandırdığı “hayvandan aşağı” insana kadar geniş bir perspektiften bahsetmiştik. Allah Resûlü’nün temsil ettiği zirve, hikmet, şecaat, iffet ve adâlet gibi faziletlerin her birinin “olması gereken” itidâl halinin –kul planında- mutlak ifadesidir. Şu hâlde, hayvanda ve hayvandan aşağı olan insanda başarısı kaçınılmaz olan zihin kontrol teknikleri, “faziletler” çerçevesinde insanın “insan” olma hassası Allah Resûlü’ne yaklaştıkça, “insana hâkimiyet” gücünü yitirmeye mahkûmdur. Bu husus, kitleleri hedefleyen “sosyal kontrol” için de aynı şekilde geçerlidir.

 

Üstad Necib Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü isimli eserinde, “Genç adam, düşün! Evvelâ insanoğlunun düşünmekten büyük haysiyeti olmadığını düşün.” dediği üzere, insana düşen borç, kendisine bahşedilen bu lütfu idrak etmesi ve yaşadığı hayatın baştan sona muhasebesini yaparak, kaybettiği yahud kendisine kaybettirilen hakikat ve faziletlerinin peşinde “insanca” yaşamaya bakmasıdır. Aksi hâlde, insanoğlunu ruhen, zihnen ve bedenen dünyadan kazımak için korkunç teknik ve teknolojiler geliştiren “ferdî” ve “sosyal” zihin kontrolcülerine direnemeyeceği ve yeni çağın “mankurt”u olmaktan öteye geçemeyeceği âşikardır.

 

KAYNAKLAR

 

1-  Lionni, Paolo. The Leipzig Connection, Sheridan, Oregon: Delphian Press 1988; “Germany-History since 1950”; Wood, Samuel ve Ellen Green. The World of Psychology, 3. basım, www.prenticehall.ca/wood; Weiten, Weyne. “ A New Science is Born: The Contributions of Wundt and Hall,” Psychology . Themes and Variations. 3. basım, http://psychology.wadworth.com/book.

 

2-  Dicks, Hanry Victor. Fifty Years of the Tavistock Clinic. Londra, İngiltere: Routledge & K. Paul, 1970; Wolfe, L., “The Tavistock roots of the ‘Aquairan Conspiracy’.” EIR, 5 Haziran, 1987; Coleman, Dr. John. Conspirator’s Heirarchy: The Story of the Committee of 300. Corson City, Nevada: Amerika West Publishers, 1992; “ Tavistock – The Best Kept Secret America” tavinstitute.org/index.html.

 

3-  Chaitkin, Anton, “British Psychiatry: From Eugeinics to Assassinatio,” EIR, 7 Ekim 1994; Steinberg, Jeffrey, “Anticipatory democracy': Britain' Tavistock Institute brainwashed Newt.” EIR, 12 Ocak, 1996.

 

4-  “Will You Allow Your Child to Be Spiritually Molested?,” The New Federalist.

 

5 - Marks John. The Search For The Manchurian Candidate: The CIA and Mind Control; Bowart, Walter. Operation Mind Control. New York: Dell, 1977; Cannon, Martin, “Mind Control and the Amerikan Government,” Lobster 23.

 

6-  Colby, Gerard. Thy Will Be Done. Constantine'de aktarılıyor, Virtual Government, CIA Mind Control Operations in America. Venice, California: Feral House, 1997; Ross, M:D., Dr. Colin, "The CIA and Military Mind Control Research: Building the Manchurian Candidate, " Dukuzuncu, Yıllık, Batı Konferansı'nda sunulmuş bir bildiri metni, 18 Nisan 1996; Krawczyk, Glenn, "Mind Control Techniques and Tactics of the New World Order," Nexus, Aralık-Ocak 1993; Bowart; Constantine; George Bush: The Unauthorized Biography; Chaitkin, Anton. Treason in America. New York: Benjamin Franklin House, 1984; Pincher, Chapman. Too Secret, Too Long. New York: St. Martin's Press, 1984; Exclusive Intelligence Review'in editörleri. Washington, D.C.: EIR , 1992; Lee Shlain,. Acid Dreams. Grove Press: New York, 1985; Lyttle, Thomas, " Blot Art" Mark Westion'la bir röportaj. Paranoia, kış 1995/96; Stevens, Jay. Storming Heaven. New York: Harper & Row 1987. Marks; Chaitkin, Anton. Treason in America; Pincher; Chaitkin, Anton, "Population Control, Nazis, and The U.N.!"; Marks.

 

7-  CIA tarafından Dr. Armen Victorian'a gönderilmiş olan ve İstihbaratta Beyin Yıkama adlı kitabında yayınlanmış olan 19 Kasım 1990 tarihli mektub.

 

8-    http://www.milliyet.com.tr/2005/01/28/guncel/agun.html (29 Mart 2011)

 

 

 

Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Mayıs 2011.

 

 

Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a Açık Mektub

Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a Açık Mektub

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Sağlık Bakanı, Sayın Adalet Bakanı, Sayın Dışişleri Bakanı...

 

Dünya üzerindeki her devlet, dünya üzerindeki her vatandaşını korumak, haklarını savunmak ile mükellef olduğunun şuurundadır ve aslında bu, o devletin PRESTİJ meselesidir.

"Zihin Kontrolu-Mind Control" üzerine ülkemizde belki de tek olarak uzun süreli bir yayın yapmamız ve bunun "nasıl olduğuna" dair bilgileri, dökümanları okuyucularımıza sunmamız, bu tatbikatın ne kadar yaygın olduğunu anlamamıza ve elbette mağdurlarının da bize başvurmalarına vesile olmaktadır. Bu mağdurlardan ve gerçekten de "hayatları söndürülmüş" olanlardan birisi de uzun süredir İsveç'de yaşayan, ülkenin ünlü tıp fakültesi "Karolinska Enstitüsü"nde birçok başarılı araştırmaya imza atmış olan Bayan H....'dir.

25 senedir "Zihin Kontrolu" işkencesine tabi tutulduğunu ve 24 yaşındaki oğlunun bu sebeble "kullanıldığını", bu işte kocası ve kocasının ailesinin de ortak olduğunu anlatan H...'nin bize anlattıkları, anlatmaya çalıştıkları insanı dehşete düşüren hadiselerdendir:

"- Ben 44 yaşında ve 24 yaşında bir oğlu olan bir Türk ve aynı zamanda İsveç vatandaşı olan bir bayanım. Henüz benim hamileliğim döneminde hem oğluma hem de bana uygulanan zihin kontrollü denet’liğine karşı yıllarca mücadele yaptım ve hâlâ da bunu yapmaktayım…

2000’li yılların başında nasıl ve ne amaçlı olduğunu bir türlü anlayamadığım ve yüzde yüz benim düşüncelerimin bazı kişilerce okunup hem benim fikirlerimden faydalanıldığını, hem de bize işkence amaçlı kullanıldığını iddia ettiğim zaman kimseyi böyle bir şeyin olurluğuna inandıramadığım gibi, etrafımdaki insanlardan aklımı kaybetmekte olduğum izlenimi edinmeye başlamamla sessiz kalmaya itildim. O dönemler buranın ünlü Tıp Fakültesi Karolinska Enstitüsü’nde onkoloji üzerine doktora yapmakta idim.

İnternetle araştırma yapma olanaklarının pek yaygın olmayışı ve gerek İsveççe ve gerekse Türkçe diliyle yazılmış zihin kontrolü yapılabilirliği adına hiç bir doküman bulamadığımdan ve elimde kanıt olarak sunacak bir şeyim olmadığı için, hakkımda deli damgası vurulmasını istemediğimden sesiz kaldım. Hamileliğim esnasında İsveç’te ilk kez uygulanacağını ileri sürdükleri ve benim hamileliğimi kurtarma amaçlı diye bahsettikleri bir operasyona tabi tutulmuştum; İsveç’e henüz evlenip gelmiş ve 18 yaşında idim. Çocuğum, henüz küçük yaşta beyninin içinde birilerinin sürekli konuşuyor olduğunu söylüyordu. Oğlum, bir radyonun kapatılma düğmesi gibi neden bizim vücudumuzda da bir düğmenin olmadığını ve dinlemek istemediğimiz sesleri neden kapatamadığımızı sormaya başlamıştı. Ben ise, doğum yapmamla birlikte, aşırı rüya görmeğe ve gördüğüm rüyaların aynını günlük olarak yaşamağa başladım. Ayrıca uzakta yaşayan ailem veya akrabalarımın başına gelen bir durumdan anında haberdar oluyordum. Bunun dışında ise, sürekli beynimde sorular oluşur ve onlara cevab verme zorunluluğu gibi şeyler yaşamağa başlamıştım. (Lise 2’nin başında okuldan alınıp evlendirildim. Lise 1. sınıftayken okulun üstün zekâlısı olarak tanınıyordum. Aynı zamanda oğlum da henüz

dokuz aylıkken herşeyi konuşuyor, sayı ve rakamlarla haşir neşir bir matematik dahiliği sergilemekte idi. Henüz 6 yaşında okulda matematik dahisi diye bakılmakta idi).

Herneyse, benim doğum yapmamla birlikte önceden hiç bir şekilde yaşamadığım ve başıma gelmeyen tonla olaylar olmakta ve bunlar ne elde bulunan bilimsel bilgilerle ne de bilinmezliklerle anlatılamayıp, ailemin bana “Sen Allah tarafından seçilmiş bir erişmişsin” demeleriyle ben de olayın üzerinde fazla durmamaya ve durumumuzu olduğu gibi kabullenmeye başlamıştım. Nedensiz bir şekilde, şu an ayrılmış olduğum eşim ve birlikte yaşadığımız onun ailesince sürekli şiddete ve saldırılara maruz kalmakta idim ki, bunun önüne geçmem imkânsız olduğu gibi başkalarına da bildirme yollarım kapalı idi. Benim pasaportumu, İsveç’e gelişimle birlikte bir kasaya kilitleyip dört yıl benden gizli tuttular ve o ailenin dostları olan polisler gereken işlemleri benim haberim olmadan yaptılar. Aradan beş yıl geçtikten sonra bende nedeni belirsiz şiddetli bir sağlık bozukluğu belirtileri oluştu. İlk başlarda doktorlar teşhis için test yapmaya ve tedaviye yanaşmadılar. Bir yılı aşan bir mücadele sonucu zorla bir doktora test yaptırdım. Test sonuçlarında bir kaç günlük ömrümün kaldığını belirten sonuçlar geldi ve benim tedavisiz tiroid bezlerinin işlevini yapmadan yaşam mücadelesiyle karşı karşıya bırakıldığım ortaya çıktı. Bu durumun benzeri aynen oğlumda da belirginleşmeye başlayıp burada gerekli olan sağlık yardımları almamız engellenmekte ve bunu kimlerin yaptığını bir türlü anlayamamakta idim. Sanki birileri bizi bile bile bir denek olarak kullanmakta ve bu düşüncelerimi kimseyle paylaşamıyordum. Çunku insan haklarının bulunduğu bir Avrupa ülkesi olan İsveç’te bu tür şeylerin meydana gelemeyeceği herkesin belleğine adeta kazınarak yerleştirilmişti."

Sayın H...'nin kendisine "Zihin Kontrolü" uygulanmasına yönelik olarak tarafımıza yazdığı uzun yazının ilk satırları bunlar. Bu satırlardan sonra gelenler ise, insanı gerçekten dehşete düşürücü anlatımlar; küçücük bebeğe yapılan tecavüz, annesini kontrol altında tutabilmek için çocuk büyüdükçe şiddetin artması, kaçmalarını engellemek için kurulan tuzaklar ve bu tuzaklardan ağır hasarlarla kurtulmaları, çocuğu suça yönlendirmeler, tuzağa düşürerek veya sahte suç yüklemeler doğrultusunda oluşturulan sayısız tutuklamalar ve aynı zamanda hukuksuz hapis cezaları ve hapiste dahi gerekçesiz tek hücrede tutarak çeşitli işkence uygulamaları, hiç alakası olmayan bir takım ilaçların üzerinde deney amacıyla uygulanması ve asıl rahatsızlığına ilişkin sağlık yardımı alamaması vs.

Bayan H..., bütün bunları 25 senedir yaşadığını ve ancak 2000'li yıllardan sonra yaptığı araştırmalar ile başına gelenin "zihin kontrolü" olduğuna inanmaya başladığını anlatmaktadır. Biz, Bayan H...'nin anlatımları üzerine İsveç konsolosluğuna bir dilekçe ile başvurduk, durumu özetledik ama onlardan bir geri dönüş-cevab gelmedi.

 

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Sağlık Bakanı, Sayın Adalet Bakanı, Sayın Dışişleri Bakanı...

 

Bayan H....'nin durumu,Türkiye Cumhuriyeti Devletinin PRESTİJ MESELESİDİR! İsveç'deki Türk konsolosluğu vasıtasıyla kendisiyle ilişki kurar, kendisini birebir dinlerseniz, Bayan H....'nin sorununu çözümlemeye yönelik bir adım atmış olacaksınız.

"Prestij sorunudur" dedik; varsayalım ki Bayan H..., bütün bunları "uyduruyor", başlarına gelenler için "bahane üretiyor" (ki, "Zihin Kontrolü"nün "kanıtlanamamasının en önemli sebebi belirtilerin "şizofreni ve paranoya" ile benzerlik göstermesidir, bunu unutmamak lazım!); biz Bayan H....'nin anlatımlarını dergimizde ve internet üzerinde yayınlamaya devam edeceğiz, o zaman da durum, İsveç ile TC Devletinin arasının bir "hasta" tarafından bozulmaya çalışılması ve buna TC Devletinin ses çıkarmaması sebebiyle önayak olması olarak algılanacaktır! Basit bir "konsoslosluk işi" ile durumun kontrol altına alınması, gerçeğin ortaya çıkarılması sözkonusu olabilecekken, TC Devletinin, sorumluluğu altındaki bir vatandaşına sorumlu davranmaması sebebiyle iki ülke arasındaki münasebetlerin yaralanması gerçekleşecektir.

Sadece bu sebebden, TC Devletinin milletlerarası prestiji açısından Bayan H...'nin durumu hakkında ilgili birimleriniz aracılığıyla bilgi almanız, ona Devletinin kendisini yabancı bir ülkede yalnız, terkedilmiş bir hâlde bırakmadığını, bırakmayacağını göstermeniz, o makamınızın size verdiği bir sorumluluktur.

 

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Sağlık Bakanı, Sayın Adalet Bakanı, Sayın Dışişler Bakanı...

 

Sayın MİRZABEYOĞLU'na yönelik "ademe mahkum etme" tavrınızı bir kenara koyuyor, siyasetle hiçbir alâkası olmayan, kendi ve oğlunun başına gelenleri daha yeni yeni anlamlandırmaya başlayan ve sıradan bir insan değil, ilmi bir kimliğe sahib Bayan H...'nin tarafımıza yaptığı "imdat çığlığı" ile ilgileneceğinize olan inancımızı koruyor, taleb etmeniz halinde gerekli bilgi ve dökümanları sizlere ulaştıracağımızı bildiriyoruz.

 

Saygılarımızla

FURKAN DERGİSİ

Genel Yayın Yönetmeni

SAADEDDİN USTAOSMANOĞLU

 

 

 

 

 

Zihin Kontrolü -CIA ve KGB Operasyonları-

Zihin Kontrolü -CIA ve KGB Operasyonları-

  Zihin kontrol faaliyetleri hakkında zaman içerisinde bazı beyanlar da bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  dünyada muhtelif alanlarda zihin kontrol operasyonları ile insan beynini etkileme çalışmaları yapıldığını belirterek, "Elektromanyetik dalgalar ile insan beyninde zaman duygusunu kaybettirme, şaşkınlık hali oluşturma, mekan bulamama gibi durumlar oluşturmak mümkün".

 Radyohipnotik sistemleri savaş silahı olarak kullanmak isteyen projelerin bütün dünyada elektromanyetik projeler içerisinde kullanıldığını, insan deneylerinde de savaş esirlerine uygulanmış olabileceğini, bir insanı robot gibi kullanabilmek için elektromanyetik uyaran ya da ilaçlar vermek suretiyle kişinin de isteğiyle geçici hipnozlar yapılabileceğini belirten Tarhan, "Bu sistemlerle kişinin bazı tepkilerini yok edebilirsiniz. Bazı kararlar vermesini o anda bloke edebilirsiniz. Geçici olarak duygularını değiştirebilirsiniz" dedi.

part1

 

 

 

part2
Devamını oku...

Zihin Kontrolü İşkencesi Mağduru K.K.: "ZİHİN KONTROLÜ TIBBÎ İDAMDIR!"

Zihin Kontrolü İşkencesi Mağduru K.K.:

Takdim: Zihin kontrolü var mı, mümkün mü? Hâlen tartışılan ve pek de gündeme getirilmeyen bir mevzuu. Tartışmalar devam ede dursun, biz, yaklaşık 20 sene önce İsveç’te zihin kontrolü işkencesine maruz kalmış ve Türkiye’de olmasına rağmen hâlen kendisine zihin kontrolü saldırısının devam ettiğini söyleyen K.K. ile konuştuk. Çocuğunun, yaşadıklarından haberdar olmaması için isminin ve resminin yayınlanmasını istemiyor. K.K., daha önce bir haftalık dergiye ve bu mevzuda kitab yazan bir yazara bu şartlarda verdiği röportajlar, isminin açıkça yazılması ve resminin basılmasıyla yayımlanınca bir daha medyaya konuşmama kararı almış. Geçmişe dayanan  tanışıklığın verdiği güvenle K.K., medyaya konuşmama kararını Furkan Dergisi için bozdu. Biz de kendisine söz verdik ve sözümüzü tuttuk; ismini yazmıyor (baş harflerini de değiştirdik), fotoğrafını basmıyoruz!

Devamını oku...

İşkence –Zihin Kontrolü ve TTB

Dr. Nevzat ŞİPLEME

nevzatsipleme@gmail.com

‘Güzel şeyler de oluyor’ dedirtecek gelişmelerden birisi halinde geçtiğimiz günlerde bir meslek içi eğitimi aldık…

TTB, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığının eş güdümü ile ve kıymetli öğretim üyesi Prof. Şebnem Korur Fincancı hanımefendinin öncülüğünde “işkence” nedir, nasıl tespit edilir, hekim, savcı ve hakimlerin bu insanlık suçuna yönelik neler yapabileceği tezi üzerine kurulu, “İstanbul protokolü” adı verilmiş ve uluslararası kabul görmüş yaklaşımın tanıtılması merkezli bir eğitim idi. Tam üç gün sürdü, ziyadesiyle faydalandık… Tüm ilgili kurum ve kişilere içten teşekkürlerimizi bir kez daha buradan iletelim…

Bu konuda ‘resmi kurumlarda ilgililerine eğitim veriliyor’ aşamasına gelinmiş olması her manada güzel bir gelişmedir şüphesiz… Hem sivil toplum kuruluşları adına hem de hükümet adına... Neticede onlar istemese işkenceyi bir insanlık suçu olarak görmeseler bu eğitimler gerçekleştirilemezdi…

İşkence denilen şey… bir insanlık suçudur… Tam bir farkındalık oluşmamış, toplumda herkes düşman gördüğüne yapılabilecek bir tür ceza olarak görüyor… Heyhât bu bir cezalandırma değildir… Hukuki manada kişinin eylemine uyar şekilde nasıl cezalandırılacağı kanunlar ile belirtilmiştir… Bahse konu ceza kişi- toplum vicdanını rahatlatmaya yetmiyor olabilir bu ayrı bir meseledir… Mevzunun yeri burası değildir…

Uluslararası kabul görmüş İstanbul Protokolü bu konuda daha net ifadeler içeriyor…

Uluslararası hukukta mutlak biçimde yasak olan işkencenin tanımını İşkenceye Karşı Sözleşme şu şekilde yapmaktadır:

Bu sözleşmenin amaçları bakımından “işkence” terimi, bir kişi üzerinde kasıtlı biçimde uygulanan ve o kişiden ya da üçüncü bir kişiden bilgi edinmek yahut itiraf elde etmek; o kişinin yahut bir kişinin gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylemden ötürü onu cezalandırmak; yahut o kişiyi yahut üçüncü kişiyi korkutmak yahut yıldırmak gibi amaçlarla; ya da ayrımcılığın herhangi bir türüne dayanan herhangi bir nedenle, bir kamu görevlisi ya da resmî sıfatla hareket eden bir başka kimse tarafından bizzat yahut bu kimselerin teşviki ya da rızası yahut da bu eylemi onaylaması suretiyle yapılan ve gerek fiziksel, gerekse manevi ağır acı ve ıstırap veren her hangi bir eylemdir. Bu, hukuka uygun yaptırımların sadece uygulamasından doğan, bu yaptırımların kendisinde var olan yahut arızi biçimde oluşan acı ve ıstırabı içermez”

Yani kanun olarak cezaların arasında falaka varsa ve adam şu işi yaparsan şu kadar falaka diyorsa bu işkence tanımlamasının içine girmez…

İşkence yalnızca fiziki eziyetten ibaret değildir. Gerek fiziksel gerekse manevi ağır acı veren her hangi bir eylemdir… Kişinin öz saygısını yitirmesini sağlamaya yönelik, onu yıldırmaya, iddialarından, inançlarından vazgeçirmeye, sosyal yönden etkisizleştirmeye kimliksiz- kişiliksizleştirmeye yönelik kasıtlı bir uygulamadır…

Bu manada işkence görmüş, gördüğünü iddia eden kişinin ruhsal psikiyatrik değerlendirmesi de işkencenin sonuçları açısından mühimdir ve işkencenin komponentleri arasına girer.

İstanbul Protokolü”nün bu husustaki yaklaşımı gayet yerindedir. Hadisenin yol açtığı psikolojik tahribatın objektif delil olduğunu belirttikten sonra ilaveten demektedir ki, “Travmayla ilişkili bir ruhsal hastalık tanısı, işkence iddiasını destekler; ancak bir tanının kriterlerinin karşılanmaması kişinin işkence görmediği anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”

İstanbul Protokolü ismi verilmiş ve uluslararası kabul görmüş bu “belge”de “zihin kontrolü” adı verilen “işkence” usulünün bulunmaması, esamisinin bile okunmaması dikkatimizi çekti. İnanmama mı, kasıtlı yok sayma mı anlayamadık…

Bu zihin kontrolü meselesi uzun zamandır toplum gündeminde olan bir ciddi iddiadır. Buna rağmen, tüm bu çalışmalarını takdirle karşıladığımız TTB başta olmak üzere “işkence” bahsine hassasiyet gösteren, eğitime katkı veren tüm kurumların ve eğitimci sıfatı taşıyan arkadaşların “zihin kontrolü” ismi verilen işkence türünü yok saymaya yahut gözardı etmeye yönelik tavırları kabul edilemez bir yaklaşım olarak kaldı zihinlerde...

Zihin kontrolü hakkındaki sorumuza “ilgilenen arkadaşımızın paranoyak şizofren olduğu ortaya çıktı” şeklindeki yaklaşım, işin gerçeği bizi hayal kırıklığına uğrattı… Zira bu tekamül etmiş işkence yöntemi modern ilmin ve  tekniğin imkanları ile yapılabilen bir uygulamadır…

Zihin kontrolü denilen hadise daha çok “kıstırılmış” kontrol altında tutulan kimselere uygulanabilen kabaca ve kısaca “nörokimyasallar, nöromagnetik dalgalar, sonar dalgalar, radyo dalgaları kullanılarak” kaba, banal yöntemlerde olduğu gibi, ama daha sofistike yöntemler eşliğinde, insanın iradesini kırmaya düşünce yapısını değiştirmeye ve teslim almaya yönelik yapılan bir tür işkence yöntemidir.

İnternette kısa bir gezinti yapılsa hakkında epey malumat edinilebilecek bir hadisedir zihin kontrolü… Sıkıntısı, ispatlanması zor olmasındadır… Ve bu tür iddia sahiplerinin paranoyak şizofren oldukları şeklindeki nitelemeye maruz kalmaları da kolaydır elbette… Tersinden kastınız yoksa eğer bir kısım iddia sahiplerinin böyle paranoyak şizofren olmaları bağlayıcı kıymet taşımazlar.

Şakağına silah dayanmış öldürüleceği iddiasıyla korkutulup tetiği çekilmiş bir insanın yaşadığı sıkıntıyı neyle ispat edeceksiniz… Bunun bile şahısta yol açtığı psikolojik değişimlerin tespiti yolu ile ispatlanabilir olduğunu söyleyeceksiniz, ama…

Birtakım teşhis imkanlarının olmadığı zamanlarda fiziki bir bulgu vermeyen eziyet yöntemlerinin olduğu malum…  Psikolojik bulgular da hakeza öyle…

Beyler; işkenceyi ve işkencecilerin varlığını kabul etmeyen,  “yok bir şey ispatla da görelim ve sorumlularından hesap soralım” diyerek masum pozisyonunda zımni destek vermiş olanlardan olmak istemiyorsanız bu iddiaları ciddiyetle dikkate almak zorundasınız

 MODERN BİLİMİN VE TEKNİĞİN ULAŞTIĞI İMKANLAR EŞLİĞİNDE İCRA EDİLEN MODERN BÜYÜ KABUL EDİLEBİLECEK OLAN BU İŞKENCE TEKNİĞİNE KARŞI TAVIR ALMAK ARTIK NEREDEYSE MODASI GEÇMİŞ İŞKENCE USULLERİ İLE UĞRAŞIP, NEFS YELLEMEYE –KENDİMİZİ TATMİN ETMEYE- BENZEMİYOR MU YOKSA?

Bizleri, inanmamaya yahut yok saymaya iten saik nedir?

Bugün zihin kontrolünün tespiti ve teşhisinin zorluğu iddia sahiplerini hafife almayı mı gerektirir, öyle mi davranılmalıdır… Ya varsa, ya gerçekse endişesi neden taşınmaz? Aksi halde bu hafife alma tavrımız işin sorumlularına katkı sağlamak, zımnen destek vermiş olmak sonucunu doğurmaz mı? İlle de başınıza, başımıza gelmeli de ondan sonra mı harekete geçeceksiniz, geçeceğiz?

İspatlanması zor, ama elbette mümkün bir iddia olan bu “zihin kontrolü” bahsi aynı zamanda bir güvenlik sorunudur ülke açısından ve emperyalist, kapitalist sistem için güçlü bir silahtır. Ve bu silah BOŞA ÇIKARILMALIDIR… Türkiye’nin tabiplerinin birliği olan yapı dahi ülke güvenliğine atfı olan böyle bir konuda sessiz kalamaz, kalmamalı.

Velev ki bu eğitimler Avrupa Birliğinin sponsorluğunda yapılmış olsa bile?..

 Yaşanılası bir dünya ve olunası insan için TIBB-I HAKÎM?..

Sayfa 1 > 2

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 134 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam