Wednesday
Feb 08th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa DUA Ebced ve Rüya Tabiri

Ebced ve Rüya Tabiri

Salih Rüya Üzerine -3.Bölüm-

 

 

SALİH-RÜYA ÜZERİNE

 

 

 

HASAN DÜZENLİ

 

 

 

خواجكان;Hâcegân...Hocalar, yüzbaşı rütbesinde sivil memur;681

Sefine-i belâgat; سفينهء بلاغت1628…Belâgat gemisi

1470…Tîğ-i zeban; dil kılıcı, kılıca benzeyen dil...تيغ زبان

Askerin başı, kumandan; Sâlâr-ı sıpah.. سالار سپه ..359

راه نجاتRâh-ı necât…660;kurtuluş yolu…

69;Yeşillik…سبز... Sebz

 

 

3.BÖLÜM

SALİH-RÜYA ÜZERİNE

Salih-Rüya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3.BÖLÜM

 

SALİH-RÜYA ÜZERİNE

Allah Resûlü’nün, fert ve toplumları İslam dinine davet ederken tebşîr(müjdelemek), înzar(uyarmak) ve tezkir(hatırlatma)’yı risaletinde uyguladığı metodlar olarak görmekteyiz.

Tebşîr: Gönle ferah ve sürur vermek. Müjde vermek. Müjdelemek.

Bu mânâdan olmak üzere rüyâ’nın, -nübüvvetin cüz’ü sayılması da hatırlanarak- müjdeli haber vasfında olduğu Hz. Peygamber tarafından bildirilmiştir.

İnsan ve Kainat arasındaki ünsiyeti, insan’ın iç ve dış yaşantısıyla, kainatla gerek açık gerek gizli bildirilen unsurlar arasındaki ilişkiyi İslam alimleri açıklamaktadırlar.

İnsan ile alem arasındaki yakın ilişkinin rüyalarda tezahürü yada bildirimi, hayatımızın her alanında olduğu gibi bu esrarlı olan meselede de hakikati tesbit eden izahlarla yaşantımızı ifade edebilme imkanını verir. Ve şartlarının da kendi içinde bulunması gerekli kılar.

İbrahim Hakkı Hazretleri rüya tâbiri hakkında; “Kibir; kaplan’a, saldırganlık ve yenmek; aslan’a, hased; kurt’a benzer. Marifet sahibleri demişlerdir ki, alemde yaratılan her çeşit hayvanın şekil ve suretlerinin numune ve benzerleri, insanda da vardır” diyerek, insan kalbinde bulunan kötü ahlakın, hayvan suretlerine benzediğinin izahını getirmiştir.

“Müjdeleyici olan rüya en sahihidir” diyen, İmam-ı Nablusi Hazretleri üç çeşit olan rüyanın ilki olan Salih rüyayı da kendi içinde beşe ayırır;

  • Apaçık sadık rüyadır ki, bu nübüvvetten bir cüzdür.

  • Salih bir rüyadır. Onunla rüya sahibi yaptığı ve yapacağı bir şeyle müjdeler.

  • Allah’ın, rüya meleğine öğrettiğini rüyasında göstermesi.

  • Maksada gizlice işaret edilmiş olan rüya.

  • Rüyada gördüğü yerin, gördüğü şeye galib gelmesiyle sahih olan rüya.”

 

Rüyalarımızın da bir hakikati olduğu ve insan yaşantısındaki tesirini de dikkate almak bakımından, tevil ve tabirin doğru ve yerinde olması rüyada ki mananın aşikar olmasını sağlıyacaktır.

Günümüzde, bu ilimden pay sahibi olmak bakımından eserler bulamasak bile ipuçlarını verici eserler arasında en dikkat çekici belkide tek diyebileceğimiz Salih Mirzabeyoğlu’nun, “Tilki Günlüğü” isimli eseridir. Ruha göre vakıa’yı roman tadında verirken lugat nizamını da göstermiş oluyor. Tilki Günlüğü, 6 cild olarak yazılan ve 12 ayın her gününü kendi şahsında işaretleyerek muhiti de içini alan bir eserdir. Ayrıca, tek kitabta özünün süzüldüğü “Hırka-i Tecrit” isimli eser de günlüğe ek ve meseleyi kavrama adına destek mahiyetin de olduğunu bildiririz.

Bu Bölüm de, Allah Resulü’nün bir Hadis-i Şerif de buyurduğu; “Salih rüya”nın ebced pratiği üzerinde dururken, iştikak bahsi ile olan yakın ilişkisini de göstermeye çalışacağız. Bu çalışmada Mirzabeyoğlu’nun Tilki Günlüğü, Furkan Lugatı ve Hırka-i Tecrit isimli eserlerinden faydalandık.

 

 

 

 

 

 

SALİH” “RÜYA”

 

 

Hadis meali;

Ebu Hureyre (Radıyallahu anh’den): Resulü Ekrem (Sallallahu aleyhi vessellem):

- “Mübeşşirat’tan başka nübüvvet’ten (ilham alacak) bir şey kalmadı”, buyurdu.Ashab:

- “Mübeşşirat nedir ya Resulallah?”

- (er Rü’ya es-Sâlihatü) “Rü’ya-yı Sâliha”dır, buyurdular...(Hadis-i Şerifi Buhari rivayet etmiştir).

 

Müslim’in, İbn-i Abbas (ra)den rivayetine göre; Resul-i Ekrem’in ashabiyle bu musahabesi vefatı hastalığında idi. Hazret-i Aişe’den naklolunan bir rivayete göre de: Vefatından sonra (istikbâle ait haber alacak) yalnız size mübeşşirat kalıyor, buyurmuştu. Ebu Ya’la’nın, Enes İbn-i Mâlik’den rivayetine göre de: Artık nübüvvet ve risalet haberleri kesiliyor, benden sonra Nebi ve Resul yoktur, lakin size mübeşşirat yani Salih rüya kalıyor, o güzel vasıta ile haber alırsınız, buyurmuştur.

Hadisteki ‘mübeşşirat’ kelimesi mübeşşirenin cem’idir. Tebşir masdarından ism-i fail sigasıdır. Tebşir, muhatabın gönlüne ferah ve sürur koymaktır ki, müjde vermek diye terceme edilir. Bu itibar ile halis müminlerin gönülleri rüya ile ilahi müjdelere ve telkinlere mâkes oluyor, demektir. Ahmed İbn-i Hanbel’in Ebü’d-Derda (ra)den rivayetine göre, Resûl-i Ekrem ‘dünya hayatına ait müjde, müslümanın gördüğü saf rüyadır, ahirete ait olan müjde de Cennet’tir, buyurmuştur. Bu hadisi Tirmizi, İbn- Mace, Hâkim de Übade İbn-i Sâmit (ra) den rivayet etmişlerdir.

İlham ki, Allah Teala tarafından feyz tarîkıyle kulun gönlüne bir şeyin ilka ve telkin olunmasıdır. Bu da vahye nisbetle Enbiyanın rüyası mesabesindedir. İlham da rüya gibi Enbiyadan başkasında da vâki olur. Nasıl ki, menakıb-ı Ömer bahsinde Resûlü Ekrem: “Sizden önce geçen ümmetler içinde birtakım Sâlih kimse vardı ki, bunlar peygamber pâyesinde olmadıkları halde kendilerine haber ilham olunurdu. Muhaddesûn denilen bu kimselerden ümmetim içinde de bir kimse bulunursa -ki, muhakkak bulunacaktır- o da Ömer’dir” buyurmuştur. İşte burada Muhaddesûn, Mülhemûn demektir. Binâenaleyh ilham da rüya mahiyetinde min-tarifi’llah telkine vasıta olduğu halde ilham niçin mübeşşirattan sayılmamıştır?

Cevap: Mübeşşiratın rüyaya tahsis buyurulması bütün müminlere şamil vasıta-i telkin olması itibarıyladır. Halbuki ilham pek az müminlere mahsustur.(1)

 

...

 

 

Haber Verme

 

İmza, mühür, damga… Tay, at yavrusu… Terzi… Yılan… Hayat… Yeni havadis… Hayran… Ağızdan ağza nakledilen söz… Hadis… kazurat, pislik… Bilgi… İstinad, dayanak, son… Bir isme yakıştırılan sıfat… Berelenme, yaralanma… Hakkında konuşulan… Kelime… Nevzad…

 

Muhaddes : Haber verilmiş. Tahdis olunmuş, şükranla bildirilmiş. Sadık-ül

hads olan kimse. Her zan, tahmine feraseti isabetli olan. Nakil ve

rivayet edilmiş olan: 552

Muhaddes : Mim+ha+dal+se… 40+8+4+500= 552.

Mübeşirî(n) : Mim+be+şın+ra+ye+(nun)… 40+2+300+200+10= 552- (602).

Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 1552

Muhammed Salih Mirzabeyoğlu: 1552

Muktedâ-bih: Kendisine uyulan, tebaiyet edilen: 552.

İnşar : Ölüyü diriltme: 552.

Iknat : Allah’a dua etme…:552.

İktina’ : Yığma biriktirme. Çalışarak kazanma: 552-553

Mevkut : Vakti belli olan: 552.

İ’tilân : Aşikâr ve meydanda olma. İlân olunma meydana çıkma: 552.

İ’timam : Başına sarık sarmak. Ortalık yeşillenmek. Miğfer giymek: 552.

Muhaddis : Hadis ilminin bir çok usul ve fürunu bilen zat: 552.

Tenekkub : Nikab örtmek, peçelenmek: 552.

 

 

 

Müjdeleme

 

Tebşîr etmeler, sevinç verici haber bildirmeler… Dikkatle bakmak, tetkik etmek… Sevinmek, ferah… Sırrı açıklama, yayma, dağıtma… Bir kimsenin huyunun veya yüzünün güzel olması… Bazı bitkilerin veya çiçeklerin birbirine sarılıp karışması… İç açıklığı… Bolluk, bereket, feyz… Işık, nur… At yarışlarında koşuşma… Tefsir, tâbir… İnsanın gözünü açacak şekilde tarif ve izah etmek ve kalbine basiret vermek… Her şeyin öncesi, ilk zamanı… Göz açıklığı, ileri görüş… Tebeşir… Bir işe girişmek, başlamak… Hayalı insan… Sivilce çıkma… “Sad” harfi, 90… Postacı… Hızlı giden at… Zarar, ziyan, hasar… Mahzen, dehliz… Torun, verâ, misil, benzer… Toplantılar, meclisler… Az olanlar, nadirler… Ot, nebat… Bitirme, tüketme, bitirilme… Geçici ve fani olmak… Tükenmek, bitmek, yok olmak… “Biz ibadet ederiz!” manasında fiil… İflas etmiş, perişan olmuş… Tohum, çekirdek… İdrak, anlayış, akıl…

 

 

 

المبشرات

 

Mübeşşirat… مبشرات…

Mübeşşir : Tebşir eden, müjdeleyen, müjdeci..

 

Beşr : Müjdeli haber veren…

Beşr : Be+şın+ra…2+300+200= 502.

Mütebennî : Bir kimseyi oğlu edinen: 502.

Rebrak : Tilki üzümü: 502.

 

Bâşir : Müjde veren. Mutlu mesut: 503.

Bâşir : Be+elif+şın+ra…2+1+300+200= 503.

M. Salih Mirzabeyoğlu : 1503

Müctena : Toplanılmış, devşirilmiş: 503.

Beraş : Ekseri yüzde olan kara noktalar: 503.

Tencim : Yıldız ilmiyle uğraşmak, hareketinden manalar çıkarmak: 503.

İstilâ : Kaplamak. Yayılmak. Ele geçirmek…: 503.

 

 

İbşar : Müjdeleme, sevinçli bir haber bildirme: 504.

İbşar : Elif+be+şın+elif+ra…1+2+300+1+200= 504

Mehdî Salih Mirzabeyoğlu : 1503=504

Mütedeyyin : Dindar. Din ile vazifeli…: 504.

Temdin : Yığıp toplamak. İhâta edip kaplamak: 504

 

 

Beşîr : Müjdeli haber getiren. Allah Resulü’nün vasfı:512

Beşîr : Be+şın+ye+ra… 2+300+10+200= 512.

Mehdî Salih Mirzabeyoğlu : 513= 1512

Âsitan : Kapı eşiği. Dergâh. Tekke: 512.

Müstebî : Esir eden: 512.

Yesag : Kanun, nizam. Yasak: 1511= 512.

Büşra (y ile) : Müjde. İncil’in bir ismi: 512.

İktiman : Gizlenme, saklanma: 512.

 

 

Mübşer : Müjdeleyen, ibşar eden; 542

Mübşer : Mim+be+şın+ra… 40+2+300+200= 542.

M.S.İ.M : 2542.

Mübşir : Kendisine müjde verilmiş: 542.

İsam : Ceza: 542.

Şamar : Tokat. Bela, musibet: 542.

Telkib : Lakab vermek, isim takmak: 542.

Meşreb : Huy. Yaradılış. Ahlâk…Fehmetmek…: 542.

 

 

Mübaşir : Müjdeleyen. Mahkemede şahid ve maznunları çağıran…: 543.

Mübaşir : Mim+be+elif+şın+ra… 40+2+1+300+200= 543.

Merec-el bahreyn: 543.

Mehdi Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 1543.

Muhammed Salih Mirzabeyoğlu: 543.

Mürşid : 544= 1543.

Mesab : Rucu edecek, geri dönecek yer: 543

Teneddüs : Çıkmak, huruc etmek: 544= 1543.

 

 

Tebaşûr : Muştulamak. Müjdelemek. Bir işe girişmek: 903.

Tebaşûr : Te+be+elif+şın+ra… 400+2+1+300+200= 903.

Beşaret : Müjde. Hayırlı haber. Müjdeye verilen ihsan…: 903.

Sabit : Duran…Doğruluğu isbat edilmiş olan: 903.

Mahzane : Güvercinlik: 903.

Bazir : Ekici, eken…:903.

İştira : Satın almak: 903.

İzra’ : Korkutma. Çok fazla methetme. Altun arama: 903.

 

 

Tebşir : Müjdelemek. Hayır haber vermek. Müjdelenmek: 912

Tebşir : Te+be+şın+ye+ra… 400+2+300+10+200= 912.

Eşyah : Şeyhler, ihtiyarlar, pir-i faniler: 912.

Horasan : İran’ın doğusunda bir memleket ismi…: 912.

Tehaddüs : Yok iken peyda olan. Ortaya çıkmak.Haber vermek: 912.

Kazib : Ağaç dalı: 912.

İftilat : Ansızın bir işe girişme. Hatıra gelip şiir veya söz söyleme: 912.

 

 

 

Tebaşir : Müjde. Her şeyin ilk öncesi, ilk zamanı: 913

Tebaşir : Te+be+elif+şın+ye+ra… 400+2+1+300+10+200= 913.

Abdülhalik (Gucdevanî): 913.

Cezrî : Köklü. Kat’i. Radikal: 913.

Madca’ : Mezar: 913

Tahadüs : Haberleşmek: 913.

Tebaşir : Tebeşir: 913.

Teşcir : Ağaçlandırma: 913.

 

 

مبشرات : 943.

Mübaşeret : Bir işe girişmek. Bir işe başlamak…: 943.

 

 

المبشرات

elMübeşirat : 974.

İbsi’rar : At yarışlarında koşuşma: 974.

İbtias : Gönderme, ba’s etme: 974.

İstihdas : Bir şeyi sonradan ve yeniden elde etmek: 974.

 

 

Mübeşşirat : Mim+be+şın+şın+ra+elif+te…

40+2+300+300+200+1+400= 1243.

Merc : Serbest bırakma, salıvermek. Iztırab…: 243.

Ilgar : Düşman topraklarına ansızın yapılan baskın: 243.

Cirm : Yıldız. Vücud, ten, cüsse, hacim, büyüklük: 243.

İcazkâr : İcazlı, kısa ifadelerle çok şey anlatmak durumunda olan: 243.

Magrib : Batı taraf. Garb. Güneşin battığı cihet. Akşam vakti: 1242= 243.

Mugrib : Anka kuşu: 1242= 243.

Ümera : Emirler, beyler. Seyyidler. Yüksek rütbeli subaylar: 243.

Agmar : Yüce kimseler. Seller. Bilgisizler: 1242= 243.

 

 

المبشرات : Elif+lam+mim+be+şın+şın+ra+elif+te…

1+30+40+2+300+300+200+1+400= 1274.. Elf (ünsiyet etme), elif

olarak 1 sayılınca 275.

İdris : İlk yazı yazan ve terzilik yapan peygamber: 275.

Ruhani : Ruha ait: 275.

Addar : Denizci, gemici taifesi: 275.

Seriyye : Düşman üzerine gönderilen süvari müfrezesi: 275.

Sürye : Gece seyri. Ulaşmak, varmak: 275.

Kerine : Kız evlad. Kendine ikram edilmiş kimse. Şerefli. Güzide…: 275.

Rühle : Siyah hat: 275.

Edra’ : Vücudu beyaz, başı siyah olan at: 275.

Bircis : Müşteri yıldızı. Sütlü deve: 275.

İbtiza’ : Bir şey meydanda ve açık olma: 1274=275.

 

 

 

 

 

Salih

 

Yakalayan, tutan kimse… Bir şeyi soymak… Çalmak, kapmak… Işık… Dibinden taze yetişen çayırla karışık olan kuru çimen… Kişinin dostu ve yâri, sevgilisi… Kabuğunu çıkarmak, derisini soymak… Bahadır ve haris… Muhtelif… Siyah ve beyazı karışmış saç… Saffetli… Her hayra câmi faziletlerin toplanmasından hâsıl olan yüksek bir sıfat… Meydan okuyan kişi… Her şeyin en iyi hali… Rahatlık, sulh, iyileşme, düzelme, iyilik… İşe yarar, elverişli, uygun, iyi… Karayılan… Yıllar, seneler… Dar su yolu… Şiddetli ses… Vurmak… Kafa, dazlak, kel… Baş yarmak… Parçalamak, yarmak… Keklik yavrusu… Kaplumbağa… Şelâle… Her ayın son günü… Bir yerden bir şey çıkarmak… Kıyamet günü… Kabuk… Boyu endamı güzel… katı ve sert söylemek… Kasap… Kesmek, engel… Serseri, hür… Başörtüsü… Fikir adamı… Ayın ilk ve son günü… Bedel… Hercaî…

 

Salih : Sad+elif+lam+he… 90+1+30+5= 126.

 

Salih : Sad+elif+lam+ha… 90+1+30+8= 129.

Salih(a) : İşe yarar.uygun. Haklı olan, itikadlı, dindar. Faziletli.

Salih(a) : Sad+elif+lam+ha… 90+1+30+8= 129.

Savlec : Gümüş. Misk: 129.

 

Misk : Bir cins güzel koku: 120.

Misk : Mim+sin+kef… 40+60+20= 120.

 

 

Sımme : Halis ve temiz: 135

Sımme :Sad+mim+he… 90+40+5= 135.

 

Sım : Gümüş. Gümüş para. Gümüşten, sırmadan: 110.

Sım : Sin+ye+mim… 60+10+40= 110.

 

Sima : Yüz, çehre, beniz. Eser, alamet: 111.

Sima : Sin+ye+mim+elif…60+10+40+1= 111.

 

Salih : Karayılan: 691.

Salih : Sin+elif+lam+hı… 60+1+30+600=691.

 

 

Rüyâ

 

 

Şiddetli hadise... Dünyayı sarsan Hadise... Vuku bulmuş, var olan mevcud bir hadise... Cenk, savaş... Tarih... Menakıb, meşhur kimselerin hayatı... Kıyamet... Netice, son... Meşakkat, musibet... Balık... Ay, kamer... Devr... hafiye, casus... Oturucu, oturan... Sabit... Baki... Fazl... Vaki olup zuhur eden hususlar... Cenk meydanı... Öldüresiye vuruşmak... Kust ile alakalı, Kusta ait... Büyü... Tüccar... Hâce... Saklıyan, koruyan... Nasr, yardım... Önleyici ilaç ve tedbir... Olan, düşen, konan... Mevcut ve var olan... geçmiş olan, geçen... Hayâsız, utanmaz, edepsiz... 400 dirhemlik tartı... İbadet... Zaman... Mevsim... Saat... Boş zaman... Geçim... Fırsat... Muayyen, belli bir zaman... İçinde yağmur suyu biriken çukur... Su ile faydalanacak mekan... Horoz, tavuğa binme... Her nesnenin azı... Kalb, fuad... Tilki... Kalbde korku ârız olacak yer... Zihin ve akıl... Yüz, cihet... Sebep... Çehre... Hikaye eden... Rivayet eden... Yeden biten bitki... Bir dinden başka dine geçmek... Pazar sokağı... Altı yol... Vakur... Fikir adamı... Fahr... Ot bitmek... (2)

 

 

Rüyâ: Uykuda görülen misâl alemi. Düş…

Rüyâ: Re+vav+ye+elif… 200+6+10+1= 217.

 

Rûyâ: Yerden biten bitki…

Rûyâ: Re+vav+ye+elif… 200+6+10+1= 217.

 

Rûy: Yüz, cihet. Sebeb. Çehre…

Rûy: Re+vav+ye= 216.

 

Vakı’a: Rüya, düş. Vuku bulmuş, olmuş, var olan mevcut bir hadise. Şiddetli

hâdise. Meşakkat, musibet. Kıyamet. Cenk, savaş…

Vakı’a: Vav+(elif)+kaf+ayn+he… 6+(1)+100+70+5= 181- (182).

 

Sine: Uyuklama, uykuya dalma başlangıcı. Uyku ile uyanıklık arası…

Sine: Sin+nun+he… 60+50+5= 115.

 

Misâl: Rüya. Düş. Bir şeyin benzer hali. Kıssa ve hikaye. Bir şeyin örneği ve

Sıfatı. Kısas…

Misâl: Mim+se+elif+lâm… 40+500+1+30= 571.

 

 

 

 

Salih”,“Rüya”nın ebced değeri ve sirayetleri

 

(ال)رّويا(ال)صّالح(ة)

 

 

Salih : Sad+elif+lam+ha :129

Rüya : Ra+vav+ye+elif : 217

 

 

Salih:129...Rüya:217...

...

 

Salih:129… Elf (ünsiyet etmek): 1000= 1128 olur..1128’in yansıması 128...

128

Mefaz: Feyz, halas, zafer. Korkulardan, acılardan kurtulup murada ermek:128

Halîf : Yemin ederek sözleşenlerden her biri:128

Mesihî : Hrıstiyanlık. Hazreti İsa’ya ait ve müteallik:128

Hüsna : İyi zan. En güzel. Amel-i salih. Pek güzel. Cennet:128

Mevlâna : “Efendimiz, mevlamız” manasında, hürmeten söylenir :128

 

Salih:129

129

Salih: 129

Savlec: Gümüş. Misk:129

Nücu’: Eser yapmak. Duhul etmek, girmek..:129

Sebzin: Rengi yeşil. yeşil renkli:129

Nat’ : Zahir olmak, aşikare olmak, görünmek.Sahtiyan döşek:129

Nigin: Yüzük. Mühür,hâtem:130-1129

Cessase : Kruvazör, harp gemisi: 129

 

 

Rüya :217… Elf (ünsiyet): 1000= 1216..

216

Muanven: İsim sahibi. Ünvanlı. Ünvan verilen. Meşhur. Tantanalı:216

Ri’ye: Sihir:216

Seyfullah: Allah’ın kılıcı. Hazret-i Halid bin Velid’in ünvanı: 216

Berid: Postacı. Haberci. elçi. Sürücü. Dört fersah mesafe :216

Beyder: Doğru lûgat. Ekin harmanı:216

Buhur : Denizler:216

Ervah: Ruhlar. Canlar: 216

Pervaz: Nur. Karargah. Kanat açmak. Hücre: 216

Oruç: 216

Yâre: Bilezik: 216

Bedrî: Bedr’e ait ve onunla alakalı: 216

Kulafe: Kılıf, kın, kabuk. Zarf: 216

Hücre: Duvar çevrilmiş yer: 216

Hubur: Sevinç, sürur. Alimler: 216

 

Rüya :217

217

Rahib: Kedisinden korkulan şey. Korkulu:217

Rudha. Perde,setre:217

Ruya : Yerden biten bitki:217

Tevrih : Bir hadisenin yada konuşmanın tarihini yazmak. Vakit bildirmek:217

Varî: Benzer, gibi: 217

Zühre: Çoban yıldızı:217

Rüyâ : Uykuda görülen misâl âlemi. Düş:217

Cedir: Lâyık, münasib,uygun. Nihayet son. Etrafı duvarlı yer:217

Ravi: Rivayet eden. İnsanlara haber nakleden. Söyliyen, anlatan:217

Kavanin: Kanunlar: 217

Müteavvız: Allah’a sığınan: 1216=217

Ordu: 217

Rabıta: Rabteden, bağlayan, bitiştiren: 217

 

 

 

 

Salih : 129

Rüya : 217

Toplam : 346

 

346… Elf; ünsiyet etmek. Bin adet şey vermek. Elf:1000...1345..

 

1345

İmam-ı Rabbanî: 345

Kaasım Bin Muhammed:345

Müfekkire: Düşünme gücü ve kuvveti:345

Mehrak: Sahife, sayfa:345

Fihris: Fihrist. Her nesnenin adı. Kanun:345

Alemdar: Bayrağı veya sancağı taşıyan. Bayraktar, sancaktar:345

Hemş: Ameli seri olan, hareketleri çabuk olan: 345

Mükeffire: Örtecek, gizleyecek yer: 345

 

 

346

Mersum: Yazılmış,çizilmiş. Alâmetli, işaretli. An’ane, gelenek. Adı ve bahsi

Geçmiş. Bahsedilmiş: 346

Makru’: Okunan. Okunmuş olan:346-347

Kurum: Değerli insanlar: 346

Hamiş: Mektubun altına sonradan yazılan. Haşiye:346

Rukum: Rakamlar:346

Sifare: Habercilik:346

Şame: vücuttaki ben: 346

 

 

Salih’ kelimesinin Hadis-i Şerif’deki metinde, sonuna yuvarlak (te) harfi gelmektedir- ki bu hesaplanırken(he) olarak hesaplanır- onu göz önünde bulundurduğumuzda, “Sâliha(tü)” kelimesi;

 

Salih+(ة) : 134… Elf; 1000= 1133.

133

Nefc: Çıkmak, huruc etmek:133

Musab: Kendisine bir şey isabet eden. Müsibetzede: 133

Kabil: Kabul eden. İstidatlı ve ileride olan: 133

Eglak: Kilitler. Anlaşılması zor ifadeler: 133

Busula: Pusula:133

Meclis: Oturulacak, toplanılacak yer: 133

Müneccim: Yıldızların hareketinden mana çıkaran: 133

Müseccel: Kayda geçmiş, sicilli. Mahkeme defterine geçirilmiş: 133

Abbas: Arslan, Gazanfer: 133

Afgan: Afganistan. Afganistan milleti: 1132=133

Ebu-n necm: Tilki: 133

 

134

Saliha : 134

İndî : Şahsi. Keyfi. Zati.Kendine göre. Bence :134 (İlm-i Ledün, hatırlanmalı)

Sa’d : Uğur, Uğur getiren şey, iyilik, mübareklik, kuvvetlilik. Kutlu, uğurlu :134

Kald: Gümüş bilezik: 134

Müdmin: idman eden. Devam eden:134

Fend : Mekir, hile, desise, yalan :134

Delk: Dervişlerin giydikleri eski aba. Yamalı elbise: 134

İkbal : Bir şeye yönelmek. Teveccüh. Reddetmeyip kabul etme. Bir şeyi birinin önüne

götürmek. Baht açıklığı. Talih. Refah. İstemek :134

Desis : Gizlenmiş, gizli : 134

Hassase: Hissedici kuvve. Hisseden, duyan: 134

Müfîd : İfade eden, meramını güzel anlatan. Manalı, manidar. Faydalı :134

Neffac : Mütekebbir..:134

Samed : pek yüksek, daim. Refi’ ve âli ve içi dolu şey. Kavmin ulusu :134

 

Salih+(ة) :134

Rüya : 217

Toplam : 351

 

Toplam 351…

351

Nasara : Nasraniler :351

Neriman : Pehlivan, yiğit, kahraman : 351

Neş’ : Yiğit olmak.Yüksek olmak.Rüzgar esmek.İyi ve hoş kokulu

şeyler koklamak:351

Neşg : Aşk galebe edip haykırıp çağırmak. talim etmek :1350=351

Raif : Önde giden at. Burun ucu. Dağ burnu :351

Şamî : Şam şehrinden olan, Şamlı, Şam şehri ile alakalı : 351

Sinimmar : Ay, kamer. Gece uyumayan erkek. Haramî .351

Arif : Bilen bilgide ileri olan. Aşina, vakıf. hakkı, hakkıyla bilen. İrfan sahibi :351

Kur’an : 351

Meşihat : Mürşidlik, şeyhlik. ..:1350=351

Eşyem : Yüzünde ve vücudunda çok beni olan adam : 351

Mi’mar : İmar eden. Hüner sahibi..:351

Yoldaş :351

 

 

“Salih”, “Rüya”, “Salihatü” ve bu kelimelerin sirayeten manalarını irdeledikten sonra, şimdi de Hadis-i Şerifin metninin içeriğin de geçen; harf-i tarif ال) ) dahil olması ile..

...

 

Hadis-i şerifin aslında” geçen kısım ; الرّوياالصّالحة

 

Salih + ال (takısıyla) : 160

Rüya + ال (takısıyla) : 253

 

Salih+ ال : 160… Elf ünsiyet;1159 olur.

159

Mehdi Gavs: 62+1096=1158= 159

Mescun : Hapsedilmiş:159

Kamit : Bağlanmış. Tam olgun, kâmil: 159

Zamaniyan : İnsanlar. Beşer:159

 

Salih+ال : 160

160

Mensî : Unutulmuş, hatırdan çıkarılmış:160

Kıss: Nasâra taifesinin ulusu, reisi ve danişmendi:160

Salatin: Sultanlar:160

Ass: Gece gezip dolaşmak :160

Kenif: Hıfzedici, koruyan. Örtücü. Kalkan...:160

Natık: Konuşan. Söz eden, beyan eden. İdrak eden. Bildiren.Altın ve gümüş gibi olan mal:160

Kına : Razı olmak, kabul etmek:160

Nik: Dağın yüksek yeri, dağ tepesi. Kızgın hiddetli kimse:160

...

Rüya+ ال : 248… Elf ünsiyet:1247

247

Kerküz : Delil, işaret, alamet: 247.

Lezir : Akıllı, zeki: 247.

Magare: Mağara: 1246= 247.

Cebrail : Allah’ın emirlerini peygamberlere bildiren büyük melek: 247.

Medrec(e): Basamaklı yol. Merdiven. Meslek. Tarikat. Dar yol. Dağ yolu: 247.

Mücerred: Yalnız, tek. Hâlis, saf, karışık olmayan. Çıplak, soyulmuş: 247.

 

 

Rüya+ ال : 248

248

Cümre: Süvari alayı, bin atlı cemaat: 248.

Darbam: Direk, kiriş: 248.

Amürz: Afveden, bağışlayan: 248.

Behram: Meriç yıldızı: 248.

Mahdud: Tesviye edilmiş…: 248.

Ruhum: Esirgemek, korumak, rahmet: 248.

Zemar: Ney’e üfleyen: 248.

Bihram: Savm, oruç: 248.

Ervam: Romalılar. Rumlar: 248.

Mezar: Ziyaret yeri. Ziyaretgâh. Kabir. Ölünün konulduğu yer: 248.

 

 

Salih + ال : 160

Rüya + ال : 248

Toplam : 408

 

Toplam 408… Elf, ünsiyet:1000= 1407.

407

Nur Mehdî Muhammed: 407.

İcabet: Kabul olmak. Kabul etmek. Razı olma, rıza gösterme: 407.

Bed’et: Başlangıç: 407.

Dâbbe(t): Yürüyen mahluk. Debelenen: 407.

Rehber: Yol gösteren, kılavuz: 407.

El- Karia: Kıyamet: 407.

Berere: Dindar ve temiz kimseler: 407.

 

408

Berkuk: Şeftali, kayısı, zerdali: 408.

Ismarlama: Sipariş verme, emanet etme. Siparişle yaptırılmış…: 408.

Hatt: Yolmak. Çekmek: 408.

Put: 408.

Şekub: Ruşen olmak, parlamak: 408.

Taz: Koşma, koşuş: 408.

Çete: 408.

Tebevvü’: Makam tutmak: 408.

 

 

Hadis-i şerifin aslında” geçen kısım ; الرّويااصّالحة

 

Salih +ال + te(ة) : 165… Elf ünsiyet:1000= 1164.

164

Müfdem: Kızıla boyanmış nesne: 164.

Ma’den: Maden. Bir haslet veya hususiyetin kaynağı…: 164.

Sa’da: Kasd ve teveccüh eyleme. Bir şeyi aşikare söyleme…: 164.

Nokta: Benek. Durak, mevki. Mahâl.Göze arız olan leke…: 164.

Asabi’: Parmaklar: 164.

Asaib: Cemaatlet, tayfalar. Başa sarılan sargılar, nesneler: 164.

Kuddise: “Mübarek, kudsî ve mukaddes olsun” anlamına gelir: 164.

Tasfiye: Halas etmek, kurtarmak: 164.

Akıncı: 164.

 

 

165

Küsuf: Güneş tutulması. Birinin felaketli halinde çok teessür göstermesi: 166= 1165.

Saydanî: Tilki. Mülk: 165.

İn’idam: İdama gitme. Mahvolma. Yok olma: 166= 1165.

Natuk: Güzel ve düzgün söz söyleyen: 165.

Kelimullah: Allah’ın hitab eylediği zat: 166= 1165.

Kudas: Gümüş boncuk: 165.

Said: yukarı çıkan, yükselen, kalkan: 165.

Suda’: Baş ağrısı. Rahatsız etme, sıkıntı verme: 165.

Akise: Karanlık gece. Çok fazla deve: 165.

Musel: Yetiştirilmiş, vardırılmış, ulaştırılmış: 166= 1165.

Difaf: Hazırlandırmak: 165.

 

 

Salih +ال + te(ة) : 165

Rüya +ال + : 248

Toplam : 413

 

413… Elf ünsiyet icabı; 1412...

 

412

Yâr-ı gar: 1412.

Ayât: Ayetler. Deliller. Menziller. Mekanlar: 412.

İhtida: Hidayete ermek. Başkasına tekaddüm etmek: 412.

Hıyaz(a): Suya dalmak: 1411= 412.

Bedahat: Delil ve isbata ihtiyacı olmayan şekilde aşikar olan şeyler: 412.

Bedahet: Açıklık. Zahir delil. Belli, açık….Atın yürümesi.Her şeyin evveli, öncesi: 412.

İcazet: İzin. Müsaade. Diploma. Reva görmek: 412.

Recrace: Asker kalabalığı. Ses çokluğu: 412.

Evtad: Direkler. Kazıklar. Ricâlullahtan birine verilen isim: 412.

Meş’ab: yol, tarik: 412.

 

 

413

Beyat: Geceleyin çalışma, geceyi işde geçirme: 413.

Arziyat: Jeoloji: 1412= 413.

Hacat: Hâcetler, ihtiyaçlar: 413.

Eşkıya: Şakiler: 413.

Tîc: taçlar: 413.

Bismark: 413.

Parir: Destek, direk: 413.

Tahadd: Muhalefet edişmek: 413.

 

Bu arada tevafuk olarak şunu da belirtelim; hicri 1412, Miladi; 1991-1992’ye Tekabül eder. Bu tarih, Tilki Günlüklerinin çıkış tarihlerine denk gelir.

 

...

 

Salih + ال + (şedde) sad : 250

 

250

Masna’: Su mahzeni. Sarnıç. Fabrika. Bucak, köşe: 250.

Mîr: Amir. Bey. Baş. Kumandan. Vali: 250.

Mirzab: Ululuk. Uzun ve büyük gemi: 250.

Ruhama: Rahim olanlar: 250.

Kürkî: Turna kuşu: 250.

Kannis: Avcı, av: 250.

Muhrib: Harb gemisi: 250.

Ner: Erkek, er: 250.

Hamra: Çok kırmızı, kırmızı renk. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl: 250.

 

 

Rüya + ال +(şedde) ra : 448

 

448

Muharrir: Yazan. Tahrir eden. Kitab telif eden…: 448.

Tedekdük: Dağ, yerinden oynamayıp pare pare olmak...: 448.

Müteehhib: Kendi kendini hazırlayıp yetiştirmiş kimse: 448.

Mehabet: Heybet. Hürmetle karışık korku. İhtiram. Azamet. Büyüklük: 448.

Hatm: Hâlis, saf. Sağlamlaştırma…: 448.

Teheccüm: Hücum etme. Saldırma. Acele gitme: 448.

 

 

 

 

 

 

 

  1. – Sahih-i Buhari, Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, c.12, hadis nu;2103.

  2.  – Salih Mirzabeyoğlu, Tilki Günlüğü, 1.Cild, sy: 260)

 

Ebced'in Mahiyeti ve Yeri -2.Bölüm-

Ebced'in Mahiyeti ve Yeri -2.Bölüm-

 

 

 

 

 EBCED'İN MAHİYETİ VE YERİ


 

HASAN DÜZENLİ

 

 

 

خواجكان;Hâcegân...Hocalar, yüzbaşı rütbesinde sivil memur;681

Sefine-i belâgat; سفينهء بلاغت1628…Belâgat gemisi

1470…Tîğ-i zeban; dil kılıcı, kılıca benzeyen dil...تيغ زبان

Askerin başı, kumandan; Sâlâr-ı sıpah.. سالار سپه ..359

راه نجاتRâh-ı necât…660;kurtuluş yolu…

69; Yeşillik…سبز... Sebz

 

 

2.BÖLÜM

EBCED’İN MAHİYETİ VE YERİ

İlm-i Ledün

Süryanice Ve Çocuk

Yirmisekiz’in Önemi

EBCED-İŞTİKAK-FİKİR

Lugat Hakkında

Tek Sayılar:1…Ve…

Tek Sayılar:2…Ve…

Tek Sayılar:3…Ve…

Tek Sayılar:4…Ve…

Tek Sayılar:5…Ve…

Tek Sayılar:6…Ve…

Tek Sayılar:7…Ve…

Tek Sayılar:8…Ve…

Tek Sayılar:9…Ve…

10 Sayısı… Ve…

Ebced-İştikak-Fikir

Harf

Da’va Cetveli

Çeşitli

 

 

 

 

 

 

 

 

2.BÖLÜM

 

EBCED’İN MAHİYETİ VE YERİ

 

Şeklin canlılık unsurunu sağlayan, iç dinamiklerimizi harekete geçiren ve hassalarımızı uyanışa davet eden bu alan olacaktır. Malumdur ki mektubu, zarf’ın üstüne sarmayıp yada iliştirmeyip içinde muhafaza ettiğimiz gibi ve bir zarf mevcutsa, içinde ki o mektup da sebebini teşkil edeceğinden, üzerinde durulması gerekenin de surette takılıp kalmak değil, işin ruhuna inmeyi sağlamak olduğu anlaşılmış olacak ve istidat boyutu da bu alanda kazanımlar elde edecektir.
İşin bu yönünün insanlar tarafından müphem olması şuurlarda kimileri için ebced hesabı bilinmezi teşkil ederken, bazıları için de her hesap tekniği bilenin elini atıp bir şeyler çıkarabileceği yada ‘hurifilik’ de olduğu gibi şekil üzerinde durarak tabiî halinden çıkartıcı, kaba oluşlar üzerinden gitmeyi temsil etmiştir.

Biz ise her iki kutbu da temsil makamında görmeyerek; Nasıl ki, Hz. İsa’yı hrıstiyanların ve Hz. Ali’yi de Alevilerin tanım ve anlatımlarından değil, Kur’an’dan, Sünnet’ten ve Sahabi’nin ulaştırdıklarından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu anlayış içerisinde “Ebced,iştikak ve fikir”, asl ve asla giden yol; Allah Resulü’nün işaretleri, sahabe ve varislerden bildirimlerle, ruh ve beden bütünlüğünü oluştururken temsil makamını da teşkil eder. Bu alanda koklayacağınız hava ruhunuzun sukuneti, tadacağınız lezzetin istidata sıçrama tahtası olmasını temenni ederiz.

Bu bölüm, derin idrak sahibi ve ruh kuvvetine sahip olan çağımızın mütefekkiri Salih Mirzabeyoğlu’nun külliyatında ebced’i kuşatan başlık ve içeriklerinden oluşmaktadır.Burada ebced’in, fikrin nüvesinden geçişi de zevken idrak olarak tadılabilir. Bölümün sonuna ‘çeşitli’ başlığı altında da ayrıca külliyata serpiştirilmiş olanları sunma gereksinimi duyduk. Bu bölüm de sadece bahsi geçen başlık bize ait. İşin ruhunu üfleyecek bu alan; malumu meçhullükten çıkarma bakımından net olmakla birlikte, kalp aynasında görüneceğinden dolayı da istidat mevzuu. Bu bakımdan bir nisbet içerisinde seyretmenin daha verimli olduğunu düşünerek, meselenin ruhu olan bu alanda başka izahlara ve açılımlara hem kafa karışıklığını önlemek hem de resmin netlik kazanması adına yer vermedik.


 

 

 

 

İLM-İ LEDÜN (1)

 

Zaman ve hallerin değişmesi sebebiyle, içinde bulunulan zaman ve halin vereceği emri, kendinden evvel ve sonraki zaman ve hal veremez. Bundan dolayı asırların geçmesiyle peygamberlerin ayet ve bürhanları, türlü türlü değişikliklere uğramıştır. Bu sebep, Peygamberlere nisbetle ulemasının da, devrin geçer şeyleriyle uğraşnasını zorunlu kılmıştır.

Allah’ın Sevgilisi’nden sonra, peygamberlik yok, sadece o nura veraset vardır…Allah resulü’nü varisleri, bizzat Allah’ın bildirdiği üzere, tıpkı kendisinden önceki Peygamberin Şeriatıyla hükmeden İsrail Peygamberleri gibidirler. Allah bunları da, Sevgilisi’nin ve Cebrail Aleyhisselamın yardım ve desteğine kavuşturur. Netice olarak, Ruh-i Muhammedi ile veli arasında bir irtibat ve münasebet sözkonusudur… Ve mesela, nakledilen hadislerin şüpheli ve eksik olanlarının hakikatini, bu yoldan tahkik eder.

Veli, bir hadisten tereddüdü varsa, bu hadisi yazanla manen ve ruhen buluşur, tartışır ve daha doğru bir neticeye varmak için Allah Sevgilisi’nin ruhundan bunu sorar ve öğrenir…Keza, hadisi rivayet eden kişiden de, işin aslını aynı yoldan sorup öğrenebilir… Sahih-i Müslim kitabında şöyle anlatılır:

-“Veli veya mükaşif bazı kimseler, doğru zannedilen bir hadisin, doğru olup olmadığını veya doğruluk derecesini muhakkak bilir. Ruhani bir mazhariyetle, bu hadisin doğruluğu, kendisine, bunu nakil eden şahsın sureti ve ismiyle birlikte bildirilir ve gösterilir. İşte bu gibiler, evliyanın enbiyasıdır. Bunların ayrı ayrı şeriatları yoktur ve Şeriat’ın tervicinden ibaret hükümlerinde de, bunun Allah ve Resulü’nün olduğunu bildirir, bu Şeriat’ın sahibini şahit gösterirler.”

İnsanların idrak edemedikleri hususu, veliler bir YAKAZA (Uyku ile uyanıklık arası bir hal) anında Peygamberlerle buluşup, idrak edebilirler. İşte bu paye ve makam, bu yolda yürüyenler evliyalar için tesbit edilmiştir. Allah’tan başka hiçbir kimseden yardım görmeyen, hiçbir hocadan faydalanmadan kendi kabiliyet ve himmetleriyle çalışıp, doğruluk ve bilhassa ilim elde eden ve kendilerini insanlık meziyetleri ile süslemiş olanlar, bu makama sahib olmuşlardır.

Bu ilimlerden biri de “bitki ve yeşillik” ilmidir…(Hatta, sayılamayacak kadar çok hadiseye bakarak,”tıp ilminin temeli rüyalardır” denmiştir”)… Ruya: yerden biten bitki… Nebat: Bitki… Hudaret: Yeşillik, bitki… Hudara: Allah için, Allah aşkına… Hudare: Deniz… Kamus: Deniz,lugat… Kust: Topalak otu… Allah bu ilmi, bu Şeriat’ta kendisine Resulü’nün diliyle ibadet edilmesi için getirmiştir… Bunların aracıları “fakih-idrak sahipleri”, yazı ve çizgi alimleridir. Bu ilimler Ledünni ilimlerdir… Ledünni; dini olmayan… Bu, ümmetin Peygamberlerinden çıkan ilimler olmadığı gibi, peygamberlerin varisleri olan evliyaların da ilmi değildir; ne şer’i, ne tasavvufi… Bu ilim “indi”dir, insan şahsiyetiyle alakası vardır… İndi: Şahsi, zati, mevzua mahsus.

Bunlarla varılan netice şudur ki, bütün topluluklar Allah’a tam bir şuur ve idrak ile dua etmelidir… Allah’ın Resulü’ne söylemesini emrettiği:

-“Bana ve benim yolumda yürüyenler için basiretle Allah’a dua edin. Onlar bu makamın sahibidirler. Onlar bu ümmet içinde, İsrail oğullarının veya kavminin içindeki İsrail Peygamberleri gibidirler.”

Musa Peygamber’in şeriatıyla amel eden Harun Peygamber gibi… İşte, Allah’ın Resulü’ne varis olanlar, hiç şüphesiz Şeriatı hakiki olarak ve hakikatiyle muhafaza eden gerçek bilgi sahibidirler. Fakat zahir uleması buna pek iltifat ve itibar etmez; inanmazlar. Onlar, bunların doğruluğunu aramaya lüzum görmezler; arzuladıkları tek şey, makamlarını korumak ve hakikatleri gizlemektir. Öyle ki, kendilerince doğru olarak bilinen cihetleri dahi, yazı ve çizgi alimlerine bildirmezler… Bu hal tıpkı, içtihad ve hüküm sahibi bir kimsenin, çalışmadığı ve delilleriyle uğraşmadığı halde bir hüküm vermesine benzer… Tıpkı hakimin, kafadan atmasyon hüküm vermesi gibi!..

Toprak, su, hava, güneş, ısı, mevsim şartlarının nisbet yekunu içinde zahir olan tohum yerden biten nebat misali, dindeki gizliliklerin açık edilmesini gerektiren zamanın icabına mahsus ve çözüm için kendini empoze eden meseleler… Bu meseleler, “ibadet, ukubat ve muamelat”a dair İÇTİHAD gerektiren işler ve bunların mukadder oluşları sınıfına girebileceği gibi, LEDÜNNİ mahiyette de olabilir… Ledünni ilim, Allah’ttan ilham yoluyla manalar kavramak işi… İbadet, ukubat ve muamelata dair ŞER’İ meselelerde olduğu gibi LEDÜNNİ mahiyetteki meselelerde de, her mevzu, kendi “usul, esas ve kurallarıyla” ele alınabilir… Bu hakikate binaen, şer’i olmayan mevzuların dindeki ölçü ve ölçülendirmelere nisbeti, her mevzuun kendine mahsus keyfiyetine göredir… Daha kendi mevzunun alaka durumunu bilmeyen ezbere ölçü tekerlemecisi uyduruk fıkıh ulemasından, anlamadığı her mesele karşısında “kaynaktan yapmalıyız!” tekerlemesine sarılan ayıya, olur olmaz “bu Asr- Saadet’te” yoktu!” diyen ama Asr-ı Saadet’te olmayan her türlü hastalığı yine o zaman olmayan ilaçlarla tedaviye soyunan soytarıya kadar, hepsini, verdiğimiz ölçülendirmeye vurunuz… Bunlar, “ahlak”ın, eşya ve hadiseler karşısında takınılan tavır olduğunu bile anlamazlar!.. Ledünni ilmin şer’i ilimlere nisbeti ve insan ve toplum meselelerine tatbik hususu…

 

 

 

SÜRYANİCE VE ÇOCUK (2)

 

Abdülaziz Debbağ Hazretleri’nden işittim” diyor, Ahmed İbni Mübarek: Süryani lugatı, bütün diğer lisanları saridir. Bütün diğer lisanlarda mevcut olan hece harflari Süryani lisanında da manaları haizdir. Mesela Arap lisanında AHMED ismi, bu isimle müsemma olan zata delalet eder, onun adıdır. Süryani lisanında ise AHMED’İn manası, Ahmed kelimesinin başındaki üstün olan hemze bir manaya delalet eder, sakin olan H’nin ayrı bir manası vardır. Keza M harfi ayrı, D harfi ayrı birer manalara gelir. Bunun gibi, MUHAMMED kelimesi Arabca’da kimin ismi ise o zatı gösterir. Süryani’de ise M başka, H başka, M başka, D başka manalara gelir. Bütün diğer kelimeler de böyledir. Mesela PERAKLİT kelimesi İbranice bir kelimedir. Resulüllah Efendimiz’e ad olarak vazedilmiştir. Süryani dilinde ise bütün harfler ayrı ayrı manaya delalet eder. Fakat insanoğlu zamanla cehaletinden bunları anlamaz olmuşlardır. Süryani lisanının esas icaz edilmesiyle saf bir marifet elde edilir ki, bunda cehalete yer yoktur. Hatta konuşanlar arasında daha söylenilmeden mana anlaşılır. Dinleyenin zihninde söyleyenin bir harfinin işareti manayı anlamasına kafi gelir. Çünkü Süryanice’de konuşmaktan gaye manaya dalmaktır, yoksa kelime kalabalığı değildir. Bunun ,için Süryanice konuşmaya ancak büyük keşif sahibi veliler muktedir olabilirler veya bu mertebedeki ervah(ruhlar-canlar) konuşabilirler. Melekler de marifet üzere yaratılmış olduklarından onlarda bir harf ile veya birkaç harf işaretle konuşurlar. Adem Aleyhisselamdan sonra zamanla insanlar cehalet sebebiyle Süryani lisanındaki, harflerin manalarından inhiraf ettiler. Mana ifade edebilmek için bir harfe başka harfler ilave etmek suretiyle kelime teşkiline mecbur kaldılar. Bu suretle kelime denen lafızlar meydana geldi.


 

 

 

YİRMİSEKİZ’İN ÖNEMİ (3)

 

 

( …) Muhyiddin-i Arabi Hazretleri, harflerin ilmi bahsinde, 28 harfi şöyle tertib etmişitir:

 

 

 

 

 

 

ÇEŞİTLİ

 

(Allah’ın Sevgilisi buyurdular ki: Süryanice öğrenin!)

(Celcelutiye: Allah Resulü’nün derslerine istinaden, aslı cifir ve ebced ile alakalı olarak Hazret-i Ali tarafından telif edilen Süryanice bir kasidedir… Esas manası “bedi” demektir.)”

(İlim öğrenmekle olur, hikmet ise bir nevi ilhamla… İlim dilden dile gelir; hikmet ise gaibden kalbe gelir!)”

(Bir hadis: Rüya, vahyin 46 cüzünden biridir.)” (5)

Hazreti Enes’in rivayetine göre, Allah Resulü’nün “güzel rüya hoşuna giderdi”… Allah Resulü’nün zevceleri Hazreti Aişe de, “ilk vahiy rüyada gelmiştir; ne gördü ise sabah güneşi gibi doğru çıkmıştır; rüya vahyi 6 ay devam etmiştir” naklini yapmıştır… 6 ay müddetle rüya ile başlayan bu vahy, Nübüvvet’in 46’da biridir… Resulüllah’ın Nübüvveti 23 sene sürdüğünden, bir senede 12 ay olması hasebiyle, 23’ün 12 ile çarpımı ve onun 6’ya bölünmesi, 1/46 neticesine varır… “Rüya, vahyin 46 cüz’ünden biridir” denmesindeki hikmet budur!..” (6)

(Rüyada görülen şey, duyulan şeyden başka değildir. Çünkü hayal ebediyen duyulan şeylerden başka bir suret vermez ve aksi düşünülemez!)”

(Allah Sevgilisi, Hazret-i Ebu Bekir hakkında; ‘Ben, rüya tâbiri ehliyetini Ebu Bekir’e yöneltmeye memur edildim’ buyuruyor!)”

(Her rüya doğrudur; yanlış ve boş değildir. Rüyâ hata etmez; şayet ederse, onu tabir eden, yani rüyayı delalet ettiği manayı anlamayıp bulamadığından hata etmiş olur. Peygamber Efendimiz, bir şahsın gördüğü rüyasını tabir ederken ona, “doğru söylüyorsun ve bazen de hata ediyorsun?” dememiş miydi?.. Mezkur şahsın rüyasında boynunun kesilip önüne düştüğünü, düşen başla itişip konuştuğunu anlatan kişiye Ebubekir Hazretleri, “Şeytan seninle oynuyor!” demişti. Halbuki Peygamber Efendimiz bunun manasını anlamış, fakat “senin düşüncen kötüdür!” dememiştir. Burada Hazreti Ebubekir tevilde yanılmıştır. Sonradan Efendimiz bu rüyanın iç yüzünü ona açıkladı.)”

(Dünya hayatında görülen şeyler, uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir; yalnız hayaldir. Böyle olunca tevil ve tabiri lazımdır!)” (7)

 

 

 

 

  1. – Salih Mirzabeyoğlu, Sefine.

  2. – Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler-2.

  3. – Salih Mirzabeyoğlu, Erkam.

  4. – Salih Mirzbeyoğlu, Erkam.

  5. – Salih Mirzabeyoğlu, Kökler.

  6. – Salih Mirzabeyoğlu, Erkam.

  7. – Salih Mirzabeyoğlu, Kökler

Ebced Hesabı 1.Bölüm

Ebced Hesabı      1.Bölüm 

 

 

 

 

 

EBCED HESABI

 

 

-MAHİYETİ VE YERİ-

 

 

 

خواجكان;Hâcegân...Hocalar, yüzbaşı rütbesinde sivil memur;681

Sefine-i belâgat; سفينهء بلاغت1628…Belâgat gemisi

1470…Tîğ-i zeban; dil kılıcı, kılıca benzeyen dil...تيغ زبان

Askerin başı, kumandan; Sâlâr-ı sıpah.. سالار سپه ..359

راه نجات…Râh-ı necât…660;kurtuluş yolu…

69;Yeşillik…سبز... Sebz


 

 

 

 

 

HASAN DÜZENLİ

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

1.BÖLÜM

İSLAM ANLAYIŞINDA EBCED

Ebced

Ebced Hesabı

Ebced Tablosu

EBCED ÇEŞİTLERİ

1- Asıl-Küçük Ebced Hesabı

2- En Küçük Ebced Hesabı

3- Büyük Ebced Hesabı

4- En Büyük Ebced Hesabı

5- Nokralı Ebced Hesabı

6- Noktasız Ebced Hesabı

EBCED HESABININ KULLANILDIĞI YERLER

Günlük İhtiyaçlarda

İsim Sembolü Olarak

Çocuğa İsim Verilirken

Kitap Ve Makalalerde

Resmi Devlet Kayıtlarında

İlimlerde

Cifr İlminde

Tasavvuf Ve Din İlimlerinde

Tarih Düşürmede

Vuku Bulmuş Ve Bulacak Hadiselerde

Esmâ-ül Hüsnâ

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

 

 

Ebced hesabı”nı, insan hayatındaki mesele ve hadiselerin tabir veya tevil edebilmesi ve bir yönüyle de “harfler-kelimeler üzerinden manalar kavrama işi” olarak vesileler arasında sayabiliriz.

Ebced hesabı uygulanacak olan kelimenin yapısında dikkat edilecek hususlardan olarak; kelimenin delalet ettiği şeyi bilmek, kelimenin doğru yazılış ve okunuşu, hangi dil ve coğrafyada kullanıldığı vesaire gibi şartlar kelime veya harfin kendi ifadesini kavrama da göz ardı edilemeyecek hususlardır.

Ebced hesabını bütünün bir parçası olarak değerlendirdiğimizde, insanı, üzerinde bulunduğu işin iç yüzüne ulaştıran tedai, ilham, tevil ve tabir edecek istidattan da mahrum olmamasını gerekli kılar. Bütünde yerini alamayan bir hesap tekniğinin ise kıymet hükmü verilemez ve vasıtalık görevini yerine getiremez.

İnsanın ayaklarının yere bastığı gibi ruhunun latifliği içinde dimdik duruşu sayesinde ve nefsinin kendine pay çıkartıcı eda ve tavırlardan uzak olması sayesinde kalbe düşen ilhamlarla tedailere uzanır veya tedailerden ilham damlaları süzülür. Bu bağlılık içerisinde kişinin önüne çıkan kapıları usta bir çilingir gibi yoklaması ve içeri girebilmesi istidata kalmış bir merhaledir. İnsanın ruh kuvveti kazanması ve hesab tekniğini bilmesi, bir vesile ile ‘ne aradığı’nın keşfi ortaya çıkmasa bile sermaye olarak kişiye belli bir istidat kazancı sağlamış olacaktır.

Kelâmın bir cemâli vardır ki, Hak onu inayet ettiklerine gösterir” hikmeti, bize bir manada üzerinde bulunduğumuz işin hakkını verici, üzerinde yoğun tefekkür edici, o iş içinde yanıcı ve eriyici hassalarımızı canlı tutarak işin üzerine eğilmek ve cümlelerin-kelimelerin iç ve dışını kendi bütünlüğü olarak hissetmenin yollarını arayabilmek.

İnsan kendisine vesileler arayabilir yada karşısına çıkan vesilelere uzanabilir ki, ayet ve hadislerin iş’ari manasına, beyit, günlük yaşantısı içerinde dikkate şayan kelime-cümle okuması yada duyması üzerine veya rüyasında bir şey belirmesini- işitmesini manevi bir işaret olarak sayar ve o kelimenin ebcedini çıkarır ve çıkan manayı kavrar veya kavramanın yollarını arar. Yine insan kendi uğraştığı, matematik, fizik, kimya vs. alanında mananın maddeye olan tahakkümünden gelen ilhamlar doğrultusunda işaretler aramaya girişir ve kendine yol arar. Bu manada ilhamlarımız bizi kapıya götüren yol gibidir, yoldaki engelleri aşmak için diğer materyallerin de bünyemizde mevcut olması gereklidir.

Ebced hesabı üzerinde durulması gereken iki husus; ihlas-samimiyet ve nasibtir. Kişi samimiyeti doğrultusunda ilerlerken takdir olunan nasibidir. Bize düşen dilemek, istemektir.

Dua’yı icra da arayın” hadis-i şerif’inde buyurulduğu üzere her işin kendi gereken hakkını yerine getirmeye gayret gösterirken, Allah’a niyaz ederek kalb berraklığı ve sukuneti, akla düşen hatarât’lardan kurtulma kuvveti, kemal yolunda ilerlemenin gereken tüm hassalarını bünyemizde toplama adına dua’ya sarılmalı ve günlük yaşantıdan etkilenen kalbin kararmasına mahal verilmemelidir.

İslam dini içerisinde her meselenin kendi esas ve usulleri içerisinde ele alındığını görmekteyiz.

Allah Resulü bir hadisinde buyurmuştur: “Allah’ın ahlakiyle ahlaklanın”.

İmam-ı Rabbani Hazretleri;

-“İslam, Şeriat ve tasavvufun bütünüdür.”

-“Efendimiz, alemlerin Rabbinin Sevgilisidir. İyi ve güzel olan her şey o Sevgili içindir. Onun içindir ki, Hak, Kitabında, Sevgilisine büyük ve eşsiz bir yaradılış ve ahlakla vücud verdiğini haber verdi. Cihanın Efendisinde iç ve dış alemler kemal halindeydi ve birbirlerine asla aykırı bulunmuyordu. Bu bakımdan gerçek marifet ve eriş, zahirle batının birbirinin tamamlayıcı halinde, birbiriyle ahenk belirtmesi ve hiçbir aykırı ifadeye imkan bırakmamasıdır. Mesela: Yalanı ağza almamak şeriattır. Kalbe giren yalanı nefyetmekse tarikat… Kalbe giren yalanı cehd sarfederek nefyetmek tarikat iken, cehdsiz ve emeksiz atmak da hakikattir…

Sevgilinin ahlak ve şekli bulunan her nesne yine Sevgiliye olan bağlılığiyle sevgili olur. Alemlerin Efendisine uymakta gayret ve hassasiyet, sevgililik makamına götürür. Her akıllı, zahir ve batın yoluyla beşeriyetin Fahrine uymaktaki sırrı anlayabildiği nisbette aklı bulur.* ” Buyurmaktadır.

Bu manada İslam alimleri, tasavvufun ka’l değil hal olduğunu, tasavvufi eserlerin ise kişileri manevi atmosfere kılavuz teşkil etmesi bakımından ve ruhi keyfiyeti disipline etmede yardımcı olabilmek için olanca güçleriyle manayı kağıda dökerek bizlere sunmuşlardır.

İnsanın ruhi yaşantısını disipline edebilmesi için bilinenlerden yola çıkarak iç huzura kavuşabilmesi, böylece eşya ve hadiseler de tasarruf hakkına malik birer fert olmasını murad etmişlerdir.

Kişi, nefsini ruhunun tahakkümü altında tuttuğu müddetçe içindeki ruh ızdırabının sukunete ermesiyle, manevi yolda kalbe düşen ilhamların “dindeki gizli olgunluklar olduğunu bilir, bu esrar ve ince bilgileri” zahir plana çıkararak hakikate yakın bir şekilde tabir veya tevil eder.

Bu minvalde gerek kendi yaşantısı içerisindeki meseleler veya hayatın akışı içindeki hadiseleri hakikate yakın bir şekilde yorumlayıp, olan bitenlerin tesiri altında kalmadan etkisi altına almış olur.

Bizim de dileğimiz iç ve dış alemimizin kuvvet kazanarak hakikat yolunda yürümenin vasıflarına ermek..

İslam Anlayışının bir parçasını oluşturan “ebced” hesabı üzerine yazılan eserlerin yoğunluk arzetmemesi ve mevcut çalışmaların da sırrına dair verilerin keyfiyete bırakılmış olması hasebiyle çalışmamız da bir hayli zorlanıldığını söyleyebilirim.

Ebced hesabı isimli çalışmamızın kaynakları arasında Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın ‘Türk İslam Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme’ isimli kitabından, Ebced’in uygulanışı ve tarihi süreç içerisindeki işleyişinden istifade etmiş bulunmaktayız.

Ledün İlmi” içerisinde ifadesini bulan “ebced hesabı”nın önem kazanan yanı, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nin tesbitlerinin yer aldığı ve ‘harflerin keyfiyeti ve mertebeleri’ bahsini, derin idrak ve ruh kuvvetine sahib olan çağımızın mütefekkiri Salih Mirzabeyoğlu’nun külliyatı içine serpiştirdiği konu ile ilgili kitapları bütünü yansıtması bakımından; Ebced hesabının mahiyeti ve yerini tesbit etmede esas kaynak teşkil etmiştir.

Ebced hesabı ile iştikak ilmi arasındaki yakın ilişkiyi belirtmek ve ebced hesabının uygulanışını misallendirmek adına uygulamalı göstereceğimiz “Salih-Rüya” üzerine yapılan çalışmayı da sunuyoruz.

Allah Resulü’nün hayatını takip ettiğimizde görmekteyiz ki, Hz. Peygamber; Zeyd bin Sabit’i İbranice ve Süryanice öğrenmekle görevlendirmiştir. Bu emir, toplumlar arası iletişim ve diplomatik ilişkilerin yürütülmesi vasfını taşımakla birlikte, Hz. Zeyd’in, Allah kelamının metinlerini ilk kitab (Mushaf) adı altında toplama saadetine kavuşturacaktır. Nitekim, Hz. Peygamberin vefatından sonra çıkan savaşlarda bir çok sahabenin vefat etmesi üzerine Kur’an ayetlerinin kaybolması korkusu Hz. Ömer’i endişelendirmiş ve Halife Hz. Ebu Bekir’e giderek ayetlerin toplu hale getirilmesini istemiştir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’in bu teklifini uzun istişareler neticesinde kabul etmiş ve Zeyd bin Sabit’i görevlendirmiştir. Böylece ashabda bulunan bütün yazılı metinler hicretin 12. yılında Mushaf adı altında toplanmıştır. Zeyd bin Sabit, Hz. Osman döneminde Kur’an’ın çoğaltılması için oluşturulan komisyonda görevli bulunmakla ayrı bir saadete daha kavuşmuştur.

İmam-ı Gazali Hazretleri, Kur’an’ın anlaşılmasının yolu, (kullandığı) dilin vaz’ının önceden biliniyor olmasına dikkat çeker. Kur’an da ‘dağ’ anlamına gelen ‘tûr’ kelimesi kullanılmakta ve o günün Araplarınca da Süryanice kelimeleri anlayanların bulunması, kişilerin alt yapısının olduğu ve inşa edilmek üzere verilen bilgilerin işlenebilmesinin denge usulünü de göstermektedir.

Allah’ın Sevgilisi buyurdular ki: Süryanice öğrenin!”

Süryanice olarak telif edilen Celcelutiye: “Allah Resulü’nün derslerine istinaden, aslı cifir ve ebced hesabı ile alakalı olarak Hazret-i Ali tarafından telif edilen Süryanice bir kasidedir… Esas manası ‘bedi’ demektir.”**

İslam Anlayışı içerisinde ebced hesabının yerini ve mahiyetini gönlümüzün gördüğü surette ve ruh kuvvetimiz kadar şekillendirmeye çalışacağımızı bildirerek hayatımızı hakikate yakın çizgide sürdürebilmek adına “Ebced Hesabı -Mahiyeti ve Yeri-” isimli çalışmayı vesile kılarım.

17-05-08/C.tesi

 

 

 

1.BÖLÜM

 

İSLAM ANLAYIŞINDA EBCED

 

Ebced Hesabının tarihi sürecini incelediğimizde, İslam düşünürleri ve hassasiyetini bu yönde kullananlar tarafından çeşitli sahalarda kullanıldığını görmekteyiz. İslam tarihinde oldukça geniş yelpazesi bulunan ebced’in uygulanışını da konu alan “Türk-İslam Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme” adlı kitaptan, ebced hesabının uygulanışı ve kullanım alanlarını sunmayı uygun bulduk. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın bu eseri, uygulanış ve kullanım alanlarının tesbitinde yeterli seviyededir. Bölümde sadece ebced hesabının uygulanışının daha iyi irdelenmesi için pratik üzerinden verdik. Bu bölüm, bir manada bize suretin çizgilerinden başlayarak bir kalıp çizimi gerçekleştirecek. Umuyoruz ki, “Ebced Hesabı” hakkında müşahhaslardan mülhem bir zemin oluşması ve ruha destek kabilinden alt yapının kurulması.

 

 

 

EBCED(1)

 

Ebced ve sözcüklerinden her harf bir rakama tekabül eder. Bu rakamlar vasıtasıyla çeşitli işlemler meydana getirilmesine “ebced hesabı” yada “hisab-ı cümel” denir.

Arabça Eski Sâmi alfabesindeki harf sırasının sayı değerine göre tertiplenmesinden meydana gelen birinci kelimenin adıdır. Ebced tertibi İbrâni ve Süryâni Alfabesindeki harfleri içine alır. Toplam sekiz kelimeden oluşur. Bunlar;

Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa'fes, Karaşet, Sehaz ve Zaziğ'dir.

Bu sekiz kelime bütün huruf-u heca denilen yirmisekiz harfi içine almış ve sırasıyla elif'ten gayn harfine kadar her harfe sayı değerleri verilmiştir.

 

 

 

 

 

*Necip Fazıl Kısakürek, Mektubat.

*Salih Mirzabeyoğlu, Kökler.

  1. İsmail Yakıt, Türk-İslam Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme.

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 150 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam