Sunday
Feb 12th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Furkan Yazarları Hayreddin Soykan KÜLTÜRÜMÜZÜ VAR EDİCİ HAFIZANIN İNŞÂSI

KÜLTÜRÜMÜZÜ VAR EDİCİ HAFIZANIN İNŞÂSI

e-Posta Yazdır

 

Hayreddin Soykan

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

İBDA Mimarı’nın “Kültür Dâvamız” adlı şaheserinin alt başlığı şudur: “Temel Meseleler”. Ve, “temel meseleler” zımnında üzerinde bilhassa durulan bahislerden biri, bir yönden belki başlıcası ise, “Varlık ve Oluş”. Şöyle söylüyor Mütefekkir:

“İnsanoğlunun olanca çabası, var olmak ve var kalmak için zamanı aşma gayesinde düğümlü… Zamanı aşmak… Yol?..”

Bizim bu yazı vesilesiyle dile getirmeye çalışacağımız husus ise, bir bakıma her şeyin aslı ve meselelerin meselesi olan “Varlık” bahsi merkezinde mütalâada bulunma çabası olmayacak, ki kapasitemiz de müsait değil, fakat “var olma” ve “var kalma”yı “kültürel hafıza” çerçevesinde ve gücümüzün yettiğince, belki ancak başlık bilgisi mikyasında da olsa vurgulamak olacak.

Şu hikmetin ışığında değerlendirilmesini arzu ederiz söylemek istediklerimizin; yine Kültür Dâvamız’dan:

«“Varlık” olmadan “oluş”tan bahsedilemeyeceği gibi, “oluş” olmadan da “varlık”tan bahsedilemez; “olan” olunacak olanla ve “olunacak olan-imkân” da olanla mümkün… Bir şeyin “oluş”undan bahsetmek için, her şeyden evvel onun “var” olması gerekmez mi?..”»

O hâlde “kültürel hafıza” için de benzer bir tesbitte bulunamaz mıyız? Şöyle ki: Bir kültürün “varoluş”undan ve istikbâle uzanışından bahsetmek için, önce o kültürün “var” olması gerekmez mi? Peki, bu “varoluş” için yine öncelikle, tek tek fertlerin taşıyıcısı olduğu bir “kültürel hafıza” şart değil mi? Kuşkusuz öyle!

“Kültürel” ve demek ki “içtimaî” hafıza her ne kadar fertlerden bağımsızmışçasına varoluyor gözükse de, böyle bir hafızanın aslında “insan şuuru” dışında bir taşıyıcısı yok, kalan diğer her şey, her materyal, bu “ortak” hafızayı fert fert “ruhunda” taşıyan insanlar için “hatırlatıcı” semboller değerinde aslında. Bunlar, isterse tüm bir toplumun tarihini, değerlerini, normlarını, büründüğü formları barındırıyor gözüksün, hiç fark etmez, onları şuurlaştıracak ve böylelikle “hatırlayacak” bir insan yoksa, o hafıza ölmüştür, demek ki o kültür de ölmüştür. İnsanlık kütübhanesi, böylesi artık “ölü” sayısız topluluğun, toplumun, medeniyetin hikâyesi ve sahibsiz hazinesiyle doludur.

Mademki bir “kültür”ün devamından ve bu devam için elzem “hafıza”dan bahsediyoruz, o hâlde devam etmesi arzulanan “kültür”ün ne olduğunu aydınlatmaya çalışalım bir nebze.

Kültür, sınırlandırılarak tarifi zor kavramlardan, şu gözle bakarsanız “umumî”, bu gözle bakarsanız “hususî” bir “bilgi”ye işaret etmekte. Bir yönden “öğrendiğimiz her şey”dir, diğer yönden “öğrendiklerimizden bizde arta kalan şey”. Bir yandan “herkesin malı”dır, diğer yandan “belli bir fert” yahut özellikle “belli bir topluluğun hususî bilgi sermayesi”. Böyle de gider. Ancak, bizim altını çizmek istediğimiz “kültür”, kendisini benliklerinde –hafızalarında- taşıyan fertlere belli bir “dünya görüşü”ne ve belli bir “toplum”a AİDİYET DUYGUSU kazandıran, KİMLİK veren, DEĞER ve DAVRANIŞ ÖLÇÜSÜ takdim eden kültürdür. Bizi “biz” yapan bilgi ve değer, duygu ve düşünce sermayemizdir. Bu çizgide, dilerseniz, kendilerine has nüanslarıyla, aynı zamanda “ideoloji”mizdir, “şuur süzgeci”mizdir, “irfan”ımızdır. Daha üst bir çerçevede “dinî” kimliğimizi, aynı şekilde daha dar ve mahallî seviyede “millî” kimliğimizi kazandıran her şeyi de, kendi öz nitelikleri dikkate alınmak kaydıyla “kültür” çerçevesine dahil edebiliriz. Kültür için, bizi “biz” yapan ne varsa işte odur diyebiliriz kısacası.

Uzmanları, “belli” bir kültürü diğerlerinden ayıran “normatif” ve “formatif” bilgileri merkeze alır özellikle. Bu çerçeveyi ölçü alırsak, “belli” bir kültürün “normatif” yönü, NE YAPMALI sorusunun cevabını veren davranış ölçüleri mealindeyken, “formatif” yönü BİZ KİMİZ sorusunun cevabını veren tüm bilgilerdir. Normatif olan “inşaî” iken, yani kurucu, bina edici, emrederek, yasaklayarak veya serbest bırakarak o kültürün bağlılarının davranışlarını tanzim edici iken, diğer formatif olan kısımsa “ihbarî”dir, bilgilendirir, tek tek fertleri “başkası” değil de “biz” yapan duygu ve düşünce nâmına ne varsa onu kazandırır, onlardan haberdar eder. Elbette bunlar içiçe olup, aynı “kültür bünyesi”nin kanatlarıdır.

Böyle bir ön bilgilendirmeden sonra, şimdi bulunduğumuz nokta itibariyle şu sorulabilir: Üzerinde yaşadığımız topraklarda mukim bu toplum, neyin “varolma” mücadelesini vermektedir? Aynı şekilde, bu toplumu yönetmeye talib diğer grupların bu toplumun “varoluş” mücadelesine dair takdim ve teklif ettikleri nedir; sahib oldukları, onlarda zaten “var” olan “kültürel sermaye” nedir? Elbette, “toplumun genel fikir çerçevesine Büyük Doğu’yu oturtmak” şeklinde bir “kültür inkılâbı”nı başa alan bizim “öz” sermayemiz nedir?

Toplumumuzun içler acısı hâli malûm: En başta “Harf Devrimi”yle tarihinden –hafızasından!-, tüm “devrimler” elele dininden, dilinden, örfünden, an’anesinden, milliyetinden, şahsiyetinden, haysiyetinden, ona tarihteki şanlı “aslî” kimliğini kazandırmış ne varsa hepsinden ve “kökünden” kopartılmış, şimdilerde nereye gideceğini, ne “olacağını” bilmeyen, günü kurtarmakla (!) yetinen, içli dışlı dört bir yana sürüklenmeye çalışılan ve gerçekten de bir o yana bir bu yana sürüklenen, kaynayan, fokurdayan, günden güne kan kaybeden bir toplum!

Diğer taraftan, ona çözüm diye “zehir” içirmeye çalışan ve aynı “köksüzlükle” malûl her tondan kurtuluş tellâlı!

Ve biz: Bu millete “aslî” kimliğini kazandırmış ve onu tüm bir insanlık önünde VAR ve MUZAFFER kılmış hangi değer varsa mâliki, hangi kültür hazinesi varsa muhafızı, üstelik istikbâlde de aynı VARLIĞI ve ZAFERİ kendisine “daha ileri seviyede” ve “dünya çapında” vaadeden muhteşem bir “fikir hazinesi”nin sahibi olan, Büyük Doğu-İBDA bünyesi!

Neylersiniz ki, böyle bir “fikir hazinesi”, diğer tüm fikrî varlık ve hasletler gibi, ancak onu “hafıza”sında taşıyan bir şuur için VAR ve CANLI, onunla hemhâl olup her ân fikir ve davranışlarına yansıtan idealist bir topluluğun “mücadele motoru” olduğunca VAR ve VAR EDİCİ, onu “genel fikir çerçevesine” oturtmuş bir toplum için HAYATİYET ve KURTULUŞ ifadecisi.

Mesele, toplumun “kültürel hafızası”nı bu kurtuluş senfonisinin notalarıyla işlemek olunca; mesele, geçmişte bizi “biz” yapmış ama uzun zamandır kaybolmuş ve kaybettirilmiş her bilgi ve değeri, kendi rengimizi nakşederek bu hafızaya iade etmek olunca; mesele, yeni bir fert ve toplum, yeni bir ülke ve dünya düzeni inşâsı için gereken ne varsa tekeffül edici bu fikir mimarîsini, önce benliğinde inşâ etmeye başlayarak örnekleştirmek ve örnekleştirecekleri cezbetmek olunca, gerekenin ne olduğu da hemen anlaşılıyor: Önce bizim “var” olmamız; ruhumuzda, benliğimizde, hafızamızda bu fikir hazinesinin “var” olması! Öyle ya, “kendisi” olmayan, “başkası” olur.

Bizde bu “hazine” yoksa; kitab ve dergi yapraklarıyla bilgisayarın bir köşesinde değil, asıl tüm bu hatırlatıcıların varlık sebebi olarak, bunlar vesilesiyle ruhumuzda ve hafızamızda “tarafımızdan” inşâ edilmiş bu “fikir binası” yoksa, öyleyse VAR “olan” ve “olunacak olan” nedir diye sorulacaktır bize. Kültür Dâvamız’dan, yazımızın en başında zikrettiğimiz şu cümlelerin anlamı sorulacaktır herbirimize:

«“Varlık” olmadan “oluş”tan bahsedilemeyeceği gibi, “oluş” olmadan da “varlık”tan bahsedilemez; “olan” olunacak olanla ve “olunacak olan-imkân” da olanla mümkün… Bir şeyin “oluş”undan bahsetmek için, her şeyden evvel onun “var” olması gerekmez mi?..”»

Furkan Dergisi, Ağustos 2008

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 130 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam