Hayreddin Soykan Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Mimar, çoğu nazarında, içinde oturulacak yahut çalışılacak bir bina yapan sanatçı veya profesyonel meslek sahibi kişidir. Oysa mimar, yalnızca “bina” yapan değil, belki tüm bir kâinat görüşünü yaptığı binaya yansıtandır ki, bu bakımdan “müstakil bir şey” değil, “her şey içinde bir şey” yapan kimsedir o. Yaptığı “bir şey”i, “her şey”le alâkası ve bağlantısı içinde ortaya koyandır. Bu meyanda yine o, çevresindeki tüm unsurları “bütünün bir parçası” hâlinde görmek ve göstermek, hem fikrî hem fiilî anlamda böylece “biçimlendirmek” borcundaki insandır. Zaten bir Müslümanın vazifesi de, dünyayı “güzelleştirerek” biçimlendirmek ve mamur etmek değil midir? Öyleyse “mimarî”, sadece bir mesleğin adı değil, aynı zamanda insanın yaradılış sebebinin de ihtarcısıdır. Tasavvurunda “taşları dizen kişi” çerçevesindeki “dar” anlamıyla değil de işte “ulvî” anlamıyla “mimar”, asıl “en üstün insan”ın adıdır. Budur Büyük Doğu-İBDA Mimarlarının bizim için anlamı. Getirdikleri “mimarî” de, elbette bir “taş, toprak, tahta, metal ve plastik” düzenine işaret değil, “yeni nizam-yeni insan”ın inşâsına dairdir. Dünyaya verilecek en ulvî ve insanî “biçim”in çağımızdaki “baş mimar”ları ve merkezinde kendileri olduğu hâlde kademe kademe dünyanın her köşe bucağını “biçimlendirerek” güzelleştirecek sayısız mimar namzedinin ustasıdır onlar.“Mimar” sıfatını lâyıkıyla hak eden merhum Turgut Cansever, varlığın bir “bütün” olmakla beraber muhtelif “varlık tabakaları” hâlinde insana muhatab olduğunu, her bir “varlık tabakası”nın bir diğerine derinden bağlı olsa da kendi “hususî” yapı ve kanunlarının bulunduğunu ifade edip, bir “mimar”ın da tümünün kanunlarını bilmek ve onlara uymak, “BÜTÜN İÇİNDE BİR ŞEY” olarak yaptığı bir “bina”ya da tüm bu varlık tabakalarına dair farklı duygu ve düşüncelerini “tutarlı bir bütünlük” olarak yansıtmakla mükellef olduğunu vurgular:“Mimarî, insanın çevresini biçimlendirme çabasının ürünüdür. Varlığın bütün veçhelerini, karmaşık ve sınırsız alanları kuşatan bir disiplin olan mimarînin herhangi bir basit şematik formülle tarif edilmesi uygun olmaz. Bu sebeble, yukarıda verilen tarif, dört başı mamur ve kategorik bir tarif olmaktan ziyade, problem alanına genel bir yaklaşımın ifadesi olarak anlaşılmalıdır.Varlığın bütün alanlarını kapsayan ve hayatın getirdiği meselelerle sürekli girift ilişkiler içinde olan mimarî, maddî, biyo-sosyal, psikolojik ve ruhî-aklî varlık seviyelerinde geliştirilir.İnsan, mimarîyi geliştirirken olsun, karar verme sürecinde olsun, kaçınılmaz olarak dikkate aldığı meselelerin farklı yönlerini değerlendirmekte ve nihayet çeşitli alternatifler arasından tercihlerini yapmaktadır. Tercih ve kararların, özünde, kendi inanç sistemiyle ilgili bir referanslar sistemine dayandırılmış olması gerekmektedir. Faydacı ve pragmatik referans noktalarına dayalı bir değerlendirme, insanı herhangi bir türden oportünistik (fırsatçı) sömürü alanlarına yöneltebilir. Öbür yandan, akılcı yaklaşımlara dayalı değerlendirmeler ise zihin, “ratio” ve onun yönlendirmelerine nisbet olunan değerlere göre biçimlenecektir.Bu çerçevede, insanın kararlarının, onun inançlarının gerçek yansımaları olduğunu açıklığa kavuşturmak büyük önem taşımaktadır. Böylece mimarî, farklı varlık seviyelerinde ortaya çıkan meseleleri değerlendirmek, tercihlere dayalı kararları almak ve mümkün alternatifleri ayıklamak suretiyle geliştirilen bir insan ürünü olması hasebiyle estetiğin ve teknolojinin alanında yer almaz. O, ahlâk ve din alanının bir ürünüdür.Biyo-sosyal seviyenin ihtiyaçlarını, onun kanunlarını dikkate alarak çözmek ve çözümlerini maddî seviyenin kanunlarına dayandırmak, aynı zamanda da, psikolojik ve ruhî-aklî seviyelerin, meselâ tutumların, ruhî yönelimlerin ve inançların kanunlarıyla rehberlik etmek gerekmektedir. Yani, bir mimarî yaklaşımın, varlığın bütünlüğünü ve kuvvetler hiyerarşisini göz önünde bulundurması zarurîdir.Bundan dolayı, maddî, biyo-sosyal ve psişik varlık seviyelerine âit problemlerin tarifleri, her seviyenin kanunlarıyla mükemmel bir uyum içinde geliştirilen tercihlerin değerlendirilmesi ve bu varlık kanunlarının kullanımına yönelik tavırlar, insanın inanç sistemi tarafından kontrol edilir. İnanç sistemi ise, dini, kozmolojiyi ve varlık telâkkilerini ihtivâ etmektedir.”Anlaşılıyor ki, bizim anladığımız anlamda “mimar”, aslında tüm bir kâinat muhasebesini gerçekleştirebilen, her varlığı kendi tabakasında bağlı olduğu kanunlara göre görüp değerlendirebilen, ama yine her tabakanın üstü ve altıyla derinden ilişkili olduğunu bilip bu ilişki noktalarını hiçbir zaman gözden kaybetmeyen, neticede tüm tercihlerini yukarıdan aşağıya bir varlık ve değer hiyerarşisi yahut aşağıdan yukarıya bir zemin tabakalaşması temelinde eserleştirebilen bir fikir, sanat ve aksiyon dehâsıdır. Bakışı “bütün”e uzanamayan ve yalnızca “parça parça” işlerin inşâsına gücü yetenlerse, bu zâviyeden değerlendirildiğinde, yalnızca basit usta, kalfa ve çıraklar mesabesinde kalmaktadır.Doğudan Batıya, Tasavvuftan Şeriata, maziden istikbâle, en yüksek fikir katmanından en dipteki fizikî âlem icablarına, fikirden sanata, hikemiyattan felsefeye, dinden ideolojiye, ferdden topluma, evden şehre, vatandan dünyaya, ilimden tekniğe, ezcümle “insan”ı ilgilendiren ve çevreleyen ne varsa tümünün tek tek “nabzının attığı” yerleri yakalayabilen ve “her şeyin her şeyle alâkası içinde” hepsinin birbiriyle olan “girift” münasebetlerini görebilen, görmekle kalmayıp gösterebilen, göstermekle kalmayıp kendi “insanca” nizâmının mimarîsini kurabilen, velhâsıl bu azîm “nizam” sarayını kurarken kendi altındaki usta, kalfa ve çıraklara da “parça” vazifelerinin usûlünü öğretebilen “baş mimar”lardır ONLAR: Aynı İslâmî saray mimarîsini, biri “getiren”, diğeri “geliştiren” olarak muazzam bir âbide ihtişam ve güzelliğiyle meydan yerine diken Büyük Doğu-İBDA Mimarlarını, tüm Müslümanlar adına hürmet ve şükranla selâmlıyoruz. Üstadın, bu gözle İBDA’yı “selâmlayışı”nı da hatırlıyor, hepimiz için bir zevk, iftihar ve mesuliyet ifadesi olarak bilvesile hatırlatıyoruz:“Dergilerinde aynen yayınlanmak üzere el yazımla kâğıda döktüğüm bu satırları kendilerine ithaf ederken, Akıncı, Ülkücü ve daha bilmem neci çevreler bir arada, dâvamızın billûr sarayını, kafdağının, yani topyekûn insanlıkça özlenen eskimez ve pörsümez ideal tepsenin en yüksek noktasında inşa istidadında mimar namzetleri olarak onları selâmlarım.Onbeşinci İslâm asrının kapısında, İslâmın ebedî gençliğini ve yeniliğini, her an genç, taze ve yeni kimliklerinde ışıdatsınlar ve kafdağına tırmanmak kadar zor ve çetin gayenin mâna ve madde şartlarına ersinler...”Demek ki, zerre oyalanmaksızın, tüm Müslümanlar “işbaşına”! Herkes kendi tasavvurundaki gecekonduyu yapabilir meâlinde bir keyfîliğe davet değil, elbet sımsıkı uyulmak üzere bu muazzam “mimarî plan”a!





Google
Facebook
Twitter
Myspace
Yahoo
del.icio.us
Blogger
Rain Concert




