24 Mayis 2012 Persembe - 07:00:32
Arınç, Aköz ve Şandır’a “Şerreffsiz” mi Dedi? Yazdır e-Posta
Perşembe, 15 Eylül 2011 21:16

 

 

 

 

 

 

Arınç, Aköz ve Şandır’a “Şerreffsiz” mi Dedi?

 

 

-ona sormalılar-

 

 

Nuri Furkandanışmanzadegiloğlu

 

 

 

 

Önce gerekli olan cümlemizi kuralım ki, toplum-bilimcilerce "örümcek ağı" olarak kabul edilen "güçlülerin yasası"na takılmayalım: Eğer, şayet, MİT-Devlet'in aktif kısmı/Başbakan ile PKK'lilerin Oslo'da (5. Oslo görüşmesi diye geçiyor ses kaydında) oturup bir "yabancı" koordinatör modaretörlüğünde müzakere şartlarını görüşmelerine dair olduğu iddia edilen ve tuhaf bir şekilde basına sızdırılan "ses kaydı" gerçek ise...

 

 

 

Evet,  gerçek midir, değil midir veya ne kadarı gerçektir, sayın Metiner'in, ses kaydı çıkması üzerine söylediği gibi "yarı montaj" mıdır (gerçi şimdi "herşeyi" ile kabul ediyor), bütün bunların adli makamlarca araştırılıp açıklanması gerekmektedir ki ortada bir şübhe kalmasın.

 

 

 

Gerekli olan cümlemiz bu idi; ses kaydının "doğru" olduğunu ve orada ismi geçenlerin gazete ve websitelerinde bahsedildiği gibi MİT'in eski ve yeni üst düzey yöneticileri olduğu iddiasını, yüce ve ulu devletimizin adli makamlarının şipşak araştırıp efkâr-ı umumiyedeki şübheleri kaldıracağına da eminiz.

 

 

 

Ama ortada böyle bir ses kaydı var.

 

 

 

Maalesef ki var ve maalesef ki kayıtdaki aktörler "nazik" yerlerden iddiasını içeriyor...

 

 

 

İddiayı "doğru" kabul etmiyoruz; ama bir "iddia" olarak görüyoruz ve "EĞER BUNLAR İSE..." kaydı içerisinde konuşmayı da, dinimizde dahi en girift mevzularda meselenin hallolabilmesi için farz-ı muhal denilerek zıddına misaller verilebilir, mevcut kanunlarımızın veya "örümcek ağlarımızın" da buna iltimas geçeceğine en azından eminiz, o hâlde "şayet..." ünlemiyle mevzuya dair bir kaç hususu konuşmak gerekir ki, muhakkak şaşırtıcı da olacaktır belki kaleme alacaklarımız ama naçar olmalı, o hâlde yazmalıyız.

 

 

 

Öncelikle ele alınması gereken mevzu, tabiî ki bunu ilk başta herkes de görüyordur, bu hususda muhakkak suretde bir "araştırmanın" yapılması gerekmektedir ki, yüce ve ulu devletimiz bunu da, mâlûm kuruma bir açıklama yaptırarak gerçekleştireceğini ortaya tam bir devlet ciddiyeti ile koymuştur.

 

 

 

Bakınız ne deniliyor yürek ferahlatan açıklamada:

 

 

"- 10:33 / 14 Eylül 2011

 

 

AMED - Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)'ten yapılan yazılı açıklamada, dün internete düşen ses kaydına ilişkin, kaydın içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma başlatıldığı belirtildi.

 

 

Yapılan açıklamada, ses kaydının incelemeye alındığı, doğru olup olmadığı konusunda kapsamlı bir soruşturma başlatıldığı, aynı şekilde MİT'ten emekli olan Afet Güneş'in emekli olması nedeniyle kendisiyle görüşüleceği, Dicle Haber Ajansı'nın 'hack'lendik' açıklamasının da dikkatli bir şekilde değerlendirileceği ifade edildi. ANF NEWS AGENCY"

 

 

 

Bu yürek ferahlatan "araştırmacı" açıklamanın bin voltluk ampul şiddetindeki aydınlığında kalarak elbette, "araştırılmalı ve doğrusu bulunmalı ve eğer doğruysa", mevcut kanunlarımızın gereğinin bir an önce yapılmalı.

 

 

 

Hükümetimizin ne de tatlı dilli olduğu hususunda kimsenin bir şek'i olduğunu zannetmediğimiz gedikli bakanlarından sayın Bülent Arınç'ın, o letafeti buram buram kokan şu açıklaması kulaklara küpe olmalı:

 

 

"- Teröristlerle pazarlık yapacak kadar ŞEREFSİZ değiliz!"

  

 

 

Muhakkak öyle!

 

 

 

Ve buram buram letafet kokuları yayan bu kesin yargılı ifade üzerine, kuşkusuz, "örümcek ağlarına" takılmamak için oldukça nâzik ve gerekli olan cümleyi tekrarlayalım, "eğer o ses kaydı doğruysa", sayın Arınç'ın bahsettiği ŞEREFSİZLERİN ADALET ÖNÜNDE SİGAYA ÇEKİLMELERİ gerekmektedir!

 

 

 

Teröristlerle pazarlık yapmak şerefsizlik midir, bilmiyoruz, fakat buna kendi kendini "bağlama" denilir, ama unutmamak lâzım sayın Arınç, yılların "siyasetçisi"dir, akılda tutmak gerekir bunu, ama yine de o ses kaydındaki devleti temsil ettiği iddia edilenler demek ki sayın Arınç'a göre, ŞEREFSİZLERDİR!

 

 

 

Yüce devletimizin kanunlarında/örümcek ağlarında "teröristlerle pazarlık yapmak şu kadar cezayı gerektirir" diye bir madde mevcut değil; ama sayın Arınç'ın buram buram "siyaset" kokan letafetli vurgusu mevcut, bu da yeterlidir.

.

 

Kanunların nazarında herkes eşittir, ama ses kaydından da öğreniyoruz ki aslında birileri EŞİTLER ÜSTÜ, o hâlde, sayın Arınç'ın "şerrefsiz", ki dinlemedik konuşmasını ama muhakkak "şın" harfini "şeddeli" söylemiştir, "şşşeerrrefsiz" diye de vurgulamıştır, o hâlde kanunlarımıza "ŞEREFSİZLİK ŞUÇU"nun da ilave edilmesi gerekir; çünkü, kanunlarımızın nazarında, sayın Arınç'ın "şerefsizlik" dediği hususa dair bir kayıt-kuyut yok!

 

 

Cezasız mı kalacak şimdi bu "şerefsizlik"?

 

 

Dikkatinizi  çektiyse, yüce ve ulu devletimizin yetkili makamlarının "araştırma yapacağız" SÖZÜNE binaen, münderecatına havi bir beyanımız mevzubahis değil, sadece "şayet doğruysa..." üzerinde duruyoruz.

 

 

Nihayetinde üç vakte kadar "ses kaydına ilişkin, kaydın içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma" biter elbet inşaallah-maşaallah ve o zaman münderecatına yönelik de konuşabiliriz.

 

 

Fakat, şu anda, mâlûmdur ki "gizli servis elemanları"nın açık kimliklerinin gazete, dergi ve internetde ifşa edilmesi yüce kanunlarımız gereği suç olmasına rağmen, sayın savcılarımız uyuyorlar demek hatasına düşmek istemeyiz ama görmemişlerdir herhalde ki, ses kaydındaki şahısların açık isimleri alenen yazılmaktadır, adliye görevlilerimizin bu hususda atak davranmalarını dilemekteyiz.

 

 

Bu hususdaki en küçük ihmâl, yüce devletimiz için, gafiller nazarında "acziyet" olarak görüleceğinden, hele düşünmek lâzım bir de, ses kaydı hangi güzide kurumun başındaki zata ait, ellerindeki bütün dosyaları bir hamlede masanın üzerinden ellerinin tersiyle yere çalmalarını ve bu davanın peşine düşmelerini ihtar ederiz!

 

 

Hele bakınız şuna, yüce devletimizin güzide kurumu "ses kaydına ilişkin, kaydın içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma" yapıyoruz diyerek ne kadar dikkatli ve ince eleyip sık dokuduğunu, hatadan kaçınırcasına bir faaliyet içinde olduğunu gösteren açıklaması ortadayken, üstelik bir kısım nazarında "yandaş" olarak görülen "Sabah" gazatasında yazı yazmakla meşgul Emre Aköz isimli, üstelik mâlûmdur ki "baş yandaşlardan" olarak da ismi çıkmıştır bunun, iyilik yapayım derken kötülük yapmak, cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir sözlerini doğrulamış ve bakınız ne demiş:

 

 

"- Utanılacak bir şey yok: Aynen devam!"

 

 

Be hey gafil Aköz gazatacısı, ne demekmiş "utanılacak bir şey yok", sayın Arınç'ın "ŞERREFSİZLİKTİR" demesi üzerine ne haddine senin laf söylemek ve üstelik "ŞEREFSİZLİĞE DEVAM!" demek!

 

Sayın Savcılarımızın, evvelemirde bu gafil Aköz'ün kolluk kuvvetlerince derdest edilip karşılarına çıkarılmasını emredeceklerini ve bu emri verirlerken "devletin aciz değil tam bir ciddiyetle" çalıştığını göstereceklerini de sanki gözümüzün önünde cereyan edecekmiş gibi görmekteyiz!

 

 

Bir başka dikkat çeken husus, gafil Aköz'ün, "kaydın içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma başlatıldığı" en güzide kurum tarafından açıklanmasına rağmen, nihayetinde, "fotomontaj-kasetmontaj" açıklaması da gelebilir, burası Türkiye, her şey beklenir, yani ses kaydının münderecatındaki nazenin hususlar nedeniyle ve "Görüşmelerin İçyüzü Erdoğan'ı Yakacak" başlığıyla "servis" edilmiş zaten, belli yani münderecatının "ateşin" hâli, işte bu gafil Aköz,  sayın Arınç'ın "ŞŞEERFSİZLİKTİR!" dediği "teröristlerle pazarlık"ığı olduğu gibi kabul etmekte!

 

Bu durumda, hesabını sayın Arınç’la görmesi gerekir ki, gafil Aköz de "şerrefsizlik" yapmış oluyor ve üstelik "ajan provokatör"lük de var işin içinde, "UTANILACAK BİR ŞEY YOK: YOLA DEVAM!"  diye ta yazısının başlığıyla "teröristlerle pazarlığı" dair, zaten ismi "şantör" ismine benziyor, "ver coşkuyu... ver coşkuyu..." yapıyor!

 

Sayın savcılarımızın ajan provokatör gafil Aköz'e gereken ilgiyi göstereceklerine inancımız tamdır; "içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma" yapılan ses kaydında, defalarca ve hiç yüksünmeden, utanmazca, bu vatan uğruna yere çalınanları gözünün önüne hiç getirmeden (ama "yemek yemeyi" bakınız "ulviyet" olarak vasıflandırmakdan beri kalmıyorlar sözde  güya aziz devletimizin devletinin memurları olduğu iddia edilen "şerefsizler!") "SAYIN ÖCALAN... SAYIN ÖCALAN... SAYIN ÖCALAN... SAYIN ÖCALAN..." deyip deyip durmaktalar, işte gafil provokatör Aköz yazarı da buna "utanma, devam!" diyor!

 

 

 

Hayır, açıkça söylemek isteriz ki böyle bir ses kaydı olduğu meçhuldür şimdilik bizim için, devletimiz gerekli araştırmaları titizlikle yapacak, soruşturacak, gerekirse komisyon ve üstüne bir kaç komisyon kuracak, en titiz bir şekilde didik didik edecektir ve gerekli açıklamayı yapacaktır, devletimizin eli uzun, upuzundur, devletimiz her şeyi bilir, hatta planlananları bile bilir, bize öyle öğretilmiştir, ama işte şimdi devletimiz diyor ki "araştırıyoruz, soruşturuyoruz!", fakat ajan provokatör gafil Emre Aköz, devletimizin bile ÜSTLENMEDİĞİ, hele bir araştıralım diye ciddi ciddi DÜŞÜNÜP DURDUĞU bu ses kaydını bir çırpıda "doğru" kabul edip, üstelik "devam... devam... devam..." diyor!

 

"Eğer"lerle başlamıştık, "şayet"le devam edelim, "şayet" şartıyla, gafil Aköz'ün dedikleri doğruysa, "utanılacak bir şey yok" ise bu ses kaydında, o halde yandı gülüm keten helva!

 

Münderecatda havi bulunan -şuna bakın hele!- "SAYIN ÖCALAN" saygısı, mer'i kanunlarımıza nazaran suçtur efendiler, suç!

 

O hâlde, münderecatdaki başka vesaireler ile konuşmaya başlamadan önce, "Sayın Öcalan" ifadesini SUÇ OLMAKDAN ÇIKARTMAK GEREKİR ki, "şayet" gafil Aköz'ün dedikleri doğruysa, (sayın savcılarımıza arz ediyorum, "doğruysa şayet" diyorum ve gafil Emre Aköz'ü örnek veriyorum) ses kaydında konuşanlardan her bir tarafı dinlediğine dair (ve artık, "artık" da "dinlendiğine" dair) bir şübhemiz kalmayan güzide MİT'imizin -maaşallah/inşaallah- 44'lük genç  müşteşarı sayın Hakan Fidan ile güzide teşkilâtımızın çok üst düzey "emekli" memuru sayın Afet Güneş'in, 1,5 ila 3 sene hapis cezası almasını engellemenin tek yolu budur çünkü!

 

 

Hani "sayın Öcalan" denilen Öcalan, geçmişe mazi bir "terörist" olsa neyse, şuna bakınız, "şayet ses kaydı doğruysa", sayın Hakan Fidan "sayın Öcalan'ın felsefi çözümlemeler yapmasına hayran kaldım" gibi bir sözü var ki bu da cezanın arttırılmasını gerektirir, işte bu "sayın Felsefeci Öcalan", hali hazırda, şayet doğruysa ses kaydı, MİT eliyle içeriden örgütü idare etmekte, teröristlik mesleğine aralıksız devam etmekte, üstelik "bebek katili", değil mi yani, o halde "Sayın Öcalan" vasıflandırması, bir yüceltme de içerir ve bu TCK'da SUÇTUR! Yüceltmesiz de suçtur, yüceltmeli "şeddeli" ve sayın Arınç'ın buyurdukları veçhiyle "şşşerrefsizlik"le baki bir SUÇTUR!

 

 

Dediğimiz gibi, "içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma"nın DEVLET CİDDİYETİ ile sürdürüldüğünün açıklandığı sözde ses kaydı hususunda, münderecatı şu an için bize BUTLANDIR, "YOK HÜKMÜNDEDİR", bunu da belirtelim.

 

Belirtelim ama, elalemin ağzı torba değil ki büzesin, konuşuyor işte, devlet ciddiyetini bilmeyen gafil provokatör Aköz sadece biri, hadi o gazatacı, ya MHP gibi yine güzide bir partimizin güzide olması gereken temsilcisine ne oluyor?

 

Sayın savcılarımızın görmesi için dikkatlerine sunuyorum:

 

"- MHP'den Ses Kaydı Açıklaması

 

MİT ile PKK arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmenin ses kaydı ile ilgili olarak MHP'den yeni bir açıklama geldi. İşte MHP'nin o açıklaması...

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, internet ortamında yer alan ve MİT ile PKK arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmenin ses kaydı ile ilgili olarak MHP'nin hükümete terörle mücadele konusunda sonuç alıcı her türlü tasarrufunda destek vereceğini ifade etti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, hükümetle terör örgütü arasında pazarlık yapıldığına ilişkin açıklamasının ardından hükümetten büyük tepki geldiğini anımsatan Şandır, söz konusu ses kaydı ile bu durumun açıklığa kavuşmuş olduğunu belirtti:

 

 

"Bölücü terör örgütü PKK'nın Türkiye'ye karşı başlattığı saldırlar üzerine hükümetin kara harekatını engellemek için PKK tarafından piyasaya verildiği anlaşılan ses bandında, bir anlamda Türkiye tehdit edilmektedir ve hükümetin terörle mücadele kararını engellemek için şantaj yapılmaktadır. Bu, Türkiye'nin terörle mücadelesine karşı bir komplodur. Hükümetin her şeye rağmen bu mücadeleyi ısrarla, kararlılıkla ve sonuç alıcı şekilde devam ettirmesi gerekmektedir. Ancak her şeye rağmen bölücü teröre karşı Türkiye her türlü imkânı kullanarak, havadan, karadan, yurtiçinde ve yurtdışında sonuç alıcı bir mücadeleyi ısrarla yapmak mecburiyetindedir. Bu noktada MHP olarak her türlü desteği vereceğimiz ifade ediyoruz."

 

 

Sayın Mehmet Şandır da bir ajan provokatör herhalde ki, en güzide kurumumuz "ses kaydına ilişkin, kaydın içeriği, nasıl hazırlandığı ve kimler tarafından sızdırıldığı konusunda soruşturma" açıldığını söylemesine rağmen sayın Şandır sanki bu ses kaydı gerçekmiş gibi bir açıklama yapıp, "her türlü desteği vereceklerini" de ifade ediyor! Elbette sayın siyasetçimiz Bülent Arınç beyin ŞŞEEREFSİZLİKTİR!” dediği noktada durmaktadır, kendisine sorabilir!

 

 

Yani, münderecat, kim, hangi ajan provokatör ve gafiller "utanmaya gerek yok, devam ediniz, destekliyoruz" diyerek "kabul" etseler de bizim için YOK HÜKMÜNDE olan bu ses kaydının içerisindeki vesaire bahisler bir kenara, efendim mâlûmdur ki, vesaire konular tartışılır, şöyle demek istedim de böyle denmiş gibi olmuşta, olur mu efenim, bunca senelik devlet hizmetim var yapmayın etmeyin canım, atışmaları  ile upuzun seneler tartışılabilir ve mahkemeler uzar uzar ama güya devletimizin görevlisi, PAZARLIKÇISI olduğu söylenen şahısların "SAYIN ÖCALAN" demeleri, ki bir defa da değil, defalarca, şeksiz, şübhesiz ve kıvıracak bir yeri kalmayan SUÇTUR!

 

 

Nasıl ki "şayet doğruysa tabiî" o "Sayın Öcalan" diyen devletimizin görevlileri TCK ile cezalandırılacaklardır muhakkak suretde, o hâlde, seçim meydanlarında kurulan kürsilerinde neredeyse darağacı kuracak olan güzide partimiz MHP'nin sayın temsilcisinin de "destekliyoruz" demesi, öncelikle güzide MHP'mizin "disiplin kurullarınca" gerekli cevabla karşılanıp, bu gafleti gösteren Şandır'ın partiden İHRAÇ EDİLME kararı verilmeli ve aynı anda, devlet ciddiyeti gösterilip sayın Savcılarımızın da TERÖRİSTİ ÖVMEK SUÇU" ile tezkiye edilmesine start vermeleri gerekmektedir.

 

 

Evvelemirde bahsettik, münderecatıyla ilgilenmeyeceğiz, öyle de yaptık, aziz devletimizin kurumlarının soruşturma-araştırma-maraştırma işlemlerini bekleyeceğiz, elbet bir gün bitecek, ömrümüz kafi gelirse görürüz neticeyi, kuşkusuz devletimizin savcılarının da devlet ciddiyetiyle ADALET MEKANİZMASINI çalıştıracaklardır o zaman.

 

 

O zamana kadar ama, yapılıvermesi elzem olan hususat mevcut.

 

 

Devlet terbiyesi almış bulunduklarına hiç şübhemiz olmayan, bizim için şu anda YOK HÜKMÜNDE olan ses kaydında ismi geçen ve bi-günah olduklarına emin olduğumuz mümtaz görevlilerimizin, muhakkak Tapu Kadastro Müdürü, Başhekim, Başbakanlık Sıhhi Tesisat Müdürü gibi elbette bunlar mukaddes vazifeler olmakla birlikte, hak vereceklerine eminiz, vazife irad ettikleri güzide kurumlarımız böyle değiller, çok daha mukaddesler, GAFLETİ, ACİZ GÖRÜNTÜYÜ, YIPRANMIŞLIĞI, ÇÖKERTİLMİŞLİĞİ belki öteki kurumlarda kabul etmek ve buna rağmen Müdürlerimizin vazife başında kalmasını beklemek mümkün olabilir ama, ismini yazmakdan bile haşyetle tir tir titrediğimiz güzide O KURUMUMUZUN BAŞINDA kalmalarını yine yenileyelim gönülden inancımızdır ki suçsuzdurlar, masumdurlar, tertemizdirler, AMA ARTIK O KURUMUN BAŞINDA DURMAMA BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖSTERECEKLERİNE, EMEKLİ OLAN SAYIN GÜZİDE HANIM MEMURUMUZUN HATTA EMEKLİLİKDEN DE İSTİFA EDECEĞİNE inanıyoruz.

 

 

(Yani sözümüzü birazcık bozalım, münderecatda da yani ne var, "ulvi yemek muhabbeti", "felsefi derinliğine hayranlığım var", "metropolleri de bombalarla doldurdunuz, biliyoruz yani", "yok yahu atma canım, alt tarafı üç kamyon c-4, büyütme şimdi", "sayın Öcalan", "Önderlik", bu mudur yani, "pazarlık" dedikleri, 200 senelik "Kürt Meselesi"nin "çözüm"leneceği "açılım"lanacağı "masa"da bunlar mı konuşuldu, işte bu ses kaydının bir takım hainlerin montaj eseri olduğunun inkâr-ı gayr-i kabil vesikası budur, bu ses kaydının münderecatıdır, bizim devletimiz azizdir, ciddidir, Zürefa sokakdaki "Gelgit kıraathanesi"nde belki ancak konuşulabilecek mevzuların olduğu, yani bu kadar basit, bu kadar laubali, bu kadar istinatsız, “ben şunu yaptım, yaparım, ederim” havalarındaki “kendini kanıtlama” çabalariyle dolu bir görüşmeyi güzide devlet memurlarımıza yakıştıramam!)

 

 

Devletimizin ciddiyeti, devletimizin o harikulade terbiyesi, bir teamül halinde kuşakdan kuşağa böyle gelmiş, böyle durumlarda İSTİFA MEKANİZMASI ile çok daha ulvileşmişlerdir istifacılar, bilindiği üzere!

 

 

Sayın ismi geçen güzide memurlarımızın da kendilerine kurulmuş ve büyük bir komplo olduğuna inanç içinde olduğumuz bu ses kaydı meselesi nedeniyle, “soruşturma-kovuşturma-araştırma” neticesini beklemeden, o güzide kurumun yıpranmasına izin vermeyeceklerini ve önlerine antetli kağıdı alıp altın kaplama dolmakalemleriyle istifa dilekçelerinin büyük bir devlet gururu içinde yazacaklarına eminiz! Yakışır yani ve yakışan da budur! Çünkü her cevab, bir soruyu doğuracaktır ve  yandı gülüm keten helva sonrası!

 

 

Fakat sayın Savcılarımızın, evvelemirde, soruşturma-kovuşturma-araştırma neticesini beklemeden, “SAYIN ÖCALAN” denilen bir ses kasedini “utanmayın devam edin  demeye” dercesine kabul eden ve söylemiş sayılan gafil provokatör Emre Aköz ile MHP yetkilisi Mehmet Şandır hakkında acil bir soruşturma açması, Şandır hakkında bir fezleke hazırlayıp Meclis’e göndermesi gerekir! Onların soruşturması ayrıdır. Bu ülkede “teröriste sayın denilmesi SUÇ” ise eğer, buyrun!

 

 

Yok değilse… bunu da yakında hatırlatırız sizlere!

 

 

Bir hususu daha burada ifade etmek isterim.

 

 

"BAŞBAKANIN TÜM DANIŞMANLARI" seri makalelerimiz içinde sayın Mehmet Metiner'den bahsetmiş ve üç yazı yazmıştık, "BAŞA BELA OLACAKTIR" demiştik, görüldü ki, mübarek Ramazan ertesi "servis" edilen, kabul de edilen bir ses kaydı ile "BELA" ortaya çıktı.

 

Biz, o seri makaleler içinde bahsettiğimiz diğerlerinden de birşeyler çıkıverir herhalde diye beklerken, yine bir "danışman" ama şimdi o güzide kurumumuzun başında bulunan -kanunen böyle yazmak zorundayız- H.F. hakkında ses kaydı çıktı! Soruşturma bitene veya kabul edilene kadar YOK HÜKMÜNDEDİR, ama çıkmıştır, o halde şimdi o yazı dizimizde bahsettiğimiz ve "BELA OLACAKLAR" dediklerimizde sıra, demeliyiz herhalde!

 

 

Bugün yarın fazla da bekletmeden çıkıverecektir, yalan mı doğru mu olduğu da sonradan belli olacaktır elbette.

 

 

Bir başka hususu da ilave etmek gerekir elbette.

 

 

Matbuatımızda ses kaydından sonra "fail kim" piyangosu açıldı ve iki şık yarışıyor: Ya PKK ya İsrail!

 

 

Olabilir elbette, yayınlayan biz olmadığımıza göre, bizden başka herkes olabilir mesela, ama PKK ve İsrail'in, hem de tam vaktinde, böyle bir şeyi yapması mümkün müdür? Şu anda memlekette ne olsa bu ikisinden bilineceğinden, üstelik niye "gizlice" yapılsın ki? Bunu da eklemek istedim.

 

 

 

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    Şuanda 92 konuk çevrimiçi