27 Agustos 2014 Çarsamba - 01:48:49
Furkan Yazıları -II- Yazdır e-Posta
Salı, 10 Mart 2009 22:36

TEBLİĞ TELKİN STRATEJİ FERASET RİSALESİ -II-

 

 

  Saadeddin Ustaosmanoğlu

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

─ “Her şey zıddıyla kaimdir.”

Herşeyin zıddı kendi varlık sebebi gibi durur. Mesela; ak kara, dost düşman... Bir şeyin zıddına nisbeti ondan ayrıldığı kadardır... Ak kara bir yana, şuur'a hitab ediyor olması bakımından, dost düşman meselesine şu güzel misal:

Ravensbrück'te bir sohbetimiz sırasında Milena çok özel bir nedenle konuyu, Çek yazar Karel Çapek'in bir eserine getirmişti. Sürüngenlerle Savaş adlı eser, tüyler ürpertici bir kara ütopya idi. Milena bana içeriğini anlattı. İhtiyar bir gemici bir gün Pasifik Denizinde insanlara şaşılacak kadar benzeyen Birkaç akıllı semender buluyor. Uluslar arası kapitalistler bu hayvanların iş gücünü sömürerek onları ilkel işlere koşuyorlar.

Semenderler, aşırı karmaşıklaşıp teknikleştirilmiş insanların faaliyetlerine gün geçtikçe daha fazla ilgi göstererek kocaman patlak gözleriyle onların eserlerini süzüp hayret edilecek kadar kısa bir süre içinde teknik yeteneklerini geliştiriyorlar.

Bu olgu, semenderlerin beyinlerinin az gelişmişliği ile açıklanıyor, semenderler hiçbir düşünceye sahip değiller, dikkatleri de kolay kolay dağılmıyor. Böylece hızla insan medeniyetini taklit etmeyi başarıyorlar. İnsanlığa savaş ilan ediyorlar!

Ve sanki bu tehlikenin büyüklüğüne tipik bir örnek de toplama kampına ısmarlanmışcasına birisiyle karşılaştırk Ravensbrück'te. Bu genç, ilkel görümüşlü Rus kızı, SS terzihanesinde düğme dikme makinesi önünde harikalar yaratmaktaydı. Elleriyle aynı anda iki ayrı iş yapabildiğinden SS'lerin iş kapasitelerini yüzde yüz arttırmıştı. “Tanrım! Bir Çapek semenderi Batı'ya gelmiş! Dua edelim de sayıları milyona çıkmasın! Demişti Milena bu kız için.”

Düşman karşısında semender kalma inadlarından dolayı üç beş bin ailenin iliklerine kadar sömürdüğü toplumlar... Bilip de idrak edememenin getirdiği sefalet...

Tebliğci'nin telkinci karakteri... Feraset ehlinin sağlam stratejistliğine “Moda” alakası içinde bakış:

İnsanları yaptıkları, ruhsal ve zihinsel gelişmelerinin aynasıdır. Nasıl göründüğü, nasıl giyindiği, nasıl hareket ettiği, ayak ayak üstüne atışı, gülmesini bilip bilmemesi, birisinin elini sıkışı: Bütün bunlar tek bir kaynaktan fışkırırlar, iç dünyanın zenginliğinden ve asaletinden.

İnsanı insan yapan kıyafeti değildir; savaş sonrasında ne çok insan kıyafetlerinin kendilerini adam etmesini beklediler! Bunda başarılı olabildiler mi? Elbiselerin insanları örtmekten çok soyduğunu bile söyleyebiliriz. Bir şey kesindir ama: Gerçekten değerli bir insan kıyafetlerini beceriksizce seçmiş ve elbise 'olması gerektiği gibi' üstüne oturmasa bile değerinden bir şey kaybetmez. Kişiliğinin vurgulaması öylesine güçlü olur ki, bilinçli bir titizlikle, 'olması gerektiği gibi' giyinen birinden çok daha güzeldir. Dış görünüşün hiçbir önemi olmadığını söylemek istemiyorum kesinlikle.

Ben sadece dış görünüşün dış görünüş olmadığını, insanın içinin bir aynası olduğunu söylemek istiyorum. İç alemi zengin ve güzel bir kişinin dış görünüşü sorununu çok doğal bir şekilde çözümleyeceği (ve bu da neredeyse iyi çözüm demektir) ortadadır, kendine yakışmayan komik paçavralar içine asla girmez, sadeliğe nefes almak için havaya olan gereksinimi gibi gereksinim duyar.

Yalana şerbetli, boş insanlara ise dünyanın en pahalı elbiseleri bile güzellik ve asalet getiremez. Terzileri açısından kusursuz olsa bile kollarda veya kupunda, değerli insanlarda kendini belli eden o albeni eksik kalır...”

Bu satırlar Milena Jesenska'dan.

 

Hırslı bir gayretle unutmamamız gereken o kadar çok şey var ki!.. Şevkle yönelinmeyen hiçbir iş başarılamaz... Tebliğ, telkin, strateji, feraset ve her türlü hikmetin kaynağına yüreğimizi açarak bakmak:

Yeni inanç, akla durgunluk veren bir hızla gelişmiş, hem alimleri hem de sokaktaki adamı şaşkına çeviren bir hız. Hazret-i Muhammed'in ölümü üzerinden henüz onbeş yıl geçmişti ki, sadık halifesi, Hazret-i Ömer, Kudüs'ü ele geçirdi veDoğu Roma İmparatorluğu'nun payitahtını dehşete düşürdü. Oysa İsa'nın ölümünden otuz yıl sonra havarilerinin başı alçakça çarmıha gerilmiş ve küçük hırıstiyan camiası Roma İmparatorluğu'nun varoşlarına sığınmak zorunda kalmıştı. Tek Roma vardı o zamanlar, bölüneceği de kimsenin aklına gelmiyordu. Hıristiyanlık, imparatorluğun sınırları içinde sadece resmen varolma hakkı kazanabilmek için, üçyüz yıl bekleyecekti. İslamiyet ise bir asır bile geçmeden, üç kıtaya hakim olmuştur. Bütün Arabistan'ı, Kuzey Afrika'yı, İspanya'yı kaplamakla kalmamış, daha sonra Fransa'nın kapılarını da zorlamıştır.”

Cemil Meriç, Francesko Gabrieli'den nakletmiş bu satırları... Hem âlimleri hem de sokaktaki adamı şaşkına çevirecek stratejileri hangi feraset menbaından nasıl devşirebiliriz?..

Cemil Meriç: ...düşüncelerin akışını izlerken, bir kere daha anlıyoruz ki, yaşayışımızı yönelten maddi güçler değil fikri ve ahlaki güçlerdir.

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    Şuanda 367 konuk çevrimiçi

    Site İçi Arama