Cuma, 05 Şubat 2010 22:54
Çok da şaşırmadık. Bu kaçıncı hamle. Yaşadıklarımız sebebiyle bu tür işlere şerbetliyiz. Bu seferki hamleyi okuyucularımızla paylaşalım istedik. Olur ya, bir gün sitemle karşılaşabiliriz. Okuyucumuz bilsin istedik.
Amam aman işler değil bunlar. Zira biz kadere iman etmiş olarak yola revân olduk. Tabiî ki kervan kesicilerin varlığını bilerek çıktık yola… Hangi başarı çilesiz güzel görüntü verebilir ki?
21 Ocak 2010 Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece. Saat sabahın 5’i. Yayın yönetmenimizin zili çalıyor. Israrla çalan zile cevab alamayan şahıs, diğer zilleri çalıyor. Yayın yönetmeniz Ustaosmanoğlu otomatiğe basıp dış kapıyı açıyor. Yukarı çıkan şahsı, koridor lambası yanmadığından tanıyamıyor.
Üst kata, yayın yönetmenimizin kardeşi Bahaddin Ustaosmanoğlu’nun evine çıkan şahıs, eski bitirimlerden, dönüş yapıp tarikata giren (!) şalvarlı cübbeli “E” veya kullandığı diğer ismi itibarıyla “O”.
Bahaddin Hoca “E”yi alıp aşağıya iniyor. Koridorda kriz havasında olduğu sezilen “E”, “S.A. kim? Kim bu S.A.?” diye bağırıyor ve ağlıyor. Sonra da, “Bana Saadeddin’i çağır, hemen buraya gelsin!”
Bahaddin Hoca, “Ağabeyim uyuyor, gerek yok, ne oldu anlat” vb. sözlerle şahsı teskine çalışıyor. Koridordaki konuşmalarda “E”, “Size sıkacağıma kafama sıkarım, ben sizin ekmeğinizi yedim, ben sizi tanıyorum” diyor. Bahaddin Hoca “E”yi dışarı çıkarıp biraz yürütüyor.
Bir saat sonra Bahaddin Hoca geriye döndüğünde olayı şöyle anlatıyor:
«İçkiliydi. Sabahçı kahvesine götürdüm, orada sokak ortasına işedi. Belindeki silâhı göstererek, “9 mermi var içinde, size sıkacağıma kafama sıkarım” diye bağırıyordu.
Ne olduğunu sordum, anlattı; Beşiktaş Spor Kulubü’nün kongresi öncesi başkan adaylarından Murat Aksu’nun düzenlediği toplantıya çağrılmış. Orada tanıdıklarının masasına oturmuş. Arkadaşlarından biri kuyumcu … Bardağına içki koymuşlar. “Ne bu” dediğinde “Bu kadardan bir şey olmaz” demişler. Masada bulunan iki sivil polis, “Sen İsmailağa cemaatinden misin?” diye sormuş. “Evet” deyince mevzuu Furkan Dergisi’ne gelmiş. Polisler, “Derginin ilk sahibi S.A. Ergenekoncu’dur. O dergiyi Mahmud Hoca’nın yeğenlerine verdi, onlar da Ergenekoncu’dur” demişler. “E” de bu söz üzerine çıldırdığını ve onlara “Gidip soracağım” dediğini ve geldiğini söyledi. »
Bahaddin Hoca “E”ye, evine gidip dinlenmesini, ayık kafayla bu meseleyi konuşabileceklerini söylüyor. “E”, “Ben İsmailağa’ya namaza gideceğim” diyor ve ayrılıyor.
Aradan geçen 5 günde “E”den haber yok. Sonra muhitte görünüyor. Furkan Dergisi yetkilileri “E”ye meseleyi konuşmaya gidiyor. Ayık kafayla konuşurken bazı şeyleri hatırlamadığını söylerken bazı şeyleri de gizliyor.
Ergenekon Terör Örgütü konusundaki tavrı belli olan Furkan Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenine böylesine basit bir meseleden dolayı saldırmak inandırıcı değil tabiî… “E” asıl meseleyi gizliyor. Aldığımız istihbarî bilgiler, kendisini yönlendirenlerin çok zeki olduklarını gösteriyor. “E”nin onların gözündeki durumu da palyaço misaliymiş! Psikolojik sorunları olan, ekonomik olarak fevkalade kötü durumlar yaşayan “E”yi sarhoş ederek (hap da verdiler mi, bilemiyoruz) kışkırtanlar, anladığımız kadarıyla profesyonelce bir hazırlığı da ihmâl etmemişler. “E” ile Bahaddin Hoca konuşarak yürürlerken iki takım elbiseli şahıs dikkatle onları izliyor; muhtemelen, “E”nin yanındaki Saadeddin Ustaosmanoğlu mu değil mi, dikkati.
Her zaman söyleriz, servisler temiz(!) iş yaparlar. Yüzlerce kişinin içinde Bayram Hoca’yı İsmailağa Camiî içerisinde öldürtüp, sonra da öldürenin linç edilmesini sağlarlar, ondan sonra sen sağ ben selamet yollarına devam ederler. Sonra?
Hızır Hoca camide öldürüldü, katili psikolojik hasta! Bayram Hoca camide öldürüldü, katili psikolojisi bozuk biri… Genel Yayın Yönetmenimiz de bir sarhoşun kurşunlarına hedef olsaydı, hem sarhoş hem psikolojisi bozuk biri tarafından öldürülmüş olacaktı. Temiz(!) iş…
Okuyucularımız bilsin istedik.