|
HRANT DİNK’İN DAVASINA SAHİB ÇIKALIM AMA DİNGİLLİK YAPMAYALIM Evet bu mevzu daha çok su götürür. Cinayetin arkasında örgüt yokmuş… Örgüt yok; GÖR-GİT var… Gören gitmiş, gören gitmiş, cinayet bir çocukla ondan biraz daha büyük başka bir çocuğa ihale edilmiş. Hukuk iş başında! Eski hâkimlerden Sedat Karagül’ün dediği gibi, "Adalet bir kadın ismi" imiş. Onun da….. Artık anlaşılmalı, bu kaosun kimseye faydası yok. Fakat bu kaostan çıkışın bu şartlarda çaresi de yok. Bu şartlardan kastımız şu; herkes ve her topluluk kendi bünyesinde AHLÂK unsurlarını bütünleştiremediği müddetçe işler yalpa vuracak; herkes kendi şartlarına dikkat etmeli… Hrant’ı kim vurdu?... Herhalde 17 yaşındaki beyaz bereli bebe değil. Buna inanmak aptal olmakla eşdeğer. Yasin Hayalle kafa kafaya verip cinayet işleyen Samast, ortalığın bunca karışacağı bir cinayeti tahmin edebilseydi herhâlde bu işe girmezdi. Gaza gelen çocuk psikolojisi içinde kim bilir ne böbürlenmeli hayaller yaşayarak işlediği cinayet, hayatının büyük bölümünün yok olmasına sebeb olunca lanetlemiştir. Falan, filan. Bunları geçelim. Asıl meseleye başlıkta işaret ettik. Dink’in davası dingilliğe sebeb oluyorsa problem var demektir ki, hak hukuk herkesin kendi canını kurtardığı yere kadardır. Böyle olunca, "şimdilik kalabalıklara hükmediyoruz nasıl olsa" rahatlığını yaşayanlar, yarın bir de bakarlar ki, etrafta kimse kalmamış. Dün Ergenekon adına yollara dökülen yığınlar nerede? O Ergenekon’un işlettiğine inanılan bir cinayetin arkasından bugün haklı bir dava olarak yürüyenler, kıyı köşe bakmaz ve görmezlerse, yarın şübheleri olmasın Ergenekoncuların durumuna düşecekler. Nereden bildiğimizi sormayın; gidişat her şeyi tasdikleyerek devam ediyor. Yarınlarda görüşürüz. Abdurrahman Dilipak 21.1.2012 tarihli Yeni Akit’teki köşesinde şöyle diyor: “Benim ölçüm, çok açık, kesin ve net: Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı.. Zalim babamızda olsa, mazlum düşmanımızda! Birilerine olan öfkemizin bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemesi gerek.. Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayacağız.. Hrant bizi bize düşürmek isteyenler tarafından sinsice öldürüldü.. Benim de içinde olduğum 19 kişilik listede onunda adı vardı.” El hak öyledir. Alevî’yi Sünni’ye, Türk’ü Kürt’e, Sağcı’yı Solcu’ya düşman eden Kemalist rejim bugüne kadar aradan sıyrılmayı bildi; "Kanun da benim, devlette; demir yumruğa itaat size farzdır" diyerek milletin canına okuyanlar şimdilerde sıkışmış durumdalar. Fakat. Zulüm görenlerin bir kısmı, bu sıkışmış zalimlerin durumundan bil istifade sokakları “Hepimiz Ermeniyiz” diye inletirken, bir şeyleri unutuyorlar veya görmemezlikten geliyorlar. Yukarıda dediğimiz gibi bu günler ileride hatırlayacakları günler olsun istemeyiz. İnsafsa insaf, vicdansa vicdan… Gördükleri tek kendi müteveffaları, olmamalı. Dilipak, devamla: “Burada çifte standart olmamalı” deyip şöyle devam ediyor: “Mesela, bugün sokağa çıkan insanlar Bayram Ali hoca, Hızır Ali hoca konusunda neden sessiz kaldılar? Daha onlarca örnek verebiliriz. (…) Mesela cezaevi şartları açısından ve hiç silah kullanmadığı halde içeri atılan gazeteci/yazar Salih Mirzabeyoğlu konusunda neden kimsenin sesi çıkmıyor.. Bir yılı aşkın bir süre içeride kalan gazeteci/yazar Mustafa Kaplan daha yeni çıktı ve kimse ‘ne oluyor’ demedi. Mesela Bedri İncetahtacı konusunda da kimse sokağa çıkmadı. Daha görülecek çok hesap var. İskilipli Atıf’ın hesabı da görülecek daha, Said-i Nursi’nin de..Evet Kubilay’ı öldürenlerden de hesap sorulmalı, ama tıpkı Dink olayında sadece tetiği çeken değil, arkasındaki karanlık gölgelerden de hesap sorulmalı.. (…) Hasan Mezarcı’nın başına gelenler konusunda da kimsenin sesi çıkmadı.” Bunları yazma sebebimizi kimsenin yanlış anlamasını istemeyiz tabiî… Hani sanki, medet dileniyormuşuz gibi anlaşılmasın. Tam tersi, gelen HAKİKAT SELİ’nin önünde hiçbir şeyin duramayacağı hakikatini hatırlatarak; yarınlarda birilerince hatırlanacak hatalar yapmayın demek istiyoruz. Dünyanın ve özellikle Ortadoğu’nun ve Asya’nın gidişatına bakanlar ne demek istediğimizi anlarlar. Emperyalizme karşı direnenler, mevzii güçlerine aldanırlarsa, emperyalizm kovulduğunda çırılçıplak ortada kalabilirler. Bu, menfaatlari bakımından bir hatırlatmadır… “Hepimiz Ermeniyiz”, TOPYEKÜN MÜSLÜMANIZ’a dönüştüğünde hatırlanacak kötü hatıralar bırakmayın arkanızda diye salık veririz; samimice ve içten. Dingil ve tekerlekler dünyasında çok ama çook değişiklikler oluyor, olacak; olmaya devam edecek… “Hrant’ın kanı”… Dilipak’ın yazısının başlığı böyleydi… Bu nisbet içinde deriz ki; Hrant’ın mazlum kanını, nefislerinizin zalimliğine kurban etmeyin; dönmenin, travestinin, fahişenin bile hakkına nazar ederken memleketin öz evlatlarına “yok” muamelesi yapmak, acı gerçeklerle tanışmayı gerektirir, bilesiniz! Kimse sesinin bu gün çok çıktığına aldanmasın. Bu ülke nice çığırtkanları nice ahbesleri tarihin çöplüğüne atmıştır… Sessiz çoğunluğun sesinden korkun, demiyoruz, zira çok klâsikleşti. Sadece kendiniz olun diyoruz… Kendiniz! Ayrıca: “… tel’inlerde etnik vurgu yapmak, Türkiye’deki etnik ayrışmaya çanak tutma amacına hizmet etmektedir. Bugüne kadar pek çok Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Boşnak katledildi bu ülkede, onlarda vurgulanmayan etnik kökenin Dink cinayetinde öne çıkarılması, masum bir kozmopolitizm değildir.” –(Prof. Dr. Namık Açıkgöz, 21/1/2012, Yeni Akit) Yani, Hrant’ın masum gölgesinde bile masum olmadığınız fark edilebiliyor. Kendinize gelin! AHMET DAVUTOĞLU’NDAN GİDİŞATIN İŞARET FİŞEKLERİ Kim ne derse desin. Gidişattaki hercümerc’e bakarak; eyvah, dünya mahvoluyor demenin bir âlemi yok. Zaten mahvolmuş bir dünyanın artık kendine gelme zamanıdır ve Üstad Necib Fazıl’ın ifadesiyle (mealen); 21. asır küfür teknolojisinin yıkılışına şahid olacak. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Kayseri Ak Parti il teşkilatında bir konuşma yaptı. Söylediklerinden neyin anlaşılması gerektiği o kadar açık ki; artık bu açıklıkta meselelere temas ediyor olmaları bile, hadisenin hangi boyutlara ulaştığını gösteriyor… Önce hükmü koymuş: “Uluslararası sistem ister siyasi ister ekonomik boyutuyla olsun tam bir bunalım yaşıyor ve yeniden inşa edilmeyi bekliyor. Bu uluslararası düzen ve statüko böyle devam edemez. Birleşmiş Milletlerde birtakım ülkelerin ayrıcalıklı olduğu, diğer bazı ülkelerin ise hiçbir etkisinin olmadığı yapının sürme şansı yoktur.” Başbakan Erdoğan da Birleşmiş Milletler toplantısında aynı meseleye değinmişti. Fikir Sultanı Salih Mirzabeyoğlu ise nice yıllar önce hâdiseye temasla Birleşmiş Milletleri “DOMUZLAR DİKTATORYASI” olarak işaretlemişti… O günkü şartlarda bu ifadeler herkesçe söylenebilir şeyler değildi ve Birleşmiş Milletlerin burnundan kıl aldırmadığı dönemlerdi. Oysa bugün? Lime lime dökülüyor! Nerelerden nerelere gelindi! Ve bu gidişat hiç hız kaybetmeden yoluna devam edecek, zira , şartlar öylesine uygun ki, bu havada yelkenini şişiremeyen ümmet büyük bir kayba uğrar; Bu süreç fevkalade fırsatların doğduğu süreçtir. Haberden: “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’da Anadolu topraklarına sinen tarihi mirasın bugün daha özel bir anlam ifade ettiğini söyledi. Tarihin büyük bir hızla aktığını ve her seferinde yeni krizler ve fırsatları beraberinde getirdiğini belirten Davutoğlu: ‘şöyle çevremizdeki ülkelere bir bakalım. Fransa’nın ekonomi kredi notu düştü. Tarih kredi notu bizim nezdimizde zaten düşmüştü. Fransa büyükelçimizle konuştum. Bugün dört kilometrelik alanı dolduran Türkler bu tarihi vakıayı tüm Fransa’ya göstermiş oldular. Bu millet tarihiyle onur duyar ve onur duymaya devam edecektir’ dedi.” (Timeturk, 22 Ocak 2012) Davutoğlu, Batı'nın meydana getirdiği bu krizin yeni hayırlara vesile olacağını, tarihte de aynı şeyin yaşandığını ifade bâbında şöyle diyor: “Dünya’nın krizlerle boğuştuğu ve böyle dönemleri doğru okuyan milletler için bunun aslında bir yükseliş dönemine işaret ettiğini kaydeden Davutoğlu, Selçuklu ve Osmanlı’nın yükselişinin haçlı ve Moğolların getirdiği büyük krizin sonrasında ortaya çıktığını hatırlattı. Davutoğlu, ‘işte şimdi herkes kendi krizine çözüm ararken bir ülke, bir millet, bir devlet yaklaşık 9-10 yıldır bütün dünyaya istikrar, özgüven, kararlılık ve liderlik örneği sergiliyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti devletidir ve bizim milletimizdir’ ifadelerini kullandı.” Bu durumdur ki, servislerin rahatsız olmasına sebeb olmuş var güçleriyle gidişatı durdurmaya sevk etmiştir… Ülkedeki antiemperyalist(!) muhaliflerin, iyi niyetli bir kısmını hesaba katmazsak hepsi bu hainliğe destek verebilmenin telaşı içindedir…Yeter ki bu Millet kendi aslına rucu’ etmesin. Vatanı kurtaranlar(!) vatanı kurtardıklarıyla bir olup milletin canına ot tıkmanın artık mümkün olmadığını gördüklerinden ciyaklıyorlar… İdeale gidişin ayak sesleri çok önceleri belirmişti ama görülemedi. Şimdi Davutoğlu’nun söyledikleri sebebiyle görülmesi kolaylaştı, buna rağmen göremeyenler varsa eyvah! Geleceğe dair söylediklerine bakanlar (kaldı ki yalanı bile güzel olmakla birlikte, yalan değil doğru, zira yaptıkları yapacaklarının teminatı) meselenin ufkunu hayal edebilirler. Şöyle diyor: “Dış politika da önemli bir tarihi sorumluluk taşıyoruz. Önümüzdeki yüzyılın hesabını yapacağız. Hangi topraklardan çekilmişsek 2023’te o topraklardaki kardeşlerimizle buluşacağız. Yeni bir iddiayı taşımak istiyorsak o havzalarla buluşacağız. Libya’ya başbakanımızla gittiğimizde Türk bayraklarıyla karşılandık. Orada şükür namazı kıldık.” Eskiden olsa, sadece şu son cümleyi bile kullanamazdı Davutoğlu. Ne demek şükür namazı, irticayı mı hortlatıyorsunuz, Osmanlı özlemine mi kapıldınız, diyerek yeri göğü inletirdi birileri… Şimdi neredeler? Libya’da şükür namazı… Şunu da daha önce söylemiştik, mealen hatırlatalım, meşhur Çakal Karlos nam-ı diğer Muhammed Salim Nur,i Fransa’da müebbet hapis, iyi koku alır. Şöyle diyordu: “Fransa’daki Siyonistler köpürüyorlar; ‘biz Libya’ya Şeriat gelsin diye mi bunca masrafı yaptık?” Suudi Arabistan’da da Şeriat var ne oldu ki, diyenler beklemeli. Birinde Osmanlı’nın yıkımına denk gelen şeriat(!) söz konusu, diğerinde Batı'nın yıklışına denk gelen Şeriat. Arazlara da takılmamak lâzım; “hayat arazlar üzerinden yürür”… İnsanlık MÜJDECİ’nin dönemine doğru hızla ilerliyor. Haberin son kısmında nakledeceklerimiz düşman saflarında bulunanlarında ne durumda olduğunu gösterici. Öylesine sersemlemişler, dengeleri öylesine bozulmuş ki, ABD’ye başkan olma niyetinde olan bir vali bakın ne durumda: “Amerika’nın Teksas valisinin Türkiye aleyhine söylediği ‘Türkiye’yi teröristler yönetiyor’ gafına da değinen Davutoğlu, ‘Türkiye’ye dış yardımı keselim’ diyor. Bilmiyor ki, Türkiye dış yardım almıyor. 2002’de olduğu gibi dış yardım alıyor olsaydık bu tür zihniyetler beyaz saraya oturduğunda talimat vermeye başlarlardı. Bugün talimat alan bir Türkiye yok. Aksine beyaz saray’da oturanın arkadaşlığı dolayısıyla gurur duyduğu bir başbakana sahip olan bir ülke var’ diye konuştu.” ABD’yi idare eden adamlar!..
|