24 Mayis 2012 Persembe - 10:38:44
Kürşat Bumin İçin “Mirzabeyoğlu Yazısı Yazmak” Niçin Zor? Yazdır e-Posta
Pazar, 04 Aralık 2011 10:19

 

 

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Kürşat Bumin, dün köşesinde (03.12.2011) Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun davasındaki hukuksuzluğu kaleme aldığı yazısının başlığındaki “Benim için zor bir yazı”  ifâdesi dikkat çekiciydi. Acaba sayın Bumin, Mirzabeyoğlu’nun maruz kaldığı hukuksuzlukla ilgili yazı yazmak için niçin zorlanmıştı? Savunuculuğunu yaptığı “Hümanist” değerler doğrultusunda yazı yazmasına mâni olacak sebebler nelerdi? Hâlâ 28 Şubat’ın baskısını mı hissediyordu üzerinde? Yoksa “mahalle baskısı”ndan mı korkuyordu?

 

Yukarıdaki soruları kendi kendimize sorarken cevab sayın Bumin’den geldi; tam da Türk “aydın”ına yakışır şekilde! Sayın Bumin, internet sitemizde yer alan bir yazıda kendisine hakaret edildiğini ve bu sebebden Mirzabeyoğlu hakkında yazı yazmasının zor olduğunu yazmış!

 

Sayın Kürşat Bumin’den şunu beklerdik: Mütefekkir Mirzabeyoğlu’na yapılan zulme karşı çıkarken şahsını ilgilendiren bir mevzuu da aradan çıkarmamasını. Yani, Mirzabeyoğlu üzerinden kendi işini görmemesini! Ve bu şekilde işini görüp de, sanki “rüşvet” isteyen bir memur görüntüsünü vermemesini. Ama burası Türkiye; “üstün değerler” borazanlığı yapanların, “Senin hakkını savunurum ama benim dediğim gibi olursan” cümlelerini kurduğu bir ülke!

 

Şunu da belirtelim; sayın Bumin’in şekvacı olduğu mezkûr yazı dergimizin 33. nüshasında (Mayıs 2009), “hakaret” içeren ifâdeler silinerek yayımlanmıştı. İnternet sitemize ise, sehven yazının ilk hâli konmuş. Bu da sayın Bumin’in “üstün Hümanist değerler”ine nasıl sahib çıktığını göstermesi zaviyesinden iyi de olmuş!  

 

Aşağıda, sayın Bumin’in Mirzabeyoğlu hakkındaki(!) yazısının ikinci bölümünü okuyacaksınız.

 

Ümit Elönü

 

Furkan Dergisi Yazıişleri Müd.

 

 

Benim için zor bir yazı: Mirzabeyoğlu hakkında (2)

 

 

Kürşat Bumin  

 

Dünkü yazıda başlamıştım anlatmaya: "Ölüm cezası"nı mevzuatta yapılan değişiklikle atlatabilen Mirzabeyoğlu'nun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını, çevresinin ve avukatlarının bu mahkûmiyetin adil olmadığı yolundaki görüşlerini ve nihayet "iade-i muhakeme" talep eden kampanyayı. Dünkü yazıda da söylediğim gibi, bugüne kadar bu konuya girmememin nedeni dosyaya yeterince hakim olmamamdı. Nihayet, bazı okur mektuplarının da teşvikiyle internetin karşısına geçip dersimi çalışmaya başlamıştım. Mirzabeyoğu hakkında yazılan yazılar, Furkan gibi dergilerin öne çıkardığı dosyalar ve de YouTube'da bol miktarda bulunan konuya ilişkin videolar.

 

 

You-Tube'de yer alan videoların içeriğinden biraz söz etmek isterim. Bu ortamda türküler-marşlar eşliğinde giden Mirzabeyoğlu'nu destekleyen pek çok video mevcut. "İstikbal İslâmındır" gibi sık rastlanan sloganlar eşliğinde akan bu görüntülerin en kolayından "militan" diyebileceğimiz bir üslupla gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Hatta bazılarında (artık ne kadarı hakiki, ne kadarı "dışarıdan"dır bilemem) açılış sayfasında çaprazlamasına Kur'an (?) ve otomatik tüfek de görüyoruz. Yani kısaca, kendimi yakın hissedebileceğim türden videolar değildi bunlar. Ama olsun, bana hitap etmiyor diye bunları birer "suç delili" olarak kabul edecek de değiliz herhalde.. Benim bu konudaki yaklaşımım da -geçenlerde Orhan Gazi Ertekin'den naklen söylediğim gibi- modern ceza hukukunun "olmak"la değil, "yapıp etmeler" ile yani "eylemler"le ilgili olması gerektiğine dayanıyor. Yani bir kimsenin -ya da "kimseler"in- beğenin ya da beğenmeyin "ne olduğu" bu hukukun ilgisi dışında kalmalıdır. Ve de sonuç olarak Mirzabeyoğlu'nun da "ne olduğu" -yine beğenin ya da beğenmeyin- bu alanı ilgilendirmemektedir.

 

 

Bu konuyla ilgili olarak "dersimi çalışırken" ulaştığım bir "bilgi"yi de atlamak istemiyorum. Dersimi çalışırken -söylediğim gibi- tabii olarak Furkan adlı dergiyi de ziyaret ettim. Bu dergi tahmin ettiğiniz gibi Mirzabeyoğlu dolayımıyla Necip Fazıl Kısakürek'in sadık bir takipçisi. Bu derginin bir sayısında Selim Gürselgil (?) imzalı "Üstad'ı Anmak-Kuşlar ve Yılanlar" başlıklı bir yazı da dikkatimi çekti. Yazar, Kısakürek hakkında söz söyleyenleri üç gruba ayırmış: "Mümin, münafık ve kâfir". Sıralananların ilk ikisini geçip gelelim "kâfir" faslına:

 

 

Şu sözlere bir bakın (yazıda atıfta bulunulan yazılarım bayağı eski tarihli, "Dersim"le ilgili olanları değil yani):

 

"Üçüncü grup, kâfirlerdir; 'hakikatı örtenler'. (...) Bazıları Üstad'a ezelî küfür düşmanlığının sözcülüğünü yapmak tabiatındadırlar. (...) Yeni Şafak'tan Kürşat Bumin, söz konusu küfür ehlinin önde gidenlerinden biridir. Yeni Şafak gazetesi, bu camianın içinden çıkmasına rağmen, bu keferenin küfürnâmesini birkaç gün boyunca yayınlamakta tereddüt etmemiştir.(...) Onun kefere kafasına göre, güyâ Başbakan gibi büyük bir adam, Üstad gibi küçük bir adamı sevemezmiş. Bu onun kendisine haksızlık etmesi olurmuş! (Puşt, on tane başbakanı üst üste koysan, Üstad'ın tırnağı etmez!) (...) Kendisi, maddece yarım kalmış, ruhça tam olmuş bir i...dir. Ne kadar i... yetiştirirse o kadar çağdaş olunacağını savunan Amerikan demokrasisine tapınır. Bütün gayreti de, hükümeti ve Yeni Şafak okuyucusunu bu 'çizgiye' çekmektir." Vesaire...

 

Şimdi anlaşılmıştır herhalde yazıya niçin "Benim için zor bir yazı" diyerek başladığım.

 

Ne diyeyim şimdi ben... Zamanında haberdar olsam bir dakika durmadan savcılığa şikâyet dilekçemi verirdim... Ama düşünüyorum da bu hepten yoldan çıkmış kalem buna da değmez. En iyisi şöyle bir öneride bulunmak herhalde: Mirzabeyoğlu, eğer tekrar hakim karşısına çıkıp DGM'siz adil bir yargılanma süreci sonucunda masum bulunur ve hakkındaki mahkûmiyet bozularak serbest bırakılırsa ilk iş olarak kendisini yoldaş bilen bu ahlaksız satırların utanmaz yazarını karşısına alıp gereken dersi vermelidir... Bu dersi versin ki bu ülkede de bu küfür erbabı değil, "ifade özgürlüğü"nü olması gerektiği gibi savunanlar kazansın.

 

 

Yeni Şafak (4 Aralık 2011)


 

 

    

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    Şuanda 92 konuk çevrimiçi