24 Mayis 2012 Persembe - 10:41:27
Haçlı Gözünü Sudan’a Dikti Yazdır e-Posta
Pazar, 14 Haziran 2009 16:58

Ümmetim, savaşmak bir görev hâline geldi, bu yüzden bağırıp çağırmayı bırakın

Ve zaman harcamaya bir son verin, zamanı boşa harcayan ve oturan kazanmaz

Gerçeklere olduğu gibi bakın, çünkü insanlarla ilgili hakikat açıktır

Haçlılar geri gelmiştir ve tüm toprakları yakıp yıkmaktadırlar

 

Dr. Eymen el-Zevâhiri

Rebîulevvel 1430

Mart 2009

 

Tercüme: Şule Koman

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

 

Ümmetim, savaşmak bir görev hâline geldi, bu yüzden bağırıp çağırmayı bırakın

Ve zaman harcamaya bir son verin, zamanı boşa harcayan ve oturan kazanmaz

Gerçeklere olduğu gibi bakın, çünkü insanlarla ilgili hakikat açıktır

Haçlılar geri gelmiştir ve tüm toprakları yakıp yıkmaktadırlar

Daha önce neleri kaybettiğimizi unuttuk, ama onlar yaraları yeniden açtılar

Bizi rahatlatacak hiç bir Mu’tasım yok, birisi ona şunu sorduğunda bile:

Apaçık günışığında İslâm’ın nasıl başına çorap ördüklerini görmedin mi?

Mescidi Aksa’yı ve düşmanın neyi yakıp yıktığını görmedin mi?

Yahudilerin tiranlığını ve bizim nasıl bağırdığımızı görmedin mi?

Filistin’i gasp ettiler ve “Burayı bırakmayacağız” dediler

İnançsızlık kuvvetini topladı, o zaman neden bu çekişme ve çarpışma?

Siz milyarlar! Yaralar sizi çağırırken, siz nerdesiniz?

Bir milyardan bize bir milyonunu verin, en alasını yaparız

Her binden sadece biri, onlarla her alanda savaşmak için

Ümmetim, savaşmak bir görev hâline geldi, bu yüzden bağırıp çağırmayı bırakın

Ve zaman harcamaya bir son verin, zamanı boşa harcayan ve oturan kazanmaz

 

 

Allah’ın adıyla başlarım, Allah’a hamdolsun ve tüm salat ve selâm Allah’ın elçisi, onun ailesi, sahabeleri ve dostları üzerine olsun.

Dört bir yandaki Müslüman kardeşlerim, Allah’ın inayeti, bereketi ve rahmeti üzerinizde olsun.

Ardından ne gelecek diye sorarsanız:

Uluslararası Ceza Mahkemesi Ömer el-Beşir’in tutuklama emrini çıkardı, bu incelenmesi gereken ve etkileri dikkatlice irdelenmesi gereken, ciddi anlamları olan bir olaydır.

Burada birkaç konuyu vurgulamak istiyorum:

Birincisi, ben Ömer el-Beşir’i ve onun rejimini savunmuyorum, Darfur’da ve başka yerlerde yaptıklarını da savunmuyorum; ben Müslüman ümmetimizin, bu olaya tüm boyutlarıyla, kapsamlı bir şekilde bakmalarını istiyorum. Mesele, Darfur’un meseleleri ve bu meseleleri çözmekle ilgili değildir. Mesele, çağdaş Siyonist Haçlıların çerçevesinde Müslüman ülkelere daha fazla dış müdahale yapma bahanelerinden biri olmasıdır.

Niçin Bush’u, Blair’ı, Olmert’i, Barak’ı, Müşerref’i ve Putin’i mahkemeye çıkarmıyorlar? Neden, tarihte Hiroşima ve Nagazaki’nin ilk atom bombasıyla bombalanmasını emreden Truman’ı yargılamadılar?

Neden Birleşmiş Milletler Darfur’daki insanların acı çekmelerine ağlar gibi yaparken, Gazze’deki Filistinlileri İsrail’in barbarlığından ve mücrimliğinden korumak için harekete geçmedi?

Niçin Birleşmiş Milletler ve uluslararası cemiyet, ilaç ve yardımdan mahrum olan Darfur’daki insanlar için ağlar gibi görünürken, Gazze üzerindeki kuşatmayı kaldırmak için müdahalede bulunmadı?

İkinci olarak, Beşir rejimi ektiğini biçiyor. Çok uzun yıllar önce, Amerikan Haçlı baskısı önünde sözünden dönmeye ve geri dönüş yapmaya devam etti ve uzlaşması ve geri dönüşünde tüm kırmızı hatları geçmeye karar verdi. Sudan’da sığınmacı olan Mücahidleri, aralarında en öne çıkanı Şeyh Üsame bin Ladin’i (Allah onu korusun) kovdu, belirli bir noktada onları barındırdıktan sonra, onları, ailelerini, kadınlarını ve çocuklarını bilinmeze doğru fırlatıp attı ve kendi istekleriyle ayrıldıkları gibi arsız bir yalan beyan etti, daha sonra Suudi rejiminden ve Amerikalılardan bunun için para dilendi, ama cevap şöyle geldi: “Daha önünüzde gidecek çok yolunuz var!”

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları velî (sırdaş, dost ve idareci) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirlerinin yâr ve yardakçısı (İslâm’ın da düşmanı)dırlar. Kim onları (ve aynı zihniyette olanları) velî edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah (böylece kendilerine ve müslümanlara) zulmeden toplumu doğru yola eriştirmez. Kalplerinde (şüphe, nifak ve dünyevîlikten) bir hastalık bulunanların: “(Devir aleyhimize dönüp) başımıza bir felaket/kötülük gelmesinden korkuyoruz.” diyerek (dost olmak için) o (gayrimüslim ve küfre sapa)nların aralarında koşuştuklarını (hatta onlara tâbi olmak ve dünyalık bir pay/mevki elde edebilmek için onlara velayet/başkanlık vermek istediklerini) görürsün. Ama Allah, (kendisine sığınan, onlarla uzlaşmayan ve onlara yapışmayan müslümanlara) zafer nasip edecek veya kendi katından emrini (takdirinin bir tezahürünü) gerçekleştirecektir. O zaman o (koşuşa)nlar, içlerinde gizledikleri (korku veya umdukları dünyalık) şeyler yüzünden pişman olacaklardır. (Böylece kalbi hastalıklı olanların hali ortaya çıkınca) mü’minler birbirine: “(Sözde) sizinle beraber olduklarına dair, olanca kuvvetleriyle Allah’a yemin edenler onlar değil miydi?” diyecekler. (Resûlüm!) Onların bütün yaptıkları boşa gitti; böylece onlar, hüsrana uğrayan kimseler oldular.” (Maide sûresi, 51-53 âyet-i kerîmeler)

Sudan rejimi Amerika’nın kabulü için can atmaya devam etti ve Sudan’ın bölünmesini kabul etti. Bu, güneyin olması muhtemel iftirakına yol açtı, göçebe ve mücahidlerle ilgili tüm bilgilerini Amerikan hükümetine verdi ve bazılarını da ülkelerindeki ihanet ve mücrimlik rejimlerine teslim etti. Ama tüm bunlara rağmen, kıdemli suçlular bununla yetinmediler, liderlerini ve mühim figürlerinin tutuklanmaları talebine varıncaya kadar istek ve müdahaleleriyle kuşatmaya devam ettiler. Yüce Yaradan şöyle der: (Yahudileri harbe teşvik eden münâfıkların durumu da) şeytanın hali gibidir. Çünkü o insane: “İnkâr et” der, (insan) inkâr edince de: “Hakikaten ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.” der. (Haşr sûresi, 16. âyet-i kerîme) Ve yine şöyle buyurur: (Şeytan,) o (kendisine dost ola)nlara söz verir ve onları boş umutlara düşürür. Şeytanın onlara söz verdiği hususlar, bir aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Nisâ sûresi, 120. âyet-i kerîme)

Sudan rejimi, Sudan’a göç eden güçsüzlere ve baskı altındakilere ve kendileri için başka hiçbir sığınak bulamayanlara şunları söyledi: “Sizi Sudan’dan kovacağız, böylece burayı sorun ve kayıplardan korumuş olursunuz”; ve bugün-Allah’a şükürler olsun ki- aynı sözler, ona isyan eden önceki mahkeme arkadaşı tarafından el-Beşir’in yüzüne atıldı, “Sudan’ı sorunlardan ve tehlikelerden korumak için uluslararası mahkemeye kendini teslim et.” Allah’ın Elçisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem der ki, “İyilik kayıp değildir, günah asla unutulmaz, ve yargı asla ölmez. İstediğinizi yapın, sizin yaptığınız, size de yapılacaktır.” (Musannef, Abdurrezzak)

Üçüncü konu, sevgili, sabırlı, Müslüman ve Mücahid Sudan halkımıza göndermek istediğim mesajdır. Onlara diyorum ki; Sudan’da İslâm’ı yok edebilmek için sizler hedeftesiniz. Anlamanız gereken gerçek budur. Ve Sudan’dan İslâm’ın yok edilmesi için Batı askeri müdahalesinin doğrulanması gerekmektedir.

Sudan’daki insanlarımıza sesleniyorum: Sudan rejimi, Sudan’ı savunacak kadar güçlü değildir, bu nedenle Irak ve Somali’de resmi rejimlerin güçsüz olduğu ve hatta çoğunun kaçtığı veya teslim olduğu zamanlarda kardeşlerimizin yaptıklarını yapmalısınız.

Öyleyse uzun sürecek bir gerilla savaşı için, eğitim yaparak, donanarak, depolayarak ve organize olarak hazırlanın, çünkü çağdaş Haçlı size dişlerini göstermiştir.

Sudan’daki Müslüman kardeşlerime şunu söylemek istiyorum: Biz sizinle birlikteyiz ve tüm Mücahidler ve Müslümanlar da sizinle birlikte, ve Allah’ın yardımıyla, Sudan rejiminin Sudan’da ele geçirebileceği herhangi bir Mücahid’i beklediğini bildiğimiz halde, size yardım etmek için tüm gücümüzü kullanacağız; ama yumuşak dille konuşan Sudan rejiminin Mücahitlere yaptığına karşı yapacak hiçbir şeyiniz yoktur, çünkü siz göğsünüzü ve yüreğinizi kardeşlerinize, güçsüz ve baskı altındaki göçmenlere açtınız.

Bizi ve sizi birleştirecek olan şey Beşir rejiminin sırtını döndüğü İslâm’ın kardeşliği ve iman bağlarıdır. Bu kardeşlik ve bağlar, tüm dünyevî anlamsızlıkların, soy kısıtlamalarının, kan bağı ve vatanın da üstündedir. Yüce Yaradan Asil Elçisine şöyle buyurmuştur:  Eğer onlar sana hile yapmak suretiyle aldatmak isterlerse, (bil ki) şüphesiz Allah sana kâfîdir. Seni hem yardımıyla hem de mü’minlerle destekleyen O’dur. Ve onların kalplerini birbirine ısındıran da (O’dur). Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi sarf etseydin, yine onların kalplerini birbirine ısındıramazdın. Fakat Allah, onların aralarını (İslâm sayesinde sevgiyle) kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir. (Enfal sûresi, 62-63. âyet-i kerîmeler)

Bahsetmek istediğim dördüncü nokta, Darfur’daki insanlarımıza vereceğim mesajdır. Onlara diyorum ki: Haçlıların, İslâm’ın anavatanlarını işgal etmek için acılarınızı bir vesileye dönüştürmelerine izin vermeyin. Sömürgecilik tarihi iyi bilinmekte ve sık sık tekrarlanmaktadır ve eğer -Allah saklasın- Haçlı sömürgeciliği kendisini Sudan’da oluşturabilecek olursa, Darfur’dan veya başka bir yerden Sudan’daki tüm Müslümanları aşağılamayı ve köle etmeyi gözetecektir ve Afganistan, Irak, Somali ve Filistin’de işledikleri suçların aynısını Sudan’da da tekrar edecektirler.

Beşinci nokta, Sudan’daki ve tüm İslâm ülkelerindeki Müslüman Ümmetin dikkatini çekmek istediğim yerdir. Bu, Ömer el-Beşir tarafından yönetilen Sudan rejimi arasındaki ve Müminlerin Emiri Molla Muhammed Ömer Mücahid (Allah onu korusun) tarafından yönetilen Afganistan İslâm Emirliği arasındaki bir karşılaştırmadır. Afganistan, Sudan’dan daha fakir ve güçsüzdür fakat Müminlerin Emiri Molla Muhammed Ömer Mücahid (Allah onu korusun) tarafından yönetilen İslâm Emirliği imanında daha da kararlı, azmi daha yüksek, daha asil ve Allah’ına daha çok bağlı ve Allah’ın sözünün gerçekliğinden daha emindir. Bir Müslüman’ı bir inançsıza teslim etmeyi tartışmayı bile reddetmiş ve Ömer el-Beşir’in kovduğu o mücahid ve göçmenleri ülkelerine iade etmeyi reddetmiştir, tüm dünya bir araya gelmiş, Amerika üzerlerine mücrimlik, tiranlık ve yıkım ateşlerini dökmüş ama ne Emirlik ne de Müminlerin Emiri (Allah onu korusun), Allah’ın verdiği erdemle dağlar kadar sağlam olan ilke ve inançlarından bir nebze de olsa geri dönmemişlerdir. Ve Allah’ın gücü ve yardımıyla, Müminlerin Emiri Molla Muhammed Ömer Mücahid (Allah onu korusun) tarafından yönetilen Afganistan İslâm Emirliği, tüm donanmaları, ordusu, fonu ve malzemeleriyle çağdaş Haçlılara karşı aralıksız bir cihad başlatmışlardır, ve mücrim Haçlılara şiddetli bir şekilde zarar vermiş ve Haçlıları geri çekilmeye ve yenilgiyi kabul etmeye zorlayana kadar binlerce şehid ve kurban vermiştir. Allah’ın inayeti ve gücüyle gün be gün ilerlemeye devam etmektedir, her gün Haçlı Koalisyonundan ve hain kukla hükümetlerden başka bir yeri almaktadır, buralarda Şeriat’ın kurallarını yerleştirmekte, iyiyi emredip kötüyü yasaklamakta ve Müslümanların haklarını korumaktadırlar: Bu, Allah’ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Cum’A sûresi,  4. âyet-i kerîme)

Sudan’daki ve her yerdeki Müslüman Ümmetimiz! Bu, bu dünyadaki ve bundan sonrakindeki zafer ve başarı yoludur, onun için sahip çıkın. Yüce Allah şöyle buyurur: Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (O’nun dîninin yayılmasına ve hayata geçmesine) yardım ederseniz, (O da) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit/sağlam tutar (güç ve sebat verir)(Muhammed sûresi, 7. âyet-i kerîme), ve yine Allah’ın şu buyurduklarından dışarı çıkmayın: “İman edenler: “(Cihad hakkında) bir sûre indirilmeli değil miydi?” derler(di). Fakat hükmü kesin (ve açık) bir sûre indirilip de içinde savaş anılınca görürsün ki, kalplerinde (şüphe ve nifaktan) bir hastalık bulunanlar, üzerine ölümden baygınlık gelmiş (kimsen)in bakışı gibi sana bakarlar. Hâlbuki onlara daha uygun olan, itaat ve güzel sözdür. Emir (ve iş) kesinleşince (cihad isteklerinde) Allah’a karşı sâdık kalsalardı, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. (Ey münâfıklar!) İdareyi ele alırsanız, yeryüzünde hemen karışıklık çıkarmanız ve akrabalık bağlarını parçalamanız sizden umulan (bir şey) değil midir? İşte bunlar, Allah’ın kendilerini rahmetinden kovduğu, (kulaklarını) sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir. Onlar Kur’an(’ın söyledikleri) üzerinde düşünmezler mi? Yoksa kalpler(inin) üzerinde kilitler mi var? Hakikaten kendilerine (Kur’an’la) doğru yol belli olduktan sonra, geri (küfür)lerine dönenleri, şeytan (buna) teşvik etmiş ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür. Bunun sebebi, o (münâfık ola)nların, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayan (müşrik ve yahudi)lere: “Biz size (Peygamber ve İslâm aleyhine) bazı işlerde itaat edeceğiz.” demeleridir. Halbuki Allah onların gizli konuşmalarını bilir.”  (Muhammed sûresi, 20-26. âyet-i kerîmeler.)

Söylemek istediğim altıncı şey şudur; bugün Sudan rejimi ve el-Beşir’in doğru yola dönmeleri ve daha önceden ne kaybettiklerini öğrenmeleri ve Haçlının tam bir teslimiyetten başka hiçbir fırsatı olmadığını fark etmeleri için bir fırsat vardır. Bu durumda Beşir rejimi İslâm ve Cihad yoluna mı girecek ve trajedi ve felâket getirmekten başka hiçbir şeye yaramamış ve yaramayacak olan politik manevralarından, diplomatik hilelerinden ve uluslararası yumuşak başlı konuşmalarından vazgeçecek mi? Beşir rejimi İslâmî Şeriatı dürüstçe ve kendini adayarak uygulayacak mı ve Şeriat otoritesi dışındaki tüm otoriteleri reddedecek mi? Beşir rejimi din ve ümmetin düşmanlarına karşı Sudan’da cihad ilân edecek mi ve ümmeti seferber edip onu yaklaşmakta olan savaşa hazırlayacak mı? Ve Beşir rejimi, Allah’ın yardımı, inayeti ve bağışlayıcılığını celbetmek ve kazanmak için Sudan’ı şeytan ve günahlardan temizleyecek mi? Yüce Yaradan şöyle buyurur: Ey iman edenler! (Sizinle savaşacak) bir toplumla karşılaştığınız zaman sebat edin (yılmayın), Allah’ı çok zikredin ki umduğunuza kavuşur/kurtuluşa erersiniz. (Ey iman edenler!) Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkaklaşırsınız da rüzgarınız (hızınız, cesaretiniz) kesilir (kuvvet ve devletiniz elden gider). Bunun için sabırlı (ve müsamahalı) olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal sûresi,  45-46. âyet-i kerîmeler.) Ya da, Beşir ve rejimi dolap çevirmeye, sözünden dönmeye ve uzlaşmaya ve üzerinde 20’den fazla Haçlı bayrağının dalgalandığı Kabil’deki ofisinin sınırlarını aşamayan Karzai ve hükümetinin başka bir kopyasına dönüşerek onu bugün bulunduğu yere getiren politik zekâsına güvenmeye devam mı edecek?

Altını çizmek istediğim yedinci nokta ise şudur: Sudan’da, Filistin’de veya başka bir yerde olanlar, global siyaset skalasında hiçbir ağırlığı olmayan resmi Arap rejiminin aşağılanası acizliğini göstermektedir, çünkü kendilerini küçük düşürmüşler ve diğerleri tarafından aciz görünmektedirler. Ve bu da şunu göstermektedir ki bugün hükümetler ona ihanet ettikten ve grup ve örgütler bu hükümetlere teslim olduktan sonra Müslüman Ümmeti -Yüce Allah’tan sonra- yalnızca kendilerini buna adamış olan mücahid oğulları tarafından korunacaktır.

Siz, asil Sudan’daki insanlarımız ve kardeşlerimiz, size Allah’ın buyruğunu hatırlatmak isterim: Ey iman edenler! (Nefsinizin arzularına, çeşitli zorluklara, her türlü düşmanlarınıza karşı) dayanın, sabır ve sebat yarışına girin, murâbıt olun (nöbet halinde imiş gibi bekleyin, cihada hazırlıklı olun) ve Allah’dan korkun (emirlerine uygun yaşayın) ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmran sûresi, 200. âyet-i kerîme.) Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur: O (mü’minler) yara aldıktan sonra (müşrikleri kovalayıp geri püskürtmek için) Allah ve Resûlü’nün çağrısına uyanlardır. İçlerinden iyilik yapanlar ve muttakî olanlar (Allah’ın emirlerine uygun yaşayan, günahtan sakınanlar) için çok büyük bir mükâfat vardır. Onlar (Allah ve Resûlü’ne bağlanmış öyle kimselerdi) ki, halk kendilerine: “(Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar, o halde onlardan korkun.” deyince, bu (söz) onların imanlarını artırdı da “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler (ve sefere çıktılar). (Öyle oldukları içindir ki,) kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan hem Allah’dan nimet (olan sağlık ve selamet)le hem de (ticaret yapıp) bollukla (Bedir’den) geri döndüler; böylece Allah’ın rızasına da uymuş oldular. Allah büyük lütuf sahibidir. O şeytan (ruhlu), ancak sizi kendi dostları olan (müşrik ve kâfirler)le korkutur. Eğer (gerçek) mü’min iseniz onlardan korkmayın, benden korkun!(Âl-i İmran sûresi, 172-175. âyet-i kerîmeler.)

Allah’a hamdolsun, salât-u selâm Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (S.A.V), onun ailesi, sahabeleri ve dostları üzerine olsun.

 

Gerçeklere olduğu gibi bakın, çünkü insanlarla ilgili hakikat açıktır

Belagatli ellerle sessiz dillere hasretiz

Çünkü biz geniş camilerimizde yalnızca kahramanların sesini dinleriz

İnancı olmayan bir insan rüzgârda savrulan bir yaprak gibidir

Namaz çağrısına ihanet eden, savaş çağırısına da ihanet edendir

Ümmetim, sabret, karanlıklar sona ermek üzere

Bu kâbus ya bizi terk edecek ya da yok olacak

Ve gecenin en karanlık vakti geldiğinde, şafak yakın olacak

Şafak söktüğünde ise uyuma, başarı için harekete geç

Bu kâbus ya bizi terk edecek ya da yok olacak

Ve gecenin en karanlık vakti geldiğinde, şafak yakın olacak

Ve şafak söktüğünde ise uyuma, başarı için harekete geç

 

Ümmetim, savaşmak bir görev hâline geldi, bu yüzden bağırıp çağırmayı bırakın

Ve zaman harcamaya bir son verin, zamanı boşa harcayan ve oturan kazanmaz

 

 

 
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -

Kullanıcı Girişi

  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Kimler Sitede

    Şuanda 94 konuk çevrimiçi