Sunday
Feb 12th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Röportajlar Dergi Av. Bektaşoğlu “Gemi Baskınını Devamlı Gündemde Tutmalıyız”

Av. Bektaşoğlu “Gemi Baskınını Devamlı Gündemde Tutmalıyız”

e-Posta Yazdır

Mavi Marmara Gemisi Avukatlarından Okan Kadir Bektaşoğlu

“Gemi Baskınını Devamlı Gündemde Tutmalıyız”

 

 

Röportaj: Mehmet Fırat

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Gündemi sarsan ve Müslüman toplumlar arasında bir silkinişe, bir uyanışa ve tek bir devlet eylemine duyulan ihtiyacı tekrardan şuurlaştıran MAVİ MARMARA eylemi vesilesiyle davayı başından sonuna takib eden avukatlarımızdan Sayın Okan Kadir Bektaşoğlu ile hâdisenin hukukî tarafını konuştuk… 

Furkan- Sayın Okan Bey, hem bizim davalarımıza giren hem de Mazlum-Der’de gönüllü olarak bulunan bir avukatsınız… Ve Mavi Marmara Olayını da başından sonuna kadar takib eden avukatlar topluluğunda bulunuyorsunuz. Bu dava size nasıl intikâl etti, davaya nasıl müdahil oldunuz?

Okan Kadir Bektaşoğlu- Mavi Marmara gemisi ilk saldırıya maruz kaldığı andan itibaren biz bu olayın içindeydik. Bu olayla ilgili Mazlum-Der olarak müdahil olduk. Önce İsrail’in terör saldırısıyla ilgili olarak İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunduk. Daha sonra Türkiye’ye dönecekleri haberini alınca yardım gönüllülerini havalimanı ve adli tıp kurumunda beklemeye başladık. Zaten önce şehid cenazeleri gelmeye başladı. Biz tüm şehid cenazelerinin otopsilerinde bulunduk. Ben Şehid Furkan Doğan’ın otopsisine girdim. Ayrıca, Türkiye genelinde özellikle İstanbul’da yapılan gösterilerde, gözaltına alınanlarla ilgilendik. 

- Mazlum-Der olarak size böyle bir görev mi verildi, yoksa siz gönüllü mü oldunuz?

 

- Daha en başta, organizasyon yapılırken Mazlum-Der olarak gönüllü avukatlardan oluşan bir masa kurmuştuk. Biz bu olaya tamamen  gönüllü olarak katıldık, bize kimse bu davaya bakın diye görev vermedi. Zaten Mazlum-Der’in kimseyle organik bağı yoktur. Tamamen gönüllülerden oluşan bir kuruluştur. 

- Yasal süreci nasıl takib ettiniz?

 

- Öncelikle bu işe suç duyurusunda bulunarak başladık. Daha sonra adli tıpta otopsilere katıldık, tutanaklar tuttuk ve sonra gemide bulunan tüm yolcuların, mürettebatın, İHH personelinin tek tek ifadelerini aldırmak suretiyle şikâyetçi olduk. Şu an ifadeler tamamlanmak üzere, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma sürdürülüyor, dosyanın toplanıp, iddianamenin hazırlanmasına çok az bir zaman kaldı. Türkiye’de bu süreci başlattıktan sonra hâdiseyi uluslararası boyuta taşımak için, İngiltere’de bulunan uluslararası deniz mahkemelerinden birine suç duyurusunda bulunulacak. Uluslararası ceza mahkemesinde İsrail’in siyasî olarak her yönden köşeye sıkıştırılması, yaptıkları bu korsanlığın tüm dünya tarafından bilinmesi, İsrail’in, tamamen yardım gönüllülerinden oluşan, yardım malzemesi taşıyan ve dünyanın her kesiminden her inanıştan olan insanlardan teşekkül bir organizasyona, uluslararasısularda saldırmasını ana başlık olarak ele alıyoruz.. 

- Mevzuu oraya gidiyor zaten… Yasadışı İsrail Devleti’nin, Mavi Marmara Gemisi’ne ve yardım gönüllülerine saldırarak işlemiş olduğu suçlar nelerdir?

 

- Burada bir devletin yardım gönüllülerine, sivil bir gemiye, uluslararası sularda yapılan askerî bir operasyon var. Bu başlı başına bir suçtur. Saldırı esnasında hayatını kaybedenler var, yaralananlar var. Gözaltı esnasında sivillere yapılan işkence ve kötü muamele var. Çalınan, yağmalanan eşyalar var… Bunların hepsinin ayrı ayrı davaları görülecektir. 

 

- Yasadışı İsrail Devleti, bu organizasyonu terör faaliyeti olarak değerlendirdi, kendisine yapılan bir saldırı olarak addetti, Filistin’deki mücahidlere silah-mühimmat getirdiğini söyleyerek müdahale etti.

 

- Bu iddiaların hepsi asılsız ve komiktir. Zira organizasyonu yapan İHH yetkilileri, uluslararası tüm medyaya, sivil toplum örgütlerine, ilgili devletlere bu faaliyetin başından beri amaçlarını anlattılar, şeffaf oldular, hatta gemide bulunan ABD vatandaşlarına kendi konsoloslukları sorguya çekti, araştırma yaptılar, onların bilgisi dahilinde bu faaliyete katıldılar. Tüm eşya ve yolcular, Türk polisi ve gümrük görevlilerince tek tek kontrolden geçirilerek, aranarak ve onay verilerek gemiye yüklenmiş, bindirilmişlerdir. Malzemeler İstanbul’daki yasal Limanlardan yüklenmiştir.Kendilerinin şöyle bir trajikomik açıklamaları oldu: “Yanlış bir istihbarat sonucu yapılmış bir operasyondur, askerimizin bir suçu yoktur” diye.. Söylenebilecek bir şey mi bu? Kabul edilebilecek bir şey mi?..  - Otopsilere katıldınız, raporlar hazırladınız, tutanaklar tuttunuz. Tüm bu incelemelerde gözünüze çarpan bir şey oldu mu? Öldürme ve yaralama olaylarında ne tür silâhlar kullanılmış?

 

- Farklı çaplarda silâhlar kullanıldığını tesbit ettik. Şehidlerimizin hepsinin, hayati önem taşıyan bölgelerinden vurulduğunu gördük. Hatta baş bölgesine sıkılan kurşunlar ile ayak bölgesinden çıkan kurşunların çapları farklı idi. Yani tamamen öldürme saiki ile ateş edilmiş.İçeride çocuk, kadın, ihtiyar yüzlerce sivil var. Buraya en son silâh teknolojisiyle donanımlı komandolar ile operasyon yapıyorsun ve biliyorsun ki bu insanların elinde silâh yok. İnanın ellerindeki su şişeleriyle kendilerini savunmuşlar. Kaldı ki ellerinde sopa olsun. Şehidlerin hiç birinin el ve kol bölgelerinde mermi izi yoktu. Hep baş bölgesi. Yani bunların durdurma, kontrol altına alma gibi bir amacı olmamış. Velev ki ellerinde sopayla saldırmış olsunlar, hani bunlar en iyi eğitimli komandoydu.. Korsanlığın, eşkıyalığın bile bir hukuku, bir usulü vardır… Bunların hiçbir sıfatı yok. 

- Yasadışı İsrail devletinin yardım gönüllüleriyle alakalı yaptıkları bir hukukî takibi var mı?

 

- Yaptıkları işin hiçbir hukukî tarafı olmadığı için savunacakları bir hukukî tabipte yok. Kaldı ki uluslararası sularda müdahale etmeyi, hiçbir hukuk kaidesi müsaade etmez. Korsanlar bile teslim olan birine öldürmek için ateş etmez. Bunlar gemiye el koydular, gemideki malzemelere el koydular, yardım gönüllülerinin eşyalarını, paraların, kredi kartlarını çalmışlar. Bakınız bu kartlardan alış-veriş dahi yapmışlar, Düşünün artık, bunların en başındaki adamdan en sonundaki adama kadar zihniyetleri hep aynı…  

- Türk Devleti’nin yapması gereken veya şunu da yapması gerekir dediğiniz hukukî mücadelesi var mı?

- Cumhuriyet Savcılarımız konuyla alakalı titiz ve hassas çalışıyorlar. Türkiye Devleti de hassas davranıyor. Bu duruşun devam etmesi lâzım. Burada şu tehlike var; olayın sıcaklığının geçmesi, üzerinin küllenmesi… İsrail kendisini haklı çıkarmak için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor, bunu bazı yayın organı, siyasetçiler ve bürokratlar üzerinden yapıyor. Bunları deşifre etmeli ve olayı devamlı gündemde tutmalıyız. Yapılan bu alçaklığı açıklayabilecek, savunabilecek hiçbir hukukî zemin yok, böyle bir jargon, literatür yok.. 

- Uluslararası sularda, yabancı bir devlete ait bir gemiye, başka bir devlet tarafından yapılan bir saldırı ve vatandaşlarının öldürülmesi savaş sebebidir. Bununla alakalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir yaptırımı sözkonusu mu?

- Askeri olarak değil de… Savcılık kanalıyla dosya üzerinde çalışmalar yapılmakta. Davalar açılıp neticelendiğinde, haklarında yakalama kararı, tazminat davaları çıkartılabilir…  

- Şunu demek istiyorum; üst seviyede savaş sebebi olan bir mevzu. Tersinden bakarsak, İsrail bu saldırma, öldürme, el koyma hakkını kendinde

görürken, Türkiye’nin sadece olayı tazminat davalarıyla örtmeye çalışmasını nasıl açıklayabiliriz?

- Tazminat davasıyla örtmesi demeyelim de buna… Türkiye’nin müdahalesi sonucu, yardım gönüllüleri Türkiye’ye gönderildi, devlet işin üstüne ivedilikle gitti. Böyle olmasaydı çok daha büyük mağduriyetler olabilirdi…Meselâ, gönüllüler gözaltındayken şöyle bir psikolojik işkenceye maruz kalmışlar. Sanki uzun süre orada kalacakları şekilde malzemeler dağıtılmış. Yani bize bu malzemeler dağıtılıyor, biz demek ki burada uzun süre kalacağız, çıkamayacağız... Konsolosluk görevlileri sokulmamış ve burada onlar için yapılanlardan hiçbir haberleri yok. 

- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’i zorlayan ferdi çıkışları oldu, “Kudüs Filistin’in başkenti olacak ve biz Mescidi Aksa’da namaz kılacağız” şeklinde…

- Evet, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, o dakika itibariyle özverili bir şekilde elinden geleni yaptığına kanaatimiz var. Onların girişimleri sayesinde mağduriyet daha fazla büyümeden cenazelerimiz, yaralılarımız ve gözaltındaki gönüllülerimiz buraya getirilmiştir. 

- Bundan sonraki hukukî süreç nasıl devam edecek?

- Biz burada dava açtıktan sonra, bunlar malum Türkiye’de değil ama haklarında yakalama kararı çıkartılıp, Türkiye’ye girişleri engellenebilir. Ancak bunlara yapılacak en büyük hukuk mücadelesi veya ceza, maddi olarak verilebilir.İsrail’in Türkiye ile bir sürü anlaşmaları, yatırımları var. Bunların giriş-çıkışları engellenebilir ve yapılabilirse Interpol aracılığı ile kırmızı bülten çıkartılabilir, savaş suçlusu olarak ilan edilebilirler. Bunun için uluslararası düzeyde çalışan avukatlarımız var, ekiplerimiz var. Zaten Malum-Der bu olayın başından itibaren kriz masası ekibi kurdu. Konusunda uzman arkadaşlara konular paylaştırıldı. Her birimiz kendi işimizi bırakıp bu işte yoğunlaştık. İnşaallah hayırlı neticelere ulaşacağız. Bu alçakların yaptıklarının yanına kalmaması için Mazlum-Der avukatları olarak elimizden geleni yapacağız. 

- Geriye gönen Gönüllülerin tek tek ifadelerini aldınız; aklınızda kalan ilginç olayları, dikkat çekici olayları bizle paylaşır mısınız?

- O kadar çok olay var ki. Her biri ayrı bir hikâye. Biz ilk önce yabancı uyrukluların ifadelerini aldık. Bir İngiliz vatandaşı ifadesinde dedi ki; “Ben İngiltere’den bir futbol kulübünün 5 tane formasını futbolculara imzalattım ve Filistin’deki çocuklara verecektim. İsrailli teröristler bu formaları ne yapacaksın diye sorduklarında, Filistinli çocuklara vereceğim dedim.” Vatandaşın önünde formaları yırtmışlar. Çocuklar için alınan oyuncakları kırmışlar, zihniyet böyle! İnsanlara öyle işkence yapmışlar ki, bir kısmını geminin alt tarafına koymuşlar; sıcaktan kavrulmuş insanlar, diğer kısmını başlarında helikopter, geminin üst tarafında tutmuşlar. Helikopter pervanesinin oluşturduğu basınç, suyu kaldırıyor, o su rüzgârla birlikte buz etkisi yaparak insanların üzerine…Gemi de bulunan sağlık personelinin üzerine silâhların lazerler ışıklarını tutarak tacizde bulunmuşlar ve hastalara müdahale imkânı vermemişler. Hatta yaralı bir İsrailliyi tedavi edip dışarıya götürmeye çalışan bir sağlık görevlisini bile vurmuşlar. Geminin çarkçıbaşının 1,5 yaşındaki çocuğu rehin alınarak geminin motorlarının çalıştırılmasına zorlanmış. Çünkü gemiye saldırı olunca kaptan motorları durdurmuş, gemiyi akıntıya bırakmış.Yolcuların tüm eşyaları gasb edilmiş, değerli eşyalarının hepsi alınmış. Bilgisayar, cep telefonu, yüzük-kolye, kredi kartları, aklınıza ne gelirse hepsi talan edilmiş. Şehidlerin hepsinin naaşları yıkanarak teslim edilmiş. Hepsi ortak bir şeyden şikâyetçiydiler, diyorlar ki, “Ne kadar uyursak uyuyalım hâlâ yorgun olarak kalkıyoruz.”  

- İlaç mı verilmiş?

- Onlarda bundan şübheleniyor.  

- Gemideki arkadaş, “Bize mavi bir sıvı içirdiler” diyordu. Bununla alakalı tahlil yaptırıldı mı?

- Adli tıpta yapılan tahlil ve analizler de herhangi bir zehir ve kimyasal maddeye rastlanmadı. Ama ortak şikâyet bu; devamlı yorgunuz! Düşünün artık…Saldırıdan önce telsizlerden “One Minute” diye taciz ediyorlarmış, küfür ediyorlarmış, “Bunun hesabını soracağız” diyorlarmış. 

- Bu görüntülerin bize ulaşması da enteresan bir olay galiba.

 

- Evet. Olaydan Türkiye ve dünya kamuoyunun şu şekilde haberi oluyor: İsrail kendi kullandıkları sistemlerle geminin uydu bağlantısını ve tüm iletişimini kesiyorlar. Radarlarda onlarca savaş gemisi ve bot gözükürken, bir bakıyorlar hepsi kaybolmuş. Yani istedikleri zaman kendilerini gösterip, istedikleri zaman kaybediyorlar. Tüm sistemleri engellemişler. Fakat gönüllülerin kendilerinin kurdukları bir sistem var, bunu fark edemiyorlar. Bu yüzden görüntüler elimize ulaştı. Burayı en baştan bulsalardı ne olup bittiğinden hiçbir şekilde haberdar olamayacaktık. Belki geminin yeri dahi bulunmayacaktı, akıbeti bilinmeyecekti. Bunu çok geç fark etmişler.
 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 157 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam