Sunday
Feb 12th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa Röportajlar Röportajlar "Üstad'ı En İyi Anlayan Mirzabeyoğlu'dur"

"Üstad'ı En İyi Anlayan Mirzabeyoğlu'dur"

e-Posta Yazdır

  Büyük Doğu'nun Samimi Evladı Muzaffer Doğan'la Konuştuk

 

FURKAN:İlk söz olarak…

MUZAFFER  DOĞAN: Üstad’ı  Fatiha okuyarak analım…

 

ADEME MAHKUM ETME TAVRI SONUÇ VERMEDİ VERMEZ

F:   Şuradan başlayalım. Son zamanlarda özellikle  dillendirilmeye çalışılan  bir şey var.  Üstad ile Salih Mirzabeyoğlu  arasındaki  munasebet  sonucu  zuhur eden  hadiseler var, kitaplarda yazılıp çiziliyor. Fakat birileri bundan  hoşnut olmuyorlar , yokmuş gibi farzediyorlar, sizce bunun sebebi ne olabilir?

MUZAFFER DOĞAN : Üstad  1940’lı yıllardan  başlayarak  vefatına kadar mücadele verdi. Esseyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni tanıdığı sene 1934. Üstad 1904 doğumlu olduğuna göre bir çok kitapta  bir çok antolojide  1905  diye yazıyorlar  ısrarla.  Birilerinin ikaz etmelerine  rağmen. Bizzat Üstad  kendi hatıratında 1904’lü  olduğunu ısrarla söylemesine rağmen, ısrarla 1905  doğumlu olduğunu söylüyorlar. Halbuki Üstad  1904 doğumludur, Efendi Hazretlerini tanıdığı  sene 1934  olduğuna göre, 30 yıl.  Bunu da bir noktalamasında  şöyle dile getiriyor biliyorsunuz.

“Tam otuz yıl  saatim işlemiş ben durmuşum.

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”

1934 de tanıyor Efenddi Hazretlerini  ve hemen arkasından Örümcek Ağı’nın  yayınlandığı yıllar.  “Ben ve Ötesi”, “Kaldırımlar”. Daha sonra  Tohum piyesi , Ağaç dergisi 17. Sayısında  kapanıyor biliyorsunuz.  Asıl Büyük Doğu mücadelesi  1944 de başlıyor.  40 yıl mücadele veriyor Üstad.  Bu 40 yılda  dönem dönem Büyük  Doğu Fikir kulüpleri  hatta bir ara  Büyük Doğu  Partisi kurulma arefesine gelinmiş. Ortalığın karışacağını bilen çevreler  partiyi engellemişler.  Üstad tabi dönem dönem,  Büyük Doğu Fikir Mektebi, Edebiyat Mektebi  olarak, bir çok insan yetiştirdi.   70’li  yıllarda Salih Mirzabeyoğlu  ile yakın temasta  oldu Üstad. Raporlar çıkıyordu biliyorsunuz. Ben, Salih Mirzabeyoğlu’nu o Raporlarda tanıdım.    O günlerde Raporlar,  Gölge, Akıncı Güç çıkıyordu.  Önce Gölge’de  ve Akıncı Güç’de ismini tanıdığım Salih Mirzabeyoğlu ile, daha sonra yüz yüze  Büyük Doğu da karşılaştık ve kısa bir süre  selamlaştık, hal hatır sorduk. Fakat daha sonra kitapları peş peşe geldi. Üstadı 40 yıllık mücadele safhasında  kanaatime göre  en iyi anlayan, yorumlayan  insan Salih Mirzabeyoğlu’dur. Bu münasebeti yok saymak  ahmaklık olur. Zaten ortada  olan bir şeyi inkar  mümkün değil.

F:  Peki,   sizin gibi bir çok insanın  şahitliği olmasına rağmen. Her şeyden önce eserler  de ortada. Bir şey söylemeye gerek kalmamasına rağmen,  piyasada alttan alttan işlenmeye  çalışılıyor.  Hatta biraz daha ileri gidersek , Büyük Doğu yayınlarının  başındaki insanlar bile,  duyduğumuz kadarıyla,  iftira etmiş olmayalım ama bunu dillendirmeye  çalışıyorlar. Bunun sebebi ne olabilir?

MUZAFFER DOĞAN: Büyük Doğudaki  insanlarla  geçmişte benim çok temasım oldu. Üstadın oğulları  Mehmet Kısakürek,  rahmetli Ömer Kısakürek, ve Osmanla. Benim görüştüğüm sıralarda  Salih Mirzabeyoğlu ile  ilgili herhangi bir menfi  sözlerine şahit olmadım.  Daha sonrada zaten ben Belediye Başkanlığı yaptım  Bahçelievlerde . O sıralar, şimdi burada  söz konusu etmeyeceğim sebepten dolayı  münasebetimiz limonileşti. O gün bu gündür Büyük Doğu  yayınlarını uzaktan  takip  ediyorum.  Kendileriyle temasım yok. Böyle bir ifadeleri var mı bilmiyorum ama  Cağaloğlu piyasasında  Salih Mirzabeyoğlu  ile Üstad’ın  ilişkisi olmadığı yönünde ahmakça  ifadelere rastlıyorum, gülüp geçiyorum. Üzerinde durmaya değmez.  İBDA külliyatı  ortada. Bu kitaplara doğrudan  bakıldığı takdirde,  Salih Mirzabeyoğlu’nun mağruf tabir ile  K’nın Üstad ile  münasebeti ortadadır. İnkar edenler kendilerini inkar etmiş olurlar.

F. Bunu  şunun için sorma  gereği duydum.  Tabi aslında  eserler ortada olduğuna göre  bu mevzuya girmek  bile abesle iştigal  ama, dergimize gelen maillerde  bizden şöyle bir talepte bulunuluyor. İnsanlar bu münasebetin olduğuna dair bir şey anlatılmadığı için soru soruyorlarmış kendilerine, böyle bir şey yok nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz diye.

MUZAFFER DOĞAN: Kime soruyorlarmış?

F:  Bize mail gönderenlere. Bu tür  mailler aldığımız için  demek ki bir yerlerde bu iş fazlasıyla kurcalanıyor gibi geldi bize. Onun için bu soruyu  sorma gereği  duydum.  Yoksa ne sizin, ne bizim için  böyle bir soru’nun  mahiyeti çok önemli değil.

MUZAFFER DOĞAN: Sağlığında  Üstad ile Salih Mirzabeyoğlu ‘nun  görüştüğüne biz şahidiz ve bir çok kişi şahit. 12 Eylül   ihtilali öncesinde  ilişkilerinin  çok sıkı olduğu herkesçe  bilinen bir gerçek. Farzedelim ki Üstad’ın sağlığında  hiç görüşmediler Üstad öldükten sonra!..  Üstad sıradan bir fikir adamı değil kİ; dünya çapında. Üç yüz, dört yüz yılda bir gelecek  bir fikir adamı  . Diyelim ki,  sonradan Üstad’ın eserlerini okudu Salih Mirzabeyoğlu. Kendisi de dünya çapında bir fikir adamı. Diyelim ki böyle bir temas kurdu  ve bu fikir örgüsünü  bunun üzerine bina etti olamaz mı? Kaldı ki sağlığında beraberdiler.

Sağlığında İBDA Külliyatından çıkan eserlerin   bir   kısmını da Üstad gördü, takdir etti. Takdir ettiğine dair  el yazısı var, biz el yazısını biliyoruz  Üstadın.   Birileri uydurmuş olamaz.  Dolayısıyla, bilindiği gibi tarihteki büyük  filozoflardan  Eflatun ile Sokrat  arasında bir münasebet var.

F: Üstad  da onu misal  veriyor;  Biz Sokrat’a nisbetle Eflatun gibiyiz, diyor İBDA Mimarına.

MUZAFFER DOĞAN: Dolayısıyla  günümüzde iyi veya kötü  niyetle bu münasebeti  yok sayanlara baktığımızda,  yine kendimizde aramalıyız eksiği diyorum.  Demek ki biz anlatamamışız bu münasebeti . Bize gayret düşüyor.

BAŞBAKAN ERDOĞAN İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’NÜ OKUDU MU?

F: Salih Mirzabeyoğlu’nun şahsında  Yaşayan Necip Fazıl,  İBDA’nın bünyesinde  Yürüyen Büyük Doğu ; bu bir bedahet.  Türkiyede fikir silsilesi içinde  fevkalade bir kopukluk  mu var ki  bu münasebet anlaşılmıyor.  Yoksa bazı artniyetlilerinde teşebbüsleri var mı?

MUZAFFER DOĞAN: Biliyorsunuz 1923 devrimlerinden sonra  korkunç bir kuraklık baş gösterdi ve bu giderek derinlere işledi.  Türkiye’de ciddi  ve sağlıklı bir fikir ortamından bahsedilemez.  Bir başıbozukluk var. Dolayısıyla  bu başıbozukluk  arasında bir hay huydur gidiyor.  Zaten Türkiye’de ciddi anlamda okuma oranı düşük. İlk öğretiminden Üniversiteye 20  milyondan fazla  öğrencisi var Türkiye’nin. Bu, Bulgaristan ve Yunanistan’ın genel nüfusundan daha fazla. 75 milyondan daha fazla nüfusu olan bir ülke.  1970’de Nevşehir lisesini bitirdim. Ben o yıllarda ciddi kitap okumaya başlamıştım. O günlerde aldığım  kitaplara bakıyorum, dört bin beş bin  kitap basılıyordu, o günün nüfusu  30 bin civarıydı.  Şimdi iki  katından fazla  nüfusa sahip Türkiye ama, şimdi ciddi yayınevleri ciddi kitapları  bin adet basıyor. Demek ki, Türkiye’de  medya ve internet ağı yaygın. Ama ciddi okuma yok. Günübirlik , iki günde hazırlanan çerez kabilinden kitaplar çıkıyor. İşte onlardan da böyle bir ortam doğar.  Tabi Üstadı okuyup anlamak her babayiğidin harcı değil.  Ve bir o kadarda  Salih Mirzabeyoğlu’nun külliyatını . Üstadı seven  belki milyonlarca insan var. Bir çok şehirde  Necip Fazıl kültür evleri var ama, onu hakikatiyle anlayan kaç kişi var.  Acizane ifade etmiş olayım; ilk defa üstadımız adına  kültür evi  açmak  bana nasip oldu. Sonra Türkiye’nin  bir çok ilçesinde…

F: Öncü siz oldunuz yani!

MUZAFFER DOĞAN:  Bir çok kültür evi biliyorum, Üstadın adını  taşıyan  cadde, sokak, mahalle o kadar  çok. Hatta  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘ün  eski Büyük Doğucu olduğu söyleniyor. Öylemidir değil midir ayrı vakıa,  şimdi o konuya girmeyeceğim.  Sayın Başbakan Erdoğan’ın da Büyük Doğucu olduğu söyleniyor. Hatta Üstadın şiirlerini  ezbere okuduğunu ve kendi sesinden kaset doldurduğunu biliyoruz.  İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ve bir çok  bakanın, işte Anayasa Başkanı’nın Büyük Doğucu olduğu  söyleniyor. Bu kadar  Büyük Doğucu   var da  İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü  kaç kişi okudu.  Benim, Tayyip Erdoğan’ın  ciddi anlamda İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü  okuduğundan  şüphem var açıkçası. Bu röportajın çıkacağı Furkan dergisi  kendilerinin eline  ulaşır mı   bilmiyorum. Özellikle sizden istirham  ediyorum. Sayın Başbakan’ın İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü okumuşsa bile  anladığından  şüpheliyim.  Furkan dergisini kendisine  postalayın,  kendisi bizi tanır, bizde onu tanır severiz.  Eğer fırsatı olur da bu röportajı okursa  ne der ne düşünür bilmiyorum ama, ben harbi olarak söylüyorum,  bu olgun ve dolgun yaşında  bu kitabı okuyup anlayacağını  umarak kendisinden tekrar okumasını  istirham ediyorum.  Sayın Cumhurbaşkanının okuduğunu biliyorum çünkü, Büyük Doğu Fikir Kulübü  vardı Kayseride ve İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü  ilk derli toplu hale sokan  Kayseri Fikir Kulübüdür.  Zannediyorum 69 yılında. Ama diyorum ki İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü , Üstad’ı sevenlerin içinde  kaç kişi anlayarak okumuştur.  Sakarya Türküsünü  ezberlemek tamam; yedi-sekiz yaşında  çocuklar çıkıyor televizyona  okuyor papağan gibi;  ezberletilmiş, belli ki  babaları Büyük Doğucu. Fakat  Sakarya’yı anlayabilselerdi İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü  anlamış olurlardı. Bizde, eski Büyük Doğucuların çoğu bugün, burayı tırnak içinde yamanızı istiyorum, aşkla şevkle  Türkiye’yi  Avrupa  Birliğine  sokmak için gecelerini  gündüzlerine katıyorlar.  Bu nasıl bir Büyük Doğuculuk,  nasıl   gerçek Müslümanlıktır.  Dolayısıyla  Türkiye’de fikir ortamımız bu.   İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün açılımını  sağlayan -burayı özellikle böyle yazmanızı istiyorum-  MÜEBBET MAHKUMUMUZ  K.  Salih Mirzabeyoğlu’nun, Üstad’ın eserlerinin  açılımı  sayabileceğimiz kitaplarını  okumamız, okutmamız elzemdir günümüzde. Aydınlar, münevverler bu kitaplara eğilmelidirler.  Türkiye’de kominizmi , marksizmi  bir kurtuluş yolu zannediyorlardı. 90’lı yıllarla beraber  kominizm bitti.  Türkiye’deki eski tüfek koministler ve sosyalistler bile  kominizmden sosyalizmden  bahsetmiyor.  Dünyayı felakete sürükleyen  Amerikan kapitalizmi de bitiyor. Demokrasi ise insanlara hiçbir Doğu  İBDA ile  ortaya konulmuştur.  Birileri hasetliğinden fesatlığından , zihni tembellikten, bir takım insanlarda  Üstad ve Üstad’ın  yoluna, Salih Mirzabeyoğlu ve Salih Mirzabeyoğlu’nun yoluna  düşmanlıklarından  bu kitaplara sırt çeviriyorlar.

NET KONUŞMAK LAZIM ÜRKÜTÜCÜ GELİYOR

F:  Bir kısmına değindiniz ama,  yine de soracağım,  daha da açılsın diye. Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül;  bunlar eski Büyük Doğucular,  belki hala da kendilerini öyle addediyorlar; bilemiyoruz.

MUZAFFER DOĞAN: Hala  Üstad’a olan muhabbetlerini biliyoruz biz kendilerinin.

F: Bir çok kimse gibi   Üstad’ı görmüş  insanlardan biri de sizsiniz. Ve bir çok şeye şahit oldunuz. Aynı noktadan çıkış yapılmış olmasına rağmen sizin bazı insanlar gibi  Salih Mirzabeyoğlu’na bırakın  kıskançlık tavrı  içinde  bakmayı, tam tersi ne kadar hoşnutlukla baktığınızı görüyoruz…

MUZAFFER DOĞAN: Benim nazarımda, net bir şekilde söylüyorum; Salih Mirzabeyoğlu bir kahramandır.  Hakikaten böyle çileli bir insanı  yok saymak da, böyle büyük  bir manaya ihanettir.

F: Tam bu noktada şunu sormak istiyorum.  Salih Mirzabeyoğlu’na, menfi  tavırlar içinde  bakanların asıl duyguları sizce nedir.  Mesela  Başbakan ve Cumhurbaşkanının  Büyük Doğucu olmalarına rağmen, Üstad’ın Salih Mirzabeyoğlu’nu nasıl takdir makamına yükselttiğini bilmiş olmalarına rağmen  hiç dönüp bakmamaları, yokmuş gibi davranmalarının sebebi nedir sizce?

MUZAFFER DOĞAN:  Genel olarak  söylüyorum. Resmi makam işgal edenlerin  bu tavırları arkasında şunun yattığını düşünüyorum; Üstad’ın  ve ona bağlı olarak Salih Mirzabeyoğlu’nun  adının korkutucu  gelmesi… Net konuşmak lazım ürkütücü geliyor.  Ben Salih Mirzabeyoğlu  gibi soylu  bir kafaya çileli bir mütefekkire , haksız yere müebbet  hapse mahkum  edilen birine onların  bigane kalacağını  düşünmek istemiyorum; kalmamalılar.  Fakat işler farklı yürüyor, mesela  birkaç sene önce  Taksim Kültür Evi’nde  Üstad’ın 100.  Anma günü yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı  o zaman Dışişleri Bakanı idi. Başbakan geldi, o zaman  Kültür Bakanı Erkan Mumcu vardı.  Kültür Bakanlığı da çok ciddi  güzel bir kitap çıkarmıştı, bu kitabın tanıtımı oldu. Başbakan,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül  ve Erkan Mumcu Kültür Bakanı olarak konuşma yaptı  ve Üstad’ı anma gününde ister istemez Nazım Hikmet’ten de  bahsedildi.

F: Bunun sebebi nedir?

 M: Sanki  Nazım Hikmet’ten  bahsedilince  Üstad arada  meşrulaşacakmış gibi; böyle bir çekingenlik. Üstad sistemle  40 yıl  kavga etmiş bir adam. Üstad tek kelime ile pazarlıksız Müslüman. Eserlerinde anlatıyor; kendisine  ya Büyük Doğuyu terk et ya da Üniversitede hocalığı, diye bir ihtarname  geliyor Milli Eğitim Bakanlığı imzası ile.  Üstad’da ne diyor biliyorsunuz.  Elli kişilik üniversite anfi’sindense  vatan çapında hocalığa dönüyorum, diyor.  Dünya çapında destanlık bir mücadele bu. Ben Bahçelievler Belediye Başkanı olduğum 92-94 yılları arasında   Bahçelievlerde bir kültür merkezine Üstadımızın adını koyduğumuzda  Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan  aynen şunları dedi. Bu adam eski MHP’li  bu adamın üstüne neden bu kadar düşüyorsun. Sonra kendisi Büyük Şehir Belediye  Başkanı oldu. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Üstad ile ilgili  bir gün düzenledi. Bende davet edildim. Tayyip Bey  ile yan yana  oturduk. Aynen kendisine şöyle dedim;  Tayyip Bey,  Üstad MHP’li idi siz  Büyük Şehir Başkanı olarak  burada gün düzenliyorsunuz, bu çelişkiyi anlayamadım. Aynen şöyle dedi; ya oraları karıştırma. Bu röportajı okursa  hatırlayacaktır.  İki üç dönem Bağcılar  Belediye Başkanlığı yapan  Feyzullah Kıyıklık da  aynısını dedi.  Ya Necip Fazıl  da ne buluyorsun, üstüne niye bu kadar düşüyorsun, dedi bana.  Anlaşılıyor ki bunlar  Üstadı okumamış.  Ben onlara dedim ki, Üstad geçmişte   Milli Selamet Partili olmadı hiç. MHP’nin mitinglerine  çıktı ama hiç MHP’li olmadı. Üstad zaten, ‘Geldi gerçek parti, partiyi batırdı dibe’, diyor.  Üstad gibi bir insan  partilerin dar sınırlarına  sığacak bir insan mıdır , dedim.  Tabii iyi niyetli olanların  bir kısmı da  Üstad’ın  isminden korkuyorlar. Üstad’ı  seviyorum demek yürek ister.  Üstad’ı seviyorum dediğiniz andan itibaren  bir çok kapı size kapanıyor. Millet Vekilliği  kapısı kapanabilir, Belediye Başkanlığı kapısı kapanabilir.  Üstad antidemokrat,  antikemalist  bir adam. Kemalizmle  Türkiye’de ilk ciddi ve tutarlı hesaplaşmanın Üstad’dan başka ekolünü bilmiyorum.  Said-i Nursi’den belki bahsedilebilir  ama o avami planda  ve çok farklı onun mücadelesi. Entelektüel çapta  ve sistem teklif ederek; İslam’ı İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ ile  bir hayat tarzı olarak sunarak…  Doğu değil Büyük Doğu diyerek Batı’nın karşısına   dikiliyor.  İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ  dünyada belki de sistem  teklif eden tek kitap.  Birilerine çok abartılı gelebilir  bu, okuyunca görürler.  Okusunlar bizi çağırsınlar biz kendileriyle tartışalım konuşalım.  Bir grup Üstad’ın  isminin duyulmasıyla  kapıların kapanacağından  korkuyor.  Bir kısım da haset edenler.  Üstad’ın büyüklüğünü hayli bilen  var ama  değişik yerlerden  gıdalanmışlardır, bu gayet tabiidir.  Bağlı oldukları yerler olabilir, bir tarikat büyüğü ki,  tarikat büyüğünün böyle bir şeyi olmaz çünkü tarzı o değil.  Ben  çok haset eden bilirim, burada isimlerine girsem şaşarsınız, gerek yok.  Okuyucunun idrakine bırakıyorum  bu kıyaslamaları.  Bir de düşmanları var.  Ben marksizmin düşmanıyım kemalizmin düşmanıyım ama NUTUK’u on kere okudum. Mustafa Kemal’in  ve kemalizmin düşmanıyım, bunu aynen böyle yazabilirsiniz.  Ama bir kemalistten  daha iyi biliyorum kemalizmi. NUTUK’u  hem  Osmanlıcasından hem  Latinize edilmiş şeklinden okudum.  Bir çok bölümlerinin de çıkarıldığını gördüm.  Şimdi bunu niye söylüyorum,  biz kemalizmi sevmediğimiz ve onu bir dünya  görüşü olarak görmediğimiz halde, bunu tırnak içinde söylüyorum, adeta onların Kur’an’ı olan  bu kitabı bir çok  kemalist okumamıştır.  Ben okudum.  Kemalistler  İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nü  okumamışlardır.  Üstad mealen;  bir fikre ve fikrin öncüsüne  düşman olabilirsiniz ama ben Marks’ı  okudum, Engels’i okudum,  Lenin’i okudum, Batı’da bir çok  felsefecinin  mübdilerini okudum. Ben Batıya karşı   çıkıyorsam onların  önde gelen fikir adamlarını bilmem lazım, diyor.  Fikir haysiyeti bunu gerektiriyor.  Ben de diyorum ki İslam görüşüne , Üstad’a ve onun en iyi yorumcusu  Salih Mirzabeyoğlu’na  karşı çıkanlar,  Üstad’ın ve Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplarını  iyi okumalılar; muhalefet edebilmeleri için.

TESTİNİN İÇİNDE NE VAR?

F: Tam  yeri geldi yine sorayım. Şu an ki hükümetin  bakanlarından  birisi  Furkan dergisi Genel Yayın Yönetmeni  Saadettin Ustaosmanoğlu’na  selam gönderiyor, bir ihtiyaçları var mı, diye soruyor.

MUZAFFER DOĞAN: Sağolsun.

F:  Biz de dedik ki kendilerine;  bizim  hiçbir şeye ihtiyacımız yok.  Fakat şu anda  cezaevinde kendisine  Zihin Kontrolü  tatbik edilen  Büyük Doğu İBDA’nın  mimarı Salih Mirzabeyoğlu  var.  Eğer bir iyilik yapmak istiyorlarsa ellerinden geleni yapsınlar. Hiçbir sonuç doğmadı tabi.  Sormak istediğim şu;  ellerinde mevcut olan  bir takım imkanları  sağcısı, solcusu , milliyetçisi her zaman kullanır. İktidarın böyle bir nimeti var. Bunlar  Üstad’ı açıktan  methedemezler  makam mevki itibarıyla . Salih Mirzabeyoğlu’nu hiç  edemezler, o ayrı bir cesaret işi, fakat ellerinde imkan  var ve hukuki olarak müdahale etme  görevleri de var.  Çünkü bir iddia var. Kendisine zihin kontrolü yapıldığına dair.

MUZAFFER DOĞAN: Zulüm tatbik ediyorlar.

F:  En azından; yahu nedir burada söylenenler diye hukuken de müdahale edebilirler.  Fakat hiçbir şey yapmıyorlar. Bu kavle göre bu insanlar samimi mi değiller   veya kalben düşmanlıkları  uç noktaya gitmiş de  dışarıya mı hissettirmiyorlar.  Niye böyle yapıyorlar  biz anlayamıyoruz tabii ki.  Bunu siz neye yoruyorsunuz?

MUZAFFER DOĞAN:  Görüşüp konuşma imkanımız yok. Samimi olup olmadıklarını  sadece Allah bilir.  Bir testinin içinde ne  varsa dışına o  sızar, diye  bilinen bir gerçek var.  Temin ifade ettiğimiz gibi,  Salih Mirzabeyoğlu’na  bir zulüm tatbik ediliyor.  Bundan ıstırap duyan yüz binler var.  Salih Mirzabeyoğlu sıradan bir insan değil, yüz binlerce bağlısı var.  Şimdilik  ellerinden bir şey gelmiyor. Uzaktan gönülden dua ediliyor.  Sona erdirilmesi gereken bir ıstırap var. Bu da dediğimiz gibi  hükümete  düşer. Adalet Bakanlığına düşer. Salih Mirzabeyoğlu hangi  büyük cürmü işlemiş, bunu kamuoyu bilmeli. Eğer gerçekten suç işlemişse  Salih Mirzabeyoğlu, bu bilinmeli.  Bundan dolayı  bu cezayı hak etti denmeli. Bi gayri hakkın içeride tutuluyor. 28 Şubat sürecindeki mahkemelerin durumu belli.  Derhal  bu zulme son verilmesi lazım.  Türkiye’yi Avrupa Birliğine aşkla şevkle  sokmak için çabalayan  insanlar, hiç olmazsa  Avrupa ülkelerindeki  düşünce özgürlüğüne  bir nazar etmeliler. Bir fikir adamı orada müebbet hapse mahkum edilmiş midir?

F: Mümkün değil.

MUZAFFER DOĞAN:  Dolayısıyla bunun üzerinde  durmalı hükümet. Bu insan Müslüman bir insan, İslami hayat tarzı teklif ediyor. Tehdit değil, teklif ediyor. Salih Mirzabeyoğlu’nu hapiste tuttuklarında Türkiye’nin hangi problemi çözülüyor.  Salih Mirzabeyoğlu’nu salıverseler  Türkiye ne zarar görecek.  Bence Türkiye’nin düşünce dünyasına katkıda  bulunmuş olacaklar. Mesela Sarp Kuray  sol hükümet olsaydı  müebbet hapisle cezalandırılmazdı  gibi geliyor bana.  Veya daha önce cezalandırılmış olsaydı ve sol bir hükümet gelseydi  Sarp Kuray’ı bir yolunu bulup çıkarırlardı. Benim aklıma Nazım Hikmet geliyor. Nazım Hikmet  1950 Demokrat Parti  iktidarından önce Cumhuriyet Halk Partisi tek parti döneminde  bir çok kere cezalandırılmış. Uzun yıllar mahkum edilmiş. Demokrat Partide de o dönemden kalan cezalarını yatarken  o günün yazar çizer takımı  Mehmet Emin Yalman’ında öncülüğüyle  Nazım Hikmet’e özgürlük  diye bir kampanya  başlattılar. Biz çocuktuk tabi ki, sonraki araştırmalarımız bunu gösteriyor.  Daha sonra Cumhurbaşkanı olacakken  dövülüp İsviçre’ye kovulan  Ali Fuat Başgil hoca bile  Nazım Hikmet’in hapisten çıkarılması için imza  verebiliyor.  Aradan 50 yıl geçmiş,  Türkiye daha özgür olması gerekirken, fikrinden dolayı insanlar müebbet mahkum edilebiliyor.  Türkiye’deki fikir namusuna sahip olanların da  artık meydanlara çıkması lazım.  Bu ülkede en çok zulmü Müslümanlar görüyor.  Çıkıp haysiyetli bir şekilde bunun davasını gütmeliyiz.  Salih Mirzabeyoğlu’na özgürlük bayrağını açmalıyız, diyorum ben. Efendice, haysiyetlice, müdellel bir şekilde.  Sadece Müslümanların bu işi yapması gerekmiyor. Fikir haysiyeti taşıyan, hatta İslam’a inanmayan kimselerin de  bu kampanyaya katılması sağlanabilmeli.

F: Biz  Furkan dergisi olarak  Cumhurbaşkanına bir mektup yolladık. Dergimizde de yayınladık. Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan işkencenin  muhtevasına dair meseleyi anlattık. Oradan da hiç ses çıkmadı.  Şimdi, bir  Büyük Doğucu,  yürüyen  Büyük Doğu olarak  kaim kaldığı için,  fikir adamı haysiyetiyle  dik durduğu için cezaevine atılıyor. Dönem arkadaşı  Cumhurbaşkanı oluyor. Burada ellerinden bir şey gelir mi gelmez mi diye sormayacağım çünkü devletin başındalar.  Buna rağmen en ufak değişiklik yok hadisenin muhtevasında.

MUZAFFER DOĞAN:  Korkuyu üzerimizden atmalıyız. Bana göre bir korkudur bu.  Tabulara dokunmalıyız.  Kimse  yirmi birinci  yüz yılda  tabuları sevmeye zorlanamaz. Dümdüz söyleyeyim; Mustafa Kemal’i sevmediği  ve kemalizmi  sevmediği için suçlandırılamaz. Artık Türkiye   Büyük Doğucu bir insanın  Cumhurbaşkanı olduğu  bir  dönem yaşıyor.  Son beş yüz  yılın yetiştirdiği  büyük fikir adamı  Necip Fazıl  Kısakürek’in  ruhunu muazzeb etmek  istemiyorlarsa,  onun takipçisi  Salih Mirzabeyoğlu’nun  kangrenleşmiş bu meselesine el atmaları gerekir.  Kimseden korkmasınlar arkalarında koca bir Türkiye var.  Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamları kalıcı değil, onlar bunu en az bizim kadar iyi bilirler. Sayın Abdullah Gül’ü ve Sayın Erdoğan’ı yakından bilen  biriyim. Ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahini, Başbakan Yardımcısı  Cemil Çiçeği…  M. Ali Şahin’in Gölge Dergisi,  Akıncı Güç dergisi okuduğunu   biliyoruz. Kimliklerini neden saklıyorlar. Ben Belediye Başkanı olduğum sırada, o zaman bu kadar güçlü de değildik. İktidarda başka dünya görüşlerinin mensupları da vardı. Kimseyle durup dururken kavga etme niyetiyle değil , gayet dostça  inandığımızı efendice söylüyorduk.  Kimse de bize bir şey yapmadı. Ben Cumhurbaşkanı olsaydım  ilk işlerimden biri olarak görürdüm bunu.  Bu ülkede Sayın Abdullah Gül’den önce  yedi  seneyi geçmiş bir şekilde  Cumhurbaşkanlığı yaptı Sayın A. Necdet Sezer. Dağda Türk askerine  kurşun sıkan  adamları, bir çok insanları katletmiş kişileri patır  patır affetti değil mi. Kim ne dedi A. Necdet Sezer’e?

AHMET  NECDET SEZER KADAR CESUR OLMAK

F: Yapılabiliyor demek ki. Peki şöyle bir şey olabilir mi. Başbakan iktidar olduk ama muktedir olamadık, dedi.  Bu sebepten yapamıyor olabilirler mi?

MUZAFFER DOĞAN: Kur’anda iktidardan da bahsedilir muktedirlikten de. Allah-u Teala  insanlara hem iktidar veriyor hem  muktedir kılıyor. Öyle bir makama getirmişse  Allah onları, o makam  onları zaten  muktedir olmaya  mecbur ediyor.

F: Peki bu sözü niye söylemiş olabilir?

MUZAFFER DOĞAN: Tevfik Fikret’in  Kelime-i Tevhid  ile başlayan  şiirler yazarken Mehmet Akif ile kavgalarını  hatırlarsınız. Fikrim Tebdil-i Tebaiyyet ediyor, dedi.  Ve ciddi bir değişim geçirdi. Bu insanlara bu gözle mi bakmak lazım.  Bu gözle bakmak insafsızca olur diyorum. Başbakan’ın da, Cumhurbaşkanı’nın da hanımlarının başları kapalı.  Halbuki   başörtülü insanlar üniversitelere giremiyor ama bu iki insan orada oturuyor, bu tezadı nasıl izah edecekler.  Hanımlarının başını örtmesi şahsi  meseleleridir  saygı duyuyoruz, ama koca bir camianın  kangrenleşmiş  meselesine de bir neşter atmalılar. Cesaret gerekiyor. İktidar sahiplerinin muktedir olmasını bekliyoruz.

F: A. Necdet Sezer kadar cesur olsunlar diyorsunuz.

MUZAFFER DOĞAN: Ondan daha cesur  olmaları gerekiyor.  Üç yüze yakın  mahkumu  yetkisini kullanarak bıraktı.  Hatta biz Sarp Kuray’ı  da çıkartmalarını istiyoruz.  Ona da zulmediliyor. Hatta Cemalettin Kaplan’ın oğlu  Metin Kaplan’a da  aynı şekilde muamele ediliyor.

F:  O zaman şöyle noktalayalım. Cumhurbaşkanı , Başbakan ve Bakanlar bu  meseleyi bir kez daha düşünmeliler.

MUZAFFER DOĞAN:  Temin iktidar ve muktedir olmaktan bahsettiniz ya.  Bunlar eğer bunu başaramazlarsa, ‘mahkeme kadıya mülk değil’ diye meşhur bir söz var  biliyorsunuz.  Bir nesil geliyor, zaman akıp gidiyor. İktidar kimseye baki değil.  Üstad;

“Surda bir  gedik açtık mukaddes mi mukaddes,

Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es”

diyordu, ta 1940’lı yılların başında. Şimdi bir çok gedik açıldı. O gediklerden birileri girdi Cumhurbaşkanı oldu Başbakan oldu, Bakan oldu. Ülkenin yönetimini ele geçirdiler. O koltuklarda oturmak  marifet değil. Üstad Türkiye’yi  yüzlerce  kere taradı Beklenen ve Özlenen Nesil diye  konferanslar verdi, geceli gündüzlü. İki üç saat uyuduğunu Sayın Abdullah Gül iyi bilir.  Çok yakınındaydı,  çayını taşıdığını biz biliyoruz. Cumhurbaşkanı olacağı sıralarda  Üstad’ın çaycısı diye karikatür çizildi. Aleyhte bazı yazarlar bunu dile getirdiler. Üstad gibi bir insanın tırnak içinde,  çaycısı olmak  bir şereftir. Ben de keşke öyle bir şerefe nail olabilseydim. Abdullah Gül kadar değil ama,  Üstad’ın yanında ben de bulundum, ona hürmet ve hizmet etmeye çalıştım. Ama şunu biliyorum;  Üstad’ı hiç görmemişte olabiliriz. Görmek ayrı bir nimettir ama,  görememekte neticede takdir. Şunu biliyoruz ki;  Üstad özlenen neslin bir takım vasıflarından bahsederdi.  Mesela Büyük Zuhur diye bir yazı, Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkardığı  Akıncı Güç dergisinde iktibas edildi.  Bu yazı şöyle bitiyor. Vasıflarını saydığı gençler için diyor ki; GELİYORLAR… Evet o nesil geliyor. Eğer Abdullah Gül’den  beklediğimizi göremezsek. Üst derecedeki Bakanlardan beklediğini  göremezse bu millet… Yarın bu milletin içinden herhalde  CHP değil şimdiki iktidardan daha muktedir iktidar sahibi kişiler gelir. Geleceğini umut ediyoruz.  Onların vasıflarını şöyle çiziyordu Üstad; gözleri kara,  alınları fikir çizgili,  kalpleri ceylan, iradeleri çelik,  imanları volkan,  irfanları tarla, idrakleri bıçak, edaları şiir, diyalektikleri ipekten örgü; geliyorlar… Geleceğiz geliyoruz. Biz geliriz bizden sonrakiler gelir. Resulüllah  çıktı, Mekkeli müşrikler  olmadık zulümlere  başvurdular, o büyük akımı durduramadılar. Hazret-i Ömer Efendimiz geldi, Hazret-i Ebu Bekir’den sonra. Hazret-i Ali efendimiz, Hazret-i  Osman efendimiz, Ebu Zerr Gıfari Hazretleri; o sahabi ordusu geldi. Sonra İslam dalga dalga tüm dünyayı sardı.  Emevi,  Abbasi, Selçuklu,  Osmanlı vs. Yeni bir büyük zuhur gelecek; inanıyoruz.  İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün bir yerinde tamda bu konu ile alakalı bir kısım size nakletmek istiyorum. Ümitsizliğimiz diye bir yazı… İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün sonlarına doğru iki yazı var peş peşe. Biri  Ümidimiz  sonrada Ümitsizliğimiz.  Bildiğiniz gibi  Müslüman tavrı  beyn-el havf ve reca, korku ile ümit arasında olmak. İşte Üstad bu iki yazıda buna temas ediyor ve bir yerinde diyor ki; Müslüman   ruhunun son haddiyle ümitsiz ve ümitliyiz.  Her şeye rağmen  tepesinde yapayalnız  kaldığımız dağdan  memlekete baktıkça ümitsiz,  başımızı  dipsiz maviliklere çevirip  ilahi hikmetlere göz attıkça da ümitli. Ümidimizi de böylece  bildiriyoruz, diyor Üstad.  Demek ki memleket manzarasına bakıldığında  bir zamanlar Büyük Doğu’dan gıdalandıklarını bildiğimiz  insanların ataletine  baktıkça biraz ümitsizliğe  kapılıyor olsak da  ümitliyiz. Kelimenin tam manasıyla  ümitliyiz.  Rabbimize sığınıyoruz ve Rabbim  o güzel günleri bize gösterecek. Şimdi.. ümidimiz ve ümitsizliğimiz deyince,  Üstad’ın Çerçeveler’de bir  Yol yazısı vardır… Çok eskiden, 1940’larda yazılmış bir yazı.  Onun bir yerinde Üstad diyor ki; “Yirminci asrın yol ortasında insanoğlu… (Biz yirmi birinci yüz yıldayız  dikkat ederseniz)batılla batıl arasında  kaç nokta varsa  hepsine birden bilet kesen, hepsine birden tren kaldıran  cehennemi bir yol şebekesinin  merkez istasyonundadır.  Belki de yalnız Hakk’a giden hattır ki, işlememekte, üzerinde yorgun öküz arabaları dinlenmekte” Şimdi yirmi birinci  yüzyılın  2009 yılının  Nisan ayının yirminci günündeyiz. Şimdi de dünyayı böyle farz edebiliriz.  Yani, batılla batıl arası  kaç nokta varsa hepsine birden bilet kesen, hepsine birden tren kaldıran , cehennemi bir yol şebekesinin  merkez istasyonundayız.  Belki de yalnız Hakk’a giden hattır ki, işlememekte, üzerinde  yorgun öküz arabaları  dinlenmekte. Bu öküz arabaları  ne zaman hattan kalkacak da bu yorgunluğu  bu ataleti üzerimizden atacağız.  Ne zaman küheylan olacağız. Ne zaman  o büyük zuhur  yazısındaki gibi;  imanları volkan, irfanları  tarla diye ifade ettiği  noktaya geleceğiz. İşte o zaman bu düğüm çözülecek!

F: Birilerine duyurulur diyorsunuz.

MUZAFFER DOĞAN. Birilerine ithaf olunur.

F: Teşekkür ederiz.

 

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 146 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam