Saturday
Feb 11th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Washington Post'da Furkan!

e-Posta Yazdır

  

  AB'NİN DİRENİŞİ ARTARKEN, BATI MENŞELİ TİCARÎ TEŞEBBÜSLER TÜRKİYE'Yİ KUCAKLIYOR

Molly Moore
Washington Post Dış Haberler Servisi
Salı, 12 Aralık 2006


 İngilizceden Tercüme: Hayreddin Soykan



İSTANBUL – İstanbul Levent’teki Kanyon Alışveriş Merkezi’nin Kanadalı Müdürü Markus Lehto’nun Türkiyesi, son moda dar blucin satan mağazalarla “marka” el çantası satan butikleri havada uzanan köprülerle birbirine bağlayan futuristik bir alışveriş kompleksi. Dünyanın bir köşesinden öteki köşesine gidip gelen jet sosyetenin geçici olarak konaklaması için dizayn edilmiş bir rezidansın 2 milyon dolara ulaşabileceği bir Türkiye.
Avrupa’daki hükümetler ve birlik vatandaşları arasında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım başvurusuna olan muhalefet artarken, Batılı ticarî teşebbüsler –Starbucks’tan Harvey Nichols’a ve Louis Vuitton’a- yeni kredi kartlarıyla silahlanmış iştahlı bir milleti kucaklıyor.

Şehir insanının en savurgan kesiminin toplandığı Kanyon Alışveriş Merkezi’nin 33 yaşındaki Kanadalı müdürü Lehto’ya göre, “Türkiye iki farklı dünya arasında kapana kısılmış bir ülke” ve “Eski İstanbul’un modern İstanbul’la hiçbir alâkası yok”.
Bir zamanlar Konstantinopol olarak bilinen şehrin tepeleri boyunca, muntazam iş merkezleri, yeni yapılan camilerin ince minareleri kadar hızla yükseliyor ki, Batı kapitalizmiyle İslamî hassasiyetlerin aynı biçimde ilerleme kaydettiği bir ülke burası.
Kalabalık Taksim Meydanı’nda, mini etekleri ve kış taytlarıyla genç kızlar, başlarını örtmüş ve ayak bileklerini geçen pardesülere bürünmüş kadınlarla aynı kaldırımı paylaşıyor. Boğaziçi’nin Avrupa yakasında hıncahınç dolu gece kulüplerinin bangır bangır çaldığı müzik, dinî duyarlılık bakımından muhafazakâr kesimlerin yaşadığı ve dahilinde alkol satışının yasaklandığı Anadolu yakasına ulaşıyor.
Avrupa’nın Müslüman dünyayla olan bağlarının düşüşte olduğu bir demde, Batılı hükümetler, uzun bir zaman Batı’nın laik demokrasileriyle Doğu’nun İslam toplumları arasında siyasî bir köprü olarak mütalaa edilmiş bir ülkeden gittikçe artan şiddette uzaklaşıyor.
Pazartesi günü Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Kıbrıs Rum Kesimi’ne liman ve havaalanlarını açmayan Türkiye’ye nasıl bir cevap verileceğiyle ilgili olarak bir uzlaşmaya vardılar. AB, Türkiye’nin bir iyiniyet göstergesi olarak bu adımı atmasını talep etmekteydi.
Bakanlar, katılması hâlinde Birliğin ilk Müslüman ülkesi olacak Türkiye’nin gayretleri üzerindeki müzakereleri bitirmemeye ancak yavaşlatmaya razı oldular. Tamamlanması için bir on yıl daha geçmesi gerekecek esnek bir süreç sözkonusu olduğundan, müzakerelerin toplam 35 anabaşlıktan 8’i üzerinde ertelenmesi tarzında Pazartesi günü alınan karar, aslında nispeten yumuşak bir azarlama olarak da addedilebilir. Yine de, Türkiye’nin, Birliğe asla üye olamayacağına inanan Avrupalı ve Türklerin sayısı hızla artmakta.
Türkiye, geçtiğimiz günlerde, Güney Kıbrıs’a dönük hava ve deniz trafiğine bir liman, bir de havaalanını açabileceğinin işaretini verdi. Ada, Kıbrıslı Rumların Yunanistan destekli bir darbe teşebbüsünde bulunmaları sonrasında 1974’de Türk askerlerince işgal edilmişti ve o zamandan bu yana ikiye bölünmüş durumda. Kıbrıs, Kıbrıs Rum Hükümeti tarafından temsil edilecek şekilde 2004 yılında AB’ye kabul edildi. AB Dışişleri Bakanları, Pazartesi günkü toplantıda Kıbrıs Türk Kesimi üzerindeki ekonomik tecridin kaldırılması hususunda bir görüş birliğine de vardı, ancak, müşahhas herhangi bir eylemi gelecek seneye ertelediler.
İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Ángel Moratinos, Pazartesi günü kapalı kapılar ardında yapılan toplantıdan sonraki

açıklamasında, “Bir taraftan da bu ikili mesajı göndermek önemliydi, bir tren kazası olmayacak,” dedi ve ekledi: “Ancak, bir yavaşlama olacak”.
NATO askerî ittifakı içindeki tek Müslüman ülke olan Türkiye’yle Avrupa toplumları arasındaki çatlak, her iki tarafın da benzer şekilde kendi millî kimliklerini fırtınalı bir sosyal ve kültürel değişim ortasında tanımlama mücadelesi vermesi ve bu yüzden kendi içlerinde de zaten bölünmüş oldukları bir zamanda ortaya çıktı.
Fransa gibi, Türkiye’nin AB’ye girişine en çok karşı çıkan Avrupalı hükümetlerin bazıları, kendi ülkelerinde gün geçtikçe artan ve kendileri için huzursuzluk kaynağı olan Müslüman nüfusla başa çıkmaya çalışıyor. Aynı şekilde Türkiye de, hâkim nüfusu daha bir dindarlaşırken, ateşli bir laik devlet olarak kalma mücadelesi veriyor.
Türkiye’nin üyelik teşebbüsünü torpilleyip batırmaya bakan Avrupalı bürokratların sayısı çok da fazla değil aslında. Çoğu, Müslüman dünyayla laik Avrupa arasında yapılacak bir barışta Türkiye’nin hayatî bir rol oynayabileceğine inanıyor.
Analist ve diplomatlara göre, muhalefet, daha ziyade, şüpheli seçmenlerin taleplerine cevap veren kırılgan siyasî liderlerden geliyor. Avrupa Birliği vatandaşları, AB’nin en yüksek nüfuslu üyesi olabilecek Müslüman bir ülkenin katılımı akabinde yeni bir Müslüman göçmen akınının başlamasından korku duyuyor çünkü.
“Eğer Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları arasında bir anket yaparsanız, hepsi Türkiye’yi AB içinde istediklerini söyleyecektir, ama şayet bu kamuoyu yoklamasını halk arasında yaparsanız, tümü onları atın diyecektir,” şeklinde konuşuyor Avrupa’da görevli Amerikalı bir diplomat.
Geçen hafta, Başkan Bush’un, Ortadoğu’daki krizi yatıştırmak üzere Irak Çalışma Grubu’nun İran ve Suriye’yle görüşmelere başlanması yönündeki teklifini reddettiği aynı gün, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Tahran ve Şam’la yaptığı görüşmelerden henüz dönmüş ve Şam’a iade-i ziyarette bulunmak üzere uçağa binmeye hazırlanıyordu.
Önde gelen siyasi analistlerden Mehmet Ali Birand, “Bu bir şov değil, bizim de başka alternatiflerimiz var,” diyor ve

ekliyor: “(Erdoğan) Avrupa’nın huysuzluğuna maruz kaldıkça, her zamankinden daha fazla Ortadoğu’ya yoğunlaşıyor. Irak’tan, İran’dan dolayı korkuları var ve bu meseleler üzerinde harekete geçiyor”.
Birand ve diğerleri, Türkiye’nin üyelik teşebbüsünün Avrupa tarafından reddedilmesinin, ülkede daha derin İslamî hassasiyetlere yol verecek bir süreci hızlandıracağından korkmaktalar. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından geçtiğimiz yaz yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, görüşüne başvurulan Türklerin yüzde 46.5’i kendilerini “oldukça dindar” olarak tanımladı ki, bu oran 1999’da yüzde 25’ti.
Fakat aynı araştırma, başını örten kadınların oranının yüzde 53’ten yüzde 43’e düştüğünü gösterdi ve ülkede İslamî bir düzen isteyen Türklerin oranı da yüzde 21’den yüzde 9’a geriledi.
Geçen ay, beş kez başbakanlık yapmış Bülent Ecevit’in cenazesinde yürüyen onbinlerce kişi, “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırmaktaydılar ve muhalefetteki siyasi liderlerin demesine göre, bu slogan Erdoğan’ı ve onun iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ni hedeflemekteydi. AK Parti, büyük ölçüde başarısız kalmış da olsa, kadınların üniversitelerde ve kamudaki meslek alanlarında başörtüsü takmasını yasaklayan kanun dahil, ülkenin ziyadesiyle laik yasalarının bazılarını kaldırmaya teşebbüs etmişti.
İstanbul’da taksi şöförlüğü yapan ve verdiği kılavuzluk hizmetlerine yabancı turistleri cezbetmek üzere bir de internet sitesi bulunan İhsan Aknur, Avrupa’nın Türk toplumundaki paradoksları iyi anlaması gerektiğini söylüyor. Şehrin tıkanmış bir caddesi boyunca trafikte seyrederken, şöyle konuşuyor Aknur: “Ekonomi iyi gittiği müddetçe Türkler yüzlerini Batı’ya çeviriyor, fakat, şayet ekonomi kötüleşmeye başlarsa, hemen ibadete dönüp, daha dindar oluyorlar”.
Türkler, Avrupa'da yükselen Türkiye karşıtı havaya gittikçe artan bir şiddette kızgınlık duyuyor. Buysa, Avrupa Birliği

üyeliğine karşı olan dinî çevrelerin liderlerini güçlendiren bir nitelik belirtmekte.
"Batı hiç de samimi değil; Türkiye, Batı tarafından kullanılıyor," diyor İslamî bir dergi olan Yeni Furkan'ın editörü Saadettin Ustaosmanoğlu. "Türkiye Doğu ile Batı arasında bir köprü olduğu için, Batılının kafa yapısı nazarında, Batı'nın Doğu'ya karşı işlediği cürümlerin hesabını verme saati gelip çattığında, suları durultabilecek önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorlar Türkiye'nin."

 

Üstad Diyor ki:

Üstad Necip Fazıl Rahmetullahi Aleyh buyuruyor: Namaz kılanlar, kendileri de işin içinde, namazın sathında kalanlara acısın. Kılmayanlar da, o satha bile tutunamadan derinliklere girmek palavrasından haya etsin!..
O ve Ben sf/168 -
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)Arabic(السعودية)

Kullanıcı Girişi

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Registration
    *
    *
    *
    *
    *
    Fields marked with an asterisk (*) are required.
  • Site İçi Arama

  • Search
  • Kimler Sitede

    Şuanda 182 konuk çevrimiçi

    Furkan Dergisi -Arşiv-

    Esatir ve Mitoloji
    Salih Mirzabeyoğlu'nun 56. Eseri Esatir ve Mitoloji "Güneş ve Ay"
    Reklam
    Furkan
    Furkan Dergisi Forum hizmete girmiştir.. http://www.forum.yenifurkan.com
    Reklam